SATMAK SANATI

Alain

Bir satmak sanatı, binbir tanede satmak usulu vardır; hepsini gayesi , düşünen, tereddüt eden insanda hemen her zaman bir hırs uyandırmaktan ibarettir. Bir heyecan, bir hayret veya sadece bir degişiklik, mütereddit insanı harekete getirir, kararını da olgun bir yemiş gibi lop diye yere düşürür.

Belediye memurlarının durmadan takip ettikleri, içleri yemiş veya çiçek dolu o küçük mahkumdurlar ama bu da pek öyle kötü bir şey degil; arzulanan şeyin uzaklaşması tereddütü ortadan kaldırır; içimizde, elimizde olmadan peşi sıra yürümek istegini uyandırır; bu da arzunun irade halini almasına sebep olur; peşisıra gittigimiz şeyi, peşi sıra gittigimiz için isteriz; mekanizma böyle kurulmuştur işte. Gazete satan bir adam tanırım; öteki gazetecilerden sonra gelir ama, hepsinden çok satar. Nasıl mı? Çok basit; sanki müşteriler kendisini çagırıyormuş gibi durmadan saga sola koşar, şöyle bir görünür, sesini duyurur; sesi ise, alışkanlık saikiyle bagıran, veya bagırmayı adet edinmiş, günlük işini bitirmiş bir insanın sesini andırır. Onun bu insicamsız hareketi, insanda peşisıra yürümek, durdurmak fikrini uyandırır; böylece müşteri, gazeteyi satın almak istemeden gazeteyi eline almış olur.

Pazar yerinde kumaş kuponları satan bir adam gördüm; yere kocaman bir şemsiye açmış, başınada kıpkırmızı bir şapka geçirmişti. Çok kurnazca bir harekettir bu; kırmızının ihtirasları tahrik ettigini bilmeyen yoktur. Onun usulu de, bir, iki, üç, dört diyerek kimseye bakmadan kumaşı ölçmek, şöyle bir buruşturup müşteriye dogru atmaktan ibaretti; bir arkadaşı da paraları topluyordu. Onun bu keskin hareketleri dikkati çekmekten geri kalmıyordu; orada bulunan her kadın istemedigi halde hissesine düşen paketi almaya hazırlanıyordu; onların bu hareketleri ise kumaşı almaga hazır olduklarını gösteriyordu.

Daha iyisini de gördüm. Bir adam az çok kusurlu fakat kullanılmaya elverişli porselen takımlar satıyordu. Her parçayı açık arttırmaya koyuyordu, istekli çıkmadıgı zaman da fiyatı muayyen bir hadde kadar indiriyordu. Bir, iki, üç dedikten sonrada yere atıp kırıyor. Etraftan yükselen sesleri ve neticeyi herhalde tahmin edersiniz. Ama buna artık maharet degil, düpe düz deha denir.

4 Eylül 1907

1 Yorum

MAHİR KANIK
24 Aralık 2009 23:15  

:) harika!

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP