Liberaller tarihi ve politikayı, karanlığın ve mutlakçılığın güçlerinin, yükselen özgürlük ve aydınlanma ile yer değiştirdiği aşamalı bir süreç olarak, iyimser bir biçimde görmeye eğilimlidir. Bu görüş, hem sol görüşler hem de din konusunda coşkulu olanlar tarafından naif olarak görülmektedir. Meselenin aslı ne olursa olsun, özgürlüğün, eşitliğin ve kardeşliğin sivil toplumun sloganları olarak görüldüğü zamanların insanlık tarihinde oldukça kısa olduğu sonucu çıkarılabilir, belki bu slogana dayanan toplumların çok uzun süre devam edememesi bunun sebebi olabilir. İbn Haldun’un deyişiyle, toplumun dayandığı sosyal dayanışma veya asabiyyet (kavimcilik), diğer politik veya dini ilkeler liberal topluma meydan okuduğunda insanları bir arada tutmak için yeterli somut bir şey bulamaz. Alain Minc tarafından keşfedilen bir terimi kullanırsak, yeni Orta Çağda yaşamakta olabiliriz. Bu çağda, liberal kurumların kendi güçlerinin bir çöküşü söz konusu olana kadar, toplumun az gelişmiş kısımlarında yaşayan liberal olmayan etkili güçlerin aşamalı olarak daha merkezi olacağı bir çağdır (bu İslami Felsefe adlı kitabımın girişinde tartışılmıştır). Bu hoş olmayan ihtimallerden hangisi doğru olursa olsun, özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganının, karmaşıklığı sebebiyle, özünde tehlikeli olduğu kabul edilmelidir. Bir cevap veya çözüm sunmamaktadır, daha ziyade sorular ortaya atmakta ve kendileri de çözüm gerektiren yeni problemlerin bir parçası olan geçici ve iğreti çözümler sunmaktadır. Ayrıca, söylenmesi gerekir ki, uzlaşmaya dayanan düşünce sistemlerinde çok az romantizm vardır. Bu, iki tip aşığın kontrastına benzer: biri ısrarcı ve kendinden emin, küstah ve cüretkârken, diğeri tereddütlüdür ve ne yaptığını ve ne anlama geldiğini sürekli sorgular. Hangisinin daha başarılı olmaya yatkın olduğunu tahmin etmenin bir mükafatı olmaz ama eğer hangisinin daha başarılı olmayı hak ettiğini sormak tamamen farklı bir meseledir.
Yine din
Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ve din arasındaki kontrast burada çok önemlidir. Bu kontrast, Isaiah Berlin tarafından belirtildiği gibi, pozitif ve negatif özgürlük arasında var olana benzerdir. Sonraki eyleme müdahaleyi önlemeye dayanmaktadır ve ağırlıklı olarak savunmacıdır, tedbirlidir ve kamu refahı ile ilgili diğer anlayışlar tarafından dengelenmesi gerekir. Pozitif özgürlük heyecan verici olmaktan ötedir:
‘Özgürlük’ kelimesinin ‘pozitif ’ anlamı, bireyin kendi patronu olmasına yönelik istekten ortaya çıkmıştır. Kendi hayatımın ve kararlarımın bana dayanmasını isterim, herhangi bir türdeki dış güçlere değil. Kendi kendimin enstrümanı olmak isterim, diğer insanların değil; yapan, karar veren olmak isterim, adıma karar verilen değil, kendini yöneten…, kendi hedeflerini ve politikalarını koyan ve gerçekleştiren olmak isterim.
Berlin bu özgürlük kavramını, insanların bu olumlu yolla gerçekten özgür olması için dramatik politikaların kanunlaştırılması gerektiği otoriter bir politik doktrinle kolaylıkla tanımlanabilir olarak yorumlamaktadır.
Dinin buraya da ne kadar düzgünce oturtulabileceğini görmek zor değildir. İnsanlar bir kez doğruyu, mutlak doğruyu bildiklerinde, onu mutlak suretle takip etmeye başkalarını mecbur kılmak kolay bir adım olmaktadır ve aslında böyle yapmamak insafsızca olur gibidir. Bu düşünce, Chamfort o ünlü lafını söylediğinde, “Sois mon frère ou je te tue” (kardeşim ol yoksa seni öldürürüm) dediğinde, Fransız Devriminde de yer almıştı, kardeşlik adına normalde taahhüt edilenden çok daha kuvvetli bir çağrı!
Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik, bir talepler üçlüsünü ve uzlaşmayı, tartışmayı ve politikacıların ve elbette pazarlıkçıların çok sevdiği cinste bir partiler arası pazarlığı kaçınılmaz olarak içeren muhalif amaçları temsil eder. Özünde küçültücü ve parça parçadır, amaçları sadece daha iyi bir hayat biçimidir ve yöntemi, (şu an için) en doyurucu sonuca ulaşana kadar paylaşımın çeşitli biçimlerini denemektir. Bunu, dindar düşünürlerin daha dramatik ve vahiysel motifleriyle ve onların seküler müttefikleriyle karşılaştırın veya üçlünün sadece bir parçasına diğerlerini harcama pahasına önem verenlerle mukayese edin, dolayısıyla duruma açıklık getirmek üzere düşünmek ve sallantılı durumları çözmek, bu üçlünün farklı parçaları arasında anlaşmaları yapılandırdı. Bu çeşitli ve değişken amaçları ve hedefleri takip etmek düzensiz ve geçicidir ve yinede özdeksel anlamda daha radikal ve totaliter alternatiflerinden çok daha verimlidir. Sadece özdeksel anlamda mı? Bu, modern liberal düşünürlerin düşünce yollarıyla birlikte ilerleyecek bir ideolojiyi yapılandırma ve bu ideolojiyi daha heyecanlı ve çekici görünmesini sağlayacak çalışmayı oluşturma mücadelesidir. Vichy Fransa’daki Pétain rejimi sırasında yeni slogan olan çalışmak, aile ve anavatan duygusal olarak çok daha anlamlıdır ve elbette çok sınırlı bir tutumla da olsa, entelektüel olarak doyurucu bir yolla bütün bu üçünü birlikte tutmuştur. Yeni mağlup olmuş Fransızlar, bu kısıtlamaları ve devletin daha organik ve birleşik değerler sistemini yaşadılar mı? Bazıları kesinlikle yaşamıştır ve özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği esirgeyen Fransız Cumhuriyetinin kalıntılarını harap etmeye hevesle girişmiştir. Yine de bu üçlü kırılgan, sevilmeyen ve tutarsız olsa da, çoğunlukla Batı medeniyetinde düşmanlarının takdir edeceğinden daha çok güçlü kökleri var görünür. Bu durumun gelecekte devam edip etmeyeceği bekleyip görmemiz gereken bir şey.
KAYNAK : Birinci Uluslararası Felsefe Kongresi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder