Machiavelli'nin Yaşamı ( 1469-1527 )



Bir hukukçunun oglu olan Nicolo Machiavelli,3 mayıs 1469'da Floransa'da dünyaya geldi. Gençligi bilinmemektedir. 29 yaşında floransa cumhuriyeti şansölyelik ikinci sekreteri olmuş ve bu ünvanla, ondört yıl boyunca Fransa ve Almanyada İtalyan devletleri adına diplomatik görevler yürütmüştür.

1512'de yönetimi ele geçiren mediciler'e komplo kurmakla suçlanarak hapse mahkum edildi ve işkence gördü.10.Leon'un başa geçmesiyle özgürlügünü kazanmışsa da artık gözden düşmüştür. Floransanın yakınlarında san casciano'daki mütavazi evinde,güç şartlarda sekiz sene geçirir; yoksulluk içinde beş çocugunu burada büyütür ve eserlerinin çogunuda yine burada yazar. Nihayet tekrar itibar görerek diplomatik memuriyetlere verilir ve floransa'nın tarih yazarı olarak atanır. Fakat,medicilerin devrilmesiyle birlikte talihide döner. Galip gelen taraf olan cumhuriyetçilerin kendisini şüpheyle karşılamaları üzerine görevinden alınır ve böylece kendisi için unutuluşun ve neredeyse sefaletin içine düştügü kısacık dönem başlar.22 haziran 1527'de ölür.

Nicolo di Bernardo Machiavelli Üzerine

Makyavelizm, hiç kuşkusuz bir soyutlama ve bütün soyutlamalarda olduğu gibi ayrıntıyı atlama eğilimi taşıyor. "Makyavelizm" soyutlamasına ilhamını veren Machiavelli ise bir insan. Elbette, istenirse somut Machiavelli de soyut bir insan haline gelebilir ve konuşulabilir. Mümkündür ama doğrusu somut Machiavelli'de ısrar etmektir. Lucien Febvre'nin dediği gibi soyut insanla tarihçi hiç karşılaşmaz.

Somut Machiavelli'nin özelliği ne? İlk göze çarpanı bir Rönesans insanı olması. Machiavelli 1469'da doğmuş, 1527 yılında ölmüş. Yani hem bir Rönesans insanı hem de bu çağın bir öncüsü. Evet, "toplumsal düzenin içinde arayalım, orada buluruz. Zamanın toplumuna bakalım, o zaman anlarız." Öyleyse Machiavelli'yi anlamak için yaşadığı zamana dönmemiz gerekiyor. Ancak burada bir 16. yüzyıl tablosu çizecek değiliz; bu sorunumuzu bir tarihçiyi yeniden yardıma çağırarak çözeceğiz:

"Neden onaltıncı yüzyıl? Çünkü dünya tersine dönmeye başlamıştır. Birbirine bağlı iki büyük dönüşüm ve başkalaşım bu döneme damgasını vurmuştur: burjuvazinin yükselmesi ve kapitalizmin kendini kanıtlaması. Oluşmakta ve kendi düzenini her şeye dayatmakta olan bu iki bizatihilik, Eski Dünya'yi, yani bir bakıma Doğu'yu yoketmektedir. Nasıl mı? Doğu'dan gelen din olan hıristiyanlık, reformla batılılaşmakta; Doğu'nün sanat ve edebiyat anlayışının devamı olan antik sanat ve edebiyat Rönesans'la aşılmakta; Doğu'dan ilk kopuşu simgeleyen feodalite bile kapitalizmle başka bir aleme doğru değiştirilmekte ve asıl önemlisi, Batı insanı kendini yerellikten kurtararak, dünyaya açılmaktadır, yani bilimi keşfetmekte, bilimi kurmakta, bilimi oluşturmaktadır. Bu yepyeni bir olaydır,çünkü Doğu'da bilim olmamıştır. Rönesans işte bütün bunların bileşkesi olarak, tam bu dönüşüm ve başkalaşım mayalanmasının göbeğine oturmaktadır Doğu'dan kopuş."

Peki ne diyor bu dünyanın bir bireyi olan Machiavelli: "devlet gücünü dinden değil ulustan, törebilimden değil pratikten almalıdır". Pek güzel diyor. Ve bundan etkilenmek için illa bir "siyaset felsefecisi" ya da bir "siyaset bilimcisi" olmak gerekmiyor. Saptanması gereken ilk şey şudur; Machiavelli ile birlikte dönemi de teoriler dünyasından olgular dünyasına geçiyor.

Machiavelli bir dünyevileştiricidir: bunları söylerken hem ortaçağı, hem de onun, üzerinde duruyormuş Dolayısıyla düşünürümüzün devlete "insan gözüyle" bakması ve teolojinin yerine akılla deneyi koyması da kaçınılmaz oluyor. Peki ama nedir bu insan gözü? Nasıl oluyor da başkalarının, ilahi bir gücün etkisini gördüğü yerde, dünyevi bir güç görebiliyor.

İşte size Machiavelli dolayısıyla sorulabilecek gerçek bir soru. Burası somut Machiavelli'in bir soyutlama adına, insan adına konuşmaya başladığı yerin ta kendisidir. Makyavel ve çağdaşları bir soyutlama olan tanrıyı gökten yere indirirken, bir başka yönde kendi soyut tanrısını kuruyor. Bu tanrı, bundan böyle felsefeye, sanata, siyasete damgasını vuracak olan soyut insandır. Böylece kurgu tersine döner; bütün insanlar tanrının iradesinin bir tezahürü olarak gerçekleşirken, birdenbire dünün bütün insanlar Machiavelli döneminin insanlarını gerçekleştirmek üzere yaşamış gibi görünür. Adeta, bugünün tarihi dünün tarihinin amacıdır.

Bu karmaşık durumun yalın hali şudur; dünün tanrı adına konuşan egemenlerinin yerini bugün insan adına konuşan yeni egemenler devralmaktadır. Alır da. Başlangıçta devrimci bir mücadeledir bu, Yeni sınıf ve elbette Machiavelli tanrıya ve onda kişileşmiş olan feodal yapılara karşı mücadele etmektedir ve o "devlet ve yönetimi insani bir iştir" derken yeniyi dillendirmektedir.

Peki niye bugün Machiavelli'den geriye korkunç bir pragmatizm kaldı. Niye bugünün egemen düşüncesi Machiavelli'den "amaç için her yol mubahtır" ana fikrini çıkarıyor. Aslında bunun cevabı da oldukça basit. Machiavelli'in devrimci sınıfı, bugünün tutucu sınıfı haline gelmiştir de ondan. Düne somut Machiavelli-denk düşüyordu, bugüne ise Machiavelli soyutlaması, yani makyavelizm.

Dolayısıyla somut Machiavelli devrimci kalmaya devam ediyor ve onu somutluğu içinde algılamak tutucuların işi değil. Bu mirasın gerçek sahibi olan devrimcilere ise soyutlamalara inanmak değil "tarihin kendisinde bulup, göstermek" düşüyor.

Goethe, bilimler tarihini çeşitli ulusların seslerinin sırasıyla çıktığı bir füge benzetir. Bizde bilinen adıyla "Hükümdar", gerçek adıyla Prens, bu fügdeki İtalyan sesidir. Üstelik oldukça köklü ve önemli bir ses.

Hâlâ ayak seslerin duyulur Machiavelli
San Kayano'nun ıssız yollarında...
Hava fırın gibi, gök alev alev,
Toprak çorak, çabaların boşuna...
Sapan tutmaktan yorgun ellerinle
Alnını yumrukluyordun geceleri...
Ümitsizdin, ne ...aşinan vardı, ne arkadaşın.
Sefaletin rezil kızı aylaklık,
Kanını içiyordu kalbinin avuç avuç.
Kimim ben diyordun, bir taş verin de
Bir taş veya kaya... yuvarlayayım.
Bıktım bu mezar sükûnetinden
Ve kollarım çalışmamaktan yorgun.

Alfred de Musset



Hükümdar'dan Seçmeler - 1


1-İnsanlar üzerinde hakimiyet kuran devlet ve iktidarların hepsi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de, ya cumhuriyet ya da krallık olarak ortaya çıkmışlardır.

2-Başka bir devleti ele geçirme, bizzat ele geçirenin ya da başkalarının ordusuyla veya şansın yardımıyla veya yetenek yoluyla gerçekleşir.

3-Veraset yoluyla hükümdar olan bir kral, aslında halkının hoşuna gitmeyecek durum ve zorunluluklarla daha az karşılaşacaktır ve bu nedenden ötürü de daha fazla sevilecektir.

4- bir iktidarın eskiye dayanması ve uzun süre iş başında kalması durumunda, önceki yeniliklerin hatırası da bunların nedenleri de silinir gider.

5-İnsanlar, yazgılarının da değişeceği beklentisi içinde hükümdarlarını değiştirmeyi severler.

6-zira orduları ne kadar güçlü olursa olsun bir kralın bir ülkeye girebilmesi için o ülke halkınca tutulmaya ihtiyacı vardır.

7-insanlar kendilerine verilen küçük çaplı zararlardan intikam almaya kalkarlar, ama verilen zarar çok ağır olduğunda buna kalkışamazlar; bundan da şu sonuç çıkar: Bir insana zarar verilmesi söz konusu olduğunda, bunu söz konusu kişinin intikam almasını imkansız kılacak biçimde gerçekleştirmek gerekir.

8-zaman her şeyi silip süpürür ve iyiliği getirebileceği gibi kötülüğü de getirebilir.

9-Sahiplenme isteği şüphesiz olağandır ve insan doğasına özgüdür. Bu arzusunu tatmin etmeye kalkışan herhangi biri, bunu başarabilecek imkanlara sahipse, bunun için ayıplanmaktan ziyade övülür, ama bunu uygulamaya geçiremeden sadece bunun hayalini kurmak hata yapmak anlamına gelir ve ayıplanmalıdır.

10-Bir diğer hükümdarı güçlendiren bir hükümdar kendi kuyusunu kazıyor demektir, çünkü güç ya yetenek ya da kuvvet yoluyla elde edilir: Oysa ki bu unsurlardan her ikisi de bunları kullanan birisini diğerinin gözünde şüpheli kılar.

11-Türk imparatorluğunun fethedilmesinde yatan zorluk, buna kalkışan kişinin bu monarşinin önde gelenlerinden hiçbir surette davet alamayacağı gibi padişahı çevreleyenlerin ayaklanmasından da medet umamayacağı hususunda yatar.

12-kazanan tarafın savaştan önce nasıl halktan umacağı bir şey yoksa zaferden sonra da onlardan korkacak bir şeyi olmaz.

Hükümdar'dan Seçmeler - 2

Hükümdar'dan Seçmeler - 3

MONTAİGNE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER




1-denemeler'de gördügüm herşeyi montaigne'de degil kendimde buluyorum.

( PASCAL )

2-bir kitap buldum burada. montaigne'nin kitabı;yanıma almadım sanıyordum.aman ne hoş adam.ne zevk onunla beraber olmak.

( Mme de SEVİGNE )

3-Montaigne,katoliklerle tatlı tatlı alay eden adamdır.

( BAYLE )

4-montaigne,o hoş sohbet insan
bazen derin,bazen sudan
şüphe etmesini bilmiş
burnu bile kanamadan
kelli felli softalarla
alay etmiş sakınmadan

( VOLTAİRE )

5-eminim alışacaksınız montaigne'e.insanoglu ne düşündüyse onda var ve bukadar kudretli üslup zor bulunur.bir şey ögretmiyor,çünkü hiçbir şeyi kestirip atmıyor.dogmacılıgın tam tersi.magrur adam ama kim magrur degilki? alçak gönüllü görünenler büsbütün magrur degilller mi? her satırında ben;kendim diye konuşuyor;ama ben,kendim demeden hangi bilgiye varılabilir? haydi,bırakın allah aşkına hocam,filozofun,metafizikçinin bundan iyisi görülmemiş

( DEFFAND )

6-montaigne,o tanrı gibi bir adam 16.yy'lın karanlıkları içinde tek başına diri ve tertemiz bir ışık saçmış ve dehası ancak zamanımızda gerçek ve felsefi düşünce hurafelerin,gericiliklerin yerini alınca anlaşıldı.

( GRİMM )

7-montaigne'nin fikirleri yanlış ama güzel.

( MALEBRANCHE )

8-yazarların çogunda,yazan adamı görüyorum,montaigne'de ise düşünen adamı

( MONTESQUİEU )

9-çocukken babamın kitaplıgından bana denemeler çevirisinin perişan bir cildi kalmıştı.seneler sonra,kolejden çıkışımda bu cildi okudum ve öekileri arayıp buldum.bu kitapla ne büyük haz ve hayranlık saatleri geçirdigimi hatırlıyorum.bu kitabı,yaşadıgım başka bir hayatta yazmışım gibi geliyordu bana,o kadar candan bana,benim düşüncemi,benim hayat tecrübemi söylüyordu.

( EMERSON )

10-montaigne ammada fikir çalmış benden.

( BERANGER )

11-montaigne ölüyor.kitabını tabutunun üstüne koyuyorlar;cenazesinde yakını olarak din bilgini charron ve manevi kızı mademoissele de gournay var.resmen septik olarak Bayle ve Naude onlara katılıyor.sonra montaigne az çok baglanlar,bir an için ondan zevk almış olanlar,bir an için yanlızlık sıkıntısından kurtardıgı,şüphe ettirmek sayesinde düşündürdügü kimseler akraba ve komşu olarak madem de savigne,la fontaine;onun yaptıgını yapmaya özenip,onu taklit etmeyi şeref bilenler:La Bruyere,montasqiue,j.j rousseau;ortada tek başına Voltaire;daha az önemli kimseler,karmakarışık saint evramount,daha arkada çagdaşlarımız ve daha hepimiz.ne büyük bir cenaze alayı.bir insan Ben'i için bundan daha fazlası umulabilirmi? peki ama, ne yapıyorlar bu cenaze alayında? merasim icabı hüngür hüngür aglayan mademoiselle de gourney den başka herkes konuşuyor.merhumdan onun sevimli taraflarından,hayata bu kadar karışan felsefesinden bahsediyorlar.herkes kendi kendinden bahsediyor.onunla herkesin ortak oldugu taraflar ortaya konuyor.kimse ona olan borcunu unutmuyor;her düşünce onun bir yankısı gibi....korkarım bu aayda dua eden tek adam Pascal'dır.

( SAİNTE-BEUVE )

12-montaigne'i sevmek kendini sevmek,kendini herşeye tercih etmektir.montaigne'i sevmek yanlız gerçegi degil,dogruluk ve ödev duygusunuda yanlız kendinden yana çekmektir.montaigne'i sevmek,hayatımızda hazlara,aciz tabiatımızın kaldıramayacagı kadar yer vermektir.....

( BRUNETİERE )

13-Montaigne fransız rönesansını bitirip klasik çagı haber veriyor.

( LANSON )

Düşündüren Sözler - 9

1-hiç kimseye hayran olmam ve bana hayran olunmasınıda istemezdim. insanlar hayran olunmak için degildir; hepside aynıdır, hepside eşittir. önemli olan yaptıkları şeydir.

( J.P.SARTRE )

2-sanatçı kendini degil insanı, kendi benini ve içindeki geldigeçti duyguları degil dünyayı anlatması gerekir.

( GUSTAVE FLAUBERT )

3-Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.

( AUNIUS AURELİUS SIMACHUS )

4-bir gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir.

( SADİ )

5-özgürlügün yolu: bütün dünyaya karşı tek başınada olsa kendi inancına baglı kalmaktır.

( S.ZWEİG )

6-söz agızda iken sahibinin esiridir; agızdan çıktıktan sonra sahibi sözünün esiri olur.

( PANÇATATRA )

7-bir şeyi gerçekte oldugu şekliyle anlatabilmek için yapılması gereken şey, onun hakkındaki tüm dogruları ifade etmemiz, onun tüm çelişkelerini belirtmemiz ve bu çelişkilerin nasıl uzlaştırıldıgını göstermemiz gerekir. bu ise diyalektik yöntemle olur.

( HEGEL )

8-cahilligini bilmek, bilgi sahibi olmanın ilk şartıdır.

( DİSRAELİ )

9-söz söylemeyi ögrenmek, kılıç kullanmayı ögrenmekten daha zordur.

( AHMET İBŞİHİ )

10-Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez
ölmüşlerdir.

( BERTRAND RUSSEL )

SEÇMELER -1-

BİRİNCİ BÖLÜM

"Öğrenmek"


I - Üstat dedi ki: "Öğrenmek ve sonra bunu başkalarına öğretmek zevk verici bir şey değil midir?"

- "Uzak ülkelerden gelmiş arkadaşları olmak hoş değil midir?"

- "Kendisini tanımadıklarından dolayı kaygılanmayan bir kimse, 'büyük ve üstün insan' değil midir?"

II - Filozof Yu (1) dedi ki: "Ana babaya saygı ve kardeşlerine sevgi gösterip de öteki büyüklerine karşı kötü davranan insan pek azdır. Karışıklık çıkarmaktan hoşlanıp da büyüklerine karşı kötü davranışlarda bulunmak istemeyen kişi yok gibidir."

- "'Büyük ve üstün insan', kendini esas olan şeye verir. Bu esas şey ortaya çıkınca, 'gerçek ilkeler' gelişir; anaya babaya bağlılık ve kardeşlik sevgisi de kendini gösterir. Bunlar, 'İyilikseverlik'in kökü değil midir?"

III - Üstat dedi ki: "Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşamaz."

IV - Filozof Tsang (2) dedi ki: "Her gün kendimi üç nokta üzerinde yoklarım: Başkaları için bir iş görürken, acaba onlara bağlı mıyım? Arkadaşlarla konuşurken, içten miyim? Derslerden yeter derecede bilgi edinebildim mi?"

V - Üstat dedi ki: "Bin savaş arabası olan (büyük) bir ülkeyi yönetirken dikkatli, içtenlikli ve sonra ekonomik olmalı; insanlara karşı sevgi göstermeli ve halkı iyi bir yolda kullanmalı."

VI - Üstat dedi ki: "Bir genç, evinde anasına ve babasına bağlı ve öteki büyüklerine saygılı olmalıdır. Sonra, ciddi ve dürüst olmalı, herkese sevgi göstermeli ve iyi kimselerle arkadaşlık etmelidir. Fırsat bulduğu zaman da onların bilgi edinmesine yardım etmelidir."

VII - Tzu-hsia (3) dedi ki: "Bir kimse dış güzellikten çok iyi ahlaka değer verirse, ailesine hizmette en büyük çabayı gösterirse, efendisine (prensine) bütün yaşamınca bağlı kalabilirse, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde içtense, o insan için 'bir şey bilmiyor' deseler de, ben onun bilgili olduğunu söylerim."

VIII - Üstat dedi ki: "Bir bilgin ağırbaşlı değilse, ona karşı saygı gösterilmez. Onun bilgisi de sağlam değildir."

- "Bağlılığı ve içtenliği birinci planda tut."

- "Kendine uygun olmayan kimselerle arkadaşlık etme."

- "Yanlışlarını düzeltmekten korkma."

IX - Filozof Tsang dedi ki: "Ana baba için yapılan cenaze törenlerine gereken dikkat gösterilirse, ölülere kurbanlar sunmak savsaklanmazsa, halkın erdemi kesinlikle yüksek düzeye erişir."

X - Tzu-ch'in, Tzu-kung'a (4) sordu: "Üstadımız bir ülkeye geldiğinde, o yerin hükümeti hakkında öğrenmediği şey kalmaz. O, bunları kendi mi öğreniyor, yoksa bu bilgiyi ona başkası mı veriyor?"

- Tzu-kung dedi ki: "Üstadımız bunları iyi yürekliliği, doğruluğu, nezaketi, ölçülülüğü ve her şeyi hoşgörürlüğüyle elde eder. Onun bu bilgiyi alma yöntemi başka insanlarınkinden farklı değil midir?"

XI - Üstat dedi ki: "Bir kimsenin babası yaşıyorken onun isteklerine bak. Babası ölünce onun davranışlarına dikkat et. O kimse, üç yıl babasının yolundan ayrılmazsa, ona 'ana babasına bağlı bir kimse' denir."

XII - Filozof Yu dedi ki: "Törenleri yerine getirirken düzenin değeri vardır. Eski kıralların gösterdiği yolda, bu en üstün bir nitelikti. Büyük küçük işlerde biz bu yolu izledik."

- "Bununla birlikte, bu her zaman yapılamamıştır. Bu düzen bilinirse, her şey yoluna girer; ama bu, yine törenlerle düzenlenmezse hiçbir şey yolunda gitmez."

XIII - Filozof Yu dedi ki: "Anlaşmalar, doğru olan şeye göre yapılırsa, verilen sözler yerine getirilir. Saygı yerinde gösterilirse ayıp ve utançlardan uzak kalınır. Böylece, birbirine bağlı olanlar saygıdeğer olurlar."

XIV - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, yemekte karnının doyup doymayacağını düşünmez. Evinde rahatını aramaz. Yaptığı işlerde ağırbaşlı, konuşmalarında dikkatli bir kimsedir. O ilkesi olan kimseleri araştırır. Bu kimse için 'öğrenmeyi seven bir kimse' denebilir."

XV - Tzu-kung dedi ki: "Dalkavuk olmayan yoksul insanla, gururlu olmayan zengin bir kimse için bir şey söyleyebilir misiniz?" Üstat yanıt verdi: "Evet, söyleyebilirim; yalnızca onlar, yoksul ama mutlu, zengin ama terbiye ve incelikten ayrılmayan bir kimseyle karşılaştırılamazlar."

- Tzu-kung yanıt verdi: "Şiir kitabında (Shıh-ching) denmiştir ki, bir şeyi keserken törpüle, oyarken cilala. 'Anlaşıldığına göre, bu sözler, sizin söylediklerinizi aynen içeriyor demektir."

- Üstat dedi ki: "Sonunda seninle şiir üzerine konuşabilirim. Sana bir şey sorduğum zaman arkadan neyin geleceğini biliyorsun."

XVI - Üstat dedi ki: "İnsanların beni tanımamış olmalarından dolayı üzülme. Ben onları tanımadığım için üzülürüm."






İKİNCİ BÖLÜM

"Ülkeyi Yönetmek"





I - Üstat dedi ki: "Ülkesini erdemle yöneten kimse, yerini her zaman koruyabilen ve bütün yıldızların kendisine uyduğu kutup yıldızıyla karşılaştırılabilir."

II - Üstat dedi ki: "Şiir kitabında 300 parça şiir vardır; ama bir tümce hepsini içine alabilir: Kötücül düşüncelerin olmasın."

III - Üstat dedi ki: "Halk yasalarla yönetilir ve cezalarla yola getirilmek istenirse, onlar kendilerini cezalardan kurtarmaya çalışacaklar; ama hiç utanç duymayacaklardır. Onlar erdemle yönetilir ve terbiye gerekleriyle yola getirilmek istenirse, utanç duyacaklar ve böylece iyi olmaya çalışacaklardır."

IV - Üstat dedi ki: "15 yaşımda kendimi öğrenmeye verdim."

- "30 yaşımda, istencime sahip olabildim."

- "40 yaşımda, kuşkulardan uzaklaştım."

- "50 yaşımda, 'göğün buyruğu'nu öğrendim."

- "60 yaşımda, seziş yoluyla her şeyi kavradım."

- "70 yaşımda, doğru olan şeylere zarar vermeden yüreğimin isteklerini yerine getirebildim."

V - Meng İ (5), "Anaya babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğunu" sordu. Üstat yanıt verdi: "Onların sözünü dinlemek demektir".

- Daha sonra Fan Ch'ıh (6) ile giderken dedi ki: "Meng-sun (Meng İ) bana 'Ana babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğu'nu sordu. Ben de, 'Onların sözünü dinlemektir,' dedim."

- Fan Ch'ıh dedi ki: "Ne demek istiyorsunuz?" Üstat yanıt verdi: "Yaşarken, ailemize terbiye gereklerine göre hizmet etmeliyiz. Öldükleri zaman, tören kurallarına göre onları gömmeli ve kurbanlar sunmalıyız."

VI - Meng Wu da, (7) yine anaya babaya bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Ana baba, çocuklarının hastalanmasından korkarlar."

VII - Tzu-yü (8) de anaya babaya bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Bugünlerde anaya babaya bağlılık demek, bir kimsenin ailesini geçindirmesi olarak anlaşılıyor. Ama, köpek ve atlar da ayni şeyi yaparlar. Saygı olmazsa bunu ötekinden nasıl ayırt edebiliriz?"

VIII - Tzu-hsia da, anaya babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Zorunluk ve biçim sorunudur. Ailesinin bir sıkıntısı olunca, genç çocuk bu sıkıntıyı üzerine alırsa, şarabını, yiyeceğini onların önüne koyarsa, bu anaya babaya sevgi ve bağlılık sayılmaz mı?"

IX - Üstat dedi ki: "Hui (9) ile bütün gün konuştum. Söylediklerimin hiçbirine karşı çıkmadı. Sanki budalaydı. Benden uzaklaşınca özel yaşamınızı inceledim. Bu her şeyi açıkça gösterdi; Hui budala değildi."

X - Üstat dedi ki: "Bir insanın yapacağı işlere bak:

- "Onun davranışlarına dikkat et."

- "Dinlendiği şeylere bak."

- "Bir insan kişiliğini nasıl gizleyebilir?"

XI - Üstat dedi ki: "Bir kimse, sürekli yeni bilgiler elde ederek eski bilgisini geliştirmeye çalışırsa, o kimse başkalarının öğretmeni olabilir."

XII - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' bir araç değildir."

XIII - Tzu-kung, "'üstün insan' kimdir?" diye sordu. Üstat yanıt verdi: "Konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur."

XIV - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' özgür düşüncelidir ve dar kafalı değildir. Ancak küçük bir insan dar kafalıdır ve özgür düşünceli değildir."

XV - Üstat dedi ki: "Düşünmeden öğrenmek, zaman yitirmektir. Bir şeyi öğrenmeden düşünce ileri sürmek, tehlikelidir."

XVI - Üstat dedi ki: "Yu, (10) sana bilginin ne olduğunu öğreteyim mi? Bir şey bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şey bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir."

XVII - Üstat dedi ki: "Garip öğretiler üzerinde çalışmak, gerçekten zararlıdır."

XVIII - Tzu-chang, (11) para kazanmak amacıyla bilgi edinmeye çalışıyordu.

- Üstat dedi ki: "Çok dinle, kuşkulandığın noktaları bir yana bırak ve sakınarak konuş; o zaman pek az yanlışın olur. Çok gör ve tehlikeli şeylerden uzaklaş ve davranışlarında sakıngan ol. O zaman pişman olmazsın. Bir kimse konuşmalarında ve davranışlarında az yanlış yaparsa, bu kimse kazanç yolundadır demektir."

XIX - Dük Ai (12) sordu: "Halkı söz dinler kılmak için ne yolda davranmalı?"

- Üstat yanıt verdi: "Doğruluktan ayrılma, yanlışlarını düzelt. İşte o zaman halk söz dinler. Yanlışlarını düzeltmezsen, doğruluktan ayrılırsan, o zaman halk söz dinlemez."

XX - Chi K'ang (13) sordu: "Halkın hükümdarlarına karşı saygılı olması, bağlılık göstermesi ve çok çalışması için, ne yapmalı?"

- Üstat yanıt verdi: "Halkı ağırbaşlılıkla yönetirse, ona saygı gösterirler. O (hükümdar), ailesine bağlı ve herkese karşı incelikliyse, ona bağlılık gösterirler. İyi yoldan gider ve elinden geldiğince öğretmeye çabalarsa, halkı çok çalışır."

XXI - Birisi Konfüçyüs'e dedi ki: "Neden devlet hizmetinde bir görev almıyorsunuz?"

- Üstat yanıt verdi: "Şiir kitabında anaya babaya bağlılık konusunda ne diyor? Sen ana ve babana bağlıysan, kardeşlik ödevini yapmış olursun. Bu davranış devleti etkiler ve aynı zamanda hükümetin kurulmasını sağlar. Şu halde, bir insan neden devlet hizmetinde görev alsın?"

XXII - Üstat dedi ki: Bilmiyorum, bir kimse nasıl oluyor da yalancılıkla işini başarabiliyor. Büyük ve küçük arabalar, nasıl oluyor da boyunduruk ve koşum olmadan gidebiliyor?"

XXIII - Tzu-chang, "Bin yıl sonraki işler bilinebilir mi?" diye sordu.

- Üstat yanıt verdi: "Yin sülalesi, Hsia sülalesinin devlet düzenini izledi. (14) Onların bir şeyler aldığı ya da onlara bir şeyler eklediği bilinmektedir. Chou hanedanı Yin hanedanının düzenini izledi. (15) Onlardan neyin alındığı ya da onlara neyin eklendiği biliniyor. Belki bundan sonra gelenler, Chouları izleyeceklerdir. Yüzlerce yıl sonra bile olsa, Chouların işleri bilinecektir."

XXIV - Üstat dedi ki: "Kendisiyle ilgili olmayan bir ölüye sunu sunmak dalkavukluktur."

- "Doğru olan şeyi görmek ama yapamamak, korkaklıktır."




ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

"Sekiz Sıra"





I - Konfüçyüs, kendi bölgesinde sekiz tür eğlence düzenleyen Chi ailesinin başkanı için dedi ki: "O, bu gibi işlere dayanabiliyorsa, dayanamadığı şey acaba nedir?"

II - Üç aile, kurban törenlerinin sonunda kapları kaldırırken Yung ilahilerini okurlardı.

- Üstat dedi ki: "Yardımcılar, prenslerdi; Göğün Oğlu (imparator) ciddi ve ağırbaşlıydı, sözlerini bu üç büyük ailenin tören salonunda söylemeye nasıl cesaret ederler?"

III - Üstat dedi ki: "Bir kimse erdemli değilse, dinsel törenlerle ne ilgisi olabilir? Bir kimsenin erdemi yoksa, müzikle nasıl ilgilenebilir?"

IV - Lin Fang (16), 'Törenlerde neye dikkat edilmesi gerektiğini' sordu.

- Üstat yanıt verdi: "Bu gerçekten önemli bir soru."

- "Şölenlerde savurganlık yapmaktansa, tutumlu olmak daha iyidir. Yas törenlerindeyse üzüntüyü derinden göstermek, ilgisiz görünmekten daha iyidir."

V - Üstat dedi ki: "Kuzey'in ve Doğu'nun yabanıl boylarının da başkanları vardır. Ancak bizim hükümdarsız büyük ülkelerimizle karşılaştırılamazlar."

VI - Chi ailesinin Başkanı T'ai dağına (17) sunu sunacaktı.

- Üstat, Tsan- Yü'ye (18) dedi ki: "Onu bu işi yapmaktan alıkoyamaz mısın? Tsan Yü, "Hayır!" dedi. Üstat, "Ya! Demek T'ai dağının Lin Fang gibi anlayışsız olduğunu söylemek istiyorsun?"

VII - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, kavga etmez. Ama, gerekirse de okla dövüşmez mi? Ama, o yine düşmanını selamlar ve şerefe içki içer. O savaşında bile yine üstün bir insandır."

VIII - Tzu-hsia, "Şiir kitabındaki, insanı kendinden geçirici gamzeli gülümseyişi, gözlerinin beyaz-siyah parlaklığı (güzelliği) ve renklerin yalınlığı sözleriyle ne demek isteniyor?" diye sordu.

- Üstat yanıt verdi: "Renkleri saptarken yalın bir zemin hazırlamak gerekir."

- "Öyleyse, törenler daha sonra mı gelir?"

- Üstat yanıt verdi: "Ancak Shang benim ne demek istediğimi anlar. Şimdi onunla şiir konusunda konuşmaya başlayabilirim."

IX - Üstat dedi ki: "Hsia sülalesinin törenlerinden söz edebilirim; ama, Chiler konusunda bir şey söyleyemem. Yin hanedanının törenlerinden söz edebilirim; ama, Sung hanedanı (19) için söyleyecek bir sözüm yok. Çünkü onların kayıtları noksandır ve akıllı hükümdarları yoktur. Bunlara sahip olsalardı, konuşmalarında bunları kanıt olarak gösterebilirlerdi."

X - Üstat dedi ki: "En büyük törenlerde içki verildikten sonra, daha çoğunu görmeye dayanamıyorum."

XI - Biri, "Büyük kurban törenlerinin ne anlam taşıdığını" sordu.

- Üstat yanıt verdi: "Bilmiyorum. Bunu anlatabilen bir kimse, bunu seyreder gibi (avucunu gösterir) kolayca imparatorluğu yönetebilecektir."

XII - O, ölülere sanki oradaymışlar gibi sunu sundu. Ruhlara da, sanki oradaymışlar gibi sunu sundu.

XIII - Wang-sun Chia, (20) "Ocağa saygı göstermek, batı-güney köşesine saygı göstermekten daha iyi değil midir?" sözlerinden ne anlaşıldığını sordu.

- Üstat yanıt verdi: "Göğü gücendiren bir kimsenin, dua edecek başka bir yeri olamaz."

XIV - Üstat dedi ki: "Chou sülalesi, önceki iki hanedanın kültüründen yararlanmıştır. Böylece o (Chou hanedanı), nasıl da yetkindir! Bunun içindir ki, ben Chouları izliyorum."

XV - Üstat büyük tapınağa girdiğinde, oradaki işleri sordu. Biri dedi ki: "Tsao'dan gelen bey oğlunun (yani, Konfüçyüs'ün) tören kurallarını bileceğini kim söyleyebilirdi. (21) O, büyük tapınağa girdi ve işler konusunda bilgi istedi.Üstat bu sözü duyunca dedi ki: 'İşte, törenlerin kuralı budur'."

XVI - Üstat dedi ki: "Ok atma sanatında, 'deri' asıl olan şey değildir. Çünkü insanların gücü eşit değildir. Bu, eski bir kuraldır."

XVII - Tzu-kung, her ayın birinci günü atalara kurban edilen koyunu ortadan kaldırmak istedi.

- Üstat dedi ki: "Tzu, sen koyunu seviyorsun; bense töreni seviyorum."

XVIII - Üstat dedi ki: "Bir hükümdara toplum kurallarına göre hizmet edilirse, halk ona dalkavukluk edildiğini düşünebilir."

XIX - Dük Ting, (22) "Bir hükümdarın adamlarını nasıl kullanması ve bu adamların hükümdarlarına nasıl hizmet etmeleri gerektiğini" sordu.

- Konfüçyüs yanıt verdi: "Bir hükümdar, adamlarını toplum kurallarına göre kullanmalı. Adamlarıysa ona bağlılıkla hizmet etmeliler."

XX - Üstat dedi ki: "Kuang Tsü şiiri neşe vericidir; ama kötü deyişli değildir. Üzüntüyü anlatır; ama, üzücü değildir. (23)

XXI - Dük Ai, Tsai Wo'ya, (23) "o ülkenin tanrısının sunağını sordu. Tsai Wo yanıt verdi: "Hsia hükümdarları buraya çam ağacı diktiler. Yin sülalesinin hükümdarları servi, Choularsa kestane ağaçları diktiler. Bunun anlamı, insanlara korku vermek demektir."

- Üstat bunu işitince dedi ki: "Yapılan işler konusunda konuşmak yersizdir. Nasıl sonuçlanacağı belli olan işler için gösteri yapmak anlamsızdır. Geçmiş şeyleri ayıplamaksa boştur."

XXII - Üstat dedi ki: "Kuang Chung (25) yeteneği az olan bir insandır."

- Biri dedi ki, "Bu, onun elisıkı olduğundan mı ileri gelmektedir?"

- Üstat, "Kuan'ın üç karısı vardır. Sonra, adamlarını da çok çalıştırmıyor. O, nasıl elisıkı bir insan olabilir?" diye yanıt verdi.

- "Kuan Chung toplum kurallarını biliyor muydu?"

