Sokratesin Savunması



Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse bana kendimi unutturdular; ve gene de söylediklerinin hemen hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil. Ama söyledikleri sayısız yalan arasında beni en çok biri şaşırttı:

Sizlere benim tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Aslında ağzımı açar açmaz büyük bir konuşmacı olmaktan nasıl uzak olduğumu göstereceğimi bile bile bunu söylemeleri bana çok utanmazca göründü

—hiç kuşkusuz usta bir konuşmacı ile demek istedikleri şey gerçekliği dile getiren biri değilse. Ama demek istedikleri buysa, usta bir konuşmacı olduğumu kabul ederim, hiç kuşkusuz onlarla aynı tarzda olmamak üzere. Evet, dediğim gibi, söyledikleri arasında gerçek tek bir sözcük bile yok; ama benden yalnızca gerçeği işiteceksiniz. Gene de, Atinalılar, onlarınki gibi güzel sözlerle ve deyimlerle süslenmiş bir konuşma biçiminde değil. Hayır, hiç de değil; benden duyacaklarınız dosdoğru o anda aklıma gelen sözler ve uslamlamalar olacaktır; çünkü söylediklerimin haklılığına inanıyorum. Aslında, benim gibi yaşlı bir insana sizlerin karşısına sözlerini hoş göstermeye çabalayan genç bir söylevci gibi çıkmak yakışmaz

—ve kimse benden bunu beklemesin. Ama, Atinalılar, sizlerden bir ricada bulunmam gerekiyor: Eğer kendimi alışıldık tarzımda savunursam, ve eğer pazar yerlerinde ya da başka yerlerde kullanma alışkanlığında olduğum sözleri kullandığımı duyarsanız, şaşırmamanızı ve bu yüzden sözümü kesmemenizi isteyeceğim. Çünkü yaşım yetmişin üstünde, ve şimdi ilk kez bir mahkeme önüne çıktığım için buranın diline oldukça yabancıyım. Bu yüzden bana sanki gerçekten de bir yabancıymışım gibi, eğer büyürken işittiği kendi lehçesinde ve kendi ülkesinin tarzında konuşursa bağışlayacak olduğunuz biri gibi bakmanızı istiyorum. Sizlerden haksız bir istekte mi bulunuyorum? Lütfen tarzıma aldırmayın, iyi olabilir ya da olmayabilir; ama yalnızca sözlerimin haklı olup olmadığını düşünün ve yalnızca bunu dikkate alın. Çünkü yargıcın erdemi budur, tıpkı konuşmacının erdeminin gerçeği söylemek olması gibi.

Benim için doğru olan şey ilkin bana yöneltilen ilk yalancı suçlamalara ve beni ilk suçlayanlara karşı savunma yapmaktır, ve ardından daha sonraki suçlamalara ve suçlayıcılara geçeceğim. Bu ayrımı yapıyorum çünkü sizden önce birçokları tarafından yıllarca yalan yanlış suçlandım; ve bunlardan Anitus ve arkadaşlarından olduğundan daha çok korkarım, üstelik onların da kendi yollarında oldukça tehlikeli olmalarına karşın. Ama sizleri daha birer çocukken yakalayıp kafalarınızı bana karşı doğru olmayan suçlamalarla dolduran ötekiler çok daha tehlikelidir. Bunlar bir Sokrates'ten, yukarıda gökyüzündeki şeyler hakkında kafasını yorup aşağıda yeraltındaki şeyleri araştıran, zayıf uslamlamayı kuvvetliye çeviren bir bilge insandan söz ettiler. Beni korkutan suçlayıcılar bu masalı yayanlardır, Atinalılar; çünkü onları dinleyenler böyle şeyleri araştıranların tanrılara tapınmaya bile inanmadıklarını sanırlar. Dahası, bunlar sayıca kalabalıktır, ve bana karşı suçlamaları eskilere gider, ve üstelik bu suçlamaları onlara en kolay inanabileceğiniz çağda yaptılar

—çocukluğunuzda, ya da belki de gençliğinizde; ve yargı gıyaben verildi, çünkü beni savunacak kimse yoktu. Ve tüm bunların içinde en usdışı olanı suçlayıcılarımın pekçoğunu tanımamam ve adlarını bile bilmememdir

—tek bir durum, bir güldürü ozanının2 durumu dışında. Kıskançlık ve çekememezlikten sizi bana karşı döndürmüş olanların tümü

—ki bunlardan bir bölümü yalnızca başkalarından duyup inandıklarını yinelemişlerdir

— tüm bu insanlar uğraşılması en güç olanlardır; çünkü onları buraya getirtemem ve yakından sorgulayamam; bu yüzden kendimi savunmak için bir bakıma gölgelerle savaşmak ve yanıtlayacak kimse yokken sorgulamak zorundayım. O zaman lütfen, söylediğim gibi, karşıtlarımın iki sınıfa düştüğünü anımsayın; birinciler suçlamalarını şimdi getirmiş olan yeniler, ötekiler çok önceden getirmiş olan eskiler. Ve umarım kendimi ilkin ikincilere karşı savunmamın yerinde olduğunu kabul edeceksiniz, çünkü bunların suçlamalarını yenilerden çok daha önce ve çok daha büyük bir şiddetle yaptıklarını duydunuz. Evet, şimdi savunmamı yapmalıyım, Atinalılar, ve böylesine uzun bir zamandır kafalarınıza yerleştirilen bu iftirayı elimdeki bu kısa sürede gidermeye çalışmalıyım. Aslında eğer benim için olduğu gibi sizler için de iyi olacaksa bunu başarabilmeyi ve savunmamda başarılı olmayı isterim. Ama sanırım bu güç olacak, ve görevin doğasının ne olduğunu çok iyi anlıyorum. Ne olursa olsun Tanrının istediği olacaktır, ve şimdi yasaya boyun eğmeli ve savunmamı yapmalıyım.

Şimdi baştan alarak bana yöneltilen iftiraya yol açan ve gerçekte bana karşı bu davayı açarken Meletos'un inandığı suçlamanın ne olduğunu soracağım. Evet, suçlamacılar beni suçlamak için neler dediler? Onları sanki savcılarımmış gibi görelim, ve yeminli bildirimlerini ben okuyayım: ''Sokrates herkesin işine burnunu sokan bir suçludur, yerin altındaki ve gökteki şeyleri araştırır, zayıf uslamlamaları güçlü kılar ve yukarıda sözü edilen öğretileri başkalarına öğretir.'' Suçlamaların doğası böyle birşeydir, ve bunları Aristofanes'in komedisinde kendiniz gördünüz. Bir Sokrates sunar ki, ortalarda dolanıp havada yürüdüğünü söyler ve haklarında az ya da çok hiçbirşey bilmediğim konular üzerine bir yığın saçma sapan sözler eder. Eğer [fizikle ilgili] bu konularda bilgili olanlar varsa sanmasınlar ki bunu söylerken bu tür bilgiyi küçümsüyorum. Eğer Meletos bana karşı böylesine ciddi bir suçlama getirecek olsaydı, bu beni gerçekten çok üzerdi! Ama, ey Atinalılar, işin aslı bu [tür fiziksel] konularla hiçbir ilgimin olmadığıdır. Burada bulunanların pek çoğu bunun doğruluğuna tanıktır, ve onlara, beni söyleşilerimde dinlemiş olan pekçoğunuza sesleniyorum. Anlatın o zaman; şimdi birbirinize aranızdan birinin beni bu tür konular üzerine ister uzun uzadıya olsun isterse kısaca birşeyler söylerken duyup duymadığını söyleyin. Yanıtlarını duyuyorsunuz. Ve bundan kalabalığın hakkımda söylediği başka şeylerin de doğru olmadığını anlayacaksınız.

Ama gerçekte bunların hiç birinin doğru olmaması gibi, eğer birinden benim insanları eğittiğimi ve karşılığında para aldığımı duymuşsanız, bu da doğru değildir. Gene de, eğer biri gerçekten de insanları eğitebilirse bence bu iyi birşeydir. İşte Leontiumlu Gorgias, Keoslu Prodikus, ve Elisli Hippias. Bu insanların her biri herhangi bir kente gidebilir ve gençleri onlara karşılıksız öğretim verebilecek olan kendi yurttaşlarını bırakıp kendilerine katılmaya, bunun için para ödemeye, ve bunun üstüne bir de minnettar kalmaya inandırabilirler.

Aslında bu sıralar burada bir başka bilge, Atina'da kaldığını öğrendiğim Parioslu biri var, ve onu duymam şöyle oldu. Bir gün Sofistlere dünyalar denli para ödemiş biriyle, Hipponikus'un oğlu Kallias ile karşılaştım ve iki oğlu olduğunu bilerek şunları sordum: ''Kallias,'' dedim, ''eğer iki oğlun iki tay ya da iki buzağı olmuş olsalardı, onlara bir bakıcı bulmamız güç olmazdı. Onlara bir at yetiştirici, ya da belki de bir çiftçi tutardık ve onları kendilerine özgü üstün yanlarında güzelce ve eksiksizce yetiştirirdi. Ama insan olduklarına göre, onları kimin yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorsun? Kim bir insanın ve bir yurttaşın erdemlerini bilir? Bu konuda düşünmüş olmalısın, çünkü oğulların var. Böyle biri var mı yok mu?'' ''Var,'' dedi. ''Kimdir o,'' dedim, ''ve nereden gelir ve öğrettikleri için ücreti nedir?'' '' Evenos'' dedi, ''Parios'tan, sevgili Sokrates, ve beş mina.'' Ve Evenos mutlu biri olmalı, dedim kendi kendime, eğer gerçekten de bu bilgelik ondaysa ve böyle alçakgönüllü bir ücretle öğretiyorsa. Eğer aynı şey bende olsaydı, en azından burnu büyük ve kendini beğenmiş biri olurdum; ama işin gerçeği benim bu tür bir bilgimin olmadığıdır, ey Atinalılar.

O zaman, Atinalılar, belki de aranızdan biri çıkıp bana şunu söyleyebilir; ''Evet, Sokrates, ama sana karşı getirilen bu suçlamaların kaynağı nedir? Yapmakta olduğun tuhaf birşey olmalı. Eğer başkaları gibi olmuş olsaydın, hakkında tüm söylentiler ve konuşmalar hiçbir zaman doğmazdı. O zaman nedir bunların nedeni, söyle ki hakkında yanlış bir yargıda bulunmayalım.'' Bu bana bütünüyle haklı görünüyor, ve bana böyle yanlış bir ün kazandırmış olanın ne olduğunu açıklamaya çalışacağım. Lütfen kulak verin. Ve belki de kimilerinize şaka yapıyor gibi görünsem de hiç kuşkunuz olmasın sizlere bütün gerçeği anlatacağım.

Atinalılar, bu ünü bana kazandıran yalnızca bir tür bilgelikten başkası değildir. Ne tür bir bilgelik diye sorarsanız, yanıtım bunun belki de insan bilgeliği olduğudur, çünkü gerçekten de bu düzeye dek bilge olduğuma inanıyorum. Buna karşı sözünü ettiğim kimselerin insan-üstü bir bilgelikleri olabilir; ama bunu nasıl tanımlayabileceğimi bilmiyorum, çünkü bende böyle bir şey yok; ve kim bunu bildiğimi söylerse yalan söylüyor ve bana karşı önyargı yaratmak için konuşuyor olacaktır. Ve lütfen burada sözümü kesmeyin Atinalılar, üstelik size övünüyor gibi görünsem bile; çünkü söyleyecek olduklarım benim kendi sözlerim değildir. Size güvenilmeye değer bulacağınız bir tanığın sözlerini aktaracağım. Bilgeliğim için—eğer buna bilgelik diyecekseniz—, ve doğası için, sizlere tanık olarak Delfi Tanrıçasını göstereceğim. Kairefon'u tanımış olmalısınız. Çocukluğumdan bu yana arkadaşım oldu ve ayrıca sizin demokratik partinizin de bir dostudur, çünkü yakınlarda sizlerle birlikte sürgüne gitti ve sizlerle birlikte geri döndü. Nasıl bir insan olduğunu, yaptığı herşeyde nasıl atılgan olduğunu hiç kuşkusuz bilirsiniz. Evet, bir keresinde Delfi'ye gitti ve yürekli bir biçimde biliciye—, lütfen, sizden bunları söylerken sözümü kesmemenizi istemiştim—, benden daha bilge birinin olup olmadığını sordu. Pütia Rahibesi daha bilge hiç kimsenin olmadığı yanıtını verdi. Kairefon'un kendisi öldü; ama kardeşi burada mahkemededir ve söylediklerimin gerçekliğini doğrulayacaktır.

Bundan niçin söz ediyorum? Çünkü sizlere bana karşı bu iftiranın nereden doğduğunu söyleyeceğim. Yanıtı duyduğum zaman, kendi kendime şöyle düşündüm: ''Tanrı ne demek istemiş olabilir acaba? Ve nedir bu bilmecenin yorumu? Çünkü büyük ya da küçük hiçbir bilgeliğimin olmadığını biliyorum. Öyleyse insanların en bilgesi olduğumu söylerken ne demek istemiş olabilir? Hiç kuşkusuz yalan söylüyor olamaz, çünkü bir tanrıdır; bu doğasına aykırı olurdu.'' Uzun bir süre ne demek istediğini düşünüp durdum ve sonunda soruyu bir denemeden geçirecek şu yöntemi buldum. Düşündüm ki eğer kendimden daha bilge birini bulabilirsem, rahibeye elimde onu çürüten bir kanıtla gidebilir ve ona ''İşte benden daha bilge bir insan, ama sen benim en bilge olduğumu söylemiştin'' diyebilirdim. Buna göre bilgeliği ile ünlü birine gittim ve onu gözledim—adından söz etmem gereksiz; yoklamak üzere kendisini seçtiğim insan, Atinalılar, devlet adamlarımızdan biriydi; kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında bilge olmadığını düşünmeden edemedim, üstelik hem başka birçoklarına hem de özellikle kendisine bilge olarak görünmesine karşın; ve sonra ona bilge olduğunu düşündüğünü, ama gerçekte olmadığını açıklamaya çalıştım. Sonuç benden nefret etmesi ve düşmanlığının orada olan ve beni dinleyen birçokları tarafından paylaşılması oldu. Böylece oradan bu adamdan daha bilge olduğumu düşünerek ayrıldım. Kendime, aslında dedim, ikimizden hiçbirinin güzel ve doğru herhangi birşey bildiğini sanmıyorum, ama o bilmezken bildiğini düşünüyor, ben bilmiyorum ve bildiğimi de düşünmüyorum. Böylece ondan salt şu küçücük noktada, bilmediğimi bildiğimi düşünmememde biraz üstün gibi göründüm. Ondan sonra bilgelik konusunda ünü ondan daha büyük bir başkasını denedim, ve aynı şeyler tam olarak bir kez daha doğru çıktı. Bunun üzerine onun ve yanısıra başka birçoklarının da düşmanlığını kazandım.

Bundan sonra birbiri ardına başkalarına gittim, ve düşmanlık yarattığımı görerek bundan üzüldüm ve korktum. Ama gene de tanrının işine herşeyden daha fazla önem vermek zorunda olduğumu düşündüm. Böylece kendime Bilicinin ne demek istediğini anlamak için birşeyler bilmekle ünlü herkese gitmeliyim dedim. Ve yemin ederim Atinalılar, Köpeğin adına ,— çünkü sizlere gerçeği söylemeliyim—görevimin sonuçları şunlardı: En ünlülerin en yetersiz kafalılar olduklarını buldum, ve daha az saygı gören başkaları ise gerçekte daha bilge ve daha iyi idiler. Size sonunda yalnızca Bilicinin çürütülemez olduğunu tanıtlamakla sonuçlanan dolaşmalarımın ve, deyim yerindeyse, ''Herkülvari'' çabalarımın öyküsünü anlatacağım. Politikacılardan sonra ozanlara gittim—trajik, ditirambik, ve her türden. Ve orada, dedim kendime, kendini hemen ele verecek ve onlardan daha bilgisiz olduğunu göreceksin. Böylece kendi yazıları arasında en inceden inceye işlenmiş pasajlardan kimilerini aldım ve birşeyler öğrenme umudu içinde onlara anlamlarının ne olduğunu sordum. İnanır mısınız, neredeyse gerçeği söylemeye utanıyorum! Ama söylemeliyim. Şiirleri üzerine kendi yaptıkları konuşmalardan daha iyisini yapamayacak tek bir insan bile yoktur. O zaman ozanların şiirlerini bilgelikle değil ama doğal olarak ve bir tür esinle yazdıklarını öğrendim—tıpkı pekçok güzel şey söyleyen, ama söylediklerinden hiçbirşey anlamayan falcılar ya da biliciler gibi. Ozanlar da bana aşağı yukarı aynı durumda göründüler; ve açıkça anladım ki, şiirlerinin gücüne dayanarak, hiç de öyle olmamalarına karşın, kendilerinin başka şeylerde de insanların en bilgeleri olduklarına inanıyorlardı. Böylece beni politikacılara üstün kılan aynı nedenle onlardan da üstün olduğumu düşünerek ayrıldım.

Sonunda el sanatçılarına gittim, çünkü diyebilirim ki hiçbirşey bilmediğimin bilincindeydim, ve onların pekçok güzel şey bildiklerini bulacağımdan emindim. Ve bunda aldanmadım, çünkü benim bilmediğim pekçok şeyi biliyorlardı, ve bu yolda hiç kuşkusuz benden daha bilgeydiler. Ama, Atinalılar, iyi zanaatçıların bile ozanlarla aynı yanılgıya düştüklerini gözledim; iyi ustalar oldukları için başka çok önemli konuları da bildiklerini düşünüyorlar ve bu eksiklik bilgeliklerini gölgeliyordu. Ve böylece kendime bilici adına şunu sordum: Ne bilgileri ne de bilgisizlikleri bende olmaksızın olduğum gibi olmayı mı isterdim, yoksa her ikisinde de onlar gibi mi? Ve kendime ve biliciye benim için olduğum gibi olmanın en iyisi olduğu yanıtını verdim.

Böylece Atinalılar, bu sorgulamalar beni en kötü ve en tehlikeli türden düşmanlar kazanmaya götürdü, ve o günden bu yana sayısız iftiraya uğradım. Bana bilge denir, çünkü beni dinleyenler her zaman başkalarında eksik olduğunu bulduğum bilgeliğin bende olduğunu sanırlar. Ama gerçek şudur ki, Atinalılar, yalnızca Tanrı bilgedir, ve bu yanıtıyla demek istediği insanların bilgeliğinin değerinin ya çok az ya da bir hiç olduğudur. Ve öyle görünüyor ki gerçekte bunu özellikle Sokrates için söylemez, ama yalnızca sanki şunu söyleyecekmiş gibi benim adımı bir örnek olarak kullanır: ''Aranızdan en bilgesi, ey insanlar, Sokrates gibi gerçekte bilgeliğinin hiçbir değerinin olmadığını bilendir.'' Ve böylece şimdi bugün bile Tanrının isteği üzerine yeryüzünde dolaşmayı sürdürür, ve ister yurttaş isterse yabancı biri olsun bilge görünen herkesin bilgeliğini araştırıp sorgularım; ve ne zaman öyle olmadığını bulsam, Biliciyi doğrulamak için ona bilge olmadığını gösteririm. Ve bu uğraş yüzünden devletin ilgiye değer sorunlarını izleyecek ya da kendi sorunlarıma ayıracak zaman bulamam, ve Tanrıya hizmetimden ötürü tam bir yoksulluk içinde yaşarım.

Ve bunlara ek olarak, en varsıl sınıflardan yapacak pek bir işi olmayan gençler kendiliklerinden yanıma gelirler; insanların sorgulanmasını dinlemek hoşlarına gider; sık sık bana öykünerek başkalarını sorgulamaya girişirler; ve sonra çabucak çok az şey bilirken ya da hiçbirşey bilmezken birşey bildiklerini düşünen çok sayıda insan bulurlar. Bu yüzden sonuçta onlar tarafından sorgulananlar kendilerine kızmak yerine bana kızarlar ve ''Bu rezil Sokrates,'' derler, ''gençleri yozlaştırıyor!'' Ve biri onlara ''ne yaparak ya da neyi öğreterek?'' diye sorduğunda, ne söyleyeceklerini bilemediklerinden verecekleri hiçbir yanıt yoktur; ama bir çıkmaza düşmüş görünmesinler diye tüm felsefecilere karşı yöneltilen el altındaki suçlamaları yinelerler—''bulutların üstündeki ve yerin altındaki şeyler'' ve ''tanrılara inanmamak'' ve ''zayıf uslamlamayı kuvvetli uslamlamaya çevirmek'' gibi. Çünkü gerçeği söylemek, biliyor görünürken hiçbirşey bilmediklerinin ortaya çıkarıldığını kabul etmek hoşlarına gitmez. Ve böylece kendi ünlerine düşkün, enerjik ve kalabalık oldukları ve hakkımda bir savaş düzeni içinde inandırıcı bir dille konuştukları için, hem çok önceden beri hem de şimdi kulaklarınızı gürültülü ve amansız iftiralarıyla doldurdular. Ve üç suçlayıcımın, Meletos ve Anitus ve Likon'un üzerime atılmalarının nedeni budur; Meletos benimle ozanlar yüzünden çekişti; Anitos el-sanatçıları ve devlet adamları adına, ve Likon söylevciler adına. Öyle ki, başında söylediğim gibi, böylesine büyütüldükten sonra bu iftirayı kısa bir zamanda tümüyle silmeyi bekleyemem. Gerçeklik, ve tüm gerçeklik budur, ey Atinalılar, ve sizlerden küçük ya da büyük hiçbir şeyi saklamadan, hiçbir şeyi örtmeden konuştum. Ve gene de çok iyi biliyorum ki konuşmadaki tam bu açıklık ve yalınlığım benden nefret etmelerinin nedenidir; ve bu bile gerçeği söylediğimin bir kanıtı değil de nedir? Bana karşı iftira bu yüzden doğmuştur, nedeni budur, ve ister şimdi ister daha sonra araştırın böyle olduğunu bulacaksınız.

Savunmamda suçlayıcılarımdan ilk kümeye karşı yeterince konuştum; şimdi ikinci kümeye dönüyorum. Bunların başında—kendi sözleriyle—o iyi insan ve yurtsever Meletos gelir. Bunlara karşı da bir savunma yapmaya çalışmam gerek, ve bırakalım kendi suçlamaları okunsun: Şuna benzer birşeydir: Der ki Sokrates suçludur, çünkü gençliği yozlaştırır ve devletin inandığı tanrılara değil, ama bunların yerine başka tinsel varlıklara inanır. Suçlama böyledir; ve şimdi tek tek her noktasını inceleyelim. Gençleri yozlaştıran bir suçlu olduğumu söyler; ama ben diyorum ki, ey Atinalılar, Meletos bir suçludur, çünkü ciddi şeyleri hafife alır ve gerçekte hiçbir zaman en küçük bir ilgisinin bile olmadığı sorunlarda sözde bir ciddiyet ve göstermelik bir kaygı ile insanları mahkemeye getirmek için sınırsız bir istek duyar. Bunun böyle olduğunu size tanıtlamaya çalışacağım.

Buraya gel Meletos, ve yanıtla: Genç kuşağın olanaklı olduğu ölçüde daha iyi olmasının çok önemli olduğunu düşünmez misin?

Evet, düşünürüm.

Öyleyse yargıçlara söyle, onları daha iyi yapan kimdir; çünkü onları yozlaştıranı bulabilmek için böylesine sıkıntıya girdiğine ve beni bu mahkemenin önüne getirip suçladığına göre, bunu biliyor olmalısın. Konuş o zaman, ve yargıçlara onları daha iyi yapanın kim olduğunu söyle. Görüyorsun Meletos, sesin çıkmıyor ve söyleyecek hiçbirşeyin yok. Ama bu çok utandırıcı değil mi, ve söylediğim gibi senin soruna hiçbir ilginin olmadığının çok önemli bir kanıtı değil mi? Konuş dostum, ve onları daha iyi yapanın kim olduğunu söyle.

Yasalar.

Ama dostum, demek istediğime yanıt bu değil. Bunları, yasaları herkesten önce bilenin, bu insanın kim olduğunu soruyorum.

Mahkemede bulunan bu yargıçlar, Sokrates.

Ne demek istiyorsun, Meletos, onların gençliği yetiştirip daha iyi yapabileceklerini mi?

Elbette.

Tümü mü, yoksa başkaları değil de yalnızca bir bölümü mü?

Tümü.

Tanrıça Here adına, bu iyi bir haber! Demek ki onları geliştiren çok sayıda insan var. Ve bizi burada dinleyenler için ne diyeceksin; onlar da gençleri eğitip geliştirirler mi?

Evet.

Ve senatörler? Evet, senatörler de.

Ama Meletos kuşkusuz meclis üyeleri onları yozlaştırmazlar değil mi—yoksa onlar da mı geliştirirler?

Onlar da geliştirirler.

O zaman öyle görünüyor ki her Atinalı, benden başka hepsi onları geliştirir ve yükseltir, ve onları yalnızca ben yozlaştırırım. İleri sürdüğün bu mu?

Evet, demek istediğim tam olarak bu.

Eğer haklıysan çok talihsizim. Peki, şimdi sana başka bir soru sorayım: Atlar konusunda ne düşünürsün? Dünyadaki herkes onlara karşı doğru davranırken yalnızca tek bir insan mı onlara zarar verir? İşin doğrusu tam tersi değil midir? Tek bir insan onlara iyilik yapabilir, ya da hiç olmazsa çok az insan bunu yapabilir: At yetiştiricileri. Ve onlarla ilgilenen başkaları ise tersine onlara zarar vermezler mi? Atlar için ve başka her hayvan için doğru olan bu değil midir, Meletos? Hiç kuşkusuz budur; sen ve Anitus evet deseniz de demeseniz de. Gençler, eğer onları yozlaştıran yalnızca bir kişi olsaydı, ve dünyanın geri kalanı onları geliştiriyor olsaydı, aslında çok mutlu olurlardı. Ama sen, Meletos, gençler üzerine hiçbir zaman düşünmemiş olduğunu yeterince gösterdin: Kaygısızlığın, bana karşı suçlamalar olarak yönelttiğin şeyler konusunda senin kendinin kaygı duymadığın ortada.

Şimdi sana bir başka sorum daha var, Meletos—Tanrı adına dinle: Hangisi daha iyidir, kötü yurttaşlar arasında yaşamak mı, yoksa iyiler arasında mı? Yanıtla, dostum. Soruda hiçbir güçlük yok. İyiler komşularına her zaman iyilik, ve kötüler her zaman kötülük yapmazlar mı?

Elbette.

Ve kendisi ile birlikte yaşayan birinden iyilik değil de kötülük görmeyi isteyen biri var mıdır? Yanıtla, sevgili dostum, yasa yanıtlamanı buyuruyor. Kötülük görmeyi isteyen biri var mıdır?

Elbette yoktur.

Pekala. Beni burada gençleri yozlaştırmak ve bozmakla suçlarken, onları bilerek mi yoksa bilmeden mi yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun?

Bilerek olduğunu söylüyorum.

Ama tam şimdi iyilerin komşularına iyilik, ve kötülerinse kötülük yaptığını kabul etmiştin. Şimdi, bu senin üstün bilgeliğinin yaşamda böyle erkenden kabul ettiği bir gerçek, ve ben, bu yaşımda, öylesine karanlık ve bilgisizlik içindeyim ki, eğer kendisiyle birlikte yaşamam gereken bir insanı yozlaştırılacak olursam, ondan pekala zarar görebileceğimi bilmem; ve gene de onu yozlaştırır, ve üstelik, dediğin gibi, bunu bile bile yaparım. Sana inanmıyorum, Meletos, ne de sanırım dünyada başka herhangi bir insanı inandırman olanaklı. Ama ya onları yozlaştırmıyorum, ya da onları bilmeden yozlaştırıyorum; ve her iki durumda da yalan söylüyorsun. Eğer bunu amaçlamadan yapıyorsam, yasa böyle kasıtsız yanlışlıklar yapanları mahkeme karşısına çıkarmaz: Tersine, yasaya göre beni özel olarak karşına alman ve uyarıp öğüt vermen gerekirdi; çünkü açıktır ki eğer doğru öğütler almış olsaydım, kasıtsız olarak yapmakta olduğuma son verirdim. Ama senin bana söyleyecek hiçbirşeyin yoktu ve beni bilgilendirmekten kaçındın. Bunu yapmadın ve şimdi beni bir öğretim yeri değil ama bir cezalandırma yeri olan bu mahkemeye getirdin.

Dediğim gibi, Atinalılar, Meletos'un sorun hakkında az ya da çok kaygı duymamış olduğu şimdi yeterince açık. Ama gene de, Meletos, gençleri nasıl yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun, bunu bilmek isterim. Savcandan çıkardığım gibi, sanırım onlara devletin inandığı tanrılara değil, ama onların yerine daha başka tinsel varlıklara inanmayı öğrettiğimi söylemek istiyorsun. Gençleri onlara bunları öğreterek yozlaştırdığımı söylemiyor musun?.

Evet, kesinlikle bunu diyorum.

O zaman Meletos, kendileri hakkında konuştuğumuz tanrılar adına, bana ve mahkemeye ne demek istediğini biraz daha açık olarak söyle! Çünkü ne dediğini anlayamıyorum. Başka insanlara kimi tanrıları tanımaları gerektiğini öğrettiğimi ve dolayısıyla tanrılara inandığımı ve tam bir tanrısız olmadığımı mı ileri sürüyorsun—ki bu anlamda bir suçlu olmam söz konusu olmayacaktır? Ya da yalnızca bunların kentin tanıdığı aynı tanrılar olmadığını mı demek istiyorsun—ki o zaman suçlama onların başka tanrılar olmalarıyla ilgili olacaktır. Yoksa doğrudan doğruya benim hiçbir tanrıya inanmadığımı ve başka insanlara bunu öğrettiğimi mi demek istiyorsun?

İkincisini, hiçbir tanrıya inanmadığını söylemek istiyorum.

Ne olağanüstü bir bildirim! Niçin böyle düşünüyorsun, Meletos? Başka insanlar gibi güneşin ya da ayın bile tanrı olduklarına inanmadığımı mı söylüyorsun?

Sizi temin ederim ki, yargıçlar, inanmaz: Çünkü güneşin bir taş, ayın toprak olduğunu söyler.

Aanxagoras'ı suçladığını mı düşünüyorsun, sevgili Meletos? Ve yargıçların Klazomenealı Anaxagoras'ın kitaplarının böyle öğretilerle dolu olduğunu bilmeyecek denli bilgisiz olduklarını mı sanıyor, onları bu denli mi küçümsüyorsun? Ve böylece gençlere onların güya Sokrates tarafından öğretildiğini söylüyorsun, üstelik orkestrada sık sık bunlar üzerine gösteriler varken (ki giriş olsa olsa bir drahmadır), ve paralarını ödeyip bu olağanüstü görüşlerin kendisinin olduğunu söyleyen Sokrates'e gülebileceklerken. Ve böylece, Meletos, gerçekten de hiçbir tanrıya inanmadığımı mı düşünüyorsun?

Zeus adına yemin ederim ki kesinlikle hiç birine inanmıyorsun.

Hiç kimse sana inanmayacak, Meletos, ve hiç kuşkum yok ki kendin de inanmıyorsun. Meletos'un patavatsız bir kabadayı olduğunu ve bu savcayı arsız bir delikanlılık ruhuyla yazmış olduğunu düşünmeden edemiyorum, Atinalılar. Beni denemek için bir bilmece yazmış gibi görünüyor. Bakalım bilge Sokrates benim alaycı çelişkimi anlayacak mı, yoksa onu ve geri kalanları aldatabilecek miyim? Çünkü savcasında bana açıkça kendisi ile çelişiyor gibi görünüyor: Sokrates tanrılara inanmamakla, ve gene de inanmakla suçludur. Ama bu hiç kuşkusuz dürüst bir insanın yapacağı bir suçlama değildir.

Sizlerin, ey Atinalılar, onun tutarsızlığı olarak gördüğüm şeyi irdelemede bana katılmanızı isterim; ve sen Meletos, şimdi yanıtla bizi. Ve dinleyicilere eğer alışıldık yolumda konuşacak olursam gürültü yapmamaları konusundaki isteğimi anımsatmalıyım.

Herhangi bir insan olmuş mudur ki, Meletos, insanların yaptıkları şeylerin olduğuna inansın da insanların olduğuna inanmasın? Yanıtlamasını istiyorum, ey Atinalılar, her zaman bir kesinti yaratmaya çalışmasını değil. Hiç süvariliğe inanıp ta atlara inanmayan, ya da flüt çalmaya inanıp ta flüt çalanlara inanmayan biri olmuş mudur? Hayır, dostum; kendin yanıtlamayı reddettiğine göre sana ve mahkemeye yanıtı ben vereceğim. Bunlara inanan tek bir insan olmamıştır. Ama lütfen şimdi şu soruyu yanıtla: Tinsel ve tanrısal şeylerin olduğuna inanan, ama tinlere inanmayan biri olabilir mi?

Olamaz.

Mahkemenin yardımıyla alınan bu yanıt için çok teşekkürler. Ama o zaman savcanda tinsel varlıklara inandığıma ve başkalarına onlara inanmayı öğrettiğime yemin ediyorsun—ve eski ya da yeni olmalarının hiçbir önemi yok; ne olursa olsun tinsel varlıklara inanıyorum, ve yeminli bildiriminde bunu söylüyor ve doğruluyorsun; ve gene de, eğer tinsel varlıklara inanıyorsam, tinlere ya da yarı-tanrılara inanmanın önüne nasıl geçebilirim; onlara inanmam gerekmez mi? Hiç kuşkusuz evet, ve dolayısıyla suskunluğunun onay demek olduğunu kabul edebilirim. Ama tinler ya da yarı-tanrılar nedir? Tanrılar ya da Tanrıların oğulları değil mi?

Hiç kuşkusuz.

Ama bu senin söylediğin benim gülünç bir bilmece dediğim şeyin ta kendisidir: Yarı-tanrılar ya da tinler Tanrılardır; ve ilkin Tanrılara inanmadığımı söylüyorsun; sonra yine Tanrılara inandığımı, çünkü yarı-tanrılara inanıyorum. Öte yandan eğer yarı-tanrılar tanrıların söylendiği gibi perilerden ya da başka analardan yasal olmayan oğulları iseler, eğer tanrıların oğulları iseler, o zaman tanrıların oğullarının olduğuna ama tanrıların olmadığına hangi insanoğlu inanacaktır? Benzer olarak, katırların varoluşunu ileri sürebilir, ve atların ve eşeklerin varoluşunu yadsıyabilirsin. Böyle saçmalıklar, Meletos, ancak senin tarafından beni yargılatmak için uydurulabilirdi. Bunu savcanda belirttin, çünkü beni suçlamak için işe yarar hiçbirşeyin yoktu. Ama bir parça bile olsa anlama yetisi olan hiç kimseyi tanrısal ve insanüstü şeylere inanabilen aynı insanın gene de tanrıların, yarı-tanrıların ve kahramanların olduğuna inanmadığına kandıramayacaksın.

Bana Meletos'un suçlamasına göre bir suçlu olmadığımı yeterince gösterdim gibi geliyor, Atinalılar, ve daha öte bir savunma gereksiz olacaktır; ama önceden söylediklerimin gerçek olduğunu ve yarattığım düşmanlıkların ne denli çok olduklarını oldukça iyi biliyorum. Eğer yokedilirsem beni yokeden bu olacaktır. Meletos değil, ne de Anitus, ama insanların büyük bir bölümünün haseti ve çekiştirmesi; bir olgu ki pekçok iyi insanın ölümüne neden oldu, ve büyük bir olasılıkla daha pekçoklarının ölümüne neden olacaktır; onların sonuncusu olmam gibi bir tehlike söz konusu değil.

Biri çıkıp dese ki, Seni zamansız bir sona götürebilecek bir yaşam yolunu izlemekten utanmıyor musun, Sokrates? Ona haklı olarak şu güzel yanıtı verirdim: Bunda yanılıyorsun dostum: İçinde bir dürüstlük kıvılcımı olan bir insanın ölme ya da yaşama şansını hesaplamakla uğraşmaması gerekir: Hesaplaması gereken biricik şey bir şeyi yaparken doğru mu yoksa eğri mi, iyi bir insan olarak mı yoksa kötü bir insan olarak mı davrandığıdır. Sana kalırsa onursuzluk karşısında tehlikeyi bütünüyle küçümseyerek Truva'da düşen kahramanlar, ve hepsinden önce Thetis'in oğlu, [Aşilles] birer zavallı olacaktır; o ki Hektor'u öldürme isteğiyle yanıp tutuşurken tanrıça annesi ona eğer dostu Patroklus'un öldürülmesinin öcünü alır ve Hektor'u öldürürse, ''Hektor'dan sonra Yazgı seni bekliyor'' sözlerinde kendisinin öleceğini bildirdiği zaman, bu uyarıyı dinledikten sonra tehlike ve ölümü bütünüyle küçümsedi, ve onlardan korkmak yerine onursuzluk içinde yaşamaktan ve dostunun öcünü alamamaktan korktu. ''Bundan sonra hemen ölebilirim,'' diye yanıtladı, ''yeter ki düşmanımdan öcümü alayım. Burada gemilerin yanında gülünç bir yaratık ve toprağa bir yük olarak kalmak istemiyorum.'' Aşilles ölümü ve tehlikeyi hiç düşünmüş müydü? Çünkü kişinin yeri neresi olursa olsun, ister kendi seçtiği olsun isterse bir komutanı tarafından gösterilen yer olsun, tehlike saati geldiğinde orada kalmalı, onursuzluk dışında ne ölümü ne de başka herhangi birşeyi düşünmelidir. Ve bütün bunlar, Atinalılar, hiç kuşkusuz doğrudur.

Potidaea'da ve Amfipolis ve Delium'da komuta etmek üzere seçtiğiniz generaller bana buyurduklarında, yerleştirildiğim yerde başka herkes gibi ölümle yüz yüze kalan ben, eğer şimdi, Tanrının bana felsefeci yaşamını sürdürme, kendimi ve başka insanları araştırma görevini yerine getirmemi buyurduğunu düşünür ve inanırken, ölüm korkusundan ya da başka herhangi bir korkudan yerimi terkedecek olsaydım, davranışım gerçekten de tuhaf olmaz mıydı, ey Atinalılar? Eğer ölümden korktuğum için Biliciye boyun eğmeseydim bu gerçekten de tuhaf olurdu ve tanrılara inanmamanın ve bilge değilken bilge olduğumu düşünmenin hesabını vermek için haklı olarak mahkeme önüne çıkarılabilirdim. Çünkü ölümden korkmak aslında yalnızca bilgelik taslamaktır, gerçek bilgelik değil, çünkü bilmediğini bildiğini düşünmektir; hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez. Bu bilgisizlik utanç verici bir bilgisizlik, bilmediğini biliyor gibi görünen kibir değil midir? Ve yalnızca bu bakımdan genel olarak insanlardan ayrı olduğuma inanıyorum, ve belki de birşeyde onlardan daha bilge olduğumu ileri süreceksem, bu aşağıdaki dünya konusunda yalnızca çok az şey bilirken bildiğimi düşünmediğim olgusudur; ama ister Tanrı ister insan olsun benden daha iyi birine haksızlık yapmanın ve boyuneğmemenin kötü ve onursuz birşey olduğunu biliyorum, ve kötü olduğunu bildiğim kötü şeyler karşısında olanaklı bir iyiden hiçbir zaman korkmayacak ya da kaçınmayacağım. Bu yüzden, eğer şimdi beni bırakırsanız, ve sizlere suçlandığıma göre ölümle cezalandırılmam gerektiğini, yoksa mahkemeye bütünüyle gereksiz olarak çıkarılmış olacağımı söyleyen Anitos'u, eğer şimdi kaçacak olursam çocuklarınızın sözlerimi dinlemekle bütünüyle yozlaşacaklarını söyleyen bu adamı dinlemeyi reddederseniz, ve eğer bana bu kez, Sokrates, Anitos'a aldırmayıp seni bırakacağız, ama tek bir koşul üzerine, bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe yapmaya son vereceksin, ve eğer bir kez daha bunları yaparken yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri sayıyor ve seviyorum, ama sizlere olmaktan çok Tanrıya boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman düşünmeye ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim, karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum'' derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek, ve eğer kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım. Ve yaşlı ya da genç, yurttaş ya da yabancı karşılaştığım herkese aynı sözleri yineleyeceğim, ama özellikle sizlere, yurttaşlarım, çünkü sizler bana daha yakınsınız. Çünkü bu bana Tanrının buyruğudur; ve inanıyorum ki kentte benim Tanrıya hizmetimden daha büyük hiçbir iyilik olmamıştır. Çünkü yapmaya çalıştığım tek şey yaşlı ya da genç tümünüzü de ilkin bedenleriniz ya da paralarınız için değil, ama herşeyin üstünde ruhunuz için ve onu olanaklı en iyi ruh yapmak için kaygı duymaya inandırmaktır. Sizlere varsıllığın erdem getirmediğini, ama erdemin hem bireyi hem de devleti varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum. Öğrettiklerim bunlardır, ve eğer gençliği yozlaştıran öğreti buysa, zararlı bir insanım. Ama eğer biri öğretimin bu olmadığını söylüyorsa, söylediği saçmadır. Bu yüzden, Atinalılar, ister Anitus'u dinleyin ister dinlemeyin, ister beni bırakın ister bırakmayın, ama ne yaparsanız yapın birçok kez ölmem gerekse bile yolumu hiçbir zaman değiştirmeyecek olduğumu anlayın.

Sözümü kesmeyin Atinalılar, dinleyin; beni sonuna dek dinleyeceğiniz konusunda anlaşmıştık. Söyleyeceğim birşey daha var ki, belki de bağırışlara yol açacak; ama beni dinlemenin sizler için iyi olacağına inanıyorum, ve bu yüzden lütfen gürültüyü kesmenizi istiyorum. Bilmenizi istiyorum ki, eğer ben dediğim gibi biriysem ve siz beni öldürürseniz, beni incittiğinizden çok kendinizi inciteceksiniz. Beni hiçbirşey incitmeyecek—ne Meletos ne de Anitus bunu yapabilir; bunu yapamazlar çünkü inanıyorum ki Tanrı yasası kötü bir insanın kendinden daha iyi birini incitmesine izin vermez. Anitus'un belki de onu öldürebileceğini, ya da sürgüne gönderebileceğini, ya da yurttaşlık haklarından yoksun bırakabileceğini yadsımıyorum; ve böylelikle o ve başkaları ona çok büyük bir kötülük yaptıklarını sanabilirler; ama ben aynı görüşte değilim. Çünkü şimdi yapmakta olduğu kötülüğün, haksız olarak bir başkasının yaşamını alma kötülüğünün çok daha büyük olduğuna inanıyorum.

Ve şimdi, Atinalılar, savunmamı çoğunuzun sanabileceği gibi kendi adıma değil, ama sizin adınıza yapacağım, öyle ki sizlere tanrı armağanı olan beni mahkum ederek bir yanlışlık yapmayasınız. Çünkü eğer beni öldürürseniz, gerçi bunu söylemek tuhaf olsa da, tanrı tarafından devletin başına sarılmış benim gibi bir başkasını daha kolay kolay bulamayacaksınız; devlet büyük ve soylu bir at gibidir ki, tam bu büyüklüğünden ötürü devimlerinde ağırdır ve onu irkitecek atsineği gibi birşeye gereksinir. Ben Tanrının devletin başına sardığı o atsineğiyim, ve gün boyunca ve her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır, ve kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız, ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir, ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta ezebileceğinizi düşünebilirsiniz; ama o zaman yaşamlarınızın geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman, bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi; sizlere tek tek bir baba ya da büyük kardeş gibi gelip erdem için özen göstermenizi öğütlememem gerekirdi; böyle davranış insan doğasına aykırıdır. Eğer herhangi birşey kazanmış olsaydım, ya da eğer öğütlerim karşılığını vermiş olsaydı, bunları yapmamda bir anlam olurdu; ama, kendinizin de görebildiğiniz gibi, suçlayıcılarım yüzleri kızarmadan bana başka her türlü suçu yüklemelerine karşın herhangi bir kimseden ödemede bulunmasını beklediğimi ya da bunu istediğimi söyleyemezler; bunun için hiçbir tanıkları yoktur. Ve söylediğimin gerçekliği için yeterince güçlü bir tanığım var—yoksulluğum.

Kimileri niçin ortalarda dolaşıp kişisel öğütler verdiğimi ve başkalarının kaygıları ile oyalandığımı, ama kamu toplantılarınıza katılıp devlete önerilerde bulunmadığımı merak edebilir. Size nedenini söyleyeceğim. Bana gelen ve Meletos'un savcasında alay konusu yaptığı tanrısal ve tinsel bir sesten çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde söz ettiğimi duymuşsunuzdur. Bana ilkin çocukluğumda gelmeye başlayan bu ses ne zaman gelse beni yapmayı düşündüğüm şeyde durdurur, ama hiçbir zaman birşey yapmamı buyurmaz. Politikayla uğraşmamın önüne geçen şey budur. Ve sanırım haklı olarak. Çünkü hiç kuşkum yok ki, ey Atinalılar, eğer geçmişte politik işlerle uğraşmış olsaydım, çoktan yokolmuş olurdum, ve ne sizlere ne de kendime bir yararım olurdu. Ve size gerçeği söylememden rahatsız olmayın; çünkü gerçek şudur ki, size ya da başka herhangi bir kümeye karşı çıkıp bir devlette yapılan yasasız ve haksız işlere karşı dürüst olarak çabalayan hiçbir insan yaşamını kurtaramayacaktır; hak için döğüşecek olan, eğer kısa bir zaman için bile yaşayacaksa, kamusal bir kişi değil ama bağımsız bir birey olmalıdır.

Size dediklerimin inandırıcı kanıtını verebilirim, yalnızca sözlerde değil, ama çok daha fazla değer verdiğiniz şeyde—eylemlerde. Yalnızca başıma gelen birkaç şeyi anlatmama izin verin, ve hiçbir zaman ölüm korkusundan haksızlığa boyun eğmediğimi, ve boyun eğmektense hemen ölmeye hazır olduğumu göreceksiniz. Size mahkemelerden belki de çok ilginç olmayan ama gene de gerçek olan bir öykü anlatacağım. Yaptığım biricik devlet görevi, Atinalılar, senatörlüktü. Antiokhis soyu, ki benim soyumdur, Arginusae savaşından sonra düşenlerin bedenlerini toplamayan generallerin mahkemesinde başkanlığı üstlenmişti; ve onları, daha sonra hepinizin yasadışı olduğunu kabul ettiğiniz bir yolda toplu olarak yargılamayı önermiştiniz; ama o zaman başkanlar arasında bu yasadışı tutuma karşı çıkan yalnızca ben oldum ve oyumu size karşı kullandım; ve konuşmacılar beni suçlayıp hemen orada tutuklamakla tehdit ettikleri ve sizler bağırarak bunu yapmaları gerektiğini söylediğiniz zaman, hapis ya da ölüm korkusuyla haksızlığınıza katılmaktansa benden yana olan yasa ve türe adına riski göze almaya karar verdim. Bu demokrasi günlerinde oldu. Ama Otuzlar oligarşisi erke geldiği zaman, bana ve rotundadaki başka dört kişiye daha haber salarak ölümle cezalandırmayı düşündükleri Salamisli Leon'u Salamis'ten getirmemizi buyurdular. Bu her zaman suçlarına olabildiğince çok sayıda insanı karıştırabilme amacıyla verdikleri buyruk türünün bir örneğiydi; ve o zaman, eğer anlatımı kullanmama izin verilirse, ölüme aldırmadığımı, ve büyük ve biricik kaygımın haklı olmayan ya da kutsal olmayan hiçbirşey yapmamak olduğunu sözde değil ama eylemde gösterdim. Çünkü o ezici erkin güçlü kolu korkutarak bana haksız hiçbirşey yaptıramazdı; ve rotundadan çıktığımız zaman öteki dördü Leon'u tutuklamak için Salamis'e giderken ben sessizce eve gittim. Eğer Otuzların erki kısa bir süre sonra devrilmemiş olsaydı bu yüzden yaşamımı yitirebilirdim. Ve pekçok insan sözlerime tanıklık edecektir.

Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce? Gerçekten de hayır, Atinalılar, ne ben ne de bir başkası. Ama ister kamusal isterse kişisel olsunlar tüm eylemlerimde her zaman aynı kaldım, ve ne iftiracılarımın izleyicilerim olarak adlandırdıkları kimselere, ne de başkalarına karşı bir uyuşumculuk tutumuna girmedim. Herhangi bir düzenli öğrencim de olmuş değildir. Ama eğer ister genç ister yaşlı olsun herhangi biri görevimi yaparken gelip beni dinleyecek olursa, dışlanmaz. Ne de yalnızca ödemede bulunanlarla söyleşide bulunmam diye birşey söz konusudur; tersine, ister varsıl ister yoksul olsun herkes bana soru sorabilir ya da yanıt verebilir ve sözlerimi dinleyebilir; ve sonunda ister kötü ister iyi bir insan olsun, her iki durumda da bunun sorumluluğu haklı olarak bana yüklenemez; çünkü hiçbir zaman herhangi birşey öğretmedim ve öğretmeyi ileri sürmedim. Ve eğer biri benden kişisel olarak tüm dünyanın işitmemiş olduğu herhangi birşeyi öğrendiğini ya da işittiğini söyleyecek olursa, söylediğinin doğru olmadığından kuşkunuz olmasın.

Ama bana ''Niçin kimi insanlar zamanlarının çoğunu seninle birlikte geçirmekten hoşlanıyorlar?'' diye sorulacaktır. Size daha şimdiden bu konudaki bütün gerçeği söyledim, Atinalılar: bilge olduklarını düşünen ama öyle olmayanları nasıl sorguya çektiğimi dinlemeyi severler; bunda eğlenceli bir yan vardır. Dediğim gibi Tanrı bana insanları sorguya çekme görevini verdi; ve bunu yapmam biliciler ve düşler tarafından, ve tanrısal gücün istencinin herhangi birine anıştırıldığı her yolda imlendi. Bu, Atinalılar, hem doğrudur hem de kolayca sınanabilirdir. Eğer gençleri yozlaştırıyorsam ya da yozlaştırmakta idiysem, aralarından şimdi büyümüş ve gençlik günlerinde onlara kötü öğütler vermiş olduğumu anlamış olanlar suçlayıcılar olarak ortaya çıkmalı ve öçlerini almalıdırlar; ya da eğer kendileri gelmeyi istemiyorlarsa, akrabalarından, arkadaşlarından, babalarından, kardeşlerinden ya da başka yakınlarından birileri ailelerinin benden hangi kötülüğü gördüğünü söylemelidir. Bunun zamanı şimdidir. Onlardan pekçoğunu mahkemede görüyorum. İşte benimle aynı yaşta ve aynı mahalleden olan Kriton; ve ayrıca oğlu Kritobulus'u da görüyorum. İşte yine Aeskhines'in babası Sphettuslu Lisanias—o da burada; ve ayrıca Epigenes'in babası olan Kephisuslu Antifon; ve tanıdığım pekçoklarının kardeşleri. Theosdotides'in oğlu Nikostratus, ve Theodotus'un kardeşi (şimdi Theodotus'un kendisi öldüğüne göre ne olursa olsun onun konuşmasının önüne geçemeyecektir); ve orada Demodokus'un oğlu ve Theages'in kardeşi olan Paralus; ve Ariston'un oğlu Adeimantus ve kardeşi Platon; ve Apollodorus'un kardeşi Aentodorus'u da görüyorum. Başka birçoklarından da söz edebilirdim, ki bunlardan kimilerini konuşması sırasında Meletos'un tanık olarak göstermesi gerekirdi; ve eğer unutmuşsa gene de gösterebilir, ona yerimi bırakacağım. Ve eğer böyle bir kanıtı varsa, hiç durmasın söylesin. Hayır, Atinalılar, gerçek bunun tam tersidir. Çünkü onların tümü de—Meletos'un ve Anitus'un deyimiyle—yozlaştırıcıdan yana, en değerli ve en yakın akrabalarını incitenden yana tanıklık etmeye hazırdır; yalnızca yozlaştırılan gençlik değil—çünkü beni desteklemeleri için bir güdü olabilir—, ama yozlaştırılmamış yaşlı akrabaları da. Niçin tanıklıkları ile beni desteklesinler? Bunun nedeni gerçeklik ve doğruluk uğruna olmanın dışında, benim gerçeği söylediğimi ve Meletos'un yalancı olduğunu bilmelerinin dışında başka birşey olabilir mi?

Evet Atinalılar, savunmam için söyleyebileceğimin tümü bu ve buna benzer şeyler. Gene de bir söz daha ekleyebilirim. Belki de aranızdakilerden biri kendisinin benzer bir durumda, ya da üstelik daha da az dramatik bir durumda, yargıçlara nasıl yaşlı gözlerle yalvarıp ricalarda bulunduğunu, nasıl duygulandırıcı bir tavırla çocuklarını ve onların yanısıra daha birçok akrabasını ve dostunu mahkemeye gösterdiğini anımsadığında, benim büyük bir olasılıkla yaşamım tehlikedeyken böyle şeylerden hiç birini yapmayacağımı gördüğünde bana gücenebilir. Zıtlığı gören biri belki de bana karşı dönebilir ve bu noktada benden hoşlanmayarak öfke ile bana karşı oy verebilir. Şimdi, eğer aranızda böyle bir insan varsa,—lütfen dikkat edin, var demiyorum—, ona haklı olarak şu yanıtı veriyorum: Dostum, ben bir insanım, ve başka insanlar gibi etten ve kemikten bir yaratığım, Homer'in dediği gibi, ''tahtadan ya da taştan'' değil ama insan ana babadan doğdum ve sonuç olarak akrabalarım var; ve evet Atinalılar, bir ailem, üç oğlum var, biri hemen hemen yetişkin, ve öteki ikisi henüz genç; ve gene de sizlerden bir bağışlama dilenmek için onlardan hiç birini buraya getirmeyeceğim. Ve niçin mi getirmeyeceğim? Herhangi bir dikbaşlılıktan ya da sizlere saygısızlıktan değil. Ölümden korkup korkmadığımın bu konuyla hiç ilgisi yok. Ama, kamu oyuna duyduğum saygı yüzünden böyle bir davranış bana benim kendim için, sizler için ve bütün devlet için utandırıcı görünüyor. Benim yaşıma ulaşan ve hak etmiş olsun ya da olmasın bir bilgenin ününü taşıyan biri için bu yöntemleri kullanmak doğru olmaz. Çünkü ne olursa olsun dünya Sokrates'in herhangi bir yolda başka insanların çoğundan üstün olduğuna karar vermiştir. Ve eğer aranızda bilgelik ve yüreklilikte ve herhangi bir başka erdemde daha üstün olduğu söylenenler böyle yaparak kendilerini bayağılaştıracak olurlarsa, davranışları nasıl utandırıcı olur! Mahkum edildiklerinde çok tuhaf davranışlar gösteren birçok ünlü insan gördüm; eğer ölecek olurlarsa başlarına korkunç birşey geleceğini, ve eğer yaşamalarına bir izin verecek olursanız ölümsüz olacaklarını sanıyor gibi göründüler; ve bana kalırsa böyle şeyler kentimizin onurunu düşürür, ve yolu buraya düşecek bir yabancıya Atina'nın en seçkin erkeklerinin, onlara Atinalıların kendileri tarafından onur ve yetki verilmesine karşın, kadınlardan daha iyi olmadığını düşündürür. Ve diyorum ki aramızda bir saygınlığı olanlar tarafından bu tür şeylerin yapılmaması gerekir; ve eğer yaparlarsa, onlara izin vermemeniz gerekir; tersine, acıklı bir sahne yaratan ve kenti gülünç düşüren insanı mahkum etmeye sessizce davranan birinden daha hazır olduğunuzu göstermelisiniz. Ama saygınlık sorununu bir yana atarsak, bir yargıcı bilgilendirmek ve inandırmak yerine ondan bir iyilik istemede, ve böylece bir bağışlanma elde etmede sanırım yanlış birşey vardır. Çünkü onun ödevi bir türe armağanı sunmak değil, ama yargıda bulunmaktır; ve kendi keyfine göre değil ama yasalara göre yargıda bulunacağına yemin etmiştir; ve ne biz sizi bu yemini bozma alışkanlığında yüreklendirmeli, ne de siz kendinize bu alışkanlığa kapılma iznini vermelisiniz, bu sizin de bizim de inancımıza aykırıdır. O zaman benden onursuz ve yanlış ve inancıma aykırı gördüğüm şeyleri yapmamı istemeyin, özellikle şimdi, Meletos'un savcası üzerine dinsizlikle suçlanmakta olduğum sırada. Çünkü, Atinalılar, eğer sizi dileklerin gücüyle inandırırsam ve yeminlerinizi çiğnemeye zorlarsam, o zaman size hiçbir tanrının olmadığını öğretiyor, ve kendi savunmamda gerçekte kendimi onlara inanmamakla suçluyor olacağım. Ama durum böyle değildir ve bunu yapmanın çok uzağındayım. Çünkü tanrıların varlığına inanıyor, ve suçlayıcılarımdan herhangi birinin onlara inandığından çok daha yüksek bir anlamda inanıyorum. Ve davamı sizin için ve benim için en iyi yolda belirlemeniz üzere sizlere ve Tanrıya bırakıyorum.

[Mahkeme oylama yapar ve Sokrates'i suçlu bulur.
Suçlayan oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220'dir.
Sokrates bunun üzerine ceza konusunda konuşur.]

Oylarınızla beni mahkum ettiniz, Atinalılar; ve eğer buna bir içerleme göstermiyorsam bunun nedenleri var. En başta bunu bekliyordum, ve beni asıl şaşırtan yalnızca oyların böyle yakın olması oldu; çünkü bana karşı olan çoğunluğun çok daha büyük olacağını düşünüyordum; ama şimdi, eğer otuz oy daha öte yana geçmiş olsaydı, aklanmış olacaktım. Üstelik şimdi bile Meletos'un suçlamasından kurtulmuş olduğumu düşünüyorum. Dahası, Anitus ve Likon'un yardımı olmasaydı, yasanın gerektirdiği gibi oyların beşte birini alamayacak olduğu açıktır, ki bu durumda kendisi bin drahmalık cezaya çarptırılacaktı.

Şimdi ceza olarak ölümü öneriyorsunuz. Kendi payıma ben ne önermeliyim, Atinalılar? Açıktır ki hakkım olanı. Ve hakkım nedir? Bütün yaşamım boyunca boş durmaya hiçbir anlam vermemiş olduğum için, ama insanların çoğunun kaygılandığı şeyleri, para kazanmayı, ev geçindirmeyi ve askeri görevleri, kamu toplantılarında konuşmayı, memurlukları, komploları, partileri gözardı ettiğim için katlanmam ya da ödemem gereken asıl karşılık nedir? Gerçekte bir politikacı olarak yaşamak için gereğinden öte dürüst olduğumu düşünerek, size ya da kendime hiçbir yararımın olamayacağı yerlere gitmedim; ama her birinize kişisel olarak en büyük iyilikte bulunabileceğim her yere gittim, ve aranızda herkesi kendisine bakması gerektiğine, kişisel çıkarların peşine düşmeden önce erdem ve bilgeliği araması gerektiğine, devletin çıkarlarıyla kaygılanmadan önce devletin kendisi ile kaygılanması gerektiğine inandırmaya, tüm eylemlerinde uyması gereken düzenin bu olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu yolda davrandığım için neyi hak ediyorum? Hiç kuşkusuz iyi bir şey, ey Atinalılar, eğer gerçekte ne olması gerektiğinin hesabını yapacak olursam; ve bu ödül ona uygun düşecek birşey de olmalıdır. Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır? Belediye binasında konuklanmasından daha uygun bir ödül olamaz, sevgili Atinalılar—bir ödül ki, onu Olimpia'da at ya da araba yarışını kazanan yurttaştan çok daha fazla hak etmiştir. Çünkü o size mutluluğun yalnızca görünüşünü verir, ama ben ise kendisini; çünkü yoksulluk içinde olan o değil ama benim. Ve eğer cezayı haklı olarak hesaplayacak olursam, karşılık budur: Belediye binasında konuklanmalıyım.

Belki de şimdi söylediklerimle size meydan okuduğumu düşünüyorsunuz, tıpkı daha önce gözyaşları ve dualar konusunda söylediklerimde olduğu gibi. Ama bu doğru değil. Dahaçok hiçbir zaman bile bile birine kötülük yapmamış olduğuma inandığım için böyle konuşuyorum, üstelik zaman çok kısa olduğu için sizi inandıramamış olsam bile. Eğer başka kentlerde olduğu gibi Atina'da da bir ölüm cezasına bir günde karar verilmemesi konusunda bir yasa olsaydı, o zaman inanıyorum ki sizleri inandırabilirdim. Ama büyük iftiraları bir anda çürütemem; ve, hiçbir zaman bir başkasına haksızlık yapmadığıma inandığım için, hiç kuşkusuz kendime de haksızlık yapmayacağım. Kendime herhangi bir kötülüğü hakettiğimi söylemeyeceğim, ya da herhangi bir ceza önermeyeceğim. Niçin önereyim? Meletos'un önerdiği ölüm cezasından korktuğum için mi? Ölümün iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyorsam, niçin kötü olduğunu çok iyi bildiğim bir cezayı önereyim? Hapis mi diyeyim? Günlerimi niçin hapiste geçireyim, ve orası için herhangi bir zamanda seçilen memurların—Onbirlerin—kölesi olayım? Bir para cezası, ve ödeyinceye dek bir hapis cezası mı olsun? Karşıçıkış aynıdır. Hapiste yatmam gerekecek çünkü ödeyecek hiç param yok. Ve eğer sürgün dersem (ve belki de benim için bu cezayı kabul edeceksiniz), eğer söylemlerime ve sözlerime benim yurttaşlarım olan sizler dayanamaz ve onları daha fazla istemeyecek denli ağır ve uğursuz bulurken, başkalarının bana dayanabileceğini bekleyecek denli usdışı isem, gerçekten de gözüm yaşam sevgisi tarafından köreltilmiş olmalıdır. Hayır, Atinalılar, gerçekten de bu olacak birşey değil. Ve benim yaşımda kentten kente dolaşarak, sürekli olarak sürgün yerimi değiştirerek, ve her zaman kovularak nasıl bir yaşam sürerdim? Çünkü bütünüyle eminim ki nereye gidersem gideyim, orada da burada olduğu gibi genç insanlar başıma üşüşecekler; ve eğer onları uzaklaştıracak olursam, onların isteği üzerine büyükleri beni kovacak; ve eğer gelmelerine izin verirsem, onlar uğruna babaları ve dostları beni kovacak.

Biri diyecektir: Evet, Sokrates, ama bizden ayrıldıktan sonra dilini tutamaz mısın, yabancı bir kente gidersin, ve kimsenin işine karışmazsın? Şimdi size bunu nasıl yanıtladığımı anlatmak benim için gerçekten de güç. Çünkü size dersem ki dediğiniz gibi yapmak Tanrıya boyun eğmemek olacaktır, ve dolayısıyla dilimi tutmam olanaklı değildir, ciddi olduğuma inanmayacaksınız; ve eğer yine erdem konusunda ve benim kendimi ve başkalarını sorguladığımı duyduğunuz başka şeyler konusunda gündelik söylem insan için en iyi olan şeydir, ve sorgulanmayan yaşam yaşamaya değmezdir dersem, bana inanmanız daha da güç olacaktır. Gene de doğru olanı söylüyorum, üstelik sizi buna inandırmak benim için güç olsa da. Bundan başka, bir ceza çekmeyi hak ettiğimi düşünmeye hiç alışmadım. Eğer param olsaydı, ödemek zorunda olduğumun tümünü bir ceza olarak ödemeyi önerirdim, çünkü bundan hiçbir zarar görmezdim. Ama hiç param yok, ve dolayısıyla sizden cezayı olanaklarımla orantılı kılmanızı istemek zorundayım. Evet, belki de bir minaya gücüm yeter, ve bu yüzden o cezayı öneriyorum; Platon, Krito, Kritobulus ve Appolondorus, buradaki dostlarım, beni otuz mina demeye zorluyorlar, kefillerim olacaklar. O zaman ceza otuz mina olsun; bu insanlar sizin için kefil olarak yeterli olacaktır.

[Mahkeme bir oylama daha yapar ve Sokrates'i ölüme mahkum eder.]

Kenti karalayanların size verecekleri kötü adı işitmek için çok beklemeniz gerekmeyecek, ey Atinalılar; Sokrates'i, bir bilgeyi öldürdünüz diyecekler; ve sizi kınamak istediklerinde bana bilge diyecekler, üstelik bilge olmasam bile. Eğer biraz beklemiş olsaydınız, isteğinizi doğanın süreci karşılamış olacaktı. Çünkü görebileceğiniz gibi yaşım çok ilerledi, ve ölüm beni çok uzakta beklemiyor. Şimdi hepinize değil, ama yalnızca beni ölüme mahkum edenlere söylüyorum. Ve onlara diyecek bir başka şeyim daha var: Belki de bağışlanmamı sağlayacak türde sözler söylemediğim için mahkum olduğumu düşünüyorsunuz, demek istiyorum ki, aklanmak için gereken herşeyi yapmayı ve söylemeyi uygun bulmamış olduğum için. Hiç de değil; mahkum olmama götüren eksiklik hiç kuşkusuz sözcüklerin eksikliği değildi. Bu işitmeyi en çok istediğiniz türden konuşmayı yaptıracak utanmazlığın ya da yüzsüzlüğün ya da eğilimin olmamasıydı—ağlamak ve inlemek ve yakarmak, ve başkalarından işitmeye alıştığınız ama ileri sürdüğüm gibi bana yakışmayacak başka pekçok şeyi yapmak. O sırada tehlikeye karşın özgür bir insana yaraşmayacak hiçbirşey yapmamam gerektiğini düşündüm; ve şimdi de savunma biçemimden hiçbir pişmanlık duymuyorum; sizin istediğiniz gibi konuşup yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi yeğlerim. Çünkü savaşta olduğu gibi yasa karşısında da benim ya da herhangi bir insanın ölümden kaçmanın her yoluna başvurmaması gerekir. Savaşta sık sık olduğu gibi, bir insan silahlarını fırlatıp onu kovalayanların önünde diz çöktüğünde hiç kuşkusuz ölümden kurtulabilir; ve başka tehlikelerde de, eğer bir insan herşeyi söylemeye ve yapmaya istekli ise, ölümden kaçmanın başka yolları vardır. Güçlük, dostlarım, ölümden kaçınmak değil, ama haksızlıktan kaçınmaktır; çünkü o ölümden daha hızlı koşar. Ve yaşlı ve yavaş olduğum için daha yavaş koşucu beni yakaladı; ama suçlayıcılarımın uyanık ve çevik olmalarına karşın, hızlı koşucu tarafından, haksızlık tarafından yakalandılar. Ve şimdi sizin tarafınızdan mahkum edilmiş olarak ölüm cezasını çekmek üzere ayrılıyorum,—onlar da gerçeklik tarafından mahkum edilmiş olarak kendi yollarına gidiyorlar—kötülük ve yanlışlık cezasını çekmek üzere; ve ödülüme sarılmalıyım, onlar da kendilerininkine. Sanırım bu tür şeyler yazgı olarak görülebilirler—ve sanırım iyidirler.

Ve şimdi, beni mahkum eden insanlar, sizlere seve seve bir bilici gibi konuşacağım; çünkü ölmek üzereyim, ve ölüm saatinde insanlara peygamberlik gücü bağışlanır. Ve katillerim olan sizlere önceden bildiriyorum ki, benim ayrılmamdan hemen sonra bana verdiğiniz cezadan çok daha ağırı hiç kuşkusuz sizleri bekliyor olacaktır. Sizi suçlayandan kaçabilmek ve yaşamlarınızın bir hesabını vermemek için beni öldürdünüz. Ama sonuç beklediğiniz gibi değil, bütünüyle başka türlü çıkacaktır. Çünkü şimdikilerden daha çok suçlayıcınız olacak; şimdiye dek onları durduruyordum; ve daha genç oldukları için üzerinize daha sert gelecekler, ve onlara daha çok içerleyeceksiniz. Eğer insanları öldürerek birinin kötü yaşamlarınızı kınamasının önüne geçebileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; bu kaçış yolu ne olanaklı ne de onurludur; en kolay ve en soylu kurtuluş yolu başkalarını ortadan kaldırmaktan değil ama kendini geliştirmekten geçer. Ayrılmadan önce beni mahkum etmiş olan yargıçlara söyleyeceğim öngörü bu.

Beni aklamak için oy veren dostlara gelince, memurlar işleriyle uğraşırken, ve ben ölmem gereken yere gitmeden önce, sizlere burada yer alan bu olay konusunda birşeyler söylemek istiyorum. O zaman biraz daha kalın, çünkü zaman varken pekala biraz daha konuşabiliriz. Benim dostlarımsınız, ve size başıma gelen bu olayın anlamını göstermeyi isterdim. Ey yargıçlarım—çünkü size gerçekten yargıçlarım diyebilirim—sizlere harika bir olaydan söz etmek istiyorum. Şimdiye dek kaynağı içimdeki bilici olan tanrısal yeti, belki herhangi bir sorunda bir dil sürçmesi ya da herhangi bir yanlışlık yapabilirim diye, sürekli olarak önemsiz şeylerde bile bana karşı çıkma alışkanlığındaydı; ve şimdi gördüğünüz gibi en son ve en büyük kötülük olarak düşünülebilecek olan ve genellikle öyle olduğuna inanılan şey başıma geldi. Ama tanrısal işaret ne sabah evden ayrılırken, ne mahkemenin yolundayken, ne de konuşurken söyleyecek olduğum hiçbir şey için hiçbir karşıtlık belirtisi göstermedi; ve sık sık bir konuşmanın ortasında durdurulmuş olmama karşın, şimdi önümdeki sorun konusunda bilici söylediğim ya da yaptığım hiçbirşeyde bana karşı çıkmadı. Bu suskunluğun nedeni olarak düşünebileceğim nedir? Size söyleyeyim. Bu başıma gelenin iyi bir şey olduğunun, ve ölümün kötü birşey olduğunu düşünenlerin yanılmakta olduklarının bir belirtisidir. Çünkü iyi bir şey yapmak üzere olmasaydım, alışıldık uyarı bana karşı çıkardı hiç kuşkusuz.

Bir başka yolda düşünürsek ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır. Çünkü eğer bir insan uykusunun düşler tarafından bile rahatsız edilmemiş olduğu geceyi seçecek olsaydı, ve bunu yaşamının öteki günleri ve geceleri ile karşılaştırıp sonra bize yaşamı boyunca bu geceden daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirdiğini söyleyecek olsaydı, sanırım herhangi bir insan—sıradan bir insan değil ama giderek büyük kral bile—ötekilerle karşılaştırıldığında böyle günlerin ya da gecelerin sayılarının çok büyük olmadığını bulurdu. Şimdi eğer ölüm böyle bir doğadaysa, o zaman ölmek kazançtır; çünkü bengilik o zaman yalnızca tek bir gecedir. Ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir, ey dostlarım ve yargıçlarım? Eğer gerçekten de biri aşağıdaki dünyaya varırsa, ve bu dünyadaki türe öğretmenlerinden kurtulup orada yargıda bulundukları söylenen gerçek yargıçları bulursa—Minos ve Rhadamanthus ve Aeakus ve Triptolemus, ve Tanrının kendi yaşamlarında dürüst olmuş olan başka oğulları—, o zaman yolculuk onu yapmaya değerdir. Orfeus ve Musaeu ile, Hesiod ve Homer ile konuşabilmek için insan neler vermezdi? Hayır, eğer bu doğruysa, birçok kez ölmeyi kabul ederim. Ben kendim de orada Palamedes ile, Telamon'un oğlu Ajax ile, ve haksız bir yargı yoluyla ölmüş başka birçok eski kahraman ile karşılaşıp konuşmayı harika birşey olarak kabul ediyorum; ve sanırım yaşadıklarımı onların yaşadıkları ile karşılaştırmak çok büyük bir haz verecektir. Herşeyden önce, o zaman gerçek ve yanlış bilgi üzerine araştırmamı sürdürebileceğim; bu dünyada olduğu gibi sonrakinde de; ve kimin bilge olduğunu, ve kimin bilgelik tasladığını ve öyle olmadığını bulacağım. Büyük Truva seferinin önderini sorgulayabilmek için, ey yargıçlar, bir insan neler vermez; ya da Odisseus'u ve Sisifos'u, ya da sayısız başka erkek ve kadını! Onlarla söyleşide ve onlara sorular sormada nasıl sonsuz bir haz olacaktır! Bir başka dünyada, ne olursa olsun, bir insanı sorular sorduğu için öldürmezler. Çünkü bizlerden daha mutlu olmanın yanısıra, eğer söylenen doğruysa, ölümsüz olacaklardır.

Bu yüzden, ey yargıçlar, ölüm karşısında umutsuz olmayın, ve pekinlikle bilin ki, ister bu yaşamda olsun isterse ölümden sonra, iyi bir insanın başına hiçbir kötülük gelemez. O ve onun olan hiçbirşey Tanrılar tarafından gözardı edilmez; ne de benim yaklaşan sonum yalnızca bir şans sonucunda olmuştur. Ama açıkça görüyorum ki benim için en iyisi şimdi ölmek ve sorunlardan kurtulmak olacak. Bu yüzden bilici hiçbir belirti vermedi. Bu nedenle de beni mahkum edenlere ya da suçlayanlara kızgın değilim; bana hiçbir kötülük yapmış değiller, gerçi beni mahkum etmedeki amaçları bana bir iyilik yapmak değil ama beni yaralamak olmuş olsa da; ve bunun için onları biraz kınayabilirim. Gene de onlardan bana bir iyilikte bulunmalarını isteyeceğim. Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi birşey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse, ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim; o zaman uğruna kaygı duymaları gereken şeyle kaygı duymadıkları için, gerçekte bir hiçken birşey olduklarını düşündükleri için, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın. Eğer bunu yaparsanız, hem ben hem de oğullarım sizden hakça davranış görmüş olacağız.

Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.

134 comments

Adsız
16 Nisan 2008 14:18  

sokrates büyük bir düşünür..Sokrates içimizde fakat hırs ve tutku onların itilmesine yol açıyor ve kainata kadar bu böyle olacak..İyi günler savaşların bittiği gün başlayacak...Korkarım çok uzun bir süre bu süreç..

Adsız
31 Mayıs 2008 00:14  

Çoğu zaman karşımızdakilerin duymak istedikleri şeyleri söylemek,hem onları hem bizleri mutlu edebilir.Ama gerçek mutluluk bu olmasa gerek.Gerçek mutluluk;Söylenildiği zaman karşılık verilemeyecek kadar güzel ve yerinde bir şeyi söyleyebilmek ve bunun arkasında durabilme becerisine sahip olmaktır.Temiz bir ırmaktan herkes yıkanır ve temizlenir,önemli olan pis bir bedeni kirli bir suda temizleyebilmektir.Filozofların çoğu kirli sulardan temizlenerek çıkmasını bilmişlerdir.
rendat

31 Ağustos 2008 18:51  

Sokrat ın savunması, felsefeye ilgi duyanların temel taşıdır bence................

Adsız
18 Ekim 2008 09:15  

iyi bir konuşmacı olman için türkçeyi mükemmel kullanmalısın ''gene'' yazarak kendini bırak mükemmel konuşmayı,türkçeyi iyi öğrenmelisin yine yazılır.Halk dilinde gene diye okunur seni tereddüte düşüren bu olmalı...

Adsız
28 Kasım 2008 16:35  

bence yapılabilecek en mükemmel savunma

Adsız
29 Kasım 2008 17:37  

Büyük Düşünür Kendine yöneltilen suçlamalara karşı yapabilecegin en güzel savunmayı yapmış felsefenin kilometre taşlarından biri bence sokrates......

11 Aralık 2008 01:01  

sokrates;bilgeligin dilini iyi kullanmış , ancak:tıpkı savundugu felsefesinden de anşıldıgı gibi" bilimsel" degil tamamen tanrı
-tanrıların-mistisizmine saplanmış ve orada öylece kalmıştır.hak ve adalet anlamında ışık olabilmistir ...yargıçları yargılayarak meydanlara yürek olmustur , ancak yine de bütün bu erdemler , benim ona katılmamı saglamıyor .
hukuki ve ahlaki-etik-anlamda iyi bir savunma
...dogumun sancısı var ancak ölümün yoktur .sokrates sadece bunun diyelektigini çözebilmiş olsaydı eger,tek sıgınagın kendisinden baskası olmadıgını görürdü belkide .
o zaman da tanrıların -tanrı-kavramının ne denli safsata ve kandırnacadan ibaret oldugunu bilebilirdi ,diye düşünüyorum ...

11 Aralık 2008 01:22  

Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.
bu son sözleri bile başlı başina sokrates'ı tanrıcılıgının acizligini yeterice anlatır okuyucusuna .

Adsız
13 Aralık 2008 13:06  

harıka

Adsız
24 Aralık 2008 01:58  

düşünmenin bir cesaret işi olduğunu bana gösterenler den birisidir.
sokratesin hayatını bu güne uyarlamaya çalışırsak Mahhelle baskısının değişik bir boyutu olarak görünür.
Bu gibi yani düşündüğünü söylediği için türlü alaverelerle iftiralarla eziyet çeken sürgün gören insanları hala görmek mümkün.
bilimin ven düşünsel yaşamın yeşerebileceği hoşgörü ortamları yaratılmadan insanığın daha ileri gidemeyceği sonucu çıkmaktadır.

Adsız
26 Aralık 2008 18:31  

sokrat doğru düşündü ve doğru öldü.ancak onu öldürenler hiç şüphesiz çok yanlışlardı bunu kendileride biliyorlardı ama.......

Adsız
28 Aralık 2008 10:21  

ya ben okudum ama anlamdım =) 500 saylafalık roman okusam bundan daha iidr ama tek bişey anladım heralde sokrates bişeye karşı savunuyo:)

Adsız
8 Ocak 2009 01:38  

sokrates hiç birşey bilmediğini bilecek kadar bilgeydi...

Damla
13 Ocak 2009 18:53  

adam öyle bir yazmışki... bide eski çağlarda olduğunu düşünüp bukadar zeki bir savunma okunduğunda şaşırmamak mümkün değil.. harika... Damla Yüksel

Adsız
15 Ocak 2009 08:30  

sefa dedi ki: allah rahmet eylesin :))

Adsız
19 Ocak 2009 18:30  

walla bu adamla tartışmaya girmek isterdim.:Dcunku suan kı aklımla ben sokratesden daha akklılıyım :D ama cıdden o doneme gore gayet bılgelı bır ınsan

31 Ocak 2009 07:19  

Adsız dedi ki...
walla bu adamla tartışmaya girmek isterdim.:Dcunku suan kı aklımla ben sokratesden daha akklılıyım :D ama cıdden o doneme gore gayet bılgelı bır ınsan


adsız!!!!
bak kardeşim galıba sen bu adamın öğrencilerinden birisi olan eflatun(platon) un bizden yuzlerce sene gerıde yaşamış olmasına rağmen idealar kavramını buldunu ve bizim bırak bızı butun dunyanın bunu hala kullandını bilmiosun.. bırak onu demokritos die bir filozofun dahada eski tarihlerde maddeyi ve maddenin moleküler paröalarını buldunu yada hala hipokratus un (ilk doktor dielim) bulunduğu tarıhten 1000lerce sene sonrasını tahmın edıp hipokrat yemını dıe bişi bıraktınıda bılmıosundur!!! Felsefe hakkında bişi bilmediğin kesin bari İNSANLARA saygı göster.... PAYLAŞIM için tşkleR...

31 Ocak 2009 07:22  

bu adama ne denir ki!
felsefenin babası: )

Adsız
7 Şubat 2009 22:38  

İnsanları eleştirmek kolay,ancak sokratesin öğrencisi platon(eflatun)un kurduğu akademia şu na kullanılan fen bilimlerinin temelini atmıştır.Katı cisimlerin hacimlerinin ölçülmesi ,oran orantı hesapları,sıvıların kaldırma kuvveti vb buluşlar kuurluan bu akademia sayesinde işlevlik kazanmış ve 300 yıl boyuncada bilime hizmet etmiştir.saygılar...

Adsız
11 Şubat 2009 18:09  

"bilmediğinizi, bildiğinizi düşünün" ...

Adsız
23 Şubat 2009 05:13  

muhteşem gerçekten o dönemden böyle bir insanın çıkması muhteşem çok akıllıca bir savunma yapmış ama buna rağmen oradaki kıt beyinli insanlar yüzünden ölüme mahkum edilmiş halbu ki ondan öğrenecekleri daha birçok şey varken sokratesin kınadığım tek nokta tanrı kavramı bunu okuduktan sonra iyi ki felsefe bölümündeyim diye düşündüm

Adsız
24 Şubat 2009 11:31  

ödevim için 7 sayfa yazdım düşündürücü bir savunma asu

StyLeMaSaL
27 Şubat 2009 03:52  

Gerçek erdemlilik bu olsa gerek. .
izlediği yolun ve bu yoldaki inancının canı pahasına arkasında duran büyük bir Bilge
insanın etkilenmemesi mümkün değil
Gerçek şu ki Socrates öldürülmeseydi "Socrates" olabilirmiydi,daha doğrusu ölümsüzleşebilirmiydi?
Birşey bilmediğini bilen Bilge Yaşaması için Ölmesi gerektiğini de biliyordu!
Socrates'i saygıyla anıyorum. .

Adsız
6 Mart 2009 22:06  

Savunma hakkının kutsallığını yücelten
Tabiatta insandan baska:metafizikte dahil , mükemmel varlıkların olmadığını ispatlayan
Yasamında yaptığı gibi , ölürkende yasadığı çevreyi sorgulayan
Mitolojinin yıkılış temellerini atarak ,
Tanrılar tarafından kısıtlanmış, dünya görüşünü ortadan kaldıran
Günümüz moderen yasama biçimine 2000 yıl önce ulasarak zaman da ve mekanda yansıma yapan SoKraTes e saygılarla...............

Adsız
7 Mart 2009 02:17  

sokrates..hiç bir şey bilmediğini söyleyerek her şeyi bilen tanrılarla hiç birşey bilmeyen insanlar arasındaki yerini," onlar gibi konuşup yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi tercih ederim" diyerek ölümsüzleştiren bu bilge insan,yalnızca insanları hayatlarıyla ilgili sorguladığı ve onların hiç bişe bilmediklerini onlara kanıtladığı için öldürülmüştür..ne gençleri yozlaştırdığı,ne de gençleri tanrı dışı tinsel varlıklara inandığı içindir ölüm sebebi..ölüme giderkenki kesin duruşu ve çocuklarına bıraktığı vasiyet -her türlü varsıllığa karşı erdemin peşinden gitmeyi birincil amaç edinmesi- ve diğer sofistlere rağmen sohbetlerinden ücret talep etmemesi,onu öldürmenin onu ölümsüzleştireceğini görememelerinin kanıtıdır..sokrateslere ihtiyaç duyarız çünkü sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.. mesut meteikos..

9 Mart 2009 17:56  

iyi mi kötü mü diye bi yorum baştan sona yanlış olur yanlız bi noktaya değinmek istiyorum bazı arkadaşlar şöyle bi cümle kurmuşlar "o zamanda o dönemde böyle böyle zeki akıllı düşünen bi insanın olması çok mükemmel veya şaşırtıcı" gibisinden sözler söylemişler ama ben buna yanlış bi yorum demiyom sadece gülerim o arkadaşlara soruyorum niye zaman geçtikçe insan oğlunun zeka seviyesi yükseliyormu? tşkler

Adsız
12 Mart 2009 13:24  

master.cocuk@
Kehanet tutmuştur ve Platon yıllar sonra da olsa "Sokrates'in Savunması" nı kaleme almıştır.

Sokrates yüzlerinden kin ve kıskançlık akan Atinalılar önünde Heliastes'e savunmasını yapar ve idam edilir. Kendisidir ki gerçekleri gizleyip hayatta kalmayı, doğruları söyleyip ölmeye tercih eder hiç şüphesiz.

Nietzsche onu bu tavrından ötürü bir canavar olarak görsede Epiktetos'un yanında daima bir boş koltuk vardır. Epiktetos'un dediği gibi " zira o suçlu olarak ölemezdi ama onlarsa bir suçsuzu öldürebilirlerdi " .

melisa
12 Mart 2009 20:05  

bu ülkeye bi daha sokrates gibi biri gelmez..
onu öldürenler ise acıdan kıvranacaklar....

Adsız
13 Mart 2009 21:16  

sokrat ın en ünlü bi sözü vardı... onu yayına sunmanızı önemle rica ediyorum...
TEŞEKKÜRLER

Adsız
20 Mart 2009 17:04  

Bence sokrates çok zeki bir insandır.Tam bir devrimcidir.Devrim kafası vardır.

Adsız
22 Mart 2009 19:54  

sokrat dürüstlüğünü ispat etmek için ölümü seçti.

27 Mart 2009 16:24  

"Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi birşey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse, ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim; o zaman uğruna kaygı duymaları gereken şeyle kaygı duymadıkları için, gerçekte bir hiçken birşey olduklarını düşündükleri için, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın. Eğer bunu yaparsanız, hem ben hem de oğullarım sizden hakça davranış görmüş olacağız."

Bu son söz anlatmak istediğini çok iyi toparlamış; ve anlayabilenler için çok iyi bir ders olmuş.

Adsız
29 Mart 2009 23:49  

SokraTes Savunmanın bu yazısıyLa Savunmanın TemeL direğini oLuşTurarak insanLığa Büyük bir ödüL ve aynı zmnda Değişik bir bakış acısı geTirmiştir.
SokraTes Bence feLsefe'nin Babası diye Tabir edebiLeceğimiz bir FiLozoF'dur.

Adsız
2 Nisan 2009 19:07  

soktates gibi pek çok filozof haksızlıa uğramıştır dünyada neden hep doğruları söyleyeler kötü olurlar anlamadım gitti

Adsız
14 Nisan 2009 10:53  

kısaca:çoqq zekii bir insan diebilirm

19 Nisan 2009 02:27  

kötü bir çeviri olmuş sokratın erdemini çeviren çok gizlemiş kendi yorumlarını katmış...ben beğenmedim sokratı biliyorum erdemli biri ama karısı Xanthipe (sokratı filozof yapan bilge karısı) onu ikna çabaları ki tamamen birer düşünce dehası hiç göremedim burda orjinal metindede yokmu ? sonra sokrat gerçekten bilge idi kendisinin bir tane dahi yazılı eseri yoktur öğrencisi eflatun onunla olan anılarını yazmıştır...B.DURAN...

Adsız
21 Nisan 2009 09:41  

adsızın teki demiş ki,
"ya ben okudum ama anlamdım =) 500 saylafalık roman okusam bundan daha iidr ama tek bişey anladım heralde sokrates bişeye karşı savunuyo:)"

sokrat bunu okusa, platon bunu duysa felsefeden soğurlardı! e be güzelim madem anlamıyosun ne diye yazıyosun anlamadım diye.

sokratesin ahlak felsefesi, idealist olması, kendini ifade edişi, hiçbir şey bilmediğini söylemesi bunlar yüzyıllar daha tartılaşası konular. düşünün kaç yüzyıl önce bunları konuşmuş aktarmış bir insan ve günümüze kadar önemini yitirmeden gelmiş. birçok filizofa düşünüre kaynaklık etmiş. insanlığa sorgulamayı öğretmiş, bilgili olduğunu söylemenin aslında kör cehalet olduğunu savunmuş.. pekii, ya onu öldürenler? onlar nerde şimdi? adlarını sanlarını biliyoruz ancak.. onlar 5 10 yıllık çıkarları için sokratı öldürürken sokrat yüzyılları garantilemiştir.

Adsız
22 Haziran 2009 18:51  

"Türkçe" yazılır türkçe değil.

........
3 Temmuz 2009 03:42  

"gene" yazmanın yanlış olduğunu dile getirip, Türkçe'nin yanlış kullanıldığını ifade eden arkadaşımız okadar güzel "türkçe" yazmış ki daha kullandığı dilin adının baş harfini büyük yazmaktan aciz. Eğer bir şeyi öğretmek istiyorsan ilk önce kendinden başlamalısın...

Adsız
26 Temmuz 2009 20:12  

sokrates galileo gibi olamamış. gereksiz yere kendini feda etmemeliydi. aristo da onun gibi olacağını biliyordu ve atinayı terk etmekte buldu çareyi.ne yapsaydı? dürüstlük adına öldürtse miydi kendini sokrates gibi? sonra da önemli eserlerinde mahrum mu kalsaydık? narsistik bir ölümdür sokratesinki. tarihi düşünmemiştir.

Adsız
30 Temmuz 2009 09:18  

Belkide öbür alemi merakından ses çıkartmamıştır kim bilir.

16 Ağustos 2009 19:39  

gorgias'ın kardeşi. sokrates'in gorgias ile diyaloğunda gorgi'nin götü daha fazla tartışmayı yemeyince o aradan çekilir
ve kardeşi polos sokratesle tartışmaya devam eder. fakat sokrates'in çene durmak bilmez. bir müddet sonra polos'un da beyni sikilir.
iş çoğu zaman ki gibi kallikles'in başına kalır. kallikles "tamam sokrates her dediğine evet diyeceğim böylece sen de sözünü bitirip
bizi rahat bırakacaksın ok mi?" der. fakat sokrates onu da çileden çıkarır ve her tartışma da olduğu gibi yine kazanan o olur.
toplam 150 sayfa süren benimse oldukça özet geçtiğim bu diyalog o dönem için yazılı bir eser olmadığı halde nasıl olmuş da
1500 yıl evvelden günümüze kadar gelmiş inanılacak gibi değil. ben de inanmıyorum zaten. sonuç: sokrates yoktur.

Adsız
18 Ağustos 2009 22:20  

1500 yıl evvelden günümüze kadar gelmemiş zaten..
bunlar yazılı diyaloglarıdr ve öğrencileri tarafından yazılır.(yazılmıştır)

Melis..

Adsız
31 Ağustos 2009 11:02  

malesef günümüz yöneticileride ne kadar bilgisiz olduklarını anlıyamamaktalar sokrates felsefesini kavramış olsalardı bugün ülkemiz çok daha mutluluk ve refah içinde olurdu günümüzde binlerce sokrates yargıcı ve suçlayıcısı var bence felsefeden anlamayan dinlerinde ne dediğini anlıyamaz

Adsız
12 Eylül 2009 21:05  

ADIM SİNEM KİTABI OKUDUM VE ÇOK BEĞENDİM
HARİKAAAA

25 Eylül 2009 15:55  

arkadaşlar bu savunmadan daha çok insanlara rehberlik olmuş burada savunma adını kullanarak insanların kendi düşünceleri hakkında düşünmesini sağlamış çünkü kendisi de hiçkimseye hiçbir konuda hiçbirşey öğretemeyeceğini ancak o konuda düşünmelerini sağlayabileceğini anlamış ve söylemiş.Yani insanların erdem ve iyi kötü hakkında kendi çizgilerinin ne olduğunu bu konudaki duruşlarının kendilerine ne kadar yakıştığını yeterince düşünmediğini görmüş, dünyevi hazların kişiliklerinin önüne geçtiğini ve insanın hayvanlar gibi hiç düşünmeden yalnızca haz aldığı işlere yöneldiğini görmüş, insanları bu konuda insan olarak var olmanın gereği olan kendi hayatını sorgulamaya ve kendi hakkında düşünmeye yönlendirmiş.Zaten yüce Kuran da bu durum"ne kadar az düşünüyorsunuz" şeklinde ifade ediliyor.

Arkadaşlar zaten insanı diğer bütün varlıklardan ayıran şu iki özelliği: nefsi yani zevk aldığı şeye yönelme eğilimi ve davranışlarının sonuçlarını bütün yönleriyle ele alabilmesini sağlayan aklı, mesela diğer varlıklarda da bu iki özellik teker teker var hayvanlarda yalnızca nefis meleklerde ise yalnızca akıl.Bu durumda insanın mertebesi tam olarak belirli değildir.Eğer nefsine rağmen mantıklı kararlar verebilirse meleklerin de üstüne çıkabilir ancak aklına rağmen düşünme yeteneğini kullanmazsa hayvandan da aşağı seviyeye düşer ki bunlara sokakta caddenin kenarında sızmış vaziyette içki uyuşturucu müptelası leş gibi kokar vaziyette rastlıyoruz.Böyle insanlara ölüm bile yardımcı olamıyor oysa sokrates'e ölüm sıcak bir dost gibi gelmiş mevlana'ya düğün günü gibi peygamber efendimize(sav) kavuşma zamanı gibi gelmiş şu anki arkadaşlarıma ise ne yazık ki hiç hatırlamak istemediği bişey gibi geliyor ama herkese gelecek bu kaçınılmaz bi gerçek nasıl karşılayacağınızı iyi düşünün...

Adsız
26 Eylül 2009 01:59  

''[Mahkeme oylama yapar ve Sokrates'i suçlu bulur.
Suçlayan oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220'dir.
Sokrates bunun üzerine ceza konusunda konuşur.]

Oylarınızla beni mahkum ettiniz, Atinalılar; ve eğer buna bir içerleme göstermiyorsam bunun nedenleri var. En başta bunu bekliyordum, ve beni asıl şaşırtan yalnızca oyların böyle yakın olması oldu; çünkü bana karşı olan çoğunluğun çok daha büyük olacağını düşünüyordum; ama şimdi, eğer otuz oy daha öte yana geçmiş olsaydı, aklanmış olacaktım. '' SÖZEL ZEKASI 10 ÜZERİNDEN 1O AMA SAYISAL ZEKASI SIFIRMIŞ BEAH...

Adsız
3 Ekim 2009 20:08  

'atina bir at bense at sineğiyim atinalıları uykusundan uyandırırım' sözünü söylemiş sokrates ne demek istemiş? bilen varsa yardımcı olablr mi?

Adsız
4 Ekim 2009 14:07  

sokrates tarihe geçti ama onu asanlardan birinin ismi bile yok...

Adsız
7 Ekim 2009 14:15  

''Atina bir at bense bi at sineğiyim.Atinalıları uyandırdım uykusundan'' bu sözüyle anlatmak istediği neydi socratesin bilen varsa Lütfen söylesin ..!

Adsız
12 Ekim 2009 09:25  

31 oy daha alsa kurtulcaktı :D

Adsız
15 Ekim 2009 19:55  

krıton diyaloğundaki çoğunluktan kastı ne idi yada bu çoğunluk kimlerdi bilen varsa yazabilir mi?

Adsız
25 Ekim 2009 17:13  

emeğine sağlık kardeşim

Adsız
25 Ekim 2009 20:35  

hep dalga hep kakara kikiri bir iki kişinin yorumunu kınıyorum arkadaslar

Adsız
27 Ekim 2009 10:30  

walla bu adamla tartışmaya girmek isterdim.:Dcunku suan kı aklımla ben sokratesden daha akklılıyım :D ama cıdden o doneme gore gayet bılgelı bır ınsan

birisi böyle yazmış arkadaşım akıl bulunduğun çağa göremi değişiyo teknoloji geliştikçe beyinde otomatiğe bağlanmış şekilde kendi kendine gelişiyomu? Bana kalırsa sen sokratesle tartışmaya girseydin o tartışma çokda uzun sürmezdi sende bu kafa olduktan sonra iki cümle söyler susardın.

kamucu
27 Ekim 2009 15:19  

peki şimdi yaptığı bu seçimden memnunmudur acaba...

Adsız
4 Kasım 2009 17:14  

yaaa sokrates gibi bir filozof asla olmadı ve olmayacakta hiç şüphesiz

Adsız
10 Kasım 2009 11:48  

canı pahasına doğrudan ayrılmayan sokrattır.
sokratesi felsefenin babası kılanda bu tavrı olsa gerek.
haksızlığa boyun eymeyen ve haksızlık etmeyen
bir mantıkla kendini savunan felsefenin babası sokrattır.
o bir tanrı değil yaptıkları ile tıpkı bir tanrının kötüden uzak ve iyiden doğrudan yana olunması gerektiğini vurgulamıştır.
şimdi bu düşüncesi ile sizce bir tanrının emrini yerine getirmeye mi çalışıyor yoksa insan olarak sorumluluklarımızı dile getirip insan olma bilincinimi aşılıyor
inançlı ya da inançsız olması sizce neyi değiştirir
inanç dediğinde bu değil mi zaten.
kötülüklerden ve kötülük yapmaktan sakının düşüncesi...
bu insan kendi ruhunun yüceliğine ve insan haklarına saygı duyuyor
karar sizin... aşkan (mavi)

Adsız
19 Kasım 2009 19:58  

herkes akıllı olsun..!
adamın arkasından laf ebesi yapmayın...
o dönemde yaşadınız da biliyosunuz sanki.
insanların fikirlerine saygı duyu bari değil mi?

Adsız
1 Aralık 2009 20:09  

At sineği atı sürekli rahatsız eder ve onun uyumasına izin vermez ya hani.Sokrates de Atina'daki insanları sürekli sorguladığı için, onları hiç rahat bırakmadığı için böyle bir metefor(benzetme) yapmıştır.Çünkü Sokrat gerçekten de Atina'dakilerin peşini bırakmamış onlara sürekli sorular sormuştur.Aslında böylelikle onların zihinlerini dinç tutmuş oluyordu.

Adsız
24 Aralık 2009 15:16  

gerçekten takdire-şayen bir kitap

Adsız
29 Ocak 2010 23:19  

(MAHMUT PAYAM)SELAMLAAR SAYGILAR BİLGİ VE FELSEFE MERAKLILARI...SOKRATESİ GENÇLİĞİ ZEHİRLEMEKLE SUÇLADILAR.OYSA DÜŞÜNÜYORUZ DA O DOĞRULARI SÖYLÜYORDU ASLINDA.DEĞİLMİ?ONU BOŞ YERE SUÇLAYIP İDAMA MAHKUM ETTİLER.VE ONUN TALEBESİ OLAN PLATON BUNDAN OLUMSUZ ETKİLENDİ.O DÖNEMİN ATİNA'SINI KINIYORUZ.FELSEFE ÖZGÜR TOPLUMLARDA GELİŞİR VE VARLIĞINI SÜRDÜRÜR...AYRICAALAF OLSUN DİYE YORUM YAZANLARA ŞAŞIYORUM.YAHU BU SADECE BİZE BİR MESAJ VERİYOR SÜS OLSUN DİYE,ALAYA ALINSIN DİYE KONULMAMIŞ.LÜTFEN UYGUN SÖZCÜK VE CÜMLELERLE DÜŞÜNCELERİMİZİ DİLE GETİRELİM.ASLINDA BİZİM İÇİN KAYDA DEĞER MESAJLAR İÇERİYOR.AMA BÖYLE SAYGISIZLIK EDERSEK ''hı hı ben bile ondan daha bilgiliyim bee''ÖRNEĞİNDE OLDUĞU GİBİ YAPARSAK NE ANLAMI KALIR Kİ. HEPİNİZİ SAYGI VE SEVGİ ÇERÇEVESİNDE SELAMLIYORUM...

Adsız
6 Şubat 2010 18:59  

cahiller

Adsız
16 Şubat 2010 12:00  

Gene yazan kişiyi uyaran kişi sana sesleniyorum Türkçe yazarken sen neden t harfiini küçük harfle yazdın ... Ahkam kesmek kolay tabi uygumıyorsun ama ...

Adsız
16 Şubat 2010 16:27  

Sizin istediginiz gibi konusup yasamaktansa, kendim gibi konusup, oelmeyi yeglerim...
anlayana sivrisinek saz... Bu savunmayi cani goenuelden okuyanlar, ulkemizdeki karmasayi da iyi anlarlar ...
Kolay gelsin

Adsız
16 Şubat 2010 18:55  

anlaşıldı başka millettensin ve saygısızsın

Adsız
27 Şubat 2010 01:44  

Saygıdeğer arkadaşlar Socrates dediğimiz kişinin peygamber olma ihtimali var. Ama sadece bi ihtimal. Şahsına söyleyeceğimiz sözlere dikkat edelim lütfen...

Adsız
1 Mart 2010 00:09  

ne yani şimdi peygamber olmazsa ona hakaret etme hakkını elde etmeyi meşru mu kılıcaz? bu nasıl bir zihniyet böyle?

Adsız
29 Mart 2010 18:08  

sokrates peygamber değildir sadece düşünür ve haksızlığa karşı gelen bir insandır... düşünürlerin bilgili insanların ger zman her yerde düşmanı vardır...

Adsız
31 Mart 2010 17:14  

sokratesle ilgili olmsada yorumu düzeltmek istedim gene ve yine aynı anlama gelse de genenin kullanımı yanlış değildir kabalıkla alakası yok Türkçe de her ikiside var

Adsız
1 Nisan 2010 21:07  

'Zor olan, dostlarım,ölümden kurtulmak değil,kötülük yapmaktan kaçmaktır,çünkü o,ölümden daha hızlı koşar.' Çok güzel bir söz ve savunmanın ana fikridir.

Adsız
5 Nisan 2010 19:00  

sokrat gerçektende bir devimci gibi dogmuş. bir devrimci gibi hayatı yargılamış ve ölmüştür

iLkay
23 Nisan 2010 00:47  

sokrat'ın varoluşu şüpheli hala ! eseri yazan platon...platon un hocası,belki platon un kahramanı ya da halk kahramanı sokrat . . .ama ne olursa olsun burda düşünüyoruzya sokrat ı (var veya yok)amaç düşünmek,olgunluğa ermek...

Adsız
25 Mayıs 2010 19:06  

Kur'an okuyun.

Adsız
25 Mayıs 2010 19:06  

aptallar.. hıc bırınız onun kadar olamazsınız. mahkemeye cıksanız anca kekelersınız!!

Adsız
27 Mayıs 2010 19:46  

gerçek kitapı kaç sayfa

Adsız
30 Mayıs 2010 00:54  

Kaçımızın hayatının bedeli doğru kadardır?
Ve doğru bildiğine hangimiz hayatını feda eder?
Serkan

Adsız
2 Haziran 2010 11:10  

Sokratesin hayata bakışını çok beyendim.İnandığı değerler uğruna ölümü göze almış.Eserin genelinde hayat hakkında müthiş ip uçları yatmakta.Beni etkileyenlerden biri konuşmasının bir güç tarafından bazen kesilmesi ama savunmasını yaparken hiç bir engelle karşılaşmadığını söylemesi.Gerçekten insan doğruyu savunur Hakkı söylerse Cenabı Allah yardım eder.Herkezin güzel dersler çıkartarak faydalanması temennisiyle...

Adsız
7 Haziran 2010 08:11  

adsiz degilim bi ismim var bu bir.
ikinci ve uzatmak istemedigim konu sokrates hakkinda herhangi bi bilgiye vakif olamayip, iki uc cumle ile cene cevresini gunluk hayatinda esnetemeyip, parmaklariyla mutluluk arayan vatandaslara.
yil 2010. Hala Sokrates konusuluyo.
Farkinda olmadiginiz seylerin farkina varmaktan once, farkinda olmadiginizi farkedin.
Hadi bunada gulun.

Adsız
13 Haziran 2010 14:21  

siz sokratesin yerinde olsaydınız kendinizi nasıl savunurdunuz

Adsız
23 Temmuz 2010 18:48  

Ben hepsini okuyamadım.
Aslında işime gelmedi sebebide şu: bu savunma denilen metinler acaba ne kadar doğru
sayfalar dolusu kelimeler sıralanmış ama ne söylediklerinden çok benim için önemli olan ne kadar doğru oldukları -belkide günümüz yada günümüze yakın bir zamanda yasamıs herhangi biri tarafından uyduruldu yada genişletildi.
Geşmiş bir yalandan başka birşeymiki?

İncil tevrat ki referans ölçülerini buradan anlamak gerekir.Ne biçim bir iş bu sanayide bilimde sanatta önde olmak AHLAK tada önde olmayı gerektirmiyor (bakınız Dünya) :).
lafın kısası
dostlar onların tarihine ihtiyacımız yok bizlerde gayretle uğraşırsak onlar kadar doğru:) yalan söyleyebiliriz ki ihtiyacımız bu ise gerçekten....

22 Eylül 2010 21:05  

Ölerek yaşamın onurunu korumak !!

Sadi
28 Eylül 2010 01:02  

1-Sokrat, Platonun mahlasıdır.
2-Sokrat Yoktur.
3-Soktat vardır ama savunması yoktur.
4-Sokrat iyi bir hatip değildir.
5-Jüri Sokratı anlamamıştır.
6-Sokrat ölmüştür.
7-Sokrat göçmüştür.
8-Sokrates mahkemede yaşamı boyunca savunduğu ve mahkemeye çıkarılmasına neden olan şeyin yanlış olduğunun farkına varınca. Hiç birşey bilmediğini itiraf etmiştir. Çünkü bildikleri yanlıştı.

sadshi
28 Eylül 2010 01:10  

Bilgi doğru olan mıdır? Yanlışları bilen bilgi sahibi sayılmaz mı? Bütün bildikleri yanlış olan bilgili midir? Bilmedikleri doğru mudur? Bütün bildiklerinin yanlış olduğunu bilip hiçbirini yapmıyorsa doğruları mı yapıyordur? Hiçbir şey bilmediği doğru ise, bilmediğini biliyor demektir. Bu durumda Hiçbir şey bilmediği doğru olmuyor. Mu acaba.......

Adsız
26 Ekim 2010 04:34  

önemli olan durmak veya başlamak değildir, YAPMAKTIR...ÇÖPLERİ DIŞARI ATMA ZAMANI ...

20 Kasım 2010 14:30  

bir defa okumak yetmez diye düşünüyorum. insan aklı sonsuz zekaya sahip, bunu çok iyi kullananlardan,
saygılar Sokrates sana, kendini keşfetmesini bilemeyen nice insanlar, yada bildiklerini zannedip hiçbişey bilmeyen zavallı insanlar hala gnümüzde mevcut, sayıları güngeçtikçe de artıyor. BİR TANE YETMEZ BİR KAÇTANE AT SİNEĞİNE İHTİYACIN VAR TÜRKİYE!!!

Adsız
20 Aralık 2010 16:59  

Sokrates'in "Benim idam edilmeme sebep ikisi eski ikisi yeni..." şeklinde geçen kısmı söyleyebilir misiniz?

Merve
20 Aralık 2010 17:11  

Benim idam edilmeme sebep ikisi eski ikisi yeni... şeklinde geçen Sokrates'in temelde 2 olmak üzere 4 idam sebebi nedir... İlk ikisini ben söyleyim diğerlerini siz tamamlayın...
1) Atina'nın milli tanralarını inkar dinlerine aykırı hareket etme
2)Atina gençliğini ifsat etmek ve baştan çıkarmak...
Yorumlarınızı bekliyorum...

Adsız
21 Aralık 2010 18:46  

gerçekten güzel bu sene felsefe dersini görmeye başladığım halde sokratesin gerçekten çok zeki biri olduğunu anladım düşünceleri farklı ve çok güzel teşekkürler....

Cahil kiboş
16 Ocak 2011 01:31  

Bilmediğini bildiği halde ve bu kadar zeki olduğu halde neden bilmediklerini öğrenmeye çalışmamış...? Öğrenmek yerine neden başkalarınında bilip bilmediklerinin peşine düşmüşki..? Başkalarınında bilgisiz olduğunu kendisine ve başkalarına kanıtlayarak kendi bilgizliğini bilgelik gibi gösterme çabası olabilirmi?

Adsız
6 Şubat 2011 23:53  

son cümle manidar:
"Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir."

Öbür dünya hakkında Tanrının bilgisini bir kenara bırakırsak (çünkü onun bilgisine erişimimiz yok) ölümden sonra herhangi bir şey olup olmadığını bilme şansı olan diğer "varlık" ölen kişi olacaktır. O da bu bilgiye, insanların erişiminin olmadığı öbür dünyada sahip olmuş olacaktır. Tıpkı Tanrı gibi. Yani öbür dünya varsa, Sokrates oraya geçtiği zaman bir tür Tanrı olacağını söylemiş de oluyor ve bunu insanların bilemeyeceğini söylemekle aslında yaşarken Tanrı'yı da bilemeyeceğimizi söylemiş oluyor. Çünkü bunu bilseydik Tanrı olurduk. Sokrates'in insan olarak hiçbir şey bilmediğini düşünmesinin anlamı da budur. Bilmediğimizin büyüklüğüne (Tanrı ve Tanrısal bilgi) kıyasla bildiğimiz (beşeri bilgi) hiçbirşeydir. İnsan, yaşadığı sürece insana biçilmiş erdeme ulaşmayı amaçlamalıdır, Tanrısal bilgiye, erdeme değil.

Bu Tanrıtanımazlık sayılmaz, hatta iyi bir Tanrı savunusu... sadece düzenlerin farklı olduğuna işaret ediyor. İnsanların düzeni ile tanrıların düzeni ayrıdır. Felsefeyi ilahiyattan kopartan ilk ciddi düşünme hamlesi.

8 Nisan 2011 20:52  

keşke ben de sokrets sin döneminde yaŞAMİŞ OLSAYDİM HAYATTAN TEK DİLEĞİM SOKRATS SİN ÖĞRENCİSİ OLMAKTİ SENİ COOOOOOOOK SEVİYORUM

Adsız
6 Mayıs 2011 13:39  

Gelmis gecmis en büyük filozoflardan birtanesine neler yaziyorlar. Yasasin Bilim!


Almanyadan Elif

Adsız
16 Mayıs 2011 17:00  

sokrates bilmenin önemini vurgularken onu suçlayanlar bilgisizliklerinin, güçlerinin ve güçlülerin zincirleri altında sadece suçluyorlardı ama söylediklerine kendileri bile inanmıyorlardı çünkü bilme eylemine o kadar uzaktılar ve uzaklaştırılmışlardı ki kendi bilgisizliklerinin ve kulalanılmışlıklarının esiri oldular. Evet Sokrates haklıydı ve hala haklı çünkü bilgiden uzaklaştırılmış ve kullanılmaya devam edilen insanlar var günümüzde.

Adsız
18 Eylül 2011 13:57  

Sokrates'in yazılı tek bir belgesi olmadığını, tüm yazılı kaynakların öğrencisi Platon tarafından (Sokrates'in gerçekten söylediği şekilde ya da Sokrates gibi düşünerek) oluşturulduğunu biliyor muydunuz?

Kaynak: Sofie'nin Dünyası (felsefe tarihi üzerine bir roman) syf.76

24 Ekim 2011 04:06  

sorgulamada ve gercegın ortaya cıkarılmasında
celıskılerın yakalama sanatıdır.
NE adammıs be
helal olsun
yaman bırı

Adsız
16 Kasım 2011 18:49  

@Adsızatınalıları cehaletten kurtaracak kısıyım demek ıstıyor

Adsız
16 Kasım 2011 18:54  

@Adsıztabıkıde peygamber degıldır sacmalamayın arkadaslar lutfen son peygamber Hz. Muhammed(s.a.v)dir hatırlatırım

Adsız
18 Kasım 2011 10:30  

Ben hakkında böylesine güçlü bir hikaye okumak için etkilendim Blogger: FİLOZOFLAR VE DÜŞÜNDÜREN SÖZLERİ - Yorum Gonder. Ben bu blog yazısı benim kupon sitesinde bir bağlantı sonrası . Devamını okumak için geri dönecek.

Adsız
19 Kasım 2011 05:12  

AVRUPADA ÖZELLİKLE ANTİK YUNAN VE ROMADA FELSEFE REVAÇTAYDI. O DÖNEMDE GELEN PEYGAMBERLERDE FİLOZOF OLARAK GELDİLER.

Adsız
12 Aralık 2011 07:36  

Böyle anlamlı bir blog yazısı için webmaster teşekkür ederiz. Bakış açınızın etkilendim Blogger: FİLOZOFLAR VE DÜŞÜNDÜREN SÖZLERİ - Yorum Gonder.

Adsız
1 Ocak 2012 20:20  

cok guzel bir savunma

Adsız
26 Ocak 2012 01:23  

Yer yer sıkıldıgım yer yerse ögrenerek okudugum bu metin beni cok etkiledi. Zaman zaman celişkiye düşüp kendimce onu savunup kendimce karsı cıktıgım Sokrates'i tekrar arastırp iyice tanıma isteği duydum.. Herkesin okuması gereken bir kitap bence. saygılarımla..

Adsız
2 Şubat 2012 18:22  

iyide herkes bilge olursa ilimden vede bilimden eser kalmaz o zaman bilgeyi aydınlatan cahilin karanlıgıdır.oku ögren uygula.

Adsız
5 Şubat 2012 19:43  

yani Sokrates tek bildigi hicbirsey bilmedigidir bunuda mantıgıyla savunur . Kalıplaşmış düşüncelerdeki çelişkileri yakalayrak bunların doğru olmadıgını ispatlar. peki duygular burasını çözebilmiş deilim. Mesela Sokrates mantık la yasar ama tanrılara karsı düsüncesi nedir ? Bunu bilen ve acıklayan biri olursa sevinirim .

Adsız
16 Şubat 2012 13:04  

MÜTHİŞ

Adsız
17 Şubat 2012 11:53  

Sokrates' inde kıymeti bilinmedi.

Adsız
17 Şubat 2012 17:40  

bana göre biraz sıkıcı ama idare eder :)

Adsız
20 Şubat 2012 00:35  

Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir. herşeyi anlatıyor..

Adsız
21 Şubat 2012 15:48  

Bakış açısı çok güzel.. Okunmaya değer bir kitap

Adsız
22 Şubat 2012 18:21  

ölümsüz olan bir kitap.. sokrates gençleri özgürlüğe kavuşturmak için savunmuştur görüşlerini ve bu yüzden bile bile ölümü seçmiştir..

Adsız
23 Şubat 2012 00:46  

hasan koca soratesin kimdir varmıdır yokmudur doğrumu düşünür eğrimi düşünür o kadar mühim değil üzerinde durulması gereken yönü gayet dürüst olması paralı düzeni sevmemesi bir dahi olması şu sözü aklımdadır bana yolgösteren kılavuzlardan biridir:birşey bildiğim varsa oda birşey bilmediğimdir.bu söz kıyamete kadar gecerlidir

Adsız
28 Şubat 2012 17:04  

tanrı dediqin qibi yoktur ! ancak tanrı yerine ALlah wardır.dediniz ki kendisnden başka sıqınaqı yoktr ..şunu söylemeliyim ki sokrates büyk bir düşündür...bazı sorular sormuştr we cwplarınıda aramıştr..cwplarınıda tanrıda bulmuştr.doqumun sancısı yoktr dediniz,elbetteki wardır..ölümün ne denli acı olduqunu islam dinine itaat eden her insan az çok bilir .bunu bilmemeniz byk br cahilliktr.
bnce sokrates tnrılarda saplanmasında haklı.şimdiki teknoji yoktu.eminm ki çoqu insan buna yakın bir savunma yapa bilirdi..ancak bu kadar ileri derecede ve mantıksal konuşup ikna edemzdiler.hepsi bu

Adsız
25 Mart 2012 19:47  

çok uzun :(

Adsız
16 Nisan 2012 01:24  

Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.

Adsız
27 Mayıs 2012 22:25  

ölmek bir başlangıç mıdır bir son mudur diyenler için (tabikide bir başlangıçtır)...

Adsız
21 Temmuz 2012 13:34  

bilgisiz bir filozof olsa bu savunmayı yapamazdı kesinlikle. ayrıca çok alçakgönüllü bi filozof oldugu belli.

Adsız
6 Ekim 2012 14:42  

fedakarlık

Adsız
2 Kasım 2012 11:14  

donemıne coook ıyı savunma yapmıs savunma taktıgı de cok ıyı basarılı ve davasına sadık bırıdır kutluyorum onu

Adsız
16 Kasım 2012 21:12  

Sokrates yaptigi savunmasinda aslinda meyve veren agacin nasil taslandigindan bahseder, bu gunumuzde halen mevcuttur ve her turlu politik, siyasi ve ticari uzantilarda, her zaman birileri birilerini aynen buyuk baligin kucukbaligi yuttugu gibi yutar, bu onun rant meselesi, egosu, veya rant meselesiyle paralel uzunluktadir...

Adsız
19 Kasım 2012 17:39  

off hiç bişi anlamadı ya :D biri özetlese iyi olur sınavda çıkcak.

Adsız
5 Ocak 2013 01:51  

İNSANIN İÇİNDEN GEÇENİ SÖYLEMESİ ÖLÜM SUÇU OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖRÜYORUZ NE YAZIK BU TÜRKİYEDE OLMAYAN BİR ŞEY DEĞİL SADECE ÖLDÜRÜLMÜYOR FAKAT BETERİ OLUYOR VE BU YÜZDENDİRFELSEFENİN ANAVATANI OLAN BU TOPRAKLAR ARTIK FELSEFE ÜRETEMEZ OLMUŞTUR İŞTE TEMBELLİK YOK ARKADAŞLAR SÖYLEYEMEME KORKUSU VAR CESARET YOK ........

Adsız
14 Şubat 2013 03:18  

üstad ya daha ne söylenebilir ki!

Adsız
8 Mart 2013 18:37  

Sokrtasin bu denli mükkemel bir savunma yapması ve ona yöneltilen suçları yine aynı mükemmellikle çürütmesi onun gerçek bir bilge oldugunun kanıtıdır. Sokrates bir mihenk taşıdır..

Adsız
9 Nisan 2013 00:30  

Sokratesin savunmasını okuduğumda eflatunun bütün yapıtlarını okumam gerektiğini düşünüdüm ve 2 defa okuudm savunmayı 3 defa okurken gene büyük zev aldık ve kendime derler çıkardım Büyük Üstada saygılarımı sunarken kafanda beliren bir soruyuda netleştiremiyorum eflatun gerçekten üstada saygısınımı sunuyor aksine iyi bir kaynak bulduğunumu düşünüyordu hep merak ediyorum KaFirisTanLi-x-Beykr

26 Ekim 2013 11:07  

Sokrat'ın savunmasını okuduğunda, "hiçbirşey anlamadım yaaa" diyen insanların, herhangi bir konuda kendilerine olan olağanüstü güvenleriyle en kesin ifadelere sahip olan insanlar olması...

Sokrat'ın savunmasının baştan sona mükemmelliğini kanıtlar niteliktedir..

Adsız
7 Ocak 2014 14:15  

Sokrates hakkında narsistlikle ilgili yaptığın değerlemeye katılmıyorum.Zaten kendisi bütün savunması boyunca vurguladığı tez kendisini ordakilerin anlamadığıdır.Bunuda savunmasında 'başkaları gibi yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim'diye belirtmiştir.Ve öylede yapmıştır,yapmıştırki ikibin sene sonra dahi bu felsefi tezi konuşuluyor ve ders olarak okutuluyor.

21 Şubat 2014 19:06  

okumayanlar bilmediği için o tarihte birinin nasıl bu şekil düşünebildiğine şaşmışlar oysaki eski büyük yunan şehirlerinin ortaçağ avrupa şehirlerinden çok daha önünde bir yapıyla kuruduğunu bununda zekayla olabileceğini kavrayamıyorlar. İnsanlık düşünürlük malesef barbar kavimlerin avrupaki istilalarından dolayı en az 1500 yıl geriye gitmiştir

Adsız
7 Nisan 2014 00:29  

bazı cahil arkadaşlarım sokretese peygamber olarak nitelendirmiş ki bu düşünce yanlış .peygamber azgın bir topluluğa geri kalmış bir topluluğa gönderilir oysa antik yunan refah düzeyi çok yüksek bir toplumdur bu yüzden sokretes bir düşünürdür.eğer peygamber olsaydı bu kutsal kitabımız kuran-ı kerimde geçerdi.

7 Nisan 2014 21:25  

insan biraz özet yzar oraya

6 Mayıs 2014 16:59  

@Adsız

Peygamberler, yalnızca halkın isyan ettiği toplumlara gönderilmiyor. Bilakis halkın yozlaşığı ancak bir isyan durumunun olmadığı toplumlara gönderiliyor. Sokrates da o yozlaşmış toplumda "gençleri yozlaştırıyor" iftirasıyla suçlanıyor. Çünkü aslında yaptığı şey gençleri aydınlatmak ve bu yozlaşmış toplumu yöneten güç sahipleri için ciddi bir tehlike teşkil ediyor. Sokrates'ın peygamber olup olmadığını bilemeyiz Kuran'da "uyarıcı göndermediğimiz toplum yoktur" ayetini aklımızdan çıkarmayalım. Sokrates bir peygamber olmayabilir ama olabilir de. Zira bir "Tanrı işi" yaptığı ve kendisinin de yaptığı felsefeyi bizzat böyle ifade ettiği çok açık. (ayrıca kendisini uyaran "bir ses" diye bahsettiği şeyi de aklımızda bulunduralım). Şimdi bir de tüm bunların üstüne varsıllık değil erdem üzerine, doğruluk üzerine yaptığı tüm konuşmaları ekle... Olağanüstü ve gerçekten düşündürücü. İşte bu yüzden, ölüm konuşmasında tıpkı onun da söylediği gibi "ölümden sonra bilgelerle muhabbetten" daha haz verici bir şey olamaz diyorum.

Adsız
19 Eylül 2014 04:19  

Bu kitabin tamami miydi ?

Adsız
5 Ekim 2014 14:47  

inanılmaz değerli bir felsefeci ama her zaman olduğu gibi haksızca yargılanmış.böyle bir filozof döneminde yaşamayı ne çok iterdim.ama kıymetini bilmemeişler.veya iki cahil ortalıkta oynamış hukukda onlara hizmet etmiş.iki şarlatan ve karşılarında çok erdem sahibi bir filozof.

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP