Düşündüren Sözler - 18

1-altın! sarı, pırıl pırıl halis altın!
yoo, tanrılar, içim başka dilegim başka degil benim.
ben kök istedim sizden, cömert tanrılar, kök!
altının bu kadarı, karayı ak, çirkini güzel,
yanlışı dogru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç,
korkagı yiğit etmeye yetetür de artar bile.
niçin yaptınız bunu tanrılar? nedir zorunuz?
bilmez olurmusunuz ki bununla
rahiplaeriniz, kullarınız elinizden alınabilinir;
sapasaglam insanlar ölüm döşeklerine serilebilir.
bu sarı köle dinleri yıkar da,yapar da;
cehennemligi cennetlik eder;
igrenç cüzzamlıları sevdirir insanlara;
hırsızları, başköşeye oturtup
şanlar, şerefler, alkışlarla senatorler arasına sokar.
yıpranmış dullara koca bulduran budur;
haydi git, adı batası çamur!
seni bütün insanlıgın ortak orospusu seni!
sen degilmisin millet sürülerini birbirine düşüren?
dogadaki yerine tekrar gömeyim seni!

( ATİNALI TİMON )

2-mutluluk olmadan ahlaklılık anlamı olmayan bir sözcüktür.

( L.FEUERBACH )

3-sevilmekte,sevmek kadar büyük bir mutluluk.insan bir kez sevildimi,mutluluk artık yaşamının sonuna degin yeter kendisine.

( TOLSTOY )

4-her şey degişti, her şey! dünya bir hoş oldu. şimdi yaşam koşulları insanı varoluşunun nedenini aramaya sürükler oldu artık.

( M.GORKİ )

5-insanlar,içlerindeki dogal duyguları içtenlikle dışa vurmayı hep engellerler. kimi şeyleri istemediklerini sanırlar fakat özünde reddettikleri şeylere karşı bilinmeyen bir yakınlaşma hissederler. duygular çözümlenmesi güç dogal hallerdir, o nedenle bazen bu şekilde düşünürken, bazende başka bir şekilde düşünürüz. düşündügümüz ve inandıgımız şeyler kimi zaman parçalanmaya, dagılmaya müsait şeyler oldugu için devam edegelen olguları lehimize çevirmek için mücadeleden vazgeçmeyiz; düşüncemize uygun haklı gerekçeler ararız.

( ANTON ÇEHOW )

6-bilgelik, ruha yerleştimi bir kez kendini evvela dışa vurur insan yüzünde duraksamaksızın. içsel huzur, dışsal huzur olarak yansır vücudun diger organlarına.

( HERMANN HESSE )

7-insana ürperti veren, ölüm degil, ölmektir.

( HENRİCH HEİNE )

8-insanların ve halkların mutsuzlugu yasaların kusurlulugundan ve servetlerin dagılımındaki korkunç eşitsizlikten ileri gelir.

( ADRİEN HALVETİUS )

9-dinle yada tanrıya ilişkin gibi gözüken şeylerle katiyen mücadeleye girmeyiniz; ahmaklar üzerinde çok büyük etkisi vardır o şeylerin.

( FRANCESCO GUİCCİARDİNİ )

10-halk yıgınlarının sevgisini kazanmak istiyorsanız en ahmakça ve en çig şeyleri söylemeniz gerekir.

( ADOLF HİTLER )

ÖMER HAYYAM'IN HAYATI VE DÖRTLÜKLERİ

(Nişabur-1044/Nişabur-1136)İranlı bilgin ve şair. Eldeki yapıtlardan ve bu arada özellikle onun hayatını anlatan kitaplardan mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında araştırmalar yaptıgı ve bu alanlarda düzenli bir ögrenim görmüş oldugu anlaşılan Hayyam'ın gençlik yılları hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. "Çadırcı" anlamına gelen Hayyam takma adını, atalarının çadırcı olmasından dolayı aldıgı söylenir.

Ömer Hayyam, yaşadıgı çagda daha çok bir bilgin olarak ün salmıştı. İran'nın selçuklular yönetiminde oldugu dönemde yetişmiş olan büyük şair, Belh, Buhara, Merv gibi Horasan ülkesinin büyük bilim merkezlerini gezdi; bir ara da Bagdat'a gitti. Başta Selçuklu sultanı Melikşah olmak üzere zamanının hükümdarlarından büyük yakınlık gören Hayyam, ünlü devlet adamı Nizamülmülk ve ünlü tarikat kurucusu Hassan Sabbah'la okul arkadaşıydı.

Hayyam'ın fizik, metafizik, matematik, astronomi ve şiir alanlarında çeşitli yapıtları vardır. Bunları arasında hayranı oldugu İbni Sina'nın " Temcid - Yücelme- " adlı yapıtının çeviriside yer alır. Ama Hayyam'ın edebiyat tarihindeki yerini saglayan ve çagımızda geçmişin en büyük şairlerinden anılmasına yol açan "Rubaiyat - Dörtlükler"dir. Sayısı ikiyüzü bulan bu dörtlüklerde Hayyam yumuşak ve akıcı bir dille ve son derece gerçekçi bir uslupla,yaşadıklarını gördüklerini, çevresinden ve zamanın gidişinden edindigi izlenimleri hiç bir yapmacıklıga kapılmaksızın,oldugu gibi dile getirmektedir.

Büyük şaire göre gerçek olan,yaşanandır; dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur; insan, yaşadıgı sürece gerçektir; en şaşmaz ölçü, iman degil, akıl ve sagduyudur; insan, aklıyla vardır; dolaysıylada en iyi ölçü, en şaşmaz klavuz akıldır ve gerçege ancak akıl yolu ile varılabilir.

Hayyam'ın şiirinde çagının haksızlıkları ,madrabazlıkları ve saçmalıkları ince, alaycı, igneleyici bir dille yerilir. Dörtlük'lerinin konusu; aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulundugumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı baglantılı olan gerçek eylem ve davranışlardır.

Şiirlerinde işledigi konulara çogu zaman felsefi, bilgece bir açıdan bakar Hayyam; Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma ona göre vazgeçilmez şeylerdir; insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür.

Hayyamın çogu dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, sınırsız bir hümanizm ve gösterişten, aşırılıktan uzak bir hayat anlayışı görülür.


--------------------

DÖRTLÜKLER -1


Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.



DÖRTLÜKLER -2


Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.

Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.

Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.



DÖRTLÜKLER -3


Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama akmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!




DÖRTLÜKLER -4


Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.

Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bendi.

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.

Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.




DÖRTLÜKLER -5


Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!

Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.




DÖRTLÜKLER -6


Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!

Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!






Düşündüren Sözler - 17

1-önlemlerinizi ulaşabileceginiz erekleri gözönünde tutarak degil, ulaşmanız gereken erekleri gözönünde tutarak alın daima.

( BİSMARCK )

2-liselerin birinci dereceden dörevi gençleri üniversiteye hazırlamak degil, bagımsız kişilikler yaratmak olmalıdır.

( NİETZSCHE )

3-devrimci daha başlangıçta mahkum olmuş bir adamdır; devrimcinin,ne kişisel çıkarları, ne işi, ne duyguları,ne gönül bagı, ne mülkü ve hatta nede adı. bütün her şey onun için tek ilgi kaynagına, bir tek düşünceye, bir tek tutkuya gelip dayanır: Devrim

( BAKUNİN )

4-masumu masum olarak öldürebilirsiniz,ama masumu suçlu oalrak ilan ederek öldürecek olursanız, toplumu mahvedersiniz.

( CHATEUBRİAND )

5-"her şeyden önce güvenlik" diye düşünmeye başladınız mı, o savaşı büyük bir olasılıkla kaybedersiniz.

( W.CHURCHİLL )

6-filozoflar tarafından aydınlatılmayan toplumlar,şarlatanlar tarafından aydınlatılıyor demektir. bütün şarlatanlar, halkın sevgilisi olmak için çırpınır; zorbalıgın en kestirme yolu budur çünkü.

( CONDORCET )

7-yurdu için ölenler,yasalara karşı hükmetmeyi reddedenlere oranla daha az hizmette bulunmuşlardır ülkelerine.

( P.L.COURİER )

8-iyi, güzeli, sevinci oldugu gibi hakikati de uzak ve kopuk bir şey olarak degil, yapmakta oldugunuz yada yapacagınız şeylerde arayın.

( B.CROCE )

9-özgürlük deyince ben,bireyselligin,hem despotizm yoluyla hükmetmek isteyen otoriteye karşı, hemde azınlıgın çogunluga köle kılmak hakkını isteyen halk yıgınlarına karşı kazandıgı zaferi anlıyorum.

( R.B.CONSTANT )

10-aklın fazlası zararlıdır; bilinçlilik, insanın başına gelebilecek ve ahlakını bozacak en büyük kötülüktür.

( TOLSTOY )

Düşündüren Sözler - 16

1-insanın davranışları üç temelden gelir,bu temellere dayanmaksızın üzerimizde etkili olabilecek bir güç düşünülemez. bunların birincisi bencillik(kendi iyiliginden başka bir şey düşünmez ve sınırsızdır.), ikincisi kötü ruhluluktur (başkasının köyülügünü ister gaddarlıga degin varabilir), üçüncüsüde acımadır. acıma,başkasının iyiligini istemektir ve iyilikseverlige, ruh yücelgine degin ulaşabilir. insan davranışlarının hepsi, bu üç temelden birine yada aynı zamanda ikisine baglanabilir.

( SCHOPENHOUER )

2-filan politik şekil ancak filan dinle birlikte bulunur ve falan devlette ancak falan felsefe ve falan din mevcut olabilir.

( HEGEL )

3-özgürlük, gerek kendi kendimiz,gerekse dış dünya üzerinde,doganın zorunlu yasaları hakkındaki bilgiye dayanan egemenligimizden ibarettir.

( L.FEUERBACH )

4-dilin görevi hakikati gizlemektir.

( TALLEYRAND )

5-bellek para cüzdanına benzer; tıka basa doldurulursa kapatılamaz ve her şey dışarı dökülür.

( THOMAS FULLER )

6-bellek bütün bilgeliklerin anasıdır.

( AİSCHYLOS )

7-hergün bir önceki günden ögrenir.

( PUBLİLİUS SYRUS )

8-okumak insanı zenginleştirir; konuşma ise insanın degerini ortaya koyar.

( FRANCİS BACON )

9-gerçek hatırlama becerisi, dikkat etme becerisidir.

( SAMUEL JOHNSON )

10-iyi bir kuramdan daha pratik bir şey yoktur.

( KURT LEWİN )

Düşündüren Sözler - 15

1-ölüm düşüncesi bizi aldatır; çünkü bize yaşamatı unutturur.

( C.DEAN )

2-bu dünyanın başına gelen bütün felaketler, iyi adetlerin unutulup yerlerine kötü adetlerin geçmesinden ileri gelr.

( S.MAUGHAM )

3-bir insanın zekası bilgisine göre degil, bilgi edinme yetenegine göre ölçülür.

( B.SHAW )

4-ögrenmek akıntıya karşı yüzmeye benzer, bilgi edinmede ilerlemediginiz zaman gerilersiniz.

( ÇİN ATASÖZÜ )

5-bindirilen yük ne kadar agırlaşırsa bellekte o kadar güçlü olur.

( THOMAS DE QUİNCEY )

6-hedefini hep göz önünde tutacaksın.

( WİTTER BYNNER )

7-birşey ne kadar anlaşılırsa akılda kalmasıda o kadar kolaylaşır.

( SPİNOZA )

8-her şeyin bir ahlakı vardır, yeter ki sen onu bulabilesin.

( LEWİS CARROL )

9-pek çok din vardır ama tek bir ahlak vardır.

( JOHN RUSHİN )

10-zorunluluk ancak anlaşılamadıgı sürece kördür.

( HEGEL )

HAYATI ÜZERİNE

Alain (Emile-Auguste Chartier) 1868 - 1951

Fransız yazarı ve filozofu. İnce uslubu ve fikirlerini açıklamak için başvurdugu degişik bir yazı türüyle dikkati çekmiş bir düşünürdür. Gerçekten de Alain, düşüncelerini bir kaç sayfayı aşmayan ve konuşma dilini yansıtan "söyleyişiler" türünde kaleme almıştır. Önemsiz gibi görünen konulara el atar ve ilk bakışta pek sınırlı gelen ve bu temelden hareket ederek genel ve derin fikirlere ulaşır. Klasik felsefe anlayışına sahip olanların kullandıgı eleştiri ve kanıtlara yazılarında fazlaca yer vermeyen Alain, şairleri ve romancıları, somut hayatla daha yakından ilgilendikleri için filozoflara tercih etmektedir.

Alain, toplum ve siyaset hayatına ilişkin fikirlerinde bireyin özgürlüklerinin savunucusu olarak ortaya çıkmış, modern dünyanın ve siyasal örgütlerin bireyi ezmelerini ve özgürlüklerinden yoksun kılmalarını şiddetle eleştirmiştir. Savaşların,insanoglundaki ahlaki sorumluluk duygusunu ve vicdanı zedeledigini ileri süren düşünür, bütün hayatı boyunca barışçı idealleri savunmuştur.

SÖYLEYİŞİLER


-İnsan
-Yolcular
-İyi Dilek
-Ailece
-Satmak Sanatı
-Yemekhane Kokusu
-Yagmur Altında
-Çinli Konuşmaları
-Avcıyla Köpegi
-İstoikacılık
-Napolyon'un Hayali



MUTLU OLMA SANATI

-Mutlu Olma Sanatı
-Mutlu Olma Görevi
-Gönül Almak
-Saglıklı olma sanatı
-Zaferler
-İskender'in Atı
-Öfke


SEÇMELER - 2

BEŞİNCİ BÖLÜM

"Kung-yeh Ch'ang" (29)


I - Üstat dedi ki: "Kung-yeh Ch'ang iyi bir eş olabilir. O, her ne denli hapisteyse de, suçlu değildir. Bunun için kızımı onunla evlendirdim."

- Üstat dedi ki: "Ülke iyi bir yolda yönetildiğinde, Nan Yung (30) devlet hizmetinde bir görev alabilir. Ülke kötü yolda yönetildiğinde de suç ve utançlardan uzak kalmasını bilir." Böylece onu ağabeyinin kızıyla evlendirdi.

II - Üstat dedi ki: "Tzu-chien (31) gerçekten üstün bir insandır. Lu'da üstün insanlar olmasaydı, o da bu ünü kazanabilir miydi?"

III - Tzu-kung sordu: "Bana ne ad verebilirsiniz?"

- Üstat yanıt verdi: "Sen bir kapsın." "Nasıl bir kap?" Üstat, "Değerli taşlardan yapılmış bir kurban kabı..." yanıtını verdi.

IV - Biri dedi ki: "Yung (32) gerçekten dürüst bir insandır; ama, güzel konuşma yeteneği yok."

- Üstat dedi ki: "Güzel konuşmanın yararı nedir? Başkalarını güzel sözlerle oyalayan bir kimse, çoğu zaman o kimselerin nefretini çekmiştir. Onun dürüst bir insan olduğunu bilmiyorum; ama neden ille de güzel konuşması gereksin?"

V - Üstat, Ch'i - tiao K'ai'yın devlet hizmetinde yer almasını istiyordu. (33) O dedi ki: "Ben buna henüz uygun değilim." Üstat bu söze çok hoşnut oldu.

VI - Üstat dedi ki: "Benim ilkelerime uyulmuyor. Bir sal alıp denizlere açılacağım. Bana arkadaşlık edecek kimse, biliyorum ki Yu olacaktır." Tzu-lu bunu duyunca hoşnut oldu. Bunun üzerine Üstat dedi ki: "Yu, benden daha gözüpektir. O, bu gibi şeyler üzerinde hemen yargıya varmaz."

VII - Meng Wu, Tzu-lu'nun dürüst bir insan olup olmadığını sordu. Üstat, "Bilmiyorum," diye yanıt verdi.

- Bir daha sordu. Bunun üzerine Üstat dedi ki: "Bin savaş arabası olan bir ülkenin askerlik işlerini yönetmek için belki Yu kullanılabilir; ama, dürüst bir insan olup olmadığını bilmiyorum."

- "Ch'ıh için ne dersiniz?" (34)

- Üstat yanıt verdi: "Bin ailelik bir kentte ya da yüz arabalık bir boy içinde, Ch'iu başkan olabilir; ama, dürüst olup olmadığını bilmiyorum."

- "Ch'ıh (35) için ne söylebilirsiniz?"

- Üstat yanıt verdi: "Sarayda resmi giysiler içinde Ch'ıh konukları ve ziyaretçileri ağırlayabilir; ama, dürüst olup olmadığını bilmiyorum."

VIII - Üstat, Tzu-kung'a dedi ki: "Kimi daha üstün buluyorsun, kendini mi yoksa Hui'yi mi?"

- Tzu-kung yanıt verdi: "Kendimi Hui ile karşılaştırmayı nasıl düşünebilirim? Hui, bir noktayı anlar anlamaz, o sorunun bütününü öğrenir. Bense, bir noktayı anlayınca, ancak o şeyin ikinci bölümünü kavrayabiliyorum."

- Üstat dedi ki: "Evet, onun gibi değilsin. Eminim ki, sen ve ben onun gibi değiliz."

IX - Tsai-yü (36) gündüzleri uyurdu. Üstat dedi ki: "Sert tahta yontulmaz, pis topraktan yapılmış duvara mala işlemez. İşte bu, Yu'dur. Onu yetiştirmeye çalışmam ne kadar boşuna değil mi?"

- Üstat dedi ki: "Eskiden ben insanların sözlerini dinler ve onların yaptıklarına inanırdım. Şimdiyse onların sözlerini dinliyor ve davranışlarını seyrediyorum. Bu değişikliğe Yü yol açtı."

X - Üstat dedi ki: "Eğilmeyen bir kimse görmedim." Biri, "Shan Ch'ang var," (37) dedi. Üstat yanıt verdi: "Shang Ch'ang isteklerinin etkisi altındadır. O eğilmeyen bir insan olabilir mi?"

XI - Tzu-kung dedi ki: "Bana yapılmasını istemediğim şeyleri başkasına yapmam.

- Üstat yanıt verdi: "Ts"ze, sen bu denli olgunlaşmış değilsin."

XII - Tzu-kung dedi ki: "Üstadımızın ilkelerini duyduk; ama, insanın yaradılışı ve 'Göğün Oğlu' konusundaki düşüncelerini henüz duymadık."

XIII - Üstat dedi ki: "Tzu-lu birşey öğrenip de bunu başkasına öğretmeye fırsat bulamayınca, bunları yeniden öğrenmek zorunda kalacağından korkar."

XIV - Tzu-kung sordu: "Kun-wen, (38) 'Ven' (bilgili) sanını almak için ne yaptı?" - Üstat yanıt verdi: "O, çalışkan bir kimsedir ve öğrenmeye meraklıdır. Sormaktan çekinmez. İşte bundan dolayı 'Ven' sanını almıştır."

XV - Üstat, "Tzu-ch'an'ın, (39) 'üstün insan' olmasını sağlayan dört niteliği olduğunu söyledi. O davranışlarında alçakgönüllüydü. Büyüklerine hizmette bulunurken saygılıydı. Halka karşı inceydi ve halkı kullanırken pek adaletliydi."

XVI - Üstat dedi ki: "Yen P'ing, (40) arkadaşlık ilişkisinin nasıl kurulacağını biliyor. Bir insan uzun zaman o kimseyle tanışmış olmalı ve daha başlangıçta saygılı davranmalı."

XVII - Üstat dedi ki: "Tsang Wen, (41) evinde büyük bir kablumbağa saklıyor. Onun için bir sığınak yaptı. Bunun sütunlarının başlıklarına dağ ve kirişlerinin üzerine de kamış resimleri çizdirtti. Bu ne akılsızca bir şey!"

XVIII - Tzu-chang sordu: "Bakan Tzu-wen üç kez memurluk aldı. Hoşnut olduğunu hiç belli etmedi. Üç kez memurluktan çekildi, üzüldüğünü hiç göstermedi. Bu davranışıyla yeni bakana, hükümetini nasıl yönettiğini göstermek istiyordu. Bu bakan için ne dersiniz?"

- Üstat yanıt verdi: "O bağlı bir insandır; ama erdemli midir, bunu bilmiyorum. Nasıl erdemli olabilir?"

- "Subay Ch'ui, Ch'i prensini öldürdüğünde, kırk atı olan Ch'an Wen ülkesini ve atlarını bırakıp gitti. Başka bir ülkeye geldiğinde, 'Buradakiler de bizim büyük subayımız Ch'ui gibi...' deyip burayı da bıraktı ve başka bir ülkeye gitti; aynı nedenle buradan da ayrıldı. Bu kimse için ne dersiniz?" Üstat yanıt verdi: "O temiz bir insandır." "Erdemli midir?" "Bilmem, ama nasıl erdemli olabilir?"

XIX - "Chi Wen, (42) üç kez düşünür ve sonra eyleme geçer." Üstat bunu duyunca dedi ki: "İki kez düşünmek yeter."

XX - Üstat dedi ki: "Bu ülke iyi yolda yönetildiğinde, Ning Wu akıllı bir insan gibi davrandı. (43) Ülke karışıklık içinde olduğunda, budalaca davrandı. Ona akıllıca davranmayı başkaları öğretti; ama budalalıkları, kendisinindir."

XXI - Üstat Ch'an'dayken (44) dedi ki: "Bırakın beni geri döneyim! Bırakın beni geri döneyim! Okulumdaki çocuklar dikkatsiz ve düşüncesiz. Şimdiye dek bilgi elde etmeye çalıştılar; ama kendilerini nasıl yöneteceklerini öğrenemediler."

XXII - Üstat dedi ki: "Po-i ve Shu-ch'i (45) kendilerine yapılan kötü davranışlara hiç aldırmaz. Bunun içindir ki, düşmanları azdır."

XXIII - Üstat dedi ki: "Wei-shang Kao'nun (46) doğru bir insan olduğunu kim söylüyor? Biri ondan sirke istedi, o da bunu komşusundan alarak o adama verdi."

XXIV - Üstat dedi ki: "Tso Ch'iu-ming (47) aldatıcı sözlerinden, kurnazca davranışlarından ve aşırı saygıdan utanç duymuştur. Ben de bunlardan utanç duyarım. Birine karşı düşmanlığını saklamak ve sonra güler yüz göstermek. İşte Tso Ch'iu-ming bu gibi davranışlardan utanır. Ben de utanırım."

XXV - Üstadın yanında Yen-yüan ve Chi Lu vardı. (48) Üstat, "Gelin bana istediklerinizi söyleyin," dedi.

- Tzu-lu (Chi Lu) dedi ki: "Araba ve atlarım, güzel, kürklü giysirim olsun isterim. Bunları arkadaşlarıma da vereyim. Onlar bu giysileri korumasalar bile yine aldırış etmem."

- Yen Yüan dedi ki: "Ne yetkin bir insan olduğum için gurur duyayım, ne de iyi olan işlerimi başkalarına göstermekten zevk alayım."

- Sonra Tzu-lu dedi ki: "Sizin isteklerinizi de dinlemek isteriz Üstadım." Üstat yanıt verdi: "Yaşlı olanlara rahatlık sağlamak, arkadaşlara içtenlikle, gençlere de incelikle davranmak isterim."

XXVI - Üstat dedi ki: "Her şey tamam! Yanlışlarını anlamış ve kendisinin suçlu olduğunu kabul etmiş bir kimseye henüz raslamadım."

XXVII - Üstat dedi ki: "On ailelik bir köyde, benim gibi onurlu ve içten bir kimse bulunabilir; ama okumaya çok düşkün bir kimse, asla bulunamaz."





ALTINCI BÖLÜM

"Yung Yeh"





I - Üstat dedi ki: "İşte Yung Yeh! Bir prensin sarayına layık olabilir."

- Chung-kung, Tzu-sang Po-tzu için sordu; (49) Üstat yanıt verdi: "O da olabilir, o küçük şeylere önem vermez."

- Chung-kung dedi ki: "Hep saygılı olan kimse, halkını sıradan yöntemlerle yönetse bile, onun davranışı herkesçe iyi niyetle kabul edilir; ama sıradan bir insan sıradan bir yöntemle iş görürse, herkes bu işe karşı çıkar."

- Üstat dedi ki: "Yung'un sözleri çok doğru."

II - Dük Ai, "hangi öğrencinin öğrenmeye daha çok düşkün olduğunu" sordu.

- Konfüçyüs yanıt verdi: "Yen Hui. O, öğrenmeyi çok severdi. Hiç kızmaz, aynı yanlışı iki kez yapmazdı. Ne yazık, onun ömrü azmış. Şimdi onun gibi bir kimse yok. Onun gibi öğrenmeyi çok seven bir kimse daha görmedim."

III - Tzu-hua, Ch'i'ye bir görev için gönderilmişti. Öğrenci Tsan, onun annesi için buğday istedi. Üstat, "Ona bir fu [kilenin dörtte biri] ver," dedi. O daha çok istedi. Üstat, "Bir yü [bir kile] ver," dedi. Tsan ise beş ping (beş fıçı) verdi.

- Üstat dedi ki: "Ch'ıh, Ch'i'ye giderken arabasını beşli atlar sürüyor. Kendisi de güzel, kürklü giysiler giyiyor. İşittiğime göre, 'üstün bir insan' düşkünlere yardım eder, zenginlerin servetini artırmaz."

- Yüan Sze, Üstadın yardımıyla o kente vali oldu. (50) Üstat ona (aylık olarak) 900 ölçü buğday verdi; ama Sze almak istemedi.

- Üstat dedi ki: "Bunu geri çevirme. Al ve komşularına dağıt, köylere ve kentlere gönder."

IV- Üstat, Chung-kung'dan söz ediyordu; dedi ki: "Halk, benekli ineğin kırmızı boynuzlu buzağısını kurban olarak istemese de, dağların ve ırmakların 'ruhu' onu istemeyecek mi?"

V - Üstat dedi ki: "Hui, erdeme aykırı davranmamak için üç ay düşünür. Öteki öğrencilerimse, ancak bir gün ya da bir ay düşünebiliyorlar."

VI - Chi K'ang, Chung-yu'nun devlet hizmetinde bir görev almaya uygun olup olmadığını sordu; Üstat dedi ki: "O, kararlarında tezcanlı değildir. Bunun için devlet hizmetine alınmasında ne zarar olabilir?" K'ang, Ts'ze için aynı şeyi sordu; (51) Üstat, "Ts'ze akıllı bir insandır; bir görev alması yararlıdır," dedi. Ch'iu için de aynı şey sorulunca, Üstat şu yanıtı verdi. "O, yetenekli bir insandır. Devlet hizmetine alınmasında ne gibi bir zarar olabilir?"

VII - Chi ailesinin başkanı, Min Tzu-chi-en'den, kendisinin olan Pi kentinin valisi olmasını istedi. (52) Min Tzu-ch'ien dedi ki: "Lütfen bu işi benim adıma incelikle geri çevirin. Başka biri daha aynı öneriyle gelirse, gidip Wen ırmağının kıyısında yaşamak zorunda kalacağım." (53)

VIII - Po-niu hastalanmıştı. (54) Üstat ziyaretine gitti. Pencereden elini tuttu, dedi ki: "Onu yitiriyoruz. Ne yazık ki, 'Göğün buyruğu' bu! Böyle bir adam hasta olsun, bu adam hasta olsun!?"

IX- Üstat dedi ki: "Hui, gerçekten değerli bir insandı. Bir kase pirinç, küçük bir kadeh içki, yoksul bir kulübe. Başkaları bu yoksulluğa dayanamazken, o neşesini asla yitirmemişti. O, gerçekten değerli bir insandı!"

X - Yen Ch'iu dedi ki: (55) "Üstadımızın ilkelerini beğenmemiş değilim; ama, onları anlatmaya gücüm yetmiyor."

- Üstat dedi ki: "Yolun ortasında gücünün yetersizliğinden dolayı geri dönen bir kimse, şimdi gücünü ayarlayabilir."

XI - Üstat, Tzu-hsia'ya dedi ki: "Bilginler arasında 'büyük ve üstün insan' ol. Küçük bir insan olma."

XII - Tzu-yu, Wu-ch'ang kentinin valisi olmuştu. Üstat ona dedi ki: "İyi adamların var mı?" O, "Tan-tai Mieh-ming (56) var," dedi, "O asla kaçamak yanıt vermez; ancak işler için daire yöneticisini görmeye gelir."

XIII - Üstat dedi ki: "Mang Chıh-fan, (57) yeteneklerinden dolayı gururlanmaz. Rakibine üstün geldiği pek seyrek görülmüştür. Kent kapısından girdiklerinde, atını kamçılayarak der ki, 'Sonuncu olmak benim yanlışım değil. Ne yazık ki atım iyi koşamıyor."

XIV- Üstat dedi ki: "Baş ayinci T'o'nun güzel konuşması ve Sung prensi Chao'nun güzelliği elde edilebilse de, yine bugünkü yıkımları önlemek güçtür." (58)

XV - Üstat dedi ki: "İnsanlar neden kapıdan çıkar gibi benim ilkelerimi kolayca izleyemiyorlar?"

XVI - Üstat dedi ki: "İşlerin yapılmasında asıl madde inceliğe egemen olursa, o işte güzellik olmaz. İncelik asıl maddeye üstün gelirse, o işte derinlik olmaz. Ama, incelik ve asıl madde birbirine eşitse, o zaman 'büyük ve üstün insan'a sahip oluruz.

XVII - Üstat dedi ki: "İnsanlar doğruluk için dünyaya gelmişlerdir. Bir insan doğru yoldan ayrılır, buna karşın iyi bir yaşam sürerse, ölümden kurtuluşu yalnızca bir şans eseridir."

XVIII - Üstat dedi ki: "Gerçeği bilenler, onu sevenlerle karşılaştırılamazlar. Onu sevenler, ondan zevk alanlarla bir değildir."

XIX - Üstat dedi ki: "Yetenekli, ortanın üstünde olan insanlarla yüksek konular konuşulabilir; ama, ortanın altında kimselerle bu konular üzerine konuşulamaz."

XX - Fan Ch'ıh, akıllı olmanın niteliklerini sordu. Üstat yanıt verdi: "Halkın adaleti için çalışan ve ruhlara saygılı olan, ama yine onlardan uzak kalan bir kimseye akıllı denir." Erdemli olmanın niteliklerini sorunca, Üstat şu yanıtı verdi: "Güçlükleri yenmeyi birinci ödevi olarak kabul eden ve ödülü sonraya bırakan bir kimseye 'erdemli' denir."

XXI - Üstat dedi ki: "Akıllı insanlar sudan hoşlanırlar. Erdemli kimseler dağlardan zevk alırlar. Akıllılar kıpır kıpırdır, erdemliler dingindir. Akıllılar neşelidir, erdemlilerse uzun ömürlüdür."

XXII - Üstat dedi ki: "Ch'i bir değişiklikle Lu derebeyliğine gelebilirdi. Lu bir değişiklikle gerçek ilkelerin egemen olduğu yere erişebilirdi."

XXIII - Üstat dedi ki: "Köşeleri olmayan köşeli kap, köşeli acayip kap." (59)

XXIV - Tsai Wo sordu: "İyiliğini seven bir kimseye, 'kuyuda iyi bir insan var' dense, onun arkasından gider mi?" Konfüçyüs dedi ki; "Niye böyle yapsın? Belki 'büyük ve üstün insan' kuyu içine atılmış olabilir; ama o, başkalarını oraya göndermez. O, aldatılabilir; ama başkalarını tuzağa düşürmez."

XXV - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' kendisini bilgiye verir, ilkelere bağlı kalır ve sınırı aşmaz."

XXVI - Üstat, Nan-tzu'yu ziyaret etmişti. (60) Tzu-lu bundan hoşnut kalmadı. Üstat ant içerek dedi ki: "Bir daha yanlış birşey yaparsam 'Gök' beni bıraksın, 'Gök' beni bıraksın!"

XXVII - Üstat dedi ki: "Doğru ilkelere göre, erdem en yüksek bir şeydir. Bunun az bulunur oluşu, halk arasında uzun zaman sürmesini sağlamıştır."

XXVIII - Tzu-kung dedi ki: "Halka armağanlar dağıtan ve onlara yardım eden bir kimse için ne dersiniz? Ona 'iyiliği seven' bir kimse denebilir mi?" Üstat yanıt verdi: "Neden 'iyilik' sözcüğünü onun için kullanıyorsunuz? Onun kutsal insanlara özgü nitelikleri yok mudur? Hatta Yao ve Shun bile bu konuda kaygı duymuşlardır."

- "Şimdi 'iyiliksever kimse' kendisini yetiştirirken başkalarını da yetiştirmek ister. Kendi bilgisini genişletirken başkalarının bilgisini de geliştirmeye çalışır."

- "İçimizde olan şeyle başkalarını karşılaştırmak; işte buna 'iyilikseverliğin sanatı' denir."



YEDİNCİ BÖLÜM

"Aktarmak"



I - Üstat dedi ki: "Ben yaratıcı olmaktan çok aktarıcıyım. Eskiyi sever ve ona inanırım. Bunun için yaşlı Pang ile kendimi karşılaştırmayı göze alabilirim." (61)

II - Üstat dedi ki: "Dinginlikle bilgi edinmek ve zevkle öğrenmek ve usanç duymadan öğretmek konusunda hangisi benim olabilir?"

III - Üstat dedi ki; "Erdem konusunu iyice işlememek, öğrenilen şey üzerinde yeter derecede durmamak, doğruluğa karşı ilgisiz kalmak, kötü olan şeyleri de işitememek. İşte bunlar beni üzen şeylerdir."

IV - Üstat, işi başından aşkın olduğunda dingin ve neşelidir."

V - "Üstat dedi ki: "Aşırıya kaçmak, benim için yok olmak demektir. Uzun zamandır düş görmemiştim. Yalnızca Dük Chou'yu (62) gördüm."

VI - Üstat dedi ki, "İstencini gerçek ilkeler için kullan.'

- "Erdemli olan şeyleri kazanmaya çalış."

- "Kendini iyiliğe ver.

- "Eğlencelerin sanat için olsun."

VII - Üstat dedi ki: "Derslerim için kuru bir et parçası getiren bir kimseye bilgi vermekten asla kaçınmam."

VIII - Üstat dedi ki: "Bilgi edinmeye istekli olmayanlara bir şey anlatamam. Kendini gösteremeyen kimselere yardım edemem. Bir kimseye bilgimin bir bölümünü öğrettiğimde, o kimse bunun öteki üç bölümünü öğrenemezse, dersimi bir kez daha yinelemem."

IX - Üstat, yas sırasında yemekten kalkar.

- Ağladığı günlerde asla şarkı söylemez.

X - Üstat, Yen Yuan'a dedi ki: "Göreve çağrıldığında işlerini savsaklama. Çağrılmadığında dinlenmeye çekil. Bunu yalnızca sen ve ben yapabiliriz."

- Tzu-lu dedi ki: "Devlet ordularını yönetecek olsanız, yanınıza kimi alırsınız?"

- Üstat yanıt verdi: "Silahsız olarak kaplana saldıranı, kayıksız olarak ırmağı geçmeye çalışanı ve öleceğinden dolayı hiçbir kaygı duymayanı yanıma almam. Benimle birlikte gelecek kimse, sorumluluğu anlayan ve hazırladığım planları seve seve yerine getirebilen bir kimsedir."

XI - Üstat dedi ki, "Zenginliği elde etmede başarıya ulaşacağımı bilsem, arabacı olmak gerekse de yine bunu yaparım; ama, bunda başarı elde edemezsem, o zaman sevdiğim şeyi izlerim."

XII - Üstadın sakınmayla karşıladığı şeyler: Oruç, savaş ve hastalıklardır.

XIII - Üstat Ch'i derebeyliğindeyken 'chao' (müzik) dinledi. Üç ay yediği etin tadını anlayamadı. Dedi ki: "Bir müziğin böyle yetkin olabileceğini bilmiyordum."

XIV - Yen Yu dedi ki: (63) "Üstadımız Wei prensinin yandaşı olabilir mi?" Tzu-kung, "Ona sorayım," dedi.

- Gidip Üstat'a sordu: "Po-i ve Shu-ch'i ne tür insanlardır?" Üstat yanıt verdi: "Onlar değerli insanlardır." Yine sordu: "Onlar yaptıklarından dolayı pişman mıdırlar?" Üstat dedi ki: "Onlar insanlığı aradılar ve ona göre davrandılar. Neden pişman olsunlar?" Üstadımız Wei prensinin yandaşı olamaz.

XV - Üstat dedi ki: "Yiyecek pirincim, içecek suyum ve kolumu dayayacak bir yastığım var. Bunlarla ben mutluyum. Zenginlik, san, onur doğru olmayan bir yolda elde edilirse, bunlar benim için uçan bulutlar gibidir."

XVI - Üstat dedi ki: "Ömrüm daha uzatılacak olursa, bunun elli yılını 'İ-ching' üzerinde çalışmaya verirdim. (64) Böylece hiç yanlışım olmazdı."

XVII - Üstadın sık sık konuştuğu konular, şiir, tarih ve törenlerin yapılması. Hep bunlar üzerine konuşurdu.

XVIII - Dük She, (65) Tzu-lu'ya Konfüçyüs'ü sordu. Tzu-lu yanıt vermedi.

- Üstat dedi ki: "Neden ona, benim alçakgönüllü bir insan olduğumu, ders verirken yemeğimi unuttuğumu, üzüntülerimi neşeyle dağıttığımı ve yaşlandığını anlamayan bir kimse olduğumu söylemedin?"

XIX - Üstat dedi ki: "Ben doğuştan bilgisi olan bir insan değilim. Eskiyi seven ve onu aramayı zevk edinen bir insanım."

XX - Üstadın söz etmediği konular, doğaüstü varlıklar, üstün güçler ve ruhlardır.

XXI - Üstat dedi ki: "Üç kişiyle birlikte giderken, onlar sanki benim öğretmenimmiş gibi davranmalılar. Ben onların iyi yanlarını seçer ve onları izlerim. Onların kötü yanı olursa, onları değiştirmeye çalışırım."

XXII - Üstat dedi ki: "Gök, içimdeki erdemi yarattı. Huan T'i bana ne yapabilir?" (66)

XXIII - Üstat dedi ki: "Çocuklarım, sizden bir şey sakladığımı mı sanırsınız? Ben sizden hiçbir şey gizleyemem. Size anlatmadığım bir şey kalmamıştır; çünkü bu, benim yolumdur."

XXIV - Üstadın öğrettiği dört şey vardı: "Yazın, ahlak, bağlılık ve doğruluk."

XXV - Üstat dedi ki: "Kutsal insanlar, benim görmeyi istediğim kimseler değildir. Görmek istediklerim, ancak 'büyük ve üstün insanlar'dır. İşte istediğim budur."

- Üstat dedi ki: "İyi insanlar, benim görmek istediğim kimseler değildir. İlgi duyduğum kimseler 'sonsuzluğu kazanmış' insanlardır! İşte istediğim budur."

- "Bir şeyi olmadığı halde, varmış gibi davranıyor. Boş, ama dolu olduğunu gösteriyor. Sıkışık bir durumda, ama özgürmüş gibi görünüyor. Böyle 'sonsuzluk'u elde etmek güçtür."

XXVI - Üstat dedi ki: "Balık avlarken ağ kullanmadı. Kuşlar uykudayken okunu atıp onları vurmadı."

XXVII - Üstat dedi ki: "Ne yapacağını bilmeden davranan kimseler vardır. Ben böyle yapamam. Çokça duymak, iyi olanı seçmek ve hep onu izlemek. Çok görmek, onu saklamak. İşte bunlar bilgi kazanmanın ikinci yöntemidir."

XXVIII - Hu-hsiang halkıyla konuşmak güçtür. Onlardan bir çocuk, Üstatla görüştü. Öğrenciler bunu kuşkuyla karşıladılar!

- Üstat dedi ki: "Onların bana yaklaşmalarını isterim. Ancak benden uzaklaştıklarında, yapacakları şeylerin sorumluluğunu üzerime alamam. Neden bu kadar kaba davranmalı? Bir kimse bana temiz olarak gelirse, onu temiz olarak kabul ederim. Ama geçmişteki davranışlarının sorumluluğunu üzerime alamam."

XXIX - Üstat dedi ki: "Erdem uzak bir şey midir? Erdemli olmak istersen, ona kolayca erişebilirsin."

XXX - Ch'en derebeyliğinin (67) Adalet Bakanı, Konfüçyüs'e, Dük Chao'nun tören kurallarını bilip bilmediğini sordu. Konfüçyüs, "Evet, tören kurallarını biliyor," dedi.

- Konfüçyüs gidince Bakan, Wu-ma Ch'i'yi selamlayarak dedi ki: "Ben 'büyük ve üstün insan'ın partizan olmayacağını duydum. 'Üstün insan' partizan olabilir mi? Bir prens Wulardan bir kızla evlendi. Aynı soyadını taşıyorlardı. Karısına Wu Meng-tuz (Wuların büyük kızı) diyordu. Bunu bir prens bilmezse başka kim bilebilir?"

- Wu-ma Ch'i bunları Konfüçyüs'e bildirdi. Konfüçyüs dedi ki: "Talihim varmış. Yanlışlarım olursa, halk bunları kesinlikle bilecek."

XXXI - Üstat dedi ki: "Yazında belki başkalarıyla aynı düzeydeyim; ama, 'büyük ve üstün insan'ın sahip olduğu şeyleri henüz elde etmiş değilim."

XXXII - Üstat şarkı söyleyen birine katıldığında, o kimse güzel şarkı söylüyorsa, şarkıyı yineletir ve o da söylemeyi sürdürür.

XXXIII - Üstat dedi ki: "Kutsal bir insanı, erdemli bir insanı kendimle nasıl ölçebilirim? Benim için, kendisini tatmin etmeye çalışan, bıkmadan başkalarını öğretmeye çabalayan bir kimsedir denebilir." Kung-hsi Hua dedi ki: (68) "İşte bunun içindir ki, biz öğrencileriniz sizin gibi olamayız."

XXXIV - Üstat çok hastaydı. Tzu-lu, ona dua etmesini rica etti.

- Üstat dedi ki: "Böyle bir şeyi yapabilir miyim?" Tzu-lu Yanıt verdi: "Yapabilirsiniz, 'ölülere övgü' konusunda denmiştir ki, 'Aşağı ve yukarı dünyadaki ruhlar için dua edilmiştir.' " Üstat dedi ki: "Benim duamsa çok önceden yapılmıştır."

XXXV - Üstat dedi ki: Çok taşkınlık söz dinlemezliği doğurur. Elisıkılık da bayağılığı... Ama bayağı olmak, söz dinlemez olmaktan daha iyidir."

XXXVI - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, hep hoşnut ve rahattır. Küçük bir insansa hep üzüntü ve telaş içindedir."

XXXVII - Üstadımız nazik, ama gururludur. Yücedir, ama korkunç değildir. Saygılı ve çok ölçülüdür.

SEKİZİNCİ BÖLÜM

"T'ai-po" (69)



I - Üstat dedi ki: "T'ai-po, erdemin en üstün derecesine yükselmiştir denebilir. Üç kez tahtı geri çevirdi. Bunu öyle sessizce yaptı ki, halkın bundan haberi olmadı ve bu davranışından dolayı onu övmedi."

II - Üstat dedi ki: "Törenler olmasa, saygı sıkıcı bir davranış olur. Tören kuralları olmasa, sakınma, korkaklık; gözüpeklik, taşkınlık ve doğruluk da, kabalık durumuna gelir."

- "Büyük ve üstün insan, akrabalarına iyi davranır. Halkını erdeme yükseltir. O, ilgisini arkadaşlarından esirgemezse, halk da doğru yoldan gider."

III - Filozof Tsang hastaydı. Öğrencilerini çağırttı ve dedi ki: "Ellerimi, ayaklarımı açın. Şiir kitabında denmiştir ki, 'Sanki derin uçurumun kıyısında ya da ince buz üzerindeymişiz gibi anlayışlı ve sakıngan olmalıyız.' İşte ben de böyleyim. Bundan sonra bana zarar verecek şeylerden nasıl kaçacağımı bilirim. Ah benim küçük çocuklarım."

IV - Filozof Tsang hastaydı. Meng Chang-tzu onu görmeye gitti. Nasıl olduğunu sordu. (70)

- Tsang ona dedi ki: "Bir kuş ölmek üzereyken sesi üzünç vericidir. Bir insan ölürken sözleri güzeldir."

- "Büyük ve üstün insan'ın önem verdiği üç şey vardır: Davranışlarında dikkatsiz ve düşüncesiz olmaktan sakınmak; yüz anlatımında içtenlik; sözlerinin kabalık ve bayağılıktan uzak olması. Kurban törenlerini yönetme konusuna gelince, bunlar için özel adamlar vardır."

V - Filozog Tsang dedi ki: "Yetenekli olan insanlar, olmayanlara soru sorabilir. Çok şeyi olanlar, hiçbir şeyi olmayanlara soru sorabilir. Bir şeyi olan kimse, hiçbir şeyi yokmuş gibi davranır. Dolu bir şeyi boş kabul eder. Suçu olduğu halde savaşıma girişmez. Eskiden böyle davranan bir arkadaşım vardı."

VI - Filozof Tsang dedi ki: "Öyle bir kişi vardır ki, yetim bir prensi korumasına alır ve 100 'Li'lik bir devleti yönetir. Yüksek rütbeye eriştiği halde, onu zorla elde etmek istemez. Böyle bir kimse, 'büyük ve üstün insan' değil midir? Evet o, 'büyük ve üstün insan'dır."

VII - Filozof Tsang dedi ki: "Bir bilgin, anlayışlı ve sabırlı olmalıdır; çünkü onun yükü ağır ve yolu uzundur."

- "İyilikseverliği kendi yükü olarak kabul eder. O ağır değil midir? Bu yük yalnızca ölümle sona erebilir. Uzun bir zaman değil mi?"

VIII - Üstat dedi ki: "Zeka şiirle gelişir."

- "İnsanın özyapısı, eğitim ve toplum kurallarıyla oluşturulur."

- "Ve müzikle yetkinleşir."

IX - Üstat dedi ki: "Halk bir dizgeye uymaya zorlanır; ama onu anlamaya asla zorlanamaz."

X - Üstat dedi ki: "Gözüpekliği seven, ama yoksulluktan nefret eden bir kimse, karışıklık çıkarabilir. İyiliksever olmayan bir kimse de karışıklık çıkarmaya yol açabilir."

XI - Üstat dedi ki: "Üç yıl aylık istemeden çalışan bir insanı bulmak güçtür."

XII - Üstat dedi ki: "Bir kimse, Chou Dükü gibi yetenekli ve iyi bir insan olup da gururlu ve elisıkıysa, onun başka yeteneklerine asla önem verilmez."

XIII - Üstat dedi ki: "İçtenlik ve bağlılıkla öğrenmeye çalış. Ölümle karşılaşsan bile yolunu yetkinliğe götürmeye çabala."

- "Bir ülke iyi yönetiliyorsa, yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç verici bir şeydir. Bir ülke kötü yönetiliyorsa, zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır."

- "O, tehlikeli ülkelere gitmez. Karışıklık içinde olan yerlerde bulunmaz. Gerçek ilkeler, o ülkede egemen olduğunda, o kendini gösterir. Bu ilkeler orada yoksa, o kendisini gizler."

XIV - Üstat dedi ki: "Bir kimsenin devlet hizmetinde bir yeri yoksa, ülkenin yönetimi için plan yapmasına gerek yoktur."

XV - Üstat dedi ki: "Müzik Üstadı Chıh işe başladığında 'K'uan Tsü' ezgisinin sonunu nasıl da güzel yapmıştı; kulakları nasıl da dolduruyordu!"

XVI - Üstat dedi ki: "Çalışkan olmak, ama dürüst olmamak; budala olmak, ama incelikli olmamak; sıradan olmak, ama içten olmamak. İşte böyle bir insanı anlamıyorum."

XVII - Üstat dedi ki: "Hedefine erişemeyecekmiş gibi öğrenmeye çalış. Sanki onu yitirecekmiş gibi korku içinde ol."

XVIII - Üstat dedi ki: "Shun ve Yü'nün (71) ülke yönetimindeki davranışları nasıl da yetkindir. Sanki bu onlar için önemli bir şey değilmiş gibi!"

XIX - Üstat dedi ki: "Ya-o, (72) bir hükümdar olarak gerçekten çok büyük bir insandır. O, nasıl da yetkindir! Onun erdemi nasıl da büyüktür. Halk buna ad verememiştir."

- "O'nun başardığı işler, nasıl da büyüktü. Kurduğu düzenler nasıl da parlaktı."

XX - Shun'un beş bakanı vardı ve imparatorluk pek iyi yönetiliyordu.

- Wu Wang dedi ki: "Benim on yetenekli bakanım var."

- Konfüçyüs dedi ki: "Yeteneklileri bulmak güçtür, sözleri doğru değil midir? Ama, T'ang ve Yü (73) dönemindekiler Chou döneminde olduğundan daha çoktur ve aralarında bir de hanım vardı. Yetenekli bakanlar da dokuzdan çok değildi."

- "Ülkenin üçte ikisi onundu (Kral Wen'in) ve Yin hanedanı için çok çalıştı. Ama, Chou sülalesinin erdemi en yüksek dereceye ermiştir denebilir."

XXI - Üstat dedi ki: "Yü, kusursuz bir insandır. O, sıradan yemekler yer ve bayağı içkiler içerdi; ama ruhlara çok bağlıydı. Onun giysileri eskiydi; ama kurban törenlerinde en iyi giysileri ve şapkaları o giydi. O, küçük bir kulübede yaşadı; ama gücünü hendek ve kanallar açmak için harcadı. Yü'de gerçekten hiçbir kusur bulmam."





DOKUZUNCU BÖLÜM

"Üstadın Seyrek Olarak Ele Aldığı Konular"



I - Üstadın seyrek olarak ele aldığı konular yarar, yazgı ve iyilikseverliktir.

II - Ta-hsiang köyünden bir adam dedi ki: "Filozof K'ung, gerçekten büyük bir insan! Bilgisi geniştir; ama, kendisini ünlü olarak göstermeye çalışmaz."

- Üstat onları dinleyince öğrencilerine sordu: "Benim yapabileceğim şey nedir? Araba kullanmasını mı, yoksa ok atmasını mı öğrenmeye çalışacağım? Araba kullanmasını öğreneceğim."

III - Üstat dedi ki, "Keten şapka, tören kurallarına en uygun olanıdır; ama, şimdi ipekten olanı giyilmektedir. Öbürü daha ucuzdur; ama ben, herkesin kullandığını giyeceğim."

- "Aşağı salondayken eğilip selam vermek, tören kurallarında gösterilmiştir; ama şimdi, yukarı kata çıkıldıktan sonra selam verilmektedir. Bu pek iyi bir şey; ama ben, herkesin yaptığının tersine, aşağı salondayken selam vermeyi sürdüreceğim."

IV - Üstat'ın dört özelliği şunlardır: Önyargısızdır. Bir şeye hemen karar vermez. İnatçı değildir. Bencil değildir.

V - Üstat, K'uang'da büyük bir korku geçirmişti. (74)

- Dedi ki: "Kral Wen'in ölümünden sonra, gerçeklik içimde yerleşmiş değil midir?"

- " 'Gök' gerçekliğin yok olmasını isteseydi, bu gerçeklikle benim ilgim olamazdı. 'Gök' bu gerçekliğin yok olmasını istemiyorsa, K'uang halkı bana ne yapabilir?"

VI - Büyük bir memur Tzu-kung'a sordu: "Üstadınızın kutsal bir insan olduğu söylenemez mi? Yetenekleri nasıl da türlü türlü!"

- Tzu-kung dedi ki: "Kuşkusuz, 'Gök' ona sınırsız özellikler vermiştir. Bunun için biz onu kutsal insan sayabiliriz. Yetenekleri de pek çoktur."

- Üstat bu konuşmaları duydu, dedi ki: "Bu büyük memur beni tanıyor mu? Ben gençken durumum pek parlak değildi. Bunun için birçok iş yaptım. Bunlar bayağı işlerdi. 'Büyük ve üstün insan' böyle türlü işler yapabilir mi? Onun bu tür işler yapmasına ne gerek var?"

- Lao dedi ki: "Üstat diyor ki: 'Bir memurluğum olmadığı için bir çok iş denedim!'" (75)

VII - Üstat dedi ki: "Benim gerçekten bir bilgim var mı, bilmiyorum. Bilgisiz bir insan bana bir şey soracak olursa, her şeyi, tüketene dek ona anlatırım."

VIII - Üstat dedi ki: "Fang kuşu artık gelmiyor. Irmak, haritasını göndermiyor. (76) Her şey bitti artık!"

IX - Üstat, yas giysilerini giymiş insanların geldiğini ya da kör bir insanın yaklaştığını görünce, onlar genç olsalar bile yine ayağa kalkar. Onların yanından geçecek olursa, çabucak oradan uzaklaşır.

X - Üstadın hayranı olan Yen Yüan dedi ki: "Onları (ilkeleri) okuduğumda, daha üstün görünürler. İncelediğimde, daha derin olduklarını anlarım. Önümde olduklarını gördüğümde, birdenbire arkada oldukları anlaşılır."

- Üstat iyi ve sağlam bir yöntemle insanlara önderlik etmiştir. Bilgisiyle beni aydınlatmış ve tören kurallarını öğretmiştir.

- "Bunları (ilkeleri) bırakmak istediğimde, bunu yapamadım. Bütün yeteneğimi kullandığımda, önümde yine bu ilkelerin bulunduğunu gördüm; ama, bunu elde etmek istedimse de, bir yol bulamadım."

XI - Üstat çok hastaydı. Tzu-lu, öğrencilerden bir bakanmışlar gibi davranmalarını istedi. (77)

- Üstat iyileştiğinde, dedi ki: "Uzun zamandan beri Yu (Tuzu-lu,) bizi davranışlarıyla aldatmaktadır. Bakanlarım olmadığı halde, onların var olduğunu kabul etmekle kimi aldatacağım? 'Göğü' mü aldatacağım?"

- "Bununla birlikte, siz öğrencilerimin elinde ölmek, bakanların elinde ölmekten daha iyidir. İyi bir cenaze töreni yapılmayacaksa da, yolda ölecek değilim ya?"

XII - Tzu-kung dedi ki: ";Burada güzel bir mücevher var. Bunu bir kutuya koyup saklayayım mı? Ya da onu iyi bir fiyata satayım mı?" Üstat dedi ki: "Onu sat, onu sat; ben onu satın alacak kimseyi bekleyebilirim."

XIII - Üstat ülke dışına çıkıp dokuz yabanıl boy arasında yaşamak istiyordu.

- Biri dedi ki: "Onlar, yabanıldırlar. Böyle bir şeyi nasıl yapabilirsiniz?" Üstat dedi ki: " 'Üstün insan' onlar arasında yaşarsa. ortada 'yabanıllık' diye bir şey kalabilir mi?"

XIV - Üstat dedi ki: "Wei'den Lu derebeyliğine döndüğümden sonradır ki, müzik yeniden düzenlendi ve krallık şarkıları ve övgüleri yerlerini buldu."

XV - Üstat dedi ki: "Dışarıda, yüksek memurlara ve soylulara hizmet etmek, evindeyse babasına ve kardeşlerine hizmet etmek; ölünceye dek çok çalışmamak; çok şarap içmemek... Bunlardan hangisini yapayım?"

XVI - Üstat bir ırmağın kıyısında duruyordu; dedi ki: "Gece gündüz, durmadan, tükenmeden akıp gidiyor!"

XVII - Üstat dedi ki: "Güzelliği sevdiği denli, erdemi de seven bir insanı daha görmedim."

XVIII - Üstat dedi ki: "Bilginin ilerlemesi, insanın bir dağa çıkmasıyla karşılaştırılabilir. İşi tamamlamak için bir sepet toprağa gereksinme varsa, ben hemen durur ve işi bırakırım. Bu, düz bir yere toprağı boşaltmaya benzetilebilir. Burada, bir sepet dolusu toprak bir seferde yere atılıyorsa da, bu işte ilerleyiş benim önde gidişimi gösterir."

XIX - Üstat dedi ki, "Ona bir şey söylediğimde, o asla ilgisizlik göstermez. Ah! İşte bu Hui'dir."

XX - Üstat Yen Yüan için dedi ki: "Onun hep ilerlemekte olduğunu ve asla durmadığını gördüm."

XXI - Üstat dedi ki: "Bir bitkiden yaprakların fışkırdığı görülmüştür; ama, o bitki çiçek açmamıştır. Çiçeklerin açtığı görülmüştür; ama, meyve vermedikleri de bir gerçektir."

XXII - Üstat dedi ki: "Bir gence saygı gösterilmelidir. Onun geleceğinin, bizim şimdiki durumumuza eşit olmayacağını nasıl bilebiliriz? 40-50 yaşına gelip de kendisinden söz etmezse, o gerçekten saygı gösterilmeye değer bir insandır."

XXIII - Üstat dedi ki: "İnsanlar, yasalar yerine geçen öğütleri çiğneyebilir mi? Bunlar, insanların davranışlarını düzenlemektedir. İnsanlar bu öğütlerden hoşlanmadıklarını incelikle söyleyebilirler mi? Bunlar, amaçlarını ortaya koymaktadır. Bir kimse bu sözlerden hoşlandığı halde, amacını ortaya koyamazsa ve sonra öğütleri kabul edip de davranışlarını düzeltmezse, ben bu kimse için gerçekten bir şey yapamam."

XXIV - Üstat dedi ki: "Bağlılığı ve içtenliği asıl ilke olarak kabul et. Kendine eşit olmayan arkadaşlar edinme. Yanlışları olursa düzeltmekten çekinme."

XXV - Üstat dedi ki: "Büyük bir devletin komutanı görevinden uzaklaştırılabilir; ama, düşüncelerinden asla..."

XXVI - Üstat dedi ki: "Kenevirden yapılmış eski giysileriyle kürkler içinde bulunan bir adamın yanında kendisinden utanç duymayan bir insan varsa, işte o Yu'dur."

- "Hiç kimseden nefret etmez. Açgözlü değildir. Hep iyi olan şeyi yapar."

- Tzu-lu sürekli bu sözleri yineliyordu. Bunun üzerine Üstat dedi ki: "Bu sözler, yetkinliği yaratmaya yetmez."

XXVII - Üstat dedi ki: "Hava soğuduğunda yapraklarını en son dökenlerin çam ve servi ağaçları olduğunu anlarız."

XXVIIII - Üstat dedi ki: "Akıllı insanlar, kendilerini coşkuya kaptırmazlar. Erdemli olanlar kuşku içinde olmazlar. Gözüpek olanlar hiçbir şeyden korkmazlar."

XXIX - Üstat dedi ki: "Kimi insanlarla birlikte çalışabiliriz; ama, asıl konularda birlikte olmadığımızı anlarız. Asıl ilkelerde birlikte olabiliriz; ama, bunları uygulama konusunda anlaşmaya varamayız. Bunları uygulama konusunda anlaşsak da olaylar için yargıda bulunmakta ayrılabiliriz."

XXX - "Erik ağacının çiçekleri nasıl titrer ve kıvrılır. Seni düşünmez olur muyum? Fakat evin çok uzakta." (Şiirden bir parça.)

- Üstat dedi ki: "Bu, düşüncenin yokluğundan ileri gelir; o da öyle uzaklarda ki!"




ONUNCU BÖLÜM


"Köyü"


I - Konfüçyüs kendi köyünde sıradan ve içten görünür. Sanki konuşamıyormuş gibi.
- O, prensin ata tapınağında ya da sarayındayken, her konuda dikkatle ve sakınarak konuşur.
II - Sarayda aşağı rütbeli memurlarla serbest, ama ciddi bir tavırla konuşur. Yüksek rütbeli memurlarla konuşurken pek yumuşak, ama kesin konuşur.
- Hükümdarın huzurundayken davranışları çok saygılıdır ve ağırbaşlı, kendisine egemendir.
III - Prens onu, bir konuğunu karşılamak için görevlendirdiğinde yüzünün rengi değişir ve ayakları titrer.
- Yanında bulunan öteki memurlara eğilir, sağ ve sol kolunu, elini kıpırdatır. Ama, giysisinin önü ve arkası çok düzgündür.
- Kanatlanmış gibi kollarıyla hızla öne doğru atılır.
- Konuk gittiğinde, bunu prense bildirirken, 'Konuk artık gelmeyecek,' der.
IV - Saray kapısından girdiğinde, sanki ona izin verilmeyecekmiş gibi vücudunu eğdiği görülür. Ana kapının ortasında durmaz ve girip çıktığında eşiğe basmaz.
- Prensin ayrıldığı yerden geçerken yüzü değişir ve ayakları titrer; sözcükler ağzından, sanki zor çıkar.
- Kabul salonuna girerken giysilerini iki eliyle tutar ve vücudunu eğer. Soluk almaya korkuyormuş gibi soluğunu tutar.
- Prensin yanından çıkarken, daha merdivenleri iner inmez, yüzü hoşnut bir görünüm alır. Merdivenlerin sonuna geldiğinde, kolları kanatlanmış gibi ivedi ivedi yürür. Yerine vardığında, davranışları hâlâ aşırı saygılıdır.
V - Hükümdarının asasını taşırken, sanki onun ağırlığını taşıyamayacakmış gibi, vücudunu öne eğer; selam için eğilirken, bunu ellerinin duruşundan daha yukarı kaldırmaz ve başkasına bir şey verirken aldığı duruşundan daha aşağıda tutmaz. Birdenbire yüzünün görünümü ve anlamı değişir. Sanki yere saplanıyormuş gibi ayaklarını geri çeker.
- Armağanları sunarken yüzünü yumuşatır.
- Özel toplantılarda çok neşeli görünür.
VI - 'Üstün insan', giysilerinin süslerinde koyu eflatun ya da koyu mor renk kullanmaz.
- Dahası, iç çamaşırları olarak bile kırmızı ya da kırmızılı birşey kullanmaz.
- Sıcak havalarda bayağı kumaştan bir giysi giyer; ama, bunu görünecek biçimde, iç çamaşırlarının üstüne giyer.
- Kuzu kürkü üstüne siyah, karaca kürkü üstüne beyaz, tilki kürkü üstüne de sarı kumaştan bir giysi giyer.
- Kürklü iç giysisi uzundur. Sağ kolu daha kısadır.
- Geceliği, bedeninin yarısına gelir.
- Evde bulunduğunda, kalın tilki kürkü ya da porsuk kürkü giyer.
- Yası sona erdiğinde, kuşağını ve öteki şeylerini (mendil, kitap açacağı) kullanmaya başlar.
- İç çamaşırları (perde biçimi olanlar dışında) sarı ipektendir ve yukarısı dar, aşağısı geniştir.
- Başsağlığında bulunduğunda, kuzu kürkü ve kep giymez.
- Ayın birinci günü resmi giysilerini giyer ve saraya gider.
VII - Oruç tutarken, giysilerinin kesinlikle temiz ve ketenden yapılmış olmasına dikkat eder.
- Oruçluyken, yemeğini ve oturduğu yeri değiştirmenin gerektiğini düşünür.
VIII - Pirincinin çok temiz ve etinin çok ince kıyılmış olmasını ister.
- Sıcak ve nemli havada bozulmuş, ekşimiş pirinci, balığı ve eti asla yemez.
- Rengi bozuk ya da kötü undan yapılmış, kötü pişmiş yemekleri yemez.
- İyi kesilmemiş eti ve sonra ona uygun olmayan sosu yemez.
- Eti çok olduğu zaman pirinçten çok almaz. Yalnızca şarabı istediğince içer. Ama yine de aşırı gitmez.
- Pazardan alınan şarabı içmez ve kurutulmuş eti yemez.
- Yemek yerken, hep zencefil kullanır.
- Çok yemez.
- Prensin kurban törenini uyguladığında, bir gece önce alınan eti kullanmaz. Aile törenlerindeki eti de üç gün saklamaz. Üç günlük eti, ev halkı da yemez.
- Yemek yerken ve yataktayken konuşmaz.
- Yemeği yalnızca pirinç ve sebze çorbasıysa da, yine bunlardan birer parça ayırarak büyük bir saygıyla sunu olarak sunar.
IX - Hasırı düzgün değilse, oturmaz.
X - Köylüler toplu olarak içtikleri ve koltuk değneği kullanan bir kimse dışarı çıktığında, hemen onların arkalarından gider.
- Köylüler cinleri, şeytanları kovmak için tören yaptıklarında, Konfüçyüs de resmi giysilerini giyer ve merdivenin basamağında durur.
XI - Yabancı ülkelerden gelenlerle konuştuktan sonra iki kez eğilir, selam verir ve sonra onları uğurlar.
- Chi K'ang (K'ang-tzu), ona bir ilaç verir. O, bunu selamlayarak alır ve der ki: "Bunu bilmiyorum; içemem."
XII - Ahır yandığında, o saraydaydı. Döndüğünde sordu: "Hiç kimse yaralandı mı?" Atları sormadı bile.
XIII - Prens ona pişmiş et gönderdiğinde, oturduğu hasırı düzeltir ve sonra etin tadına bakar. Prens ona pişmemiş et armağan ettiğinde, bunu pişirir ve atalarının ruhuna sunar. Prens ona canlı hayvan armağan ettiğinde, onu canlı olarak saklar.
- Prense eşlik ettiği ve onun şölenlerine katıldığında, her şeyin tadına önce o bakar.
- Hastalığı dolayısıyla prens onu görmeye geldiğinde, o, başını doğuya çevirir, resmi giysilerini üzerine koydurur ve kemerini takar.
- Prens gelmesini istediğinde, arabasının hazırlanmasını beklemeden gider.
XIV - Atalar tapınağına girdiğinde, her şeyi sorar.
XV - Arkadaşlarından biri öldüğünde, onunla ilgilenecek biri yoksa, "Onu ben gömdüreceğim," der.
- Bir arkadaşı ona armağan gönderdiğinde (bu, bir araba ya da atsa) kurban eti olmadığı için, bunu hoş karşılamaz.
XVI - Yatakta bir ölü gibi yatmasını sevmez. Evde resmi tavırlar takınmaz. Yas giysisi içindeyken, tanıdığı bir kimseyi görünce yüzünün görünümü değişir. Yas giysisini giymiş ya da kör bir kimseyi görünce, kendisi soyunmuşsa, onları tören kurallarına uygun olarak selamlar.
- Yasta olan birini, arabasının ön bölümünde selamlar. Aile tabletlerini taşıyanlara da aynı saygıyla eğilir.
- Bir şölende, önüne çok yiyecek geldiğinde yüzü değişir ve ayağa kalkar.
- Birden bir şimşek çaktığı ya da şiddetli bir yel estiğinde, yine yüzü değişir.
XVII - Arabasını sürerken, dimdik durarak dizginleri tutar.
- Arabadayken çevresine bakınmaz; ivedi konuşmaz, elleriyle işaretler yapmaz.
XVIII - Birini görünce, hemen yükselir. Çevrede uçar ve sonra yere iner (78):
- Üstat dedi ki: "Tepedeki köprü üzerinde dişi bir sülün var. Zamanıdır! Zamanıdır!" Tzu'lu onu tuttu. Üstat onu üç kez kokladı ve sonra salıverdi.



ON BİRİNCİ BÖLÜM

"Eski Çağlardaki İnsanlar"


I - Üstat dedi ki: "Eski çağlardaki insanlar, törenler ve müzik konusunda çok bilgisizdiler. Oysa, sonraki çağlardaki insanların tören ve müzik bilgileri vardı.
- "O şeyleri kullanma fırsatını elde etseydim, eski çağlardaki insanları izlerdim."
II - Üstat dedi ki: "Ch'an ve Ts'ai'da benimle birlikte olanlardan hiçbiri artık benim kapımdan içeri girmiyor."
- "Ama, erdemli olarak Yen Yüan, Min Tzu-chien, Tsan Po-niu ve Chung-kung; konuşma yeteneği olan Tsai Wo ve Tzu-kung, iyi bir devlet adamı olarak Tsan Tu ve Chi-lu, geniş yazın bilgisi olan Tzu-yu ve Tzu-hsia vardır."
III - Üstat dedi ki: "Hui'nin bana hiç yardımı olmuyor. Hoşlanmadığı bir şey üzerine hiçbir şey söyleyemem."
IV - Üstat dedi ki: "Min Tzu-chi'en, gerçekten ana ve babasına bağlı bir insan! Başkaları onun için, ana-babasının ve kardeşlerinin söylediklerinden başka şey söyleyemezler."
V - Nan Yung günde üç kez beyaz krallık asasından söz ederdi. Konfüçyüs onu ağabeyinin kızıyla evlendirdi.
VI - Chi K'ang, Üstat'a hangi öğrencilerinin öğrenmeyi daha çok sevdiğini sordu. Konfüçyüs, "Yen Hui" yanıtını verdi, "Onun büyük bir öğrenme isteği vardı; ama ne yazık, ömrü kısa oldu; öldü. Şimdi onun gibi öğrenmeye istekli öğrencim yok."
VII - Yen Yüan öldüğünde, Yen Lu, Üstat'ın arabasını satmasını ve parasıyla tabutunun alınmasını rica etti."
- Üstat dedi ki: "Yetenekli olsun olmasın, herkes oğlundan söz eder. Li öldüğü zaman tabutu vardı; ama örtüsü yoktu. Ona bir örtü alamadım. Çünkü, büyük memurların arkasından yaya olarak gidemezdim."
VIII - Yen Yüan öldüğü zaman Üstat dedi ki, "Ah! Gök beni mahvediyor! Gök beni mahvediyor!"
IX - Yen Yüan öldüğünde, Üstat acı acı ağladı. Yanındaki öğrencileri, "Üstadım, gerçekten üzüntünüz çok büyük," dediler.
- O, "Çok mu büyük?" dedi.
- "Bu kimse için acı duymazsam, kimin için acı duyacağım?"
X - Yen Yüan öldüğünde, öğrenciler büyük bir gömme töreni yapmak istediler. Üstat dedi ki: "Bunu yapmamalısınız."
- Öğrenciler, onu büyük bir törenle gömdüler.
- Üstat dedi ki: "Hui bana, onun babasıymışım gibi saygı gösterirdi; ama, ben ona oğlummuş gibi davranmadım. Kusur benim değildir. Bu sizindir, öğrencilerim."
XI - Chi Lu, ölülerin ruhlarına yapılacak hizmeti sordu. Üstat dedi ki: "İnsanlara hizmet edecek durumda değilken, ölülere nasıl hizmette bulunabiliriz?" Chi Lu, "Ölüler konusunda soru sormak cesaretinde bulunabilir miyim?" diye ekledi. Üstat yanıt verdi: "Yaşam konusunda bir bilginiz yokken ölüleri nasıl bilebilirsiniz?"
XII - Öğrencisi Min, Üstat'ın yanında duruyordu; dingin görünüyordu. Tzu-lu ciddi ve haşin; Tsan Yu ve Tzu-kung'sa ilgisiz ve dimdik duruyorlardı. Üstat da çok hoşnuttu.
- Dedi ki: "Yu! Sen bu denli erken ölmeyecektin."
XIII - Lu'daki memurlar, yurtluğu yıkıp yeniden yapacaklardı.
- Min Tzu-ch'ien dedi ki: "Eski biçemle yapılacaksa, neden yıkılıp yeniden yapılıyor?"
- Üstat dedi ki: "Bu adam pek az konuşur ve konuşmasında da, kesinlikle bir raslayış vardır."
XIV - Üstat dedi ki: "Yu'nun sazının benim kapımda işi ne?"
- Öteki öğrenciler, artık Tzu-lu'ya saygı göstermiyorlardı. Üstat dedi ki: "Yu, henüz iç salona giremediyse de büyük salona girebilmiştir."
XV - Tzu-kung, Shıh'nın mı (Tzu-hsia) ya da Shang'ın mı (Tzu-chang) daha üstün olduğunu sordu. Üstat dedi ki: "Shıh her şeyde çok ileride, Shang'sa hiç bir şeye erişememiştir."
- Tzu-kung, "Öyleyse, Shıh daha üstün demek?" dedi.
- Üstat, "İleri gitmekle bir şeye erişememek aynıdır..." yanıtını verdi.
XVI - Chi, aile başkanı Chou Dükü'nden daha zengindir. Bununla birlikte, Ch'iu onun vergilerini toplayarak gelirini daha çoğalttı.
- Üstat dedi ki: "O benim öğrencim değil. Benim küçük çocuklarım davul çalıp onu uyarırlar." (79)
XVII - Ch'ai, sıradan bir insandır.
- Shan sıkıcıdır.
- Shıh iki yüzlüdür.
- Yu kabadır.
XVIII - Üstat dedi ki: "İşte Hui! En üstün erdemi hemen hemen kazanmış durumda; ama çoğunlukla yokluk içindedir."
XIX - Tzu-chang, 'iyi bir insanın özelliklerinin neler olduğunu' sordu. Üstat dedi ki: "Başkalarının adımlarına basmaz ve kutsal insanların bulunduğu yere girmez."
XX - Üstat dedi ki: "Bir insan, konuşmalarında içten ve ciddiyse, o 'üstün bir insan' olabilir mi? Ya da, onun ciddiliği yalnızca görünüşünde midir?"
XXI - Tzu-lu, işittiği şeyleri hemen yerine getirip getirmeyeceği konusunu sordu. Üstat dedi ki: "Danışacağın baban ve ağabeylerin var. İşittiklerine dayanarak neden o şeyleri hemen yapacaksın."Tsan Yu da, işittiği şeyleri hemen yerine getirip getiremiyeceği konusunu sordu. Üstat: "Duyduğun şeyleri hemen yap!" diye yanıt verdi. Kunghsi-hua dedi ki: "Yu size, duyduğu şeyleri hemen yerine getirip getirmeyeceğini sorduğunda, siz 'Danışacağın baban ve ağabeylerin var,' dediniz. Ch'iu (Tsan Yu) aynı şeyi sorduğunda, 'Duyduklarını hemen yerine getir,' dediniz. Bendeniz Ch'ıh, bunun açıklanmasını isteyebilir miyim?" Üstat dedi ki: "Ch'iu çok yavaş davranır, bu nedenle onu yüreklendirdim. Yu çok tezcanlıdır; böylece onu frenlemiş oldum."
XXII - Üstat K'uang'dayken büyük bir korku geçirmişti. Yen-yüan onun arkasından gitti. Üstat dedi ki: "Senin öldüğünü sanıyordum. Hui (Yen-yüan) yanıt verdi: "Siz sağ oldukça, ben ölmeye cüret edebilir miyim?"
XXIII - Chi Tzu-tsan, Chung Yu ve Tsan Ch'iu'nun büyük devlet adamı olup olmadıklarını sordu.
- Üstat dedi ki: "Ben de sizin üstün insanlardan söz edeceğinizi sandım. Oysa siz, yalnızca Yu ve Ch'iu'yu sordunuz."
- "Büyük bir devlet adamı, prensine doğru yolda hizmet edendir. Bunu yapamayacağını anladığı anda devlet hizmetinden çekilen kimsedir."
- "Yu ve Ch'iu'ya gelince, onlara sıradan devlet adamları denir."
- Tzu-tsan dedi ki: "Onlar, hep başkanlarını izleyeceklerdir, değil mi?"
- Üstat dedi ki: "Anasını ve babasını öldürme ya da hükümdarına suikast gibi davranışlarda onu izlemezler."
XXIV - Tzu-lu, Tzu-kao'yu Pi'ye vali olarak atadı.
- Üstat dedi ki: "Sen bir kimsenin oğlunun kalbini kırıyorsun."
- Tzu-lu dedi ki: "Halk var, memurlar var, ruhların sunağı ve buğdayları var. Bilgili kabul edilen bir kimse, neden kitap okusun?"
- Üstat dedi ki: "Bunun içindir ki, senin hazırcevap insanlarından nefret ediyorum."
XXV - Tzu-lu, Tsan, Hsi, Tsan yü ve Kung-hsi Hua, Üstat'ın yanında oturuyorlardı.
- Üstat onlara dedi ki: "Ben sizden daha yaşlı insanım."
- "Her gün, 'Bizi kimse tanımıyor,' deyip duruyorsunuz. Bir hükümdar sizi tanıyacak olursa, o zaman ne yapacaksınız?"
- Tzu-lu, telaşla yanıt verdi: "10.000 savaş arabası olan bir ülkeyi, başka bir ülke kuşatırsa, halkı yiyecek sıkıntısı çekerse, böyle bir ülkenin yönetimi bana verilirse, üç yıl içinde ben halkı yürekli kılmaya çalışır ve doğru ilkeleri tanımalarına yardım ederim." Üstat gülümsedi.
- Yen Yu'ya dönerek dedi ki, "Sizin istekleriniz nedir?" O, yanıt verdi: "60-70 li'lik ya da 50-60 li'lik bir ülkenin başında olsam, üç yıl içinde halk için çok şeyler yapardım. Tören kurallarını ve müziğin öğretimi konusundaysa, bunu yapacak üstün insanın ortaya çıkmasını beklerdim."
- "Senin isteklerin nedir Ch'ıh?" diye Kung-hsi Hua'ya sordu. Ch'ıh şu yanıtı verdi: "Yeteneğimin bu gibi şeylere erişmiş olduğunu söylemek istemem, ama bunları öğrenmek isterim. Atalar tapınağında, hükümdarın yanında, koyu ve dört köşeli giysiler içinde ve siyah keten şapkayla bir yardımcı olarak bulunmak isterim."
- Üstat son olarak, Tsang Hsi'ye sordu: "Tien, senin isteğin nedir?" Tien gitar çalıyordu. Durdu, çalgısını bir yana bıraktı, ayağa kalkarak dedi ki: "Benim isteklerim, bu üç arkadaşın isteklerinden, amaç bakımından farklıdır." Üstat, bunlarda ne gibi bir zarar görüyorsun?" diye sordu, "Sen de isteklerini söyle." Bunun üzerine Tien dedi ki: "Baharın son ayında, o mevsimin giysi ve şapkalarını giymiş olan 5-6 genç adam ya da 6-7 çocukla İ ırmağında yıkanmak ve sonra yağmur sunağından esen yelle serinlemek ve şarkı söyleyerek eve dönmek isterdim." Üstat içini çekerek: "Ben de Tien'in düşüncesindeyim!" dedi. (80)
- Öteki üç öğrenci gitmişti. Tsang Hsi geride kalarak dedi ki: "Bu üç arkadaşın sözlerine ne dersiniz?" Üstat yanıt verdi: "Her biri, yalnızca kendi isteklerini bildirdi."
- Sonra Hsi dedi ki: "Üstadım, neden Yu'ya gülümsediniz?"
- O, yanıt verdi: "Bir ülkenin yönetiminde törenler önemlidir. Onun sözlerinde alçakgönüllülük yoktu. Bunun için ona gülümsedim."
- Hsi, bir daha sordu: "Ama bu, Ch'iu'nun istediği bir ülke değil midir?" Üstat, "Sen hiç, 60-70 li'lik ya da 50-60 li'lik bir toprağı olan devlet gördün mü?" dedi.
- Hsi bir kez daha sordu: "Ama, bu Ch'ıh'ın istediği bir devlet değil midir?" Üstat yanıt verdi: "Evet, yalnızca prensler, atalar tapınağıyla; hükümdarlarsa kendi adamlarıyla ilgilenirler. Ch'ıh burada yardımcı olarak bulunacak olursa, o zaman büyük adam kim olacak?

Düşündüren Sözler - 14

1-tanrı devleti, yanlızca doganın yasalarıyla degil, tanrısal inayet ilkeleriylede yönetilen dogaüstü düzendir... bu tanrı devleti, bu gerçek anlamda evrensel monarşi, dogal bir dünya içinde manevi bir dünyadır ve tanrının yarattıkları içinde en yüksek ve tanrısal olanıdır ve tanrının görkemi, aslında, bu tanrı devletindedir; çünkü, büyüklügü ve iyiligi, ruhlar tarafından bilinmeseydi ve ruhlarda hayranlık uyandırmasaydı, böyle bir görkemde olmazdı.

( LEİBNİZ )

2-bugünün parlementosunun işi bitmiştir artık;julius cesar'ın bir kadırgası, bir transatlantigin işini ne kadar görebilirse, modern bir devletin işinide o kadar görebilir günümüzün parlementosu.

( G.B.SHAW )

3-ahlaksal olay yoktur, yanlızca olayların ahlaksal yorumu vardır.

( F.NİETZSCHE )

4-insan olmanın yolu kolay degildir, senlik benlik bilmeyeceksin, yaptıgın iyiligi başa kakmayacaksın, sana kötülük dahi etseler cevabın iyilik olacak. gösterişten kaç, herkesi eşit gör. insanların iyiligine koşmayı kendine iş edin. başkalarını hor görme.

( HACI BEKTAŞ VELİ )

5-size sesleniyorum cümle insanlar !...
ne olursa olsun,dininiz,milliyetiniz,
bırakın kavgayı,kini,garezi,
atın silahları ellerinizden.
tanrı bile yarattıgına pişman,
unuttuk sevmeyi sevilmeyi,
bir çaba ki tükenmek bilmez...
evrende kardeşçe yaşamak varken
neden korkuyoruz birbirimizden.

( JACK LONDON )

6-inatçı adam fikirlerinin efendisi degil kölesidir.

( POPE )

7-dahi başkasının göremedigi şeye nişan alıp vurabilen insandır.

( T. NELŞON )

8-eger bir milletin kişileri arasında adalet bulunmazsa o devletin ünü göklere de çıkmış olsa bir gün yerin dibine batar.

( NAMIK KEMAL )

9-dünyadaki en zor üç şey şunlardır;sır saklamak,yapılan kötülügü unutmak ve boş vakitlerimizi en iyi şekilde degerlendirebilmek.

( CHİLON )

10-Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de
yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla

( OSCAR WİLDE )

Montaigne' den Seçmeler - 1

1-Dünya, durmayan bir salıncaktır: orada her şey, toprak, kafkasın kayalıkları, Mısır'ın ehramları, hem etrafiyle birlikte, hemde kendi kendine sallanır. Durmanın kendisi bile daha agır bir salıntıdan başka bir şey degildir.

2-Ben duruşu degil geçişi anlatıyorum: fakat yaştan yaşa, yahut halkın dedigi gibi "yedi yıldan yedi yıla" geçişi degil, günden güne, dakikadan dakikaya geçişi.

3-Hikayemi saati saatine yazmam gerekiyor, az sonra degişebilirim.yanlız halim degil,amacımda degişebilir.

4-Benim yaptıgım, degişen ve birbirine benzemeyen olayları, kararsız ve bazen çelişmeli fikirleri yazıya dökmektir.

5-Kendimi kırk yaşını aşıp ihtiyarlıgın yolunu tuttugum şu andaki halimle anlatıyorum.bundan sonraki halim ancak yarım bir varlık olacak; ben artık o ben olmayacagım. gün geçtikçe kendimden ayrılıyor ve uzaklaşıyorum.

6-Anlattıgım hayat basit ve gösterişssizdir; zararı yok, bütün ahlak felsefesi alelade ve kendi halinde bir hayata da girebilir, daha zengin gösterişli bir hayatada: her insanda, insanlıgın bütün halleri vardır.

7-Benim yaptıgım, bildiklerimi söylemek degil; kendimi ögrenmektir.

8-İnsanın kendini anlatmasından daha zor ve daha faydalı hiçbir şey yoktur.

9-Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan anlatıyorum.

10-Kendinden söz etmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur; çünkü kendinden bahsetmek her zaman kendini övmek gibi görünür; kendini övmekse herkesin zıddına gider ama kendinden söz etmeyi yasak etmek, çocugun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.

11-Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez, degişiklik hep kötülüge ve zorbalıga yol açar. Bir tek parça bozulunca düzeltilebilir, her şeyin özündeki bozulma ve çürüme egiliminin bizi ilkelerimizden uzaklaştırmasına da karşı koyabiliriz; ama koca toplumu yeniden kalıba dökmeye, bu kadar büyük bir yapının temellerini degiştirmeye kalkmak, düzeltecek yerde silip süpürmek, ufak tefek kusurları toptan bir kargaşalıkla düzeltmek, hastalıkları ölümle iyi etmek."devlet degiştirmekten çok yıkmak isteyen"(cicero) kimselerin işidir. Dünyanın birden düzelecegi yoktur; ama insan kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak ister. Binlerce örnekte gösteriyor ki dünya böyle çabuk iyileşme olmadıkça, bir anda dertten kurtulması iyileşmesi demek degildir.

12-Bana sorarsanız, birçokları içip sarhoş oluyor diye şarabı yasak etmek yanlıştır; fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir.

13-Benim meslegim,sanatım yaşamaktır.

14-Bana diyebilirler ki: kendini kuru sözle degil, iş ve eserle anlat.Ben her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum, bunlarsa ün ve eser haline gelemeyecek kadar belirsiz şeyler: onları söz haline bile getirmekte güçlük çekiyorum.

15-Yaptıgımız işler kendimizden çok tesadüflerin eseridir: bu işler kendi özlerini belli ederler; beni ise ancak şöyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler.

16-Ben kendimi oldugum gibi gösteriyorum: öyle bir beden yapısı koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları ,kasları, her şeyi yerli yerinde görürsünüz. Ben yaptıklarımı degil, kendimi, öz benligimi anlatıyorum.

17-Bence insan ne oldugunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafınıda kötü tarafınıda aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır.

18-Kendini oldugundan az göstermek, tevazu degil, budalalıktır; kendine degerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Kendini oldugundan fazla göstermek de, çok defa gurudan degil budalalıktandır.

19-Bence bu kendini begenme illetinin esası,kendindan pek fazla hoşlanmak, kendi kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi devası kendinden söz etmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır.

20-Gurur insanın düşüncesindedir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.

21-Bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması, kendinden hoşlanması, hep kendisiyle ugraşması kendine fazla düşkün olması demektir. Oysaki aşırı benciller, kendilerini pek üstün körü bilenler, kendilerinden önce işlerine bakanlardır. Onlara göre kendi kendisiyle baş başa kalmak,sırt üstü yatıp vakit öldürmektir. Ruhunu zenginleştirmeye, kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller kurmaktır. Sanki kendimiz bizden ayrı, bize yabancı birisiymişiz gibi.

22-Kendinden aşagıya bakıpta kendi kafasına hayran olan adam, kendinden yukarıya,geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır.

23-İnsan kendindeki eksik ve cılız degerleri, üstelik insan hayatının hiçligini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir degeriyle övünmeye kalkışmaz.

24-Bir tek Sokrates tanrısının dedigine uyup kendisini gerçekten tanımasını ve kendisini küçük görmesini bildigi için bilge adını almaya hak kazanmıştır.

25-Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; neden mi? Kendi gidişimi aksatırlar diye.

26-Ben yazarken rastgele gittiğim için bol bol hatalara düşerim. Bunları pekala düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim adetim, malım olmuş kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum.

27-Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün.

28- Çok gariptir; çağımızda işler o hale geldi ki felsefe, anlayışlı insanlar arasında bile, ne teorik ne pratik hiçbir yararı ve değeri olmayan boş ve kuru bir laf olup kaldı. Bence bunun nedeni, felsefenin ana yollarını sarmış olan safsatalardır. Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz, asık suratlı, çatık kaşlı ve belalı göstermek büyük bir hatadır. Onun yüzüne bu sahte, bu kaskatı bu çirkin maskeyi kim takmış? O ki hep bayram ve hoş zaman içinde yaşamayı emreder bize. Gamlı ve buz gibi soğuk bir yüz içimizde felsefenin barınamadığını gösterir. Felsefeyi barındıran ruh, kendi sağlığıyla bedeni de sağlam etmeli. Huzur ve rahatın ışığı ta dışarıdan görünmelidir. Dış varlığı kendi kalıbına uydurmalı ve böylece ona sevimli bir gurur, hareketli ve neşeli bir tavır, memnun ve güleryüzlü bir hal vermelidir. Bilgeliğin en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir.

29-Felsefenin amacı erdemdir; bu erdem de, medresenin söylediği gibi, sarp, yalçın ve çıkılmaz bir dağın başına dikilmiş değildir.

30-Eğer eğitilecek genç, acayip yaratılışlı olur da güzel bir yolculuk hikayesi, yahut anlayabileceği bir felsefe konusu yerine masal dinlemeyi yeğ tutarsa, arkadaşlarının genç dinç yüreklerini coşturan davullar çalındığı zaman o, kendisini hokkabaz oyunlarına çağıran arkadaşının yanına giderse, bir savaştan toz toprağa ve zafere bürünüp dönmeyi, top oyunundan yahut balodan bir armağanla dönmekten daha hoş ve daha çekici bulmazsa, bu genç için bir tek çare görüyorum: Eğitmeni onu daha çocukken, kimseye duyurmadan boğar; yahut da bu gence, bir düka'nın oğlu bile olsa herhangi bir şehirde pastacılık yaptırılır. Platon der ki, çocuklara babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir.

31-Mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve mademki çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır, niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş.

32-Bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar. Cicero dermiş ki, iki insan hayatı yaşayacak olsam bile, lirik şairleri incelemeye zaman harcamam.

33-Yasalar doğru oldukları için değil yasa oldukları için yürürlükte kalırlar.

34-Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?

35-Şu kesin ki çocuğa kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü vermemekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz.

36-Tümüyle kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak kullanılsın: Ama temel olarak değil.

37-Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.

38- Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey, iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun kurallarını bozmaya hakkımız yok.

39-Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır.

40-Güzellik, insanlar arasında, çok tutulan bir şeydir. Aramızda ilk anlaşma onunla başlar.

41-İnsan yaratıkların en zavallısı, en cılızıdır öyleyken en mağruru da odur.

42-Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız. Bilge der ki, göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazgının buyruğundadır.

43-Bunca bekçili, silahlı evler yok oldu gitti de benimki niçin duruyor? Anlaşılan, diyorum, o evler bekçili, silahlı oldukları için yok olup gittiler.

44-Korunmak saldırana hem istek veriyor, hem de hak kazandırıyor:

45-Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez.

46-Bilinecek, bilinince de daha fazla hatırı sayılacak diye iyi adam olan, insanların kulağına gitmesi koşuluyla iyilik eden kişi, kendisinden fazla yarar sağlanabilecek bir insan değildir.

47-Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana.

48-Sokrates'e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor.

49-Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.

50-Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir.

51-İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz.

52-İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz.

53-İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır. Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler.

54-Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.

55-Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. Kafamızın, o her şeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av kendi kendimizdir.

56-Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde arıtıyor senin. Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor.

57-Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır.

58-Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük.

59-Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar. Bence hiç de gevşemez. Tersine, fazla sürekli bir beraberlik bu sevgiyi soğutur, bozar.

60-Uzaktan her kadın insana hoş gelir.

61-Ayrılıklar benim yakınlarıma sevgimi tazeler, ev hayatımın tadını artırır.

62-Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm.

63-Bana en büyük iyiliği, kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur.

64-Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem; bu adamlar yaşamanın sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar: Sinekler gibi, cilalı pırıl pırıl yerlerde tutunamaz, pürtüklü, pürüzlü yerlere abanır, oralarda rahat ederler; ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler.

65-Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi gerekir.

66-Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak.

67-Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır.

68-ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez.

69-Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir, O engin denizlerin ötesindeki yerler değil.

70-Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz.

71-Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da: Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş.

72-İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.

Ne korkular içinde kıvranır insan!

Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

Öfke, gevşeklik ve tembellik!

73-Issız yerlerde kendin için bir evren ol.

74-Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil.

75-Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez...

76-Dünyanın birden düzeleceği yoktur; ama insan kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak ister. Binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk iyileşme aramaktan hep zarar görür: Durumunda genel bir iyileşme olmadıkça, bir an dertten kurtulması iyileşmesi demek değildir.

77-Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle, üzüntülerle karışıktır.

78-Derin bir sevinçte, eğlentiden çok ciddilik vardır.

79-Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur.

80-Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz değildir, onları bir dert pahasına satın alırız.

81-Sokrates der ki: «Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım, demiştir.»

82-Ağlamak da bir zevktir.

83-Yitirdiğimiz dostların anısı, çok eski bir şarabın acılığı gibi, mayhoş elmalar gibi hoşumuza gider.

84-Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır.

85-Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yararına ve bireyin zararına bir adaletsizlik vardır.

Montaigne' den Seçmeler - 2
Montaigne' den Seçmeler - 3
Montaigne' den Seçmeler - 4

Düşündüren Sözler - 13

1-eger azap çekiyorsanız siyaset adamı olamazsınız; siyasette acımaya yer yoktur.

( O.W.BİSMARCK )

2-iyi kavranan şeyler açık seçik söylenir.

( BOİLEAU )

3-sadece bir egitim göçmeni olmayı dene.insan kendisinden hareketle hem herkes için hemde yaşayabilmek için çok fazla zenginlige sahip olmak zorundadır. garip genç adamlar,sadece ustanın yapabildigi en zor ve yüceyi taklit etmek zorunda olduklarına inanıyorlar. halbuki bunun nasıl zor ve tehlikeli oldugunu ve bundan dolayı bir çok mükemmel yeteneklerinin kaybolacagını bilmeleri gerekirken.

( NİETZSCHE )

4-düşünmek, yargılamaktır.

( İ.KANT )

5-vasiligi altındaki çocugun malını elinden alan ve bir taraftanda ezen vasi'nin yaptıgı iş gaspın en alçakça olanıdır. bütün o tantanalı "vatan kurtarma" edebiyatı aslında ahlaksızca bir politikanın en adi tutkulara sundugu bir bahane dagarcıgından başka bir şey degildir.

( CHATEAUBRİAND )

6-iyi ve dürüst bir halk, alçakların ve kötülerin saldırısına ugrayıpta agır yaralar aldıgı vakit, bütün dikkatini seferber edip başka bir halkla çatışmaya girmemeye çalışmalıdır.

( WİNSTON CHURCHİLL )

7-hiçbir şeyden şüphe etmeyen insan, iyi bir insan olamaz.

( GEORGES CLEMENCEU )

8-aydın kimseler tarafından kaleme alınacak bir insan ve yurttaş hakları bildirisi, bütün iktidararı gemliyecek ve kamunun huzurunu hemde bireylerin güvenligini saglayabilecek biricik araçtır.

( CONDORCET )

9-kavga yada ölüm; ve kanlı mücadele yada yokolup gidiş, bütün amansızlıgı içinde budur işte sorun.

( GEORGE SAND )

10-Dünyanın her yerinden herkesin yenileceği bir yer vardır. Kimilerini yenilgi yıkar, kimileriyse zaferle küçülür, bayağılaşırlar. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kişilerde yaşar.

( JOHN STEİNBECK )

Johann Wolfgang von Goethe (1749 - 1832)



Goethe, 28 ağustos 1749 da Frankfurt'da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765 de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg'da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder'le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775 de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782 de von unvanını aldı.


1786 da Roma'ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya'da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya'ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller'le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805 de Schiller'in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena'dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832 de Weimar da öldü.


EDEBİYAT

1- Bütün kültürsüz insanların ilgisi malzemeye yöneliktir, işleme tarzına degil.

2-Şiir ya mükemmel olmalı yada hiç varolmamalı.

3-Her anlatıda en çokta tanımlamacı anlatıda yansıtılacak nesnelerin sırası, birbirine baglanma, aşırılaştırma ve her çeşit ilerlemede öyle açık ve kesin çizilmiş olmalıki dinleyici ve okuyucu zorunlu olarak başka türlü degilde öyle düşünebilmeli.

4-Hakiki sanatlı anlatımın didaktik bir amacı olamaz.. o cevap vermez, azarlamaz, yanlızca sonuç olarak görüş ve davranışlar geliştirir ve bu yollada aydınlatır ve ögretir.

5-Abartma yapmayan her edebiyat hakikidir ve sürekli derin etki yapan herşeyde abartılmış sayılmaz


ÖZDEYİŞ

1-Anektot ve özdeyişler dagarcığı, görgülü adam için en büyük hazinedir. Eger birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileride yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.

2-Bazı bilge sözlerin bulanıklıgı yanlızca görecedir. Bir şeyi uygulayanın kafasında çakan her şimşek dinleyiciye tam olarak anlatılamaz.

ELEŞTİRİ

1-Eleştiri, modern yazarların alışkanlıgından başka birşey degildir.

2-Bizi en sert eleştiren kimdir? Ümitsizlige ugramış bir meraklı.

ROMAN

1-Roman; bize olabilir olayları imkansız yada neredeyse imkansız şartlar altında gerçek diye sunan tür.

2-Romanda öncellikle zihniyetler ve olaylar tanıtılmalı; dramda, karakterler ve eylemler.roman yavaş ilerlemek zorundadır ama figürün düşünceleri ise ne tarzda olursa olsun bütün gelişimde öne geçmesini engellemek zorundadır.

MASAL

1-Masalın bir hakikat yanı vardır ve olmalıdır da, aksi halde o masal degildir.

2-Masalın ana karekteri saf özgürlügüdür.

MEKTUP

1-Konuşacak olsan, nasıl konuşurduysan öyle mektup yaz o zaman güzel yazarsın.

İRONİ

1-O dogrudan ironiyi pek fazla kullanıyor; yani kınanacak şeyi övüyor, övülecek şeyi kınıyor; bu çok ender kullanılması gereken hitabet aracıdır. Çünkü sürekli olunca zeki insanları bıktırır, zayıfları yanıltır ve şüphesiz özel bir zeka gösterisi olmadan kendilerini başkalarından daha akıllı gören orta büyük sınıfın hoşuna gider.

SANSUR

1-Sansur ve basın özgürlügü hep çarpışmaya devam edecek. Sansuru isteyen ve uygulayan daha güçlü olandır. basın özgürlügünü isteyense daha güçsüz olan. Biri ne planlarında ne de faaliyetinde yüksek sesli, zıt görüşlü bir varlıkla engellenmek istemez, itaat ister; ötekilerse nedenlerini dile getirmek, itaat etmemeyi yasallaştırmak isterler. Bakıldıgında bunun her yerde geçerli oldugu görülecektir.

ALGILAMA

1-Her çeşit edebiyat ürünün tadına varabilmek için bir alabilme yetenegi gerekir.

EGİLİM

1-İnsanın kullanmadan ve yararlanmadan doguştan sahip oldugu hiç bir egilim ve yetenek yoktur.

2-Bir şeye egilim, o şeyden anlamaktır.

EGİTİM

1-Yetenekler şart koşuluyor, onların becerilere dönüştürülmesi gerekir. İşte her türlü egitimin amacı budur.

2-İnsanın egitimi için bir şeyler yapılmak isteniyorsa, onun egitim ve isteklerinin ne yönde olduguna bakılmalıdır. Sonra onun bu egilimlerini tatmin edecek, o isteklere ulaşacak duruma getirmek gerekir. böylece insan, yanılacak olursa vaktinde yanılgısını farketsin ve kendine uygun alanı yakalayacak olursa daha bir hevesle ona yapışsın ve daha gayretle kendini yetişdirsin.

3-Soylu bir adam yetişmesini dar bir çevreye borçlu olamaz, hem vatan hem dünya onu etkilemelidir, hem üne hem yergiye katlanmayı bilmeli, hem kendini hem başkalarını tam tanımak zorunda olmalı, yanlızlıgın tatlı sarhoşluguna kanmamalı.

4-Karşılaştıgımız her şey bizde izler bırakır, her şey farkına varılmadan egitimimize katkıda bulunur; ama bunlarla hesaplaşmak yinede tehlikelidir.

5-Tek yanlı egitim egitim degildir. Gerçi bir noktadan yola çıkılır ama çeşitli yönlere gitmek gerekir.

6-Gerektiginde okullarımız var, liselerimiz hatta dünyaca ünlü üniversitelerinizde var, ama insanın ve karakterinin gerçek egitimi için kurulmuş hiçbir şeyimiz yok.bu yüzden içimizde çogumuz o kadar karaktersiz.

7-Yüz çesit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.

8-İnsanın kendi kendine verebilecegi en muazzam kültür, başkalarının onu aramadıgından emin olmaktır.

9-Tek yanlı olmamak için, insanın egilimi olmadıgı şeyide kendine maletmeyi bilmesi gerekir.

10-İnsan zorunlu oldugu için ( ciddi olarak ) en yüksek şeye ulaşmaya çabalıyorsa ve isteyincede ( şaka olsun diye ) en aşagı şeye iniyorsa ancak o zaman çok yönlüdür.

11-Kendi kendisinin efendisi olmak isteyenin, kendine hakim olmayı bilmesi gerekir.

12-Bir insanın düşünme ve hissetme tarzı oluşmadan, dış şartlarla durumunda büyük bir degişikligin saglanması kadar onu tehlikeye sokan başka birşey olamaz.

13-Asil bir örnek güç işleride kolaylaştırır.

14-Hakiki ögrenci bilinenin içinden bilinmeyeni geliştirmeyi ögrenir ve ustaya yaklaşır.

15-Dersin yararı çoktur, ama heveslendirmenin de yaptıramayacagı şey yoktur.

16-Kendini begenmeyen bir genç kendini nasıl yetiştirebilir? Bomboş bir tabiat, hiç olmazsa kendine bir dış görünüş vermeyi becerecektir ve gayretli insanda az sonra kendini dıştan içe dogru yetiştirmeyi bilecektir.

17-Şartlar bütün insanları egitir, ne istenirse yapılsın onlar degiştirilemezler.

18-Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdır. Yanlız yarı delilerle, yarı akıllılar çok tehlikelidir.

19-Kartal havada havaya, zirvede zirveye alışır.


ERDEMLER

1-İnsan asil olmalı, yardımsever ve iyi, çünkü yanlız bu özellikler onu tanıdıgımız öteki yaratıklardan ayırır.

2-Dürüstlük insanı düşüncesiz ve hatta inatçı yapar.

3-Alçakgönüllük ve kibir, zekayla ilgili ahlak konularıdır ve vucutla ilgileri yoktur. Sınırlı ve zekaca geri kimselerde kibir vardır; zekası parlak ve yetenekli kimselerde ise asla.

4-Cömertlik, erkege yakışan bir erdemdir.

5-Sabretmeye alıştıysan inan bana çok şey yapmışsın.

6-Bilgelik yanlız hakikatledir.

7-Çıkar gözetmeyen iyilik, en yüksek ve en güzel faizi getirir.

8-İnsanı dostça ilgiden daha çok yetiştiren; daha saf ve canlı olarak uyanık tutan ne vardır.

Gothe-seçmeler 2
Gothe-seçmeler 3
Gothe-seçmeler 4
Gothe-seçmeler 5
Gothe-seçmeler 6