İSTOİKACILIK

Alain


Bize yanlız tiranlara karşı koymayı, işkenceye dayanmayı ögrettiklerini sanmak suretiyle ünlü istoikacıları yanlış anlmış olabilriz. Ben kendi hesabıma, sadece yagmurla fırtınaya karşı koymak için erkekçe bilgeliklerin birden çok kullanılış tarzı oldugunu görüyorum. Herkesin bildigi gibi,onların düşüncesi, ezici duygudan sıyrılmak için bir davranıştan ve onu "sen olaylara aitsin, bana degil," diyerek bir olay telakki etmekten ibaretti. Bunun aksine, tahta bir iskemle üstünde krallar gibi yaşamak kabiliyeti olmayan kişiler de hiç çekinmeden: " Fırtınayı ta uzaklarda görüyor gibi oluyorum; hem sabırsızlanıyor hemde eziliyorum. Ey gökyüzü gürle!" diye bagırarak fırtınanın ta içlerine kadar girmesine müsaade ederler.

Buna düpedüz hayvanca yaşamak derler; artı düşünce. Çünkü, görünüşe göre, hayvan, gelmekte olan fırtına yüzünden tepeden tırnaga degişir; bitki de kızgın güneşin altında iki kat olur, gölgede ise dimdik kesilir; ama hayvan bunun farkında degildir; bunun gibi bizlerde yarı uyku halindeyken neşelimi, üzgün mü oldugumuzu bilmeyiz. Bu yarı uyku hali insan içinde iyidir; hatta en üzüntülü zamanımızda bile huzur vericidir; yeter ki kendimizi iyice koyuverelim; sakın bu sözümden başka bir mana çıkarmayın; bütün bedeninin bir yere dayanmış olması,adalelerin iyice gevşamiş olması lazım; bir çeşit iç masaj sayılan öfkeninde, uykusuzugun da, kaygının da kaynagı kasılmanın zıttı olan istirhat anında adaleleri bir yıgın haline getirmek sanatı vardır. Yataklarında bir türlü uyuyamayanlara ben; "Ölmüş kedi gibi kendinizi koyuverin" derim.

İmdi, Epikuros'cu faziletin gerçek yanı olan bu hayvan durumuna inmek mümkün degilse eger, o zaman kişinin kendisini şiddetle sarsarak uyandırması,bir hamlede İstoikacı fazilete sıçraması gerekir; çünkü bunların ikisi de iyidir; bir işe yaramayan ortasıdır. Fırtınalı yada yagmurlu ortamın içine girmek mümkün degilse, bu ortamı itelemek, ondan uzaklaşmak ve: "Bu,yagmurlu fırtınadır, ben degilim" demek gerek. Tabii haksız bir sitem,bir hayal kırıklıgı yada bir kıskançlık bahis konusu oldu mu bu iş daha da güçleşir; bu kötü hayvanlar üstünüze yapışır. Bununla beraber eninde sonunda: "Şu hayal kırıklıgından sonra üzgün görünüyorsam, bunda şaşacak bir şey yok; rüzgarla yagmur gibi tabii bir şey bu", demeye hazırlanmalı. Böyle bir ögüt tutkulu kişileri çileden çıkarır; kendilerini zorlayıp baglar, acılarını dört elle sarılıp benimserler.

Ben böylelerini eşşekler gibi anıran, hayvanlaştıklarını görüp büsbütün çileden çıkan, bundan ötürüde daha çok bagıran çocuklara benzetirim. "Ne oluyor canım? Netice itibariyle bagırıp çagıran,bir çocuktan başkası degil," deyip kendisini pekala kurtarabilir. Ama henüz yaşamasını bilmez. Hem yaşamak sanatı çok az bilinen bir şeydir. Bununla beraber ben, mutlulugun sırlarından birinin, kendi öfkesine aldırış etmemek olduguna inanıyorum; böylece, köpek klübesine nasıl çekilirse, küçümsenen öfkede hayvan hayatına düşer. Kanımca gerçek ahlakın önemli bölümlerinden biri budur; suçlardan, üzüntülerden, düşüncelerden dogan acıların tümünden sıyrılbilmek. "Şu öfke, istedigin zaman geçer," diyebilmek. Bagırmadan oturan çocuk gibi o da yatışır. Akıllı bir insan olan George Sand, bu üstün insan ruhunu, kuvvetli bir eser olan ama pek az okunan "Consule'da"  mükemmel bir şekilde göstermiştir.


31 Agustos 1913

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP