Spinoza - Siyaset İncelemesi

Bu incelemede, mutlak yönetim düzeninin varolduğu bir toplum, ya da en iyilerin iktidarda bulunduğu bir toplum, tiranlığa sürüklenmemek için, ve barışla yurttaş özgürlüğünün bozulmadan kalması için nasıl örgütlenmelidir sorunu ele alınmıştır.

BİRİNCİ BÖLÜM

I. — Filozoflar, içimizde çarpışan duyguları, insanların yanlışlarından ötürü düştüğü kötülükler sayarlar, bu yüzden de, duyguları hafife almak, aşağı görmek, kınamak, ya da daha ahlaklı gözükmek gerektiğinde, yadsımak alışkanlığındadırlar. Böyle yaptılar mı, sanki Tanrı gibi davranmış olurlar ve bilgeliğin doruğuna çıkarlar; bu durumda, dünyanın hiçbir yerinde varolmayan apayrı bir insana övgüler düzmektedirler ve gerçekten varolan insanı da sözleriyle bozarlar. Gerçekte, insanları oldukları gibi görmezler de olmasını istedikleri gibi görürler: bu yüzden çoğu, ahlak yerine yergi yazar, ve çoğunun siyaset alanında uygulamaya konulabilecek hiçbir görüşü yoktur, siyaset onlar için bir hayalden başka bir şey değildir, ve siyaset ütopya ülkesiyle, AltınÇağla, yani hiçbir kurumun gerekli olmadığı bir dönemle ilgili bir şeydir. Demek ki, uygulanabilir olan tüm bilimler arasında kuramın uygulamadan en çok uzaklaştığı bilim siyasettir, ve devleti yönetmek konusunda, kuramcılardan, yani filozoflardan daha uyarsız kişiler kolay kolay düşünülemez.

II. — Buna karşılık siyasetçiler, insanları en iyi biçimde yönetmekle değil, daha çok onları oyuna getirmekle uğraşan kişiler olarak bilinirler, ve genellikle, bilge kişiler olarak değil de usta kişiler olarak görülürler. Gerçekte, deneyin onlara öğrettiğine bakılırsa, insan durdukça kötülükler de duracaktır; demek ki siyasetçiler, insandaki kötülüğün gereğini yapmakla yükümlüdürler, ve bunu, etkinliği uzun bir deneyle saptanmış, ve aklın yönettiği insanların değil de, korkunun yönettiği insanların kullanma alışkanlığında olduğu gereçlerle gerçekleştirirler; bu konuda, dine, özellikle de dinbilimcilere ters düşen bir biçimde davranırlar: gerçekte, dinbilimcilere göre yüce yönetici, kamu işlerini, bireyin de uymak zorunda olduğu ahlaki kurallara uygun olarak yapmalıydı. Bununla birlikte siyasetçiler, yazdıkları siyasi yazılarda, filozofların yazılarındakilerden daha doğru görüşler ortaya koyarlar: gerçekte siyasetçiler, daha büyük deneylere sahip oldukları için, uygulanamaz olan hiçbir şey söylemezler.

III. — Deney dünyasının, aklın tasarlayabildiği ve insanların barış içinde yaşadıkları tüm site biçimlerinin varlığını gösterdiğine, ve aynı zamanda, çoğunluğu yönetmek, yani çoğunluğu belli sınırlarda tutmak için gerekli olan gereçleri ortaya koyduğuna içtenlikle inanıyorum. Öyle ki, düşünceden giderek, şimdiye kadar denenmemiş, gene de, deneye ya da uygulamaya sokulabilecek bir yönetim saptanabileceğine inanmıyorum. Gerçekte insanlar öyle yaratılmışlardır ki, ortak bir yasa olmadan yaşayamazlar. Oysa, ortak kurallar ve kamu işleri, kurumlar kurmuş ve bunları incelemiş olan, ileri kavrayışlı, usta ve kurnaz düşünce adamlarının inceleme  konusudur. Bir toplumda uygulanabilen ve herhangi bir örneğine raslanmamış bir yönetim biçimi, kamu işleriyle ilgilenen ve kendi güvencelerini kollayan insanların gözüne çarpmamış bir yönetim biçimi düşünmek olacak iş değildir.

IV. — Siyasetle ilgilenirken ortaya yeni ya da bilinmedik bir şey koymak istemedim, ama yalnızca, kesin ve yadsınamaz nedenlerden giderek, uygulamayla en iyi uyuşan şeyi saptamak istedim. Başka bir deyişle, uygulamayla en iyi uyuşan şeyi insan doğasının incelenmesinden çıkarmak istedim, ve bu incelemeye, matematik araştırmalarında sürdürülen düşünce özgürlüğünü katmak için, insan davranışlarını aşağılamamaya, bu davranışlara üzülmemeye, onları yadsımamaya, ama onlar üzerine gerçek bir bilgi edinmeye büyük özen gösterdim: ayrıca, aşk, kin, öfke, arzu, üstünlük, acıma gibi insani duyguları ve ruhun öbür devinimlerini, kötülükler olarak değil, insan doğasının özellikleri olarak, insana bağlanan varoluş biçimleri olarak ele aldım; sıcak ve soğuğun, fırtına, şimşek ve tüm gökyüzü olaylarının havanın doğasına bağlanmaları gibi. Biz bu hava bozukluklarını ne kadar istemesek de, bunlar, belirli nedenlere dayanan zorunlu şeylerdir; biz bu nedenlerden giderek doğayı tanımaya çalışırız, şeylerin sağladığı bilgi nasıl bize haz veriyorsa, ruh da bu şeylerin doğru bilgisine ulaştığında haz duymaktadır.

V. — Kesin olan ve benim de Ethica'da belirttiğim bir şey var: insanlar, zorunlu olarak duygulara boyun eğerler, öyle yaratılmışlardır ki, mutsuzlara acırlar, mutlulara özenirler; acımadan çok öç almaya yatkındırlar; ayrıca herkes, başkalarının kendi yaradılışına uygun olarak yaşamasını, kendisinin benimsediği şeyi benimsemesini, ve kendisinin yadsıdığı şeyi yadsımasını ister. Herkesin birinci adam olmak istemesi, insanlar arasında çatışmaların çıkması ve insanların birbirini ezmeye çalışması ve birini yenen adamın yenişine değil de yendiği adamdan yararlanmaya önem verişi buradan gelir. Ve kuşkusuz herkes, dinin öğrettiklerine uyarak, komşusunu kendisi gibi sevmek, yani başkasının hakkını kendisininmiş gibi korumak zorunda olduğuna inanmıştır; ama, bu inancın duygular üzerinde çok az etkisi bulunduğunu gösterdik. İnsan ölümün eşiğine geldiği zaman, yani hastalık tutkuları yendiği ve insan kalakaldığı zaman, ya da kişiler tapınaklarda çıkarlarını savunamaz oldukları zaman, bu inanç doğruya üstün gelir; ama bu inanç, en çok gerekli olduğu yerlerde, mahkemelerde ya da sarayda etkisiz kalır. Ayrıca, aklın duyguları kaplayabileceğini ve yönetebileceğini gösterdik, ama aklın öğrettiği yolun çok güç olduğunu da gördük; buna göre, çoğunluğu ya da kamu işleriyle uğraşan insanları, aklın kurallarına göre davranmaya yöneltmenin olasılığına inananlar, şairlerin altın çağını düşlemektedirler, yani hayale kapılmaktadırlar.

VI. — Esenliği birkaç kişinin dürüstlüğüne bağlı kalan ve işlerinin iyi yönetilmesi yönetenlerin adaletli davranmasını gerektiren bir devlet kalıcı değildir. Devletin varlığını sürdürebilmesi için şeyleri öyle düzenlemek gerekir ki, devleti yönetenler, akla uygun davransalar da bir duygunun etkisinde kalsalar da, adaletsiz bir biçimde ya da kamu çıkarına aykırı bir biçimde davranamamalılar. Ve insanların işleri iyi yönetmek için ne gibi bir iç etkiye sahip oldukları konusu, devletin güvenliği açısından pek önemli değildir, yeter ki sonunda onlar iyi yönetsinler: ruhun özgürlüğü, yani yüreklilik, özel bir erdemdir ve devlet için zorunlu erdem güvenliktir.

VII. — Barbar olsun kültürlü olsun, sonunda tüm insanlar, her yerde töreler koymuş ve toplum durumu kazanmış olduklarına göre, halk iktidarlarının nedenlerini ve doğal temellerini aklın öğrettiklerinden değil, insanların ortak doğasından, yani gerekliliklerinden çıkarmak gerekir; bunu sonraki bölümde ele alacağım.

Spinoza - Siyaset İncelemesi (İKİNCİ BÖLÜM)

Buddha - Dhammapada - Gerçeğin Yolu

 Budizm konusunda yazılmış ve yayınlanmış çok kitap var; ama bu büyük inanç ve aydınlanma düzencesinin başlangıç kitabı Dhammapada, doğrudan doğruya bu sistemi kuran Gautama Buddha'nın sözleridir.

Dhammapada:Pali dilinde "Dhamma (Sanskritçe:  Dharma)":Gerçek, Hakikat, Doğru, Doğruyol, Yol,Tutulan Yol, Yöntem, Öğreti, Yön, Gidilen Yön, Mezhep, bir anlamda "herşey";  + "Pada: sözcükler" ; Budacı Temel  Kutsal Metinlerin en eskisi ve en ünlüsü. Başka metinlerde de buradan alıntılar yapılır. Yirmialtı bölümde toplanmış, 423 deyişten / sözden / beyitten / kıtadan oluşur. Prakrit, Sanskrit ve Çince'den başka dillerde de çok sayıda çevirileri vardır. Kitap hem Theravada (Yaşlılar Yolu)* hem de Mahayana (Büyük Taşıyıcı)* geleneğine bağlı olan bütün Budacı / Budist ülkelerde yaygındır. Yüzyıllar boyu Rahip olmak isteyen öğrencilerin ders kitabı olarak kullanılmıştır. Keşişler bu kitabı ezberlerler.

Sanskritçe "Siddharta Gautama", Pali dilinde "Siddhatta Gotama", İsa'dan Önce 563 - 483 yılları arasında, bugünkü Nepal ile Hindistan arasında bulunan, Sakya (Kosala)  ğı'nın başındaki Kral Suddhodana ile Kraliçe Mahayama'nın oğludur. Doğumunun yedinci gününde annesi ölen Gautama'yı teyzesi büyüttü. Gautama onaltı yaşına gelince, yine onaltı yaşında olan kardeş çocuğu kızla evlendi; bir oğlu oldu.

Yirmidokuz yaşına gelince, sarı giysili ve başı tıraşlı bir keşişi görüp etkilendi. "Gerçeği"   ve "hastalık ölüm yaşlılık gibi kaçınılmaz acılardan etkilenmeyen salt dinginliği"   aramak için saray yaşantısını bırakıp ormanlara çıktı, türlü yöntemleri, türlü öğretmenleri, ustaları, üstatları, mürşitleri, yolgöstericileri ve bitmez tükenmez oruç - imsak - nefsine ezâve hakaret, bedenine ağır işkenceler gibi çileleri deneyerek, yıllarca dolaştı; aradığını bulamadı. Sonunda birlikte "yol yöntem"  aradığı tüm yoldaşlarından, dervişlerden, keşişlerden, ayrılıp yalnız kaldı.

 Kendi başına Bodhi ağacının altında (Asya'da yetişen bir tür incir ağacı: Budizm anlayışında bu ağaca önem verilir.),  zihinsel  bir  durgunluk  içinde  otururken, Sujata'nın ( "iyi aileden, iyi soydan"   ya da "uğurlu /  şans getiren"   anlamında Sanskritçe bir sözcük, kız ismi olarak kullanılır; Gautama Buddha'nın yaşam öyküsünde, altı yıllık aşırı katı bir herşeyi terk ve imsaktan sonra, asetizmden ayrılan Buda'ya bir kase sütlaç sunan kızın adıdır.) sunduğu son sütlacını alıp yedi. Tüm gününü korulukta geçirdi. Akşam olunca ağacın altında bağdaş kurup oturdu, içsel derinliklerine dalarak dinginliği aradı.

(Baştan Çıkarıcı) Mara'nın (Ayartıcı Güçler, binbir türlü hileleri ve parlak görünüşleriyle insanı baştan çıkaran kötücül güçler, bu güçleri temsil eden simge.) türlü türlü ayartma denemelerine direnen Gautama, kendi içinederin dalışlarıyla önceki varoluşlarının bilgisine ulaştı. "İnsanüstü görü / durugörü / sezgi"  yeteneğini kazanarak tüm varlıkların ölüşlerini ve ölüp ölüp yeniden dirilişlerini fark etti; "dört soylu doğru" nun (1-Her insan bunalım (elem/keder) içindedir; 2-Bunalımın ana nedeni bencil (benmerkezci) tutkudur; 3-Bencilliğimizi yenerek bunalımdan kurtulabiliriz; 4-Bunalımdan kurtulma sekiz katlı (aşamalı) yol ile olabilir.)bilincine vardı.

Böylece, İÖ. 528 yılı - Mayıs ayının (Vesakha) dolunay gününde, sonradan Budh Gaya adı verilen yerde, "aydınlanmaya"  erişti, Buda (Buddha) oldu. Pali dilindeki en eski metinlere göre Buda, insanları eğitme ve bilgilendirmedeki başarısıyla ün kazanmıştı. Herkese acımayla (Karuna) ve bilgelikle (Panna) yaklaşır, herkesin yetenek ve gereksemelerine göre neyi nasıl öğreteceğini bilirdi.

Hindistan'da köklü, eski, saygın ve egemen bir kurum olan "kast" sistemine karşı çıkmış, insanların eşitliği kavramını vurgulamıştır.Kast (sistemi): Sanskritçe "cati"  ;  (İng.)caste; Hindistan'da çok katı olan toplumsal sınıflar: Bunlar kabaca "Rahipler (Brahman'lar)"  , "Savaşçılar"  , "Çiftçiler"  , "Tüccarlar"  ve "Hizmetçiler (köleler, paryalar, dokunulmazlar)"  dır; sınıf ayrımı doğumla ve karma ile belirlenmiştir, bir yaşam içinde bir sınıftan öbür sınıfa atlamak olanaksızdır.

Tecimsel doyumla tinsel gelişme arasındaki bağlantının farkındaydı. Ona göre suçlar, cezalarla önlenemezdi; çünkü yoksulluk (Daliddiya) ahlaksızlığın ve suçun başlıca nedeniydi.

Gautama, hem doğal hem de fiziksel "˜güzelliğe' değer verirdi. Güzel insanların cennetin bu dünyadaki görüntüsü olduğunu söylerdi.

Öğretisi temelde sevgiye dayanır. Disipline önem verirdi. Onun disiplin anlayışı, öğretenle öğrenen arasındaki karşılıklı sevgi saygı kuralı üstüne otururdu.

Mucize' ve hurafe'lere değer vermezdi. Bu tür gösterileri yasaklamıştı. Ona göre gerçek mucize, doğruyu açıklamak ve insanların doğruyu kavramalarını sağlamaktı.

Buda, insanların çektiği acılara duyarlı, duygulu ama ussal (usçu, akılcı, rasyonel) bir zihin ve bilinç dizgesi izleyerek ve "orta yol" ilkesine uyan bir yaşam biçimini sürdürerek özgürlüğü kazanmayı amaçlayan bir bilge idi.

Buda sözcüğü, "aydın, aydınlanmış, uyanmış" anlamına gelen bir sıfat, bir sandır. Budacılıkta aydınlanan her birey bir Buda'dır. Dileyen, çalışan herkes Buda olabilir. Gelecekte de, dün ve bugün olduğu gibi, sayısız Buda ortaya çıkacaktır.

Siddharta Gautama Buddha'nın dünya görüşü, daha sonraki yüzyıllarda, türlü yörelerde ortaya çıkan birçok büyük dinleri ve tasavvuf akımlarını etkilemiş, bizim için özellikle önemli olan Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Yunus Emre... gibi büyük mutasavvıfların esinlenmesiyle ilintisi olmuştur.

Pali dilinde yazılmış Budacı "kutlu metin" lerin en eskisi ve en ünlüsü olan "Dhammapada", 26 bölümde toplanmış 423 sözden / kıtadan / beyitten oluşur. Dhammapada,  sözcük  olarak "Gerçeğin Yolu" ya da "˜Doğru Yol" anlamına gelir. Prakrit, Sanskrit, Çince dillerinde ve başka dillerde çevirileri vardır. Geleneksel deyim ve deyişlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş Budacı etik öğretilerin toplamıdır. Budizm'e inanan ve bağlanan ülkelerde yaygın ilgi gören bu kitap, yüzyıllar boyunca, Budizm'i öğrenmek ve Budist rahip olmak isteyen izdeşçilerce, baş-kitap olarak, inançla okunmuş, incelenmiş, ezberlenmiştir.


I. İkiz Dizeler 

II. Farkındalık

  devam edecek...

I. İkiz Dizeler

Biz neyiz? Biz içselliğimizin meyvesiyiz. Bizi biz yapan içsel anlığımızdır, derinliğimizdir, zihnimizdir. İçimizde ne varsa biz oyuz.  İçinden temiz olmayan işler geçeni ve temiz olmayan işleri yapanı acılar izleyecektir; tekerleklerin, arabayı çeken öküzün ayağını izlediği gibi.

Biz neyiz? Biz içselliklerimizin (içe dalış, zihinsel çaba, derin bilinç, içgözlem, meditasyon.), anlığımızın, zihnimizin sonucuyuz. Bizi biz yapan içimizden geçenlerdir, zihnimizde ne varsa biz oyuz...  İçinden temiz işleri geçireni, temiz işler yapanı mutluluk izler; mutluluk, tıpkı gölgesi gibi onun yanıbaşındadır...

"İncittiler beni, kırdılar beni, yendiler beni, aldattılar beni"  diyerek sızlanıp durma; içini olumsuzluklarla doldurursan sevgisizlik sona ermez.

"İncittiler beni, kırdılar beni, yendiler beni, aldattılar beni"  diye söylenerek ağlayıp durma; bu kötü yargıları içinden atarsan, seni yakan sevgisizlik de öyle uçar gider...

Bil ki, nefreti nefretle yenemezsin; nefreti aşkla yenebilirsin; bu, başlangıcı ve sonu olmayan ölümsüz bir ilkedir.

Çoğu kimse bu dünyada bir sona ulaşmamız gerektiğini bilmez, bunun ayrımına varmaz; oysa bunu bilmeyi başaranlar, kavgalarını bitirip giderler.

(Baştan çıkarıcı) Mara yalnızca kendi tatları ve zevkleri için yaşayanları, duygularını denetleyemeyenleri, çok yemek yiyenleri, tembel olanları, çaba göstermeyenleri yere yıkacaktır; rüzgârın zayıf ağacı yıktığı gibi.

Yalnızca kendi tatları ve zevkleri için yaşamayanları, duygularını iyi denetleyenleri, kararında yemek yiyenleri, inananları, erdemli olanları (Baştan Çıkarıcı) Mara sarsamaz; rüzgârın o koskoca dağları sarsamadığı gibi.

Yüreğini arıtmadan, özdenetim gerçeğini anımsamadan sırtına sarı gömlek (Kâsâva ya da Kâshâya da denen koyu sarı giysi, Budist rahiplerin ayırt edici kılığıdır.)giyene, giydiği bu giysi değer kazandırmaz.

Kim kötülükten arıtmışsa yüreğini, özdenetim gerçeğini içine sindirip, erdem kazanmışsa, orta yola uyum gösteriyor ve gerçeğe saygı duyuyorsa, sarı giysi işte ona değer kazandırır.

Yalan içinde doğruyu, doğru içinde de yalanı gören, bitmez tükenmez boş dileklerle gezer durur ortalıkta; gerçeğe ulaşamadan günleri tükenir.

Doğruyu doğru, yalanı yalan bilense, sonunda gerçeğe ulaşır, yüreğindeki dileklere kavuşur.

Çatısı akan eve yağmur nasıl sızarsa, kendini bilmeyen zihne de bin türlü tutku öyle sızar.

Çatısı sağlam olan eve yağmur nasıl sızmıyorsa, aynı öyle, kendini bilen beyne tutkular girmez.

Yanlış yapan bu dünyada da, öbür dünyada da, her ikisinde de acı çeker. Kötülük yapan, yaptığı kötülüğü görüp üzülecektir, acı çekecektir.

Erdemli olan bu dünyada da, öbür dünyada da sevinç bulur.  İyilik yapan, yaptığı iyiliği görüp sevinecek, dinginlik bulacaktır.

Yanlış yapan bu dünyada da, öbür dünyada da üzülür. Kötülük yapan yaptığı kötülüğü görmekle üzülür; yanlış yolda yürümekle daha da çok üzülür.

Erdemli olan bu dünyada da, öbür dünyada da mutludur.  İyilik yapan yaptığı iyiliği görmekle sevinir; doğru yolda yürümekle daha da çok sevinir.

Kutlu yazıları herkes okur, akıllılar da okur, akılsızlar da okur. Okuduklarına uygun eylem yapmadıkça, yalnızca okumak neye yarar? Akılsızlar okur, ama kutluluğu yaşamazlar. Onlar başkasının sürüsünü sayan çoban gibidirler.

Gönlü yüce olanlara gelince... Yalnız birkaç satır bile okusalar yeter. Okuduklarına uygun davrananlar, tutkuyu, nefreti, ahmaklığı bir yana atıp, gönlünü gerçek bilgiye ve zihinsel dinginliğe bırakanlar, ne bu dünyada, ne de başka bir dünyada hiç bir şey istemeyenler...  İşte onlar kutluluğu yaşar.