- Üstat yanıt verdi: "Prenslerin saraylarının girişlerinde bir paravana vardır. Kwan'ın da böyle bir paravanası vardır. Prensler birbirlerini ziyaret ettiklerinde, önlerine özel masalar koyarlar. Burada içildikten sonra kapları ters çevirirler. Kwan da böyle yapar. Kwan toplum kurallarını biliyorsa, başkaları neden bilmesin?"

XXIII - Üstat, Lu derebeyliğinin büyük müzik üstadına ders veriyordu. Dedi ki: "Müzik kolayca öğrenilebilir. Önce çalgı seslendirilir, sonra notasına göre parça çalınır ve bu böylece sürerek sona erer."

XXIV - İ kentinin (26) sınır korumanı, Üstatla tanışmak istedi. Dedi ki: "Büyük bir insan buraya geldiğinde, hep onlarla tanışma fırsatını bulurum." Onu Konfüçyüs'le tanıştırdılar. Dışarı çıktığında, koruman, "Arkadaşlar, Üstadımızın devlet hizmetinde olmayışından dolayı neden üzüntü duyuyorsunuz? Ülke uzun zamandan beri gerçek ilkelerinden uzaklaşmış bulunuyor. Bir gün 'Gök' Üstadımızı tahtadan yapılmış bir çan gibi kullanacaktır". (27)

XXV - Üstat, Shao ezgisinin (28) pek yetkin ve güzel olduğunu, (kral) Wu'nun müziğinin de çok güzel, ama yetkin olmadığını söyledi.

XXVI- Üstat dedi ki: "İnsanlar hoşgörülü olmazsa, törenlere önem verilmezse, cenaze törenlerinde gözyaşı dökülmezse, ben bunlara nasıl dayanayım?"




DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

"Komşulara Karşı Erdemli Olmak"





I - Üstat dedi ki: "Erdemli davranışlar, komşuluğu pek iyi kılar. Bir kimse erdemin egemen olduğu bir yerde kalmak istemezse, o kimse akıllı kabul edilebilir mi?"

II - Üstat dedi ki: "Erdemli olmayan kimseler, uzun zaman yoksulluğa, sıkıntıya ve eğlenceye karşı koyamazlar. Erdem, erdem içinde yer alır. Akıllı olanlar bunu ararlar."

III - Üstat dedi ki: "İstenç, erdemin üzerine kurulursa nefret uyandırıcı davranışlar olmaz."

IV - Üstat dedi ki: "Gerçekten erdemli olan bir kimse başkalarını sevebilir ya da onlardan nefret edebilir."

V - Üstat dedi ki: "Zenginlik ve onur, herkesin istediği şeylerdir. Bunlar doğru bir yolda kazanılmazsa, pek çabuk yitirilir. Yoksulluk ve düşkünlük insanların nefret ettiği şeylerdir. İnsanlar dürüst davranmazlarsa, bunlardan kendilerini sıyırmalarının olanağı yoktur."

- " 'Büyük ve üstün insan' erdemden uzaklaşırsa, o iyi bir ün kazanabilir mi?"

- " 'Büyük ve üstün insan', iki yemek arasında bile erdeme aykırı davranamaz. İvedi anlarında bile ondan ayrılmaz ve tehlikeli zamanlarında da onu bırakmaz."

VI - Üstat dedi ki: "Erdemi seven birini henüz görmedim. Erdemden hoşlanmayan bir kimseden nefret edene daha raslamadım; erdemli bir kimse, bundan başka şeye değer vermez. Erdemli olmayandan nefret eden kimse, kendisine erdemsiz birinin yaklaşmasına engel olacak yolda erdemi yerine getirecektir."

- "Bir kimse, bir gün gücünü erdem için kullanabilecek mi? Onun gücünün bu yolda yeterli olmadığını hiçbir zaman görmedim."

- "Böyle bir olay olabilir; ama ben görmedim."

VII - Üstat dedi ki: "İnsanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir. Bir insanın yanlışını görmekle, onun erdemli olduğunu anlayabilirsiniz."

VIII - Üstat dedi ki: "Bir kimse, sabahleyin 'Tao'yu işitse, akşamleyin yazıklanmadan ölebilir."

IX - Üstat dedi ki: "Taosu olan bir bilgin, kötü giysilerinden ve tatsız tuzsuz yemeklerinden dolayı utanç duyuyorsa, bu kimseye önem vermeye değmez."

X - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' dünyada bir şeye karşı ne düşkünlük gösterir, ne de onu küçümser. O, doğru olan şeyi izler."

XI - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' erdemi, küçük insansa rahatını düşünür. 'Üstün insan' yasalar konusunda kafasını çalıştırır; küçük insansa kendi çıkarını aramaya bakar."

XII - Üstat dedi ki: "Hep kendi çıkarını göz önünde tutmaya çalışan kimse, pek çabuk düşman kazanır."

XIII - Üstat dedi ki: "Ülke, toplum düzenlerine göre ve içtenlikle yönetilirse, bir karışıklık çıkabilir mi? Ülke içtenlikle yönetilirse, toplum kurallarına gerek kalır mı?"

XIV - Üstat dedi ki: "Yüksek bir konumda bulunmadığından dolayı telaşlanma. Asıl o konuma uygun olup olmayacağından dolayı endişe et."

XV - Üstat dedi ki: "Shan, benim öğretim her yeri kapsar." Öğrencisi Tsang yanıt verdi: "Evet."

- Üstat dışarı çıktı. Öğrencileri birbirine sordu: "O, bu sözleriyle neyi anlatmak istedi?" Tsang şu yanıtı verdi: "Üstadımızın öğretisi bağlılık ve iyilikseverliği içine alır."

XVI - Üstat dedi ki: " 'büyük ve üstün insan' yalnızca doğruluğu, küçük insansa yalnızca çıkarını düşünür."

XVII - Üstat dedi ki: "Değerli bir insan gördüğümüzde, onun gibi olmayı düşünmeliyiz. Değersiz bir kimseye rasladığımızdaysa, geri dönmeli ve kendimizi incelemeliyiz."

XVIII - Üstat dedi ki: "Ailenize hizmet ederken eleştirilerinizde incelikli olmalısınız. Sözlerinize aldırış etmediklerini görseniz bile, daha çok saygılı olmayı sürdürün. Bu sizi yorsa bile, kızmayın."

XIX - Üstat dedi ki: "Aileniz yaşıyorken uzak yerlere gitmeyin. Gitseniz bile belirli bir yeriniz olmalı."

XX - Üstat dedi ki: "Bir kimse üç yıl babasının yolundan giderse, ona 'Anaya babaya bağlı bir kimse' denir."

XXI - Üstat dedi ki: "Sevinç ve üzüntü anları için, ana ve babanın yaşı kesinlikle bilinmelidir."

XXII - Üstat dedi ki: "Eski insanlar sözlerinde aşırılığa kaçmamışlardır; çünkü yaptıkları işlerde başarıya erişemeyeceklerinden korkmuşlardır."

XXIII - Üstat dedi ki: " 'büyük ve üstün insan' sözlerinde dikkatli, davranışlarında ağırbaşlı olmalıdır."

XXIV - Üstat dedi ki: "Erdem olduğu yerde kalmamalı, komşuları da etkilemeli."

XXV - Üstat dedi ki: "Sakıngan davranışlarda, pek az yanılgı olur."

XXVI - Üstat dedi ki: "Hükümdara hizmet ederken, sürekli olarak ona yanlışını söylemek, o kimseyi gözden düşürür. Arkadaşlar arasında kırıcı sözler kullanmak, arkadaşlığın bozulmasına yol açar."

SEÇME KONUŞMALAR



GİRİŞ

Konfüçyüs'ün Konuşmaları, Konfüçyüs'ün öğrencileriyle yaptığı konuşmaları toplayan, Konfüçyüsçülerin kullandığı en önemli el kitabı ve Çin'in en önemli felsefe yapıtlarından biridir.

Burada, devletin yönetimi, ahlak ilkeleri, toplumsal düzen, dinsel törenler ve sonra ülküsel [ideal] bir insanın ve toplumun nasıl olması gerektiği, belirli terimlerle anlatılmıştır.

Konfüçyüs bir bilgin, bir devlet adamı, bir düzeltimci (reformcu) olduğu gibi büyük bir öğretmendi de. O, kendine özgü yöntemleriyle öğretimi halka yayan ve öğretmenliği bir uğraş haline getiren ilk kişidir. Çin'de Konfüçyüs'ten önce de öğretim vardı; ama bunun nasıl olduğu konusunda kesin bir bilgimiz yoktur. Hükümdarların çocuklarının özel öğretmenleri vardı. Devlet memurları da, kendi büyüklerince, o dönemdeki yöntemlere göre yetiştiriliyordu. Konfüçyüs ise tümüyle başka yöntemle çalışmış, her toplumsal sınıftan gelen, yoksul ya da zengin bütün öğrencileri kabul etmiş ve onları kılgısal bir biçimde yetiştirmiştir.

Yöntemleri bireyseldi. Her öğrenci için ayrı konular seçiyordu. Sınav yoktu. Dersler resmi bir nitelik taşımıyordu. Öğrencilerini düşüncelerinde özgür bırakıyordu ve onlara karşı çok yumuşak davranıyordu.

Konfüçyüs, öğretiminde, özellikle "Li"ye çok önem vermiştir. (*) Bu terim, uygun davranışlar, terbiye gerekleri, toplum kuralları ve sonra dinsel törenleri içine almaktadır. Konfüçyüs, Çin soylu sınıfının gelenekçi sanatı olan "Li"yi daha çok, özyapıyı işleyen bir kural olarak ele almış; onu kendi anlayışına göre geliştirmiş ve eğitim için bunun çok önemli olduğu üzerinde durmuştur.

Ona göre "Li", yalnızca dinsel törenleri yerine getirmek değildi. Devlet işlerinde görev alacak olan aşağı sınıflardan kimselere nezaket kurallarını öğretmek gerekiyordu. İşte bu, "Li"ydi. Ama yalnızca bir yaldızdan başka bir şey olmayan bu "Li"nin tehlikelerini düşünmüş olan filozof, "Li"nin özyapıyı işleyen, davranışları yöneten bir araç olduğunu da açıklamıştır. Ona göre nezaket, Li ile kaynaşamazsa, adı "Jest" olur. Cesaret, "Li" ile uyuşamazsa, devrimci ruh doğar. İçtenlik, "Li" ile bağdaşamazsa küstahlık ortaya çıkar. Erdemi olmayan kimsenin "Li" ile ilgisi yoktur. Böylece "Li" uygar bir insanı, duygularını denetleyemeyen kaba bir insandan kolayca ayırt etmektedir.

Hsiao terimi: En eski çağlarda ve sonra Konfüçyüs zamanında, aileye çok önem veriliyordu. Aile bağlarına saygı göstermeyenlerin "Gök" tarafından cezalandırılacakları düşüncesi vardı. Anaya babaya bağlılık ve saygı konusuna çok önem veriliyordu. İşte Konfüçyüs bunu ele alarak "Hsiao" inancını oluşturmuştur. Burada aile üyelerinin birbirlerine karşı olan ödevleri düşünülmüş, sonra bu genişletilerek hükümdarla halk arasındaki bağları da kapsamıştır. İki türlü "Hsiao" vardır. Birisi "Fiziksel Hsiao", yani anaya babaya yardım; öteki "Kutsal 'Hsiao", yani ana baba yaşadığı sürece onlara maddi rahatlık sağlamanın yanısıra, isteklerini yerine getirmek, onları yanlış olan şeylerden korumak demektir. Öldükten sonra da, kurbanlar sunarak anılarını sürdürmek ve böylece ölmezliklerini sağlamak demekti. Böylece, "Hsiao" genel olarak bütün erdemlerin kökü, göğün yolu ve insanın bir ödevidir.

Jen terimi: Asıl olarak, ahlaksal düşüncelerin kaynağıdır; ama bu terim, Lun-yü'de, insanların birbirine karşı gösterdikleri ince duyguları, sevgi ve erdemi, iyilikseverliği, iyiliği ve ilkeli insanı içine almaktadır. Bu, aynı zamanda kitabın birçok yerinde geçen "Tê" (Erdem) ile aynı anlama gelmektedir.

Tao terimi: Konfüçyüs felsefesinin merkez kavramı "Tao"dur; bu sözcük, Konfüçyüs'ten önceki bronz yazılarda ve sonraki yazında, "yol; yönetmek; davranmak ve anlamak" anlamlarına gelmiştir. Lun-yü'de de bu anlamları içine almakla birlikte, daha başka anlamlarda da kullanılmıştır. Ona göre Tao, kişilerin ve devletin izlemesi gereken ülküsel yoldur. Bu erdemi, adaleti, inceliği, içtenliği ve saygıyı da içine almaktadır. Müziğe ve "Li"ye sıkı sıkıya bağlıdır. İnsanların kötü işler yapmasını engeller ve insanlar arasında arkadaşlığı sağlar. Halk Tao'ya sahip olursa, gerektiği gibi yönetilecek ve ahlak ilkeleri de yeryüzünde egemen olacaktır.

T'ien terimi: Konfüçyüs felsefesinde dinle ilgili görüşler karanlıktır. Eski çağlarda ruhlara ve atalara sunular sunuluyordu. Bunlardan en güçlüsü "Ti" idi. Chou sülalesi döneminde (M.Ö. 1050 - 247) tanrısal güç "T'ien" olmuştu. Yeri göktü. Aynı zamanda gökyüzü için de kullanılmıştır. Lun-yü'de de görüldüğü gibi, Konfüçyüs "Ti"den hiç söz etmemiş, daha çok "'T'ien"le ilgilenmiştir. Ona göre "T'ien", o zaman anlaşıldığı gibi gökte oturan, kötü hükümdarları cezalandıran, yeni hanedanlar kuran ve erdemlileri ödüllendiren ataların ortak bir adı değildi. O, kişisel olmayan ahlaksal bir güç, en yüce bir varlık ve doğanın düzeni ve kendisiydi. Böylece "T'ien", her şeyin üstünde bir varlıktı; yaratıcıydı (Tanrı).

T'ien-ming terimi: "T'ien" üstün bir varlık olduğuna göre, "Ming" ya da "T'ien-ming", bu üstün varlığın istemi ve buyruğu anlamlarına gelmektedir. Demek Konfüçyüs'ün, "T'ien"i, "tanrısal bir düşünce", "T'ien ming"i de "yazgı; alınyazısı" olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

Chün-tzu terimi: Konfüçyüs'ün en yüksek amacı, ülküsel bir toplum kurmak ve ülküsel bir insan yaratmaktı. Ona göre ülküsel bir insan akıllı, gözüpek, incelikli, müzik ve törenlere bağlı, hırsları olmayan, alçakgönüllü bir insan; demek, bir "Chün-tzu"dur. Bu, aynı zamanda soylu olmayan, ama kültürlü yetişen bir soyluoğlu demektir. Aslında, "Chün-tzu", yazınsal anlamda "hükümdar oğlu" demektir ve soyluluğu anlatır; Konfüçyüs ise, bu kavrama kendine göre bir anlam yüklemiştir.

Shıh terimi: Konfüçyüs öğretisinde, "Shıh"ı öğrencilerine bir örnek olarak göstermiştir. Bu kavram "genç adam; asker; soylu" anlamlarına gelir. Bir tür "şövalye" demektir. Konfüçyüs buna başka anlamlar da verdi. "Shıh", bir beyefendi gibi davranan, erdemli, dürüst bir insandır.

Kendi döneminde iyi bir yönetimin bulunmaması ve halkın acılar çekmesi Konfüçyüs'ü pek rahatsız ona ülküsel bir hükümetin özlemini duyurmuştur. "Lun-yü"de de görüldüğü gibi, iyi bir hükümet, halka iyi besin, yeterince silah sağlayan, halkın güvenini kazanan bir hükümettir. Halkın güvenini kazanmayan hükümet ayakta duramaz. O, korkuyla yönetilen devleti değil, hükümdarla uyruğu arasında karşılıklı bir anlaşma bulunan ortak bir yönetimi savunmuştur. Bu noktada, çağdaş demokrasi kuramlarıyla benzerlik gösteriyor. "Lun-yü"de de görüldüğü gibi, o, ölçü olarak sıradan insanları, halkı ele alıyor ve onların yetiştirilmesini, onların mutluluk ve gönence kavuşturulmasını istiyor.

Konfüçyüs'ün yaşamı

Konfüçyüs'ün hangi sülaleden geldiği konusunda kesin bilgimiz yoktur. Tso-chuan'da Konfüçyüs'ün Shang sülalesinin (M.Ö. 1450 -1050) kıral ailesinden geldiği gösterilmektedir (Tso-chuan 618 -19). Soybilimse (généologie), onun, Shang sülalesinden gelen Sung Dükü'nün atalarından olduğunu kabul eder. Ama, bu bir kanıta dayanılarak değil, onun pek doğal olarak bir hükümdar sülalesinden gelmesi gerektiği düşünülerek ileri sürülmüştür. Onun Lu derebeyliğinden Tsu kentinde (Şantung eyaletinde, bugünkü Ch'iü-fu'ya yakın) M.Ö. 551'de doğmuş olduğu birçok belgede doğrulanmaktadır.

Konfüçyüs'ün aile durumu ve toplumsal konumunun ne olduğu üzerinde de kesin bir yargıya varmak güçtür. Bildiğimiz şey, onun küçük yaşta yetim kaldığı, bir erkek kardeşi, yeğeni, bir oğlu ve bir kızı olduğudur. Lu derebeyliğinde Kung adını taşıyan tek kişi oydu.

Konfüçyüs'ün siyasal yaşamda yüksek konumlarda bulunup bulunmadığı da Konfüçyüsçüler için bir sorun olmuştur. Meng-tzu, onun ambar korumanlığı [muhafızlığı] yaptığını ve daha önce kendisinin de söylediği gibi, geçimini sağlamak için koyunlara çobanlık ettiğini yazar (Meng-tzu, 5, [2] 5.4). Gelenek Konfüçyüs'ün Lu derebeyliğinde yüksek konumlarda bulunduğunu ve siyasal yaşamda büyük roller oynadığını gösterir. Dahası, Lu derebeyliğinde adalet bakanı olduğu konusunda da ısrar ediliyor. Tso-chunan, Mo-tzu ve Meng-tzu da bundan söz ederler.

Konfüçyüs'ün başka derebeyliklere yaptığı geziler konusunda da birçok tartışma yapılmıştır. Tso-chuan, Lun-yü ve Meng-tzu'dan bu gezilerle ilgili bilgiler çıkarabiliriz. Bu kaynaklar, bilgi bakımından bir birlik göstermektedir.

Konfüçyüs önce Wei derebeyliğine gitmiştir. Wei Dükü filozofun kalmasını önermiş ve onu büyük bir devlet memuru yapacağını söylemiştir. Ancak Konfüçyüs bu öneriyi kabul etmemiştir.

İlkelerini burada kabul ettiremeyeceğini anlayan Üstat, Wei'den ayrılmıştır. Wei derebeyliğinden sonra Ch'en derebeyliğine gitmiştir. Burada ne kadar kaldığı belli değildir. Buradan Wei'ye dönmüş ve öğrencisi Jan Chiu'nun çağrısı üzerine Lu derebeyliğine gitmiştir. Bütün bu gezileri 13 yıl sürmüştür. Bu geziler, onun için her bakımdan çok yararlı olmuştur. Elde ettiği bilgi ve deneyimler, onu, herkesin hayran kaldığı bir kişi, "taçsız kıral" aşamasına yükseltmiştir. Kendisi bu dünyadan kötümser olarak ayrıldıysa da, kendisinin uygulayamadığı ilkelerini, sonrakiler onun izinden yürüyerek gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Konfüçyüs M.Ö. 479'da ölmüştür; mezarı Ch'iu-fu'dadır. Öğrencileri mezarı başında üç yıl yas tutmuşlardır.

Konfüçyüs gezileri sırasında birçok elyazması toplamıştır. Bu arada da Shıh-ching'i (şiir kitabı) yeniden düzenlemiştir. Onun Shu-ching'i yazdığı; Ch'un-ch'iu'nun yazdığı Li-chi'yi düzenlediği ileri sürülmektedir. Ancak birçok bilginin vardığı sonuca göre, -elimizde hiçbir kanıt olmadığı için- Konfüçyüs ne bir yapıt yazmış, ne de yayınlamıştır. Birçok kitap okumuş ve bunları el kitabı olarak kullanmış olduğunu kabul edeceğiz. Okuduklarını kendi düşünceleriyle birleştirerek ortaya yeni bir düşünce bireşimi koymuştur. Bilgiyi, yalnızca bilgili olmak için edinmemiş, bunu ahlak ve devlet sorunlarıyla ilgili çalışmalarında ve öğretiminde odak noktası yapmıştır. Bununla, acı içinde olan dünyayı mutluluk ve gönence kavuşturmak için bir yol bulmaya çalışmıştır.

Konfüçyüs bir insan olarak nasıl bir varlıktı? Lun-yü'de ondan şöyle söz edilir: "Hoşsohbet, neşeli, onurlu, başkalarına saygı gösteren, ama kendisine de saygı gösterilmesini isteyen bir insandı. Çok konuşanlara güvenmezdi. Eleştirilerinde çok akılcıydı. Bilmediği her şeye bilirim demezdi. Alçakgönüllüydü ve kendisine büyük güveni vardı. Kendisini büyük göstermek için başkalarını asla küçümsemezdi. Gençlere çok değer verirdi. Müzik ve eğlenceden hoşlanırdı; kendi de flüt çalardı. Uygun olan her türlü eğlenceyi onaylardı. 'Eğlence, yalnızca istenen birşey değil, yaşamda gerekli olan bir şeydir' derdi."

Görülüyor ki, milyonlarca insanı arkasından sürükleme gücüne erişmiş olan Konfüçyüs, doğaüstü bir varlık değil, yalnızca bir insandı.

Konfuçyus Seçmeler - 1

Konfuçyus Seçmeler - 2

Konfuçyus Seçmeler - 3

Düşündüren Sözler - 12

1-insan, kadın yada erkek, eleştirdigi kişiyi sevme şansınıda yakalamışsa, fazlasıyla acımasız olmayan eleştirilerde bulunmanın anlamı yoktur.

( J.P.SARTRE )

2-düşünmedigim zaman, yaşamadıgım zamandır.

( REMBRAND )

3-Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım.

( HERMAN MELVİLLE )

4-siyasal kural,kurum ve davranışlar belli bir toplumsal yapı içerisinde varolan insanların ihtiyaçlarına göre biçimlendirilir.

( DAVİD HUME )

5-toplum, daha çok insanın çıkarları üzerine kurulmuş bir mekanizmadır.

( MANDEVİLLE )

6-akıl, insana bilgili olmak üzere degil; kendi cehaletini görebilsin diye verilmiştir.

( HAMANN )

7-burjuva: kafası sınırlı, düşünmeyi pek sevmeyen, arzuları sonsuz, her zaman aptal ve kaba, çıkarlarının dışında amaç bilmeyen, hiçbir degere inanmayan en sevdiklerini bile kendi yararına gözden çıkarabilen insandır.

( GUSTAVE FLAUBERT )

8-çok kimse ögüt dinler, ama yanlız akıllılar bundan faydalanır.

( RUBLİUS CYRUS )

9-Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir.

( STAEL )

10-insan, koşulların yarattıgı bir varlıktır;ayrıca koşulları yaratan bir varlıktır.

( EMİLE ZOLA )

DÜŞÜNDÜREN DÜŞÜNCELER


BLAİSE PASCAL ( 1623-1662 )



BÖLÜM-1-


1-yeryüzünde insanın yoksunlugunu ve tanrının kayırıcılıgını göstermeyen bir nesne yoktur.üstelik tanrısız bir insanın güçsüzlügünüde,tanrıya inanın güçlülügünüde.

2-sizin için iyi düşünülmesini ama bundan söz edilmemesini isteyin.

3-ölümden korkmak,sakıncalı bir durumdan uzak kalmaktır,sakıncalı durumda bulunmak degil,önce insan olma geregi vardır.

4-gerçeklerin herbiri kendi dogasını düzenler.bizim becerimiz başka varlıklarda kendine yer yapar,ancak bu dogal degildir.her nesne kendi yerinde durur.

5-dine karşı savaş açanların önce hangi dine karşı savaş açtıklarını ögrenmeleri gerkirdi.

6-kanlıdır son sahne,nitekim bütün öteki oyunlarda,güldürücüde güzeldir,sonunda başına yıkılır insanın dünya,işte hep böyledir sonuç.

7-konuşmada begenilme ve etkili olma gereklidir:ancak begenilmedende anlaşılması gereken gerçekliktir.

8-sözcüklerin degişik dizimi,degişik bir içerik ortaya koyar;içeriklerin degişik dizimi ise degişik bir etki yaratır.

9-bilgisizlikle uyum içine giren bir unsurun us olarak degeri yoktur.

10-bir sürü insan düşünülsün,baglılıklara vurulmuş,ölüm yargısına çarptırılmış,bunlardan hergün birkaçı ötekilerin gözü önünde bogdurulsun.geri kalanlar kendi özel durumlarını öteki arkadaşlarının alınyazılarını görünce anlarlar,birbirlerine üzüntülü,umutsuz bakarlar sıra kendilerine gelinceye degin.işte buna benzer insanların durumuda.


BÖLÜM-2-


1-Ben Kopernikus'un düşüncesinin uzun boylu araştırıldıgını sanmıyorum. oysa bundan çok daha önemlidir bütün yaşam için ruhun ölümlü mü,ölümsüz mü oldugunu bilmek....

2-bizimle Tanrı,birde gök arasında yanlızca yaşam vardır - bir yargının yaşamı - bu ikisinin arasında ise evrenin şu dayanıksız varlıgı bulunur.

3-üç türlü insan vardır:biri tanrıyı bulduktan sonra çalışır durur onun için.ötekiler aramaya koyulmuş tanrıyı; ugraşırlar,şimdilik bulamamışlar onu daha.sonuncular ise aramadan,bulmadan yaşayıp giderler tanrıyı birinciler us'ludur,mutludur;sonuncular çılgındır,ortada kalanlar ise mutsuzdur,us'ludur.

4-doga bütün gerçeklerini birbirinden ayırıp koymuş ortaya.sanatımız ise birbiri içine koyuyor onları.dogaya uygun degil bu,özel bir yeri vardır her nesnenin.

5-doga kendi kedini işler,iyi topraga ekilen çigit yemiş verir,dogru bir anlayış gücü içine konan ilkede yemiş verir.dogru bir anlayış gücü içine konan ilkede yemiş verir.


BÖLÜM-3-


1-insan kuşkulanmanın da,onaylanmanın da,uymanında nerede gerkli oldugunu bilmelidir.böyle davranmayan usun erkinden anlamaz.bu üç ilkeden yoksun insanlar vardır.onlar kanıtlama sanatından anlamadıkları için kanıtlama gücüne dayanarak iş göremezler,neye baglı kalmanın gerektigini bilmediklerinden her nesneden kuşkulanırlar.yada ne zaman yargı vermenin gerektigini bilmeyişleri yüzünden her konuya evet derler.

2-insan gerçekligi bulma yolunda neye yardım ettigini bilmelidir,yaşamını düzene koymadada gereken işi görmeli en azından,bundan daha dogru bir nesne olmasa gerek.

3-insanın gerçek yapısı,onun gerçek saglıgı,gerçek erdemi,gerçek dini olan konulardır.bunların bilgisi birbirinden ayrılamaz.

4-aklın son adımı nesnelerden gelen bir sonsuzluk olan bilgidir,bu nesneler aklı aşarlar,akıl bu bilgiye varamazsa yetersiz kalır.

5-dogal olaylar aklı aşarken dogaüstü olanlar konusunda ne söylemelidir.


BÖLÜM-4-

1-akla baglı kalmak,aklı kullanmak,işte gerçek hristiyanlık buna dayanır.

2-inanç,söyleyemedigini söyler yanlız,onların söyledigine karşıt bir şey söylemez.inanç,duyguların üstündedir,ancak onlara karşıt degildir.

3-her kişi kendince bir tanrı yaratır.

4-tanrıtanımazlık güçlü bir anlayış gücünün belirtimidir.ancak belli bir aşamaya degin.

5-tanrıtanımazlar,hangi kanıt vardır elinizde insanın bir daha dirilmeyecegini söyleyebilmeniz için? bir kez bile olmamış yada olmuş olan,bir kez daha olmaz mı? varolmak yada geri dönmek daha mı güçtür? alışkanlıkların biri bize kolaylık saglarken öteki alışkanlık da yanılmayı olanaksız gibi gösteriyor,işte kabataslak yargıda bulunma türüdür bu...

6-nedir şu insanlarla oluşa gelen;küçügü eleştirirler;büyüge inanmazlar,bu ne iş!

7-düşüncem içinde yerleşip kaldıgımdan ne olamayacagını seziyorum.annem ben dogmadan önce ölseydi bende olmayacaktım,öyleyse ben gerekli bir varlık degilim.sonsuz ve sınırsızda degilim,ancak dogada (evrende) gerekli sonsuz,sınırsız bir varlıgın oldugunu görüyorum.

8-toplum anlayışına,insan özüne karşı yönelen tek bilim,boyuna insanlar arasında varolan,biricik bilimdir.

9-alışkanlık bizim dogamızdır.inanmaya alışanın,inanca baglananın tamu'dan korkacak durumu yoktur.o başka bir nesneye inanmaz artık.

10-dogal,politik olan toplulukların üyeleri toplumun mutlulugu için çaba gösterirse topluluklar kendiliginden başka,daha genel bir bütünlük için ugraşır,onların üyeleri olurlar.kişi toplum için çalışmak zorundadır.


BÖLÜM-5-


1-bizim dinimizden başka,insanın suçla birlikte dogdugunu söyleyen başka bir din yoktur.felsefe çıgırları içinde de birinin dogru söyledigini söyleyen yoktur.bir tek din,bir tek tarikat bile yeryüzünde sürekli olmamaıştır.

2-ben gönlün yaradılıştan bütün nesneleri kapsayıcı bir varlık oldugunu,gene yaradılıştan kendi kendine sevgi duydugunu,bu ikisinden birine karşı,duruma göre egilimde bulundugunu,seçimine göre birine,yada ötekilere karşı katılık gösterdigini söylüyorum.

3-alışılmış ilkeler degilse bizim dogal ilkelerimiz nelerdir? bu ilkeleri çocuklar bile babalarının alışkanlıgından edinmiştir,hayvanlarda görülen avlanma gibi.başka bir alışkanlık bize başka dogal ilkeler verecek,enemeden alınır bütün bunlar.böyle alışkanlıgı dagıtmayacak bir durum varsa,alışkanlık dogaya karşıdır,doga ile ikinci bir alışkanlıgın kökünden söküp atamadıgı alışkanlık,dogaya karşıdır.buda yaradılışa baglıdır.

4-bir yokolmaya görsün insanın gerçek özü,ne varsa öz olur ona:gerçek iyi yitip gittikten sonra her nesnenin gerçek iyi olabilecegi gibi.

5-insan için en önemli davranış,tüm yaşamı boyunca geçerli bir ugraş seçebilmesidir:bu konuda olasılıgın etkisi vardır.alışkanlık insanı duvarcı,er,yapı işçisi v.s yapar."bu iyi,becerikli bir yapı işçisidir", denir.birde er'lerden sözedilmek istendinginde:"bunlar gerçek atak insanlardır",diyende çıkar.ötekiler ise karşıtını ileri sürer:"savaştan daha sarsıcı bir olay yoktur,insan kalıntıları bir yüzkarasıdır." oysa çocuklukta askerlik çok övülürdü.ötekiler yerilirdi,öyle söylenirdi.alışkanlıklar dogadan dolayı sevilir,çılgınlıklardan korkulur,dogrusu budur.bizi igneleyen ise şu sözlerdir hep:insan davranırken suç işler.işte öylesine büyüktür gücü alışkanlıgın,doganın insanlara yaptıgı,insan durumlarına yüklenir.


DÜŞÜNCELER VE SOHBETLER

epiktetos

DÜŞÜNCELER -1-


Hayatı hakkında kısa açıklama:

Hemen hemen 19 asırdan beri tarihin epictetos diye tanıdıgı filozofun gerçek adı bilinmiyor.Epictetos takma adıdır, bu kelime; satın alınmış adam, esir, uşak demektir. M.S 1.yy da hieropoliste esir olarak dünyaya geldi. Nero zamanında Romaya götürüldü,orada ahmak ve hain bir adama satıldı.daha sonra özgürlügünü bir çok olaydan sonra elde etti.M.S 90 senesinde kendi okulunu açarak felsefesini yaydı.

--------------------

1-dünyada olup biten şeylerin bir kısmı elimizdedir,bir kısmı elimizde degildir. elimizde olanlar; fikirlerimiz yaşayışımız, arzularımız,egilimlerimiz nefretlerimizbir kelimeyle bütün hareketlerimiz. elimizde olmayanlar;eşya ,mülk, şöhret, mevhibir kelime ile hareketlerimiz arasında olmayan şeylerdir. elimizde olanlar tabiatları icabı hürdürler.hiçbirşey onları durduramadıgı gibi onlara engelde olamaz.elimizde olmayanlar ise; zayıf, esir, boyunduruk altında,binlerce engel ve terslik içinde olup bütün bütün bize aykırıdırlar.

o halde hatırlaki tabiatları icabı esir olanları hür ve başkasına tabi olan şeyleri sana mahsus zannediyorsan her adımda engellere rastlayacak, kırılıcak, kasvetlenecek ve tanrıdan da,insanlardanda şikayet edeceksin.buna mukabil sana ait olanı benimser ve başkasına ait olanıda başkasının iradesinde sayarsan;ozaman kimse sana istemedigini yaptıramadıgı gibi,istediginide yapmana mani olamaz.dolaysıyla kimseden şikayet etmez,kimseyi ithametmez ve istemeden hiçbir hareketiyapmaga mecbur olmazsın. kimse sana bir fenalık edemez,düşmanın olamaz ve başına kötü, muzır bir şeyde gelmez.


2-unutmaki arzularının gayesiistediklerini elde etmektir.ve korkularının gayeside korktuklarını önlemektir. istedigini ele geçiremeyen bedbahtır; korktugu çukura düşende sefildir.hakiki menfaatine uygun olmayan şeye karşı yanlız nefretin varsa ve o şey senin elinde ise korktugun çukura asla düşmezsin.fakat ölümden, hastalıktan, fakirlikten korkarsn sefil olursun.o halde korkularının yerini degiştir. ve elmizde olmayan şeyleri, elimizde olan şeylere intikal ettir.arzularına gelince,onları şimdilik tamamıyla ortadan kaldır,zira elinde olmayan şeylerden birini arzu edersen zaruri olarak bedbaht olursun.elimizde olan şeylere gelince, henüz bunların arasında hangilerinin arzu edilmege layık oldugunu bilecek halde degilsin.bu hale gelmek için uzaklaşman veyahut araman lazım gelen şeyleri aramakla veya onlardan uzaklaşmakla iktifa et.fakat bu hareketlerin daima ihtiyatlı olmalı ve acele ile yapılmamalıdır.

--------------------

1-bu kadar büyük nimetleri dileyince unutmaki onları elde etmek için şöyle böyle çalışmak yetmeyecek ve varlıgından gayri şeylerin bir kısmından tamamiyle feraget etmen,bir kısmını başka bir zamanabırakman gerekecektir.zira bu hakiki nimetlerle birlikte servet,mevki ve mansupta istersen bu son istediklerini belki elde edemezsin. fakat buna mukabil özgürlügünü, mutlulugunu temin edecek nimetlerden mutlak surette mahrum olursun.

2-böylece her korkunç hayalin karşısında "sen bir hayalsin ve asla göründügün gibi degilsin!"demege hazır ol.sonra onu iyice tahlil et.ve bu tahlil için ögrendigin kaidelerden bilhassa birincisini yani sana azap veren şeyin elimizde olup olmadıgını bildiren kaideyi göz önünde bulundur.eger bu bizim elimizde olmayan şeylerden ise kendi kendine tereddütsüz deki:"bu, bana ait birşey degildir."

3-seni eglendiren,ihtiyaçlarını tatmi eden bir kelime sevdigin her şey karşısında kendi kendine onun ne oldugunu sormayı unutma.evvela en küçüklerinden başla.bir çömlegi seviyorsan,topraktan yapılmış bir çömlegi sevdigini bil.eger kırılırsa üzülmezsin.karını veya çocugunu seviyorsan kendi kendine fani bir varlıgı seviyorum de eger bir gün ölürse ıstırap çekmezsin.

--------------------

1-bir iş yapacagım zaman yapacagın işin ne oldugunu iyice düşün.hamama gideceksen, hamamlardaki adetleri;insanların birbirlerini su ile ıslattıklarını,itip kaktıklarını,küfür ettiklerini ve bu muhitte hırsızlıgın dogal bir hal oldugunu düşün.eger önceden kendi kendine "yıkanacagım fakat aynı zamanda varlıgımın hakiki nimeti olan hürriyetimi,bagımsızlıgımı muhafaza edicegim"dersen o zaman yapmak istedigini daha emniyetle yaparsın. başına gelecek her bir iş için bu böyledir.zira bu usul sayesinde yıkanmana herhangi bir şey engel olursa cevabın hazırdır: "ben sadece yıkanmak istemiyordum. fakat aynı zamanda özgürlük ve bagımsızlıgımıda muhafaza etmek niyetindeydim.

2-insanları kederlendiren nesne ve olaylar degil,fakat bunlar hakkında edindikleri fikirlerdir. mesela ölüm bir felaket degildir.eger bir felaket olsaydı,sokratese'de böyle görünecekti. fakat ölümün bir felaket ve kötü oldugu hakkındaki kanaat,işte asıl felaket budur.bunun içindir ki ke derli,yeisli,bedbaht oldugumuz zaman kendimizden başkasını,yani fikir ve kanaatlerimizden gayrısını itham etmemeliyiz.

3-başına gelen felaketler yüzünden başkasını itham etmek cahilin yapacagı iştir. yanlız kendini mesul saymak bu, gözü açılmak üzere olan bir adamın işidir. ne kendini,nede başkalarını itham etmemekse uyanık bir kimseye yakışan harekettir.

4-sana senden gelmemiş olan hususiyetlerle asla ögünme.bir at,gururla:"ben güzelim" dese buna tahammül edilebilir. fakat sen böbürlenerek "güzel bir atım var!" dersen bilki güzel bir ata sahip olmakla ögünüyorsun. bunda sana ait olan nedir? hayalgücünü kullanman! bunun için muhayyileni kullanırken tabiatı kolla.işte o zaman kendindeki meziyetle ögünebilirsin.

5-eger bir deniz yolculugunda bindigin gemi bir limana ugrar da,seni sahile su almak için yollarlarsa,yolda midye kabugu veya mantar bulursan bunları toplayabilirsin. fakat aklın daima gemide olmalıdır.sık sık başını gemiye çevirerek kaptanın seni çagırıp çagırmadıgına dikkat etmelisin.eger kaptan çagırırsa,seni eli ayagı baglı bir hayvan gibi gemiye atmalarına meydan vermemek için,elindekilerin hepsini atıp süratle geriye dönmelisin. hayat yolculugunda da vaziyet aynıdır: bir midye kabugu veya bir mantar yerine bir kadın veya bir çocuk nasibin olursa,bunları benimsersin. fakat kaptan seni çagırınca arkana bakmadan herşeyi bırakıp gitmek lazımdır.hatta eger ihtiyar isen yetişememek korkusuyla,gemiden pekte uzaklaşmamalısın.

--------------------

1-hayatında olup biten şeylerin,diledigin şekilde olmasını isteme:nasıl oluyorlarsa öyle olmalarını iste.böylece her zaman mesut olursun.

2-hastalık vucut için bir engeldir.fakat irade zayıf olmadıkça irade için engel degildir."ben topalım!".bu vucut için bir zaaftır.fakat iradem için asla bir zaaf degildir.başına gelecek her kaza için aynı şeyi düşün.o zaman bunların başka bir şeye mani olduklarını fakat sana asla engel olmadıklarını anlıyacaksın.

3-önüne çıkan şeyler karşısında,kendi içine çekilerek o şeylerden iyice istifade için mutlaka bir faziletin olacagını hatırla.eger güzel bir çocuk veya güzel bir kız görürsen,bunlara karşı kendinden denilen meziyeti bulacaksın.eger karşına zahmet; müşkilat çıkarsa, cesareti bulacaksın.böylece onları yenmek için sana tabiatın verdigi hasletlerle mukabele etmek adetini kazanırsan hayali korkuların asla seni sürükleyip götürmiyecektir.

4-her ne hakkında olursa olsun "onu kaybettim!" deme.fakat"onu geri verdim"de. çocugun mu öldü?onu geri verdin,karın mı öldü? onu da geri verdin.tarlanımı elinden aldılar? işte yine bir iade - lakin onu elinden alan kötü bir adamdı.- onu sana verenin falan veya filan vasıtayla geri almasının ne önemi var? onu sende bıraktıgı müddetçe,yolcuların otellerden istifade etmeleri gibi,adeta sana ait bir şey degilmiş gibi ondan istifade et.

5-bilgelik egitiminde ilerlemek istersen,şu endişeleri kafandan çıkarıp at: "işlerimi ihmal edersem,kısa bir süre sonra iflas ederim ve yiyip içecek bir şey bulamam.kölemi cezalandırmazsam,gittikçe küstah olur." zira endişeyle,ıstırapla varlık ve bolluk içinde yaşamaktansa;korkuları ve sıkıntıları kovup,açlık içinde ölmek daha iyidir.senin sefil olmandansa,uşagının küstah ve hain olması daha iyidir. bunun için küçük şeylerle başlayarak yola gir.yagını mı döktüler? şarabını mı çaldılar? kendi kendine deki:"huzurun bahası budur.hürriyetin bahası budur,bedavaya hiçbir şey alınmaz." esirini çagırdıgın vakit,düşün ki seni duymayabilir,yahut duysa bile emrettigin şeyi yapmayabilir."sabrım esirimi azdırabilir ve sonunda yola gelmez olur!" diyeceksin.bunun böyle olması senin için daha iyidir.çünkü bu sayede kendini endişelerden, sıkıntılardan uzaklaştırmanın çaresini bulmuş olursun.

--------------------

1-bilgelik egitiminde ilerlemek istersen,ruhu alakadar etmeyen işlerde ahmak ve budala görünmekten korkma.

2-bilginç geçinmekten sakın.bazı kimselerin nazarında bir şahsiyet gibi görünürsen, kendinden şüphe et. bil ki hem tabiata ve hem harici eşyaya iradeni uydurmak kolay degildir.fakat herşeye ragmen bunlardan birine baglanarak ötekini ihmal etmen zaruridir.

3-eger çocuklarının,karının,dostlarının ebediyen yaşamasını istiyorsan, sen delisin. zira elinde olmayan şeylerin sana tabi olmasını ve başkasına ait bulunan şeylerin sana ait olmasını istiyorsun.nitekim esirinin hiç kusur işlememesini istiyorsan yine delisin.zira seyyienin seyyieden başka birşey olmasını istiyorsun.arzularından mahrum olmamak niyetindemisin? bu mümkündür: ancak senin elinde olanları iste!

4-herbirimizin hakiki efendisi istedigimizi bize veren ve istemedigimizi yolumuzdan uzaklaştırandır.şu halde hür olmak isteyen her insan,ne başkalarının elinde olan şeyleri istemeli,nede onlardan kaçmalıdır.eger bunu yapmazsa zaruri olarak esirdir.

DÜŞÜNCELER ve SOHBETLER -2
DÜŞÜNCELER ve SOHBETLER -3
DÜŞÜNCELER ve SOHBETLER -4

DÜŞÜNDÜREN SÖZLER - 33

1-bilinç, gelecege yönelik şeyleri, geçmişe yönelik olanlardan daha çabuk kavrar.

( WİLLİAM STERN )

2-bir insanın ödevleri onun toplumsal organiklikteki konumu tarafından belirlenir.

( HEGEL )

3-Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.

( ALPHONSE KARR )

4-insanın en zorlu düşmanı, kendi zayıflıgıdır.

( PLATON )

5-akıllı adam buldugundan daha fazla fırsat yaratan adamdır.

( FRANCİS BACON )

6-önemli olan bir düşünceyi almak degildir; asıl önemli olan bunu zamanında ve diger dinamik sistemlerle uyum içinde yeniden üretebilmektir.

( YALÇIN KÜÇÜK )

7-aydınlar arasındaki fikir tartışmalarından nefret ederim.insan her zaman kendi düzeyinin altında kalır, budalaca şeyler söyler.

( J.P.SARTRE )

8-zekanın kötümserligi ve iradenin iyimserligiyle birlikte mücadele etmek gerekir.

( A.GRAMSCİ )

9-eger insanların yaşama, hürriyet ve mülkiyet hakları ihlal edilirse, başkaldırma hakları ortaya çıkar.

( JOHN LOCKE )

10-Acınmaktansa kıskanılmak daha iyidir.

( HEREDOT )

Düşündüren Sözler - 8

1-Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar.

( WENDELL PHİLLİPS )

2-insanın gerçek dogasını yada özünü bulmak için, herşeyden önce onun varlıgından tüm dış ve rastlantısal özellikleri kaldırmamız gerekir.

( MARCUS AURELİUS )

3-bir kimsenin ne kadar gücü varsa, o kadarda hakkı vardır.

( SPİNOZA )

4-bir canlı varlıgın biran içindeki durumunu, onun geçmişini gözönüne almadan ve bir geçit noktası olan şimdiyi, gelecege başvurmadan betimleyemeyiz.

( LEİBNİZ )

5-filozofun düşüncesi,ögüdü sadece şaşkınlık degil, aksine korkuda uyandırmalıdır. korkuyla kaçmamalı aksine hep saldırmalıdır.

( NİETZSCHE )

6-iyi kavranan şeyler açık seçik söylenir.

( BOİLEAU )

7-işin dogrusu istenirse, insanlıgın normal hali savaştır.

( BİSMARCK )

8-politika arzu edilen ile mümkün olanı uzlaştırma sanatıdır.

( ARİSTİDE BRİAND )

9-asıl deli, gizeme dalan degil, daldıktan sonra çıkmayı reddendir.

( CHESTERTON )

10-Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister. Yetmiş yaşına gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir.

( CLARENCE DARROW )

Düşündüren Sözler - 7

1-devlet, özel hukuk ve özel mülkiyet, aile ve ekonomik toplum alanlarında siyasal örgütlenmenin en yüksek biçimidir... demekki devlet somut özgürlügün eyleme dönüşmesidir... kişinin tekilligi ve özel çıkarları, somut gelişmelere ve haklarının tanınmasına, güçlerin dengesini kuran anayasanın koruyuculugu altında devlette kavuşurlar.

( HEGEL )


2-Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır.

( OSCAR WİLDE )

3-devlet, kendi içinde toplumsal işbölümünü izler ve yeniden üretir; böylece devlet, zihni çalışmanın içinde ortaya çıkan iktidar ve bilgi bagıntılarının kopyası haline gelir.

( NİCOS POULANTZAS )

4-hiçbir zaman kin tutma ama yapılanlarıda unutma.

( ÇİN ATASÖZÜ )

5-her zaman öngörülen sonucun alınması için her yol denenmelidir. bu ugurda herşeye başvurulmalıdır.

( N.MACHİAVELLİ )

6-gerçek;esrarengizdir, kaypaktır ve her zaman yeniden kuşatılmak ister. özgürlük tehlikelidir; ne kadar heyecan verici ise, birlikte yaşamak okadar güçtür.

( ALBERT CAMUS )

7-bütün kötülükler içerisinde en kötüsü kusurlarımızı dahi degiştirmememizdir.

( J.P.SARTRE )

8-bir insanın ruhuna dogruluk ekmek, kör dogmuş birine görme gücünü vermek kadar olanak dışı birşeydir.

( PLATON )

9-araştırılmamış ve eleştirilmemiş bir yaşam yaşanmaya degmez.

( SOKRATES )

10-Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır.

( BERTOLT BRECHT )

Düşündüren Sözler - 6

1-ideal insan başkalarına iyilik etmekten haz duyar, fakat başkaları kendsine iyilik ederse mahçup olur. çünkü iyilik yapmak üstünlük alametidir, halbuki iyilik kabul etmek aşagılık alametidir.

( ARİSTOTELES )

2-hayatta gaye edinilecek iki şey vardır; ilk önce istediginize erişmek, sonra ondan zevk almak. ikincisine ancak insanların en akıllıları muaffak olabilir.

( LOGAN PEARSALL )

3-en şansız insan bedenen ve ruhen sahip oldugu kişilikten başka bir kişi,başka bir şey olmak hasretini çeken insandır.

( ANGELO PARTİ )

4-hayatta en önemli şey, karını sermayeye eklemek degil. bunu herhangi bir aptal yapabilir. gerçekten önemli olan şey zarardan yararlanmaktır. bunun için zeka lazım. akıllı bir insan ile aptal arasındaki fark bundan ibarettir.

( WİLLİAM BOLİTHO )

5-insan hayatı anlamak için degil, yaşamak için yaratılmıştır.

( SANTAYNA )

6-size güller sunan elde daima biraz koku kalır.

( ÇİN ATASÖZÜ )

7-adi insanlar, büyük adamların hatalarından ve kusurlarından çok büyük bir zevk duyarlar.

( ARTHUR SCHOPENHAUER )

8-küçük adam en küçük tenkide çıldırır. akıllı adam ise kendisini tenkid edenlerden, kendisiyle münakaşa edenlerden ibret almaya heves edendir.

( LA RACHEFOUCOULD )

9-her genç, meslek seçerken bir kumarcıdır. bu kumara hayatını koymaya mecburdur.

( EMERSON )

10-iyi yada kötü hükümetler biçimi yoktur; iyi yada kötü yöneticiler olabilir.

( ARİSTOTELES )

Düşündüren Sözler - 5

1-iyi açıklanmış bir mesele, yarı yarıya halledilmiş demektir.

( CHARLES KETTERİNG )

2-bir defa karar verilip uygulanması icap ettimi sonucu hakkında her türlü sorumlulugu ve merakı unutun.

( WİLLİAM JAMES )

3-üzüntü ile mücadele etmeyi bilmeyen iş adamları genç ölürler.

(ALEXİS CARREL )

4-bedbaht olmanın sırrı, mesutmuyum degilmiyim diye merak edecek vakti bulmaktan ibarettir.

( GEOERGE BERNARD SHAW )

5-hayat çok kısa oldugu için degeri büyüktür.

( DİSRAELİ )

6-bir adam bütün gün ne düşünüyorsa o adam olur.

( EMERSON )

7-insanı en çok inciten olaylar degil; olaylar hakkındaki fikridir.

( MONTAİGNE )

8-hiçbir insan kendisinden nefret edecek kadar alçalmaya beni zorlayamaz.

( LOURENCE JONES )

9-öfkeli bir insan daima zehir ile doludur.

( KONFÜÇYÜS )

10-elimizde olan şeyleri nadiren düşünürüz; eksik olanları ise dahi

( A.SCHOPENHOUER )

Düşündüren Sözler - 4

1-öyle davranmalısın ki eyleminin kuralı iraden tarafından tümel bir yasa durumuna getirilebilsin

(KANT)

2-özgün ve akla uygun iradelerin cumhuriyetinde hem yasakoyucu hemde uyrukmuşsun gibi davran.

( KANT )

3-bütün eylemlerimiz,yanlız kendisi için istedigimiz bir erek taşıyorsa (bütün öteki şeyler yanlızca onun için istenmişse) ve seçişlerimiz bir başka şeyle hiçbir zaman belirlenmemişse.. bu eregin iyiden yani en yüce iyiden başka bir şey olamayacagı apaçıktır.

( ARİSTOTELES )

4-devlet yada site, yaşamı üyelerinin birligine dayanan bir tüzel kişidir; amacıda üyelerinin korunması ve refahıdır.

( J.J.ROUSSEAU )

5-ahlakı, örneklerden çıkarsamak ona yapılabilecek en kötü hizmettir. çünkü bana önerilen her örnegin, özgün bir örnek, yani bir model olmaya layık oldugunun bilinmesiiçin, daha önceden ahlaklılık ilkelerine göre yargılanması gerekir ve bu örnek ilk agızda hiçbir zaman ahlaklılık kavramını sunamaz bize.

( KANT )


6-öyle davranmalısınki kendinde ve başkasında insanlıgı herzaman bir erek olarak gör ve hiçbir zaman araç olarak görme.

( KANT )

7-geleneksel anlamda ahlak, yaşamanın tadlarından yüz çevirmiş çileci düşüncelere tepkiye dayanır ve dolaysıyla yaşamdan gizlice öc almak niyetindeki yoz kişilerin mizacının sonucu olan bir ahlaktır ve bu niyet,başarıyada ulaşır.

( NİETZSCHE )


8-devlet deyince tek kişiyi anlıyoruz. öyleki bu kişinin iradesi çok sayıda insanın anlaşması sonucu, bunların hepsinin iradesi olarak kabul edilmekte ve bu iradede, özel kişilerin güçlerini ve kaynaklarını, ortak savunma ve barış için kullanmaktadır.

( THOMAS HOBBES )


9-bir iktidarın kötüye kullanılmasını önlemek için, iktidarın iktidarı sınırlayacagı bir düzenleme gerekir.

( MONTESQUİEU )

10-devle mülkiyetin güvencesi olan bir tüzel kişidir... devlet yanlızca bir istikrazcı degil, aynı zamanda mülkleri güvence altına alan ve koruyandır; kişinin bütün haklarından en güvenilir biçimde yararlanmasına ve bu hakları kullanmasına olanak verir.

( PROUDHON )

Düşündüren Sözler - 3

1-çelişkiyi ve boş sözleri seven biri ciddi herhangi birşey ögrenemez.

( DEMOKRİTOS )

2-hiçten hiçbir şey çıkmaz, varolan hiçbirşey yok edilemez. her degişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey degildir.

( DEMOKRİTOS )

3-insan kesin şeylerle yola başlarsa varacagı yer kuşku olacaktır, ama kuşkuyla işe başlamakla yetinirse o zaman kesinliklere ulaşacakır.

( F.BACON )

4-acıdan kaçıp hazza yönelerek yaşamak insanların dogasında vardır, bu nedenle bütün insanlar kendileri için kötü olana yönelemezler.

( F.BACON )

5-yazmak için yaşamak ve yaşamak için yazmak

( DALE CARNEGİE )

6-çogu kere liderlik,ayaga kalkıp ne düşündügünü söyleyebilen adama kısmet olur.

( DALE CARNEGİE )

7-yarın ne olursa olsun bugünü yaşadım yeter.

( HORATİUS )

8-olan şeye katlanmak, herhangi bir felaketin sonuçlarını önlemeye dogru ilk adımdır.

( WİLLİAM JAMES )

9-üzüntü en saglam insanları bile hasta edebilir.

( ANDRE MAUROİS )

10-kişisel arzularımıza uyan herşey gerçek görünür, uymayan ise bizi öfkelendirir.

( ANDRE MAUROİS )

Düşündüren Sözler - 2

1-abartılmış bir alçakgönüllülük , gerçekte ender rastlanılan bir kusurdur.

( LA METTRİE )

2-en mükemmel yapılı bir beyin egitim olmadan hiçbir işe yaramaz, tıpkı en iyi biçimde yaratılmış bir adamın hayata yatkınlıgı olmadan kaba bir köylüden ibaret kalacagı gibi.

( LA METTRİE )

3-alışkanlık, zevkleri oldugu gibi pişmanlıklarıda köreltir.

( LA METTRİE )

4-eger beyin hem iyi bir biçimde organlaşmış hemde iyi egitilmişse, o mükemmel bir şekilde ekilmiş ve aldıgının yüz katını veren bereketli bir toprak gibidir.

( LA METTRİE )

5-insanlara acı çektirenin kendiside acı çeker ve duyacagı acılar yaptıklarının haklı bir karşılıgı olur.

( LA METTRİE )

6-ılımlılıktan payını almamış bir kişi için her ahlak meyvesiz kalır. ılımlılık tüm erdemlerin kaynagıdır, aşırılıklarında tüm kötülüklerin kaynagı oldugu gibi.

( LA METTRİE )

7-insan, insancıl özellikleri düşmanlarında dahi sevmelidir.

( LA METRRİE )

8-hayat bilinç tarafından degil, bilinç hayat tarafından belirlenir.

( K.MARX-F.ENGELS )

9-dünyada en önemli şey kendi oldugunu bilmektir.

( MONTAİGNE )

10-her insana kendi begenisi yön verir.

( MONTAİGNE )

11-Aşk, ölümden kuvvetlidir.

( ALEXİS CARREL )

12-gelecek hiçbir zaman geçmişin aynı olamaz; zira her adımda yeni bir birikim ortaya çıkar.

( HENRİ BERGSON )

13-Sevmeden görmek karanlıga bakmaktır.

(MAETERLİNE )

14-akıl, ızdırap ve arzu ile büyür.

( ALEXİS CARREL )

15-nefret, bedeni ve aklı herzaman tahrip eder.

( ALEXİS CARREL )

16-Kusurlar, şahsiyeti küçültür ve zayıflatırlar.

( ALEXİS CARREL )

Düşündüren Sözler - 1

FELSEFE

1- bilginin amacı; insanı bilgisizlik ve boş inançlardan tanrı ve ölüm korkusundan kurtarmaktır. ve bu olmadan mutlu olmaya imkan yoktur.

( EPİKUROS )

2-bir kimsenin özgür olarak gelişmesi, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır.

( KARL MARX )

3-felsefe sadece gerçekle ugraştıgı izlenimi verir ama belkide düşlemleri dile getirir, edebiyatsa sadece düşlemlerle ugraştıgı izlenimini verir ama belkide dogruyu dile getirir.

( DİDEROT )

4-Felsefe eşyanın ve insansal eylemlerin genel bilgisidir. yani nedenlerin hakikatle denetlenmesidir.

(YAKOV PAVLOVİÇ KOZELSKİ 1728-1794 )

5-felsefenin görevi özel bilimler tarafından  üretilmiş olan kavramları birleştirmekten ibarettir.

( LESEVİÇ )

6-felsefe bize dünya hakkında bilgi saglamaz; felsefe özel bilimlerdeki gibi bir metedoloji ve mantıktır.

( MARBURG OKULU )

7-felsefe yaratmanın anlamını kavramaya çalışan bir akımdır.

( NİETZSCHE )

8-felsefe objelerin düşünce ile görülmesidir.

( HEGEL )

9-bir filozofun yaşamöyküsü ve kişiligi ile yapıtı arasında ilinti kurmaya kalkışmanın hiçbir dogru tarafı yoktur.

( ARTHUR SCHOPENHOUER )

10-nasıl ki dünya soyutlamalar yoluyla felsefe haline gelmişse felsefede somutlaşarak dünya haline gelecektir.

( KARL MARX-F.ENGELS )

11-felsefenin görevi; bilgi araçlarımıza ilişkintam bir anlayıştan dogan problemlerin çözümüdür.

( GİLBERT RYLE )

12-özgürlük ve felsefe arasında kökçe bir birlik ve beraberlik var. halk ve birey kendini özgür olarak ortaya koyamadıgı sürece felsefenin varlıgından söz edilemez. insansal varlıgın dogal olandan -- duygu, istek, korku, tutku-- sıyrılamadıgıve bunları aşıp daha yüksek bir düzeyde örgütlenemedigi yerde yani gerçek anlmıylabireyin ortaya çıkmadıgı yerde felsefe yoktur ve olamaz.

( SELAHATTİN HİLAV )