NAPOLYON'UN HAYALİ

Alain

1915 yılının başlarında savaş, değişmez mevziinde süresiz yerleşmiş gibi bir hal alınca, asker çevrelerinde Napoleon'un adı sık sık ağızlarda dolaşmağa başladı. Herkes, acaba nasıl bir yenilik getirirdi, diye kendi kendine soruyor, hemen arkasından da, onun parlak dehasının bile bu bataklığa gömüleceği sonucuna varıyordu. Onlar gibi düşünmekten çok uzaktım ben; Memoriali, insanlığın kendisini düpedüz ortaya koyduğu o gerçek kitaplar arasına koymuştum da ondan. Topçu subayının gökyüzüne doğru iki üç mermi Adattığı, arkasından da: "İşte mükemmel bir tanzim atışı" diyerek sığınağına döndüğü devirdi o devir. Bir taarruzu desteklemek için ağır bir top dokuz mermi atardı; karşı taarruzu püskürtmek için yetmiş heşlik bir topçu takımının topu topu iki yüz mermisi vardı; bunu da ağır atışla yarım saat sürdürürdü. Sığınaktaki subay, gözetleme yerindeki genç teğmene ya da çavuşa, neyi görmesi, neyi görmemesi gerektiğini bir bir açıklardı. Düşman bataryalarının nerede olduğunu bilen genç subaya, sığmaktan dışarı çıkmayan yüzbaşı: "O dediğiniz yerlerde batarya falan yok... Hem sonra unutmayın ki siz bir emir kulusunuz," diye cevap verirdi. Politeknik çevrelerinde ise: "Piyadelerin söylediklerine inanmayın, gözetlemesini bilmez onlar," derlerdi. Aşağı yukarı on kilometre gerilerde karargâh kuran, araziyi bir kerecik olsun görmek zahmetine katlanmayan bir general, yarım metre derinliğindeki çamur deryasmda taarruz emri verirdi. Bildiğimize göre budalalık konusunda düşman da daha aşağı kalmazmış; genel olarak kimsenin bulunmadığı bir üzüm bağım ateş altına alır, hindibağı arayanlan ürkütürmüş.

Egemenliği elinde tutan kişi, yanılmu olduğuna inanıp düşüncelerinin hepsini kabul ettirmek istedi mi, entelektüel seviye bir anda her çeşit tahminin altına düşer.

Davranışlarından, çektiği nutuklardan anladığıma göre Napoleon'un askere benzer bir yanı yokmuş. Daha çok mühendismiş o; harikayı andıran sahra toplarımızın atışını dakikada ikiye çıkarmış; bir işi girişmeden önce de top başına iki bin atımlık merminin bulunmasını istermiş. Bu işlerin nedeni çok geç anlaşıldı; gerçek asker ise bir türlü anlamak istememiş Oysaki bine kadar saymak hiç de güç değil; ama kişinin kendisiyle samimi olması, amacın başka türra gerçekleşmesi imkânsız olduğu zaman hiç kullanılmamış yeni yeni çarelere başvurması herhalde guç olacak. "Binlerce mermi, öyle mi? Bunun için fahri kalar bir yana, bir sürü araba, ikmal kıtaları, demir yolları lâzım; elimizin altında ise hiçbiri yok." Mühendisin cevabı, o halde bütün bunları hemen yapmağa ve teşkilâtlandırmağa başlayalım, olacak. Ama hayal gücü buna güler ve: "Bırakın da, bütün bunlar hazırlanıp gelinceye kadar düşmanı çoktan püskürtüp yenmiş olacağımıza inanayım," der. Tuhaf değil mi, sanki hakkında kanun varmış gibi, komutayı ellerine alıp buyurmakta ısrar edenler genel olarak en zayıf, en saf, en çocuk kafalılar arasından, kendilerini beğenmekte en ileri giden kişiler arasından çıkar. Şuna bunu okşamasını, şunun bunun hoşuna gitmesini bilen müsbet kafalı bir kişi de değildir o. Bunun için de, Musait şartlar tutup, kendi kendini aldatmasını bilmeyen, hoşlandıkları her şeye hemen inanmıyan kişileri iktidarın en yüksek noktasına çıkardı mı, yeniliğe kavuşacğımızı, iskolastik kurallara rağmen salon generallerinin yenileceklerini umabiliriz. Böyle bir şey bir kere, o da, hayal gücünü aklına göre düzenleyen, iddiasız bir insanın emirleri sayesinde oldu. Kimisine hayranlık, kimisine korku ilham eden, ama herkes tarafından yanlış anlaşılan bir insandı o. Bu bakmadan fainte-Helene adasında olduğu gibi, Tuileries sarayında da yalnız yaşadı, her zaman yalnız.

3 Mayıs 1921

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP