SEÇME KONUŞMALAR



GİRİŞ

Konfüçyüs'ün Konuşmaları, Konfüçyüs'ün öğrencileriyle yaptığı konuşmaları toplayan, Konfüçyüsçülerin kullandığı en önemli el kitabı ve Çin'in en önemli felsefe yapıtlarından biridir.

Burada, devletin yönetimi, ahlak ilkeleri, toplumsal düzen, dinsel törenler ve sonra ülküsel [ideal] bir insanın ve toplumun nasıl olması gerektiği, belirli terimlerle anlatılmıştır.

Konfüçyüs bir bilgin, bir devlet adamı, bir düzeltimci (reformcu) olduğu gibi büyük bir öğretmendi de. O, kendine özgü yöntemleriyle öğretimi halka yayan ve öğretmenliği bir uğraş haline getiren ilk kişidir. Çin'de Konfüçyüs'ten önce de öğretim vardı; ama bunun nasıl olduğu konusunda kesin bir bilgimiz yoktur. Hükümdarların çocuklarının özel öğretmenleri vardı. Devlet memurları da, kendi büyüklerince, o dönemdeki yöntemlere göre yetiştiriliyordu. Konfüçyüs ise tümüyle başka yöntemle çalışmış, her toplumsal sınıftan gelen, yoksul ya da zengin bütün öğrencileri kabul etmiş ve onları kılgısal bir biçimde yetiştirmiştir.

Yöntemleri bireyseldi. Her öğrenci için ayrı konular seçiyordu. Sınav yoktu. Dersler resmi bir nitelik taşımıyordu. Öğrencilerini düşüncelerinde özgür bırakıyordu ve onlara karşı çok yumuşak davranıyordu.

Konfüçyüs, öğretiminde, özellikle "Li"ye çok önem vermiştir. (*) Bu terim, uygun davranışlar, terbiye gerekleri, toplum kuralları ve sonra dinsel törenleri içine almaktadır. Konfüçyüs, Çin soylu sınıfının gelenekçi sanatı olan "Li"yi daha çok, özyapıyı işleyen bir kural olarak ele almış; onu kendi anlayışına göre geliştirmiş ve eğitim için bunun çok önemli olduğu üzerinde durmuştur.

Ona göre "Li", yalnızca dinsel törenleri yerine getirmek değildi. Devlet işlerinde görev alacak olan aşağı sınıflardan kimselere nezaket kurallarını öğretmek gerekiyordu. İşte bu, "Li"ydi. Ama yalnızca bir yaldızdan başka bir şey olmayan bu "Li"nin tehlikelerini düşünmüş olan filozof, "Li"nin özyapıyı işleyen, davranışları yöneten bir araç olduğunu da açıklamıştır. Ona göre nezaket, Li ile kaynaşamazsa, adı "Jest" olur. Cesaret, "Li" ile uyuşamazsa, devrimci ruh doğar. İçtenlik, "Li" ile bağdaşamazsa küstahlık ortaya çıkar. Erdemi olmayan kimsenin "Li" ile ilgisi yoktur. Böylece "Li" uygar bir insanı, duygularını denetleyemeyen kaba bir insandan kolayca ayırt etmektedir.

Hsiao terimi: En eski çağlarda ve sonra Konfüçyüs zamanında, aileye çok önem veriliyordu. Aile bağlarına saygı göstermeyenlerin "Gök" tarafından cezalandırılacakları düşüncesi vardı. Anaya babaya bağlılık ve saygı konusuna çok önem veriliyordu. İşte Konfüçyüs bunu ele alarak "Hsiao" inancını oluşturmuştur. Burada aile üyelerinin birbirlerine karşı olan ödevleri düşünülmüş, sonra bu genişletilerek hükümdarla halk arasındaki bağları da kapsamıştır. İki türlü "Hsiao" vardır. Birisi "Fiziksel Hsiao", yani anaya babaya yardım; öteki "Kutsal 'Hsiao", yani ana baba yaşadığı sürece onlara maddi rahatlık sağlamanın yanısıra, isteklerini yerine getirmek, onları yanlış olan şeylerden korumak demektir. Öldükten sonra da, kurbanlar sunarak anılarını sürdürmek ve böylece ölmezliklerini sağlamak demekti. Böylece, "Hsiao" genel olarak bütün erdemlerin kökü, göğün yolu ve insanın bir ödevidir.

Jen terimi: Asıl olarak, ahlaksal düşüncelerin kaynağıdır; ama bu terim, Lun-yü'de, insanların birbirine karşı gösterdikleri ince duyguları, sevgi ve erdemi, iyilikseverliği, iyiliği ve ilkeli insanı içine almaktadır. Bu, aynı zamanda kitabın birçok yerinde geçen "Tê" (Erdem) ile aynı anlama gelmektedir.

Tao terimi: Konfüçyüs felsefesinin merkez kavramı "Tao"dur; bu sözcük, Konfüçyüs'ten önceki bronz yazılarda ve sonraki yazında, "yol; yönetmek; davranmak ve anlamak" anlamlarına gelmiştir. Lun-yü'de de bu anlamları içine almakla birlikte, daha başka anlamlarda da kullanılmıştır. Ona göre Tao, kişilerin ve devletin izlemesi gereken ülküsel yoldur. Bu erdemi, adaleti, inceliği, içtenliği ve saygıyı da içine almaktadır. Müziğe ve "Li"ye sıkı sıkıya bağlıdır. İnsanların kötü işler yapmasını engeller ve insanlar arasında arkadaşlığı sağlar. Halk Tao'ya sahip olursa, gerektiği gibi yönetilecek ve ahlak ilkeleri de yeryüzünde egemen olacaktır.

T'ien terimi: Konfüçyüs felsefesinde dinle ilgili görüşler karanlıktır. Eski çağlarda ruhlara ve atalara sunular sunuluyordu. Bunlardan en güçlüsü "Ti" idi. Chou sülalesi döneminde (M.Ö. 1050 - 247) tanrısal güç "T'ien" olmuştu. Yeri göktü. Aynı zamanda gökyüzü için de kullanılmıştır. Lun-yü'de de görüldüğü gibi, Konfüçyüs "Ti"den hiç söz etmemiş, daha çok "'T'ien"le ilgilenmiştir. Ona göre "T'ien", o zaman anlaşıldığı gibi gökte oturan, kötü hükümdarları cezalandıran, yeni hanedanlar kuran ve erdemlileri ödüllendiren ataların ortak bir adı değildi. O, kişisel olmayan ahlaksal bir güç, en yüce bir varlık ve doğanın düzeni ve kendisiydi. Böylece "T'ien", her şeyin üstünde bir varlıktı; yaratıcıydı (Tanrı).

T'ien-ming terimi: "T'ien" üstün bir varlık olduğuna göre, "Ming" ya da "T'ien-ming", bu üstün varlığın istemi ve buyruğu anlamlarına gelmektedir. Demek Konfüçyüs'ün, "T'ien"i, "tanrısal bir düşünce", "T'ien ming"i de "yazgı; alınyazısı" olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

Chün-tzu terimi: Konfüçyüs'ün en yüksek amacı, ülküsel bir toplum kurmak ve ülküsel bir insan yaratmaktı. Ona göre ülküsel bir insan akıllı, gözüpek, incelikli, müzik ve törenlere bağlı, hırsları olmayan, alçakgönüllü bir insan; demek, bir "Chün-tzu"dur. Bu, aynı zamanda soylu olmayan, ama kültürlü yetişen bir soyluoğlu demektir. Aslında, "Chün-tzu", yazınsal anlamda "hükümdar oğlu" demektir ve soyluluğu anlatır; Konfüçyüs ise, bu kavrama kendine göre bir anlam yüklemiştir.

Shıh terimi: Konfüçyüs öğretisinde, "Shıh"ı öğrencilerine bir örnek olarak göstermiştir. Bu kavram "genç adam; asker; soylu" anlamlarına gelir. Bir tür "şövalye" demektir. Konfüçyüs buna başka anlamlar da verdi. "Shıh", bir beyefendi gibi davranan, erdemli, dürüst bir insandır.

Kendi döneminde iyi bir yönetimin bulunmaması ve halkın acılar çekmesi Konfüçyüs'ü pek rahatsız ona ülküsel bir hükümetin özlemini duyurmuştur. "Lun-yü"de de görüldüğü gibi, iyi bir hükümet, halka iyi besin, yeterince silah sağlayan, halkın güvenini kazanan bir hükümettir. Halkın güvenini kazanmayan hükümet ayakta duramaz. O, korkuyla yönetilen devleti değil, hükümdarla uyruğu arasında karşılıklı bir anlaşma bulunan ortak bir yönetimi savunmuştur. Bu noktada, çağdaş demokrasi kuramlarıyla benzerlik gösteriyor. "Lun-yü"de de görüldüğü gibi, o, ölçü olarak sıradan insanları, halkı ele alıyor ve onların yetiştirilmesini, onların mutluluk ve gönence kavuşturulmasını istiyor.

Konfüçyüs'ün yaşamı

Konfüçyüs'ün hangi sülaleden geldiği konusunda kesin bilgimiz yoktur. Tso-chuan'da Konfüçyüs'ün Shang sülalesinin (M.Ö. 1450 -1050) kıral ailesinden geldiği gösterilmektedir (Tso-chuan 618 -19). Soybilimse (généologie), onun, Shang sülalesinden gelen Sung Dükü'nün atalarından olduğunu kabul eder. Ama, bu bir kanıta dayanılarak değil, onun pek doğal olarak bir hükümdar sülalesinden gelmesi gerektiği düşünülerek ileri sürülmüştür. Onun Lu derebeyliğinden Tsu kentinde (Şantung eyaletinde, bugünkü Ch'iü-fu'ya yakın) M.Ö. 551'de doğmuş olduğu birçok belgede doğrulanmaktadır.

Konfüçyüs'ün aile durumu ve toplumsal konumunun ne olduğu üzerinde de kesin bir yargıya varmak güçtür. Bildiğimiz şey, onun küçük yaşta yetim kaldığı, bir erkek kardeşi, yeğeni, bir oğlu ve bir kızı olduğudur. Lu derebeyliğinde Kung adını taşıyan tek kişi oydu.

Konfüçyüs'ün siyasal yaşamda yüksek konumlarda bulunup bulunmadığı da Konfüçyüsçüler için bir sorun olmuştur. Meng-tzu, onun ambar korumanlığı [muhafızlığı] yaptığını ve daha önce kendisinin de söylediği gibi, geçimini sağlamak için koyunlara çobanlık ettiğini yazar (Meng-tzu, 5, [2] 5.4). Gelenek Konfüçyüs'ün Lu derebeyliğinde yüksek konumlarda bulunduğunu ve siyasal yaşamda büyük roller oynadığını gösterir. Dahası, Lu derebeyliğinde adalet bakanı olduğu konusunda da ısrar ediliyor. Tso-chunan, Mo-tzu ve Meng-tzu da bundan söz ederler.

Konfüçyüs'ün başka derebeyliklere yaptığı geziler konusunda da birçok tartışma yapılmıştır. Tso-chuan, Lun-yü ve Meng-tzu'dan bu gezilerle ilgili bilgiler çıkarabiliriz. Bu kaynaklar, bilgi bakımından bir birlik göstermektedir.

Konfüçyüs önce Wei derebeyliğine gitmiştir. Wei Dükü filozofun kalmasını önermiş ve onu büyük bir devlet memuru yapacağını söylemiştir. Ancak Konfüçyüs bu öneriyi kabul etmemiştir.

İlkelerini burada kabul ettiremeyeceğini anlayan Üstat, Wei'den ayrılmıştır. Wei derebeyliğinden sonra Ch'en derebeyliğine gitmiştir. Burada ne kadar kaldığı belli değildir. Buradan Wei'ye dönmüş ve öğrencisi Jan Chiu'nun çağrısı üzerine Lu derebeyliğine gitmiştir. Bütün bu gezileri 13 yıl sürmüştür. Bu geziler, onun için her bakımdan çok yararlı olmuştur. Elde ettiği bilgi ve deneyimler, onu, herkesin hayran kaldığı bir kişi, "taçsız kıral" aşamasına yükseltmiştir. Kendisi bu dünyadan kötümser olarak ayrıldıysa da, kendisinin uygulayamadığı ilkelerini, sonrakiler onun izinden yürüyerek gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Konfüçyüs M.Ö. 479'da ölmüştür; mezarı Ch'iu-fu'dadır. Öğrencileri mezarı başında üç yıl yas tutmuşlardır.

Konfüçyüs gezileri sırasında birçok elyazması toplamıştır. Bu arada da Shıh-ching'i (şiir kitabı) yeniden düzenlemiştir. Onun Shu-ching'i yazdığı; Ch'un-ch'iu'nun yazdığı Li-chi'yi düzenlediği ileri sürülmektedir. Ancak birçok bilginin vardığı sonuca göre, -elimizde hiçbir kanıt olmadığı için- Konfüçyüs ne bir yapıt yazmış, ne de yayınlamıştır. (*) Birçok kitap okumuş ve bunları el kitabı olarak kullanmış olduğunu kabul edeceğiz. Okuduklarını kendi düşünceleriyle birleştirerek ortaya yeni bir düşünce bireşimi koymuştur. Bilgiyi, yalnızca bilgili olmak için edinmemiş, bunu ahlak ve devlet sorunlarıyla ilgili çalışmalarında ve öğretiminde odak noktası yapmıştır. Bununla, acı içinde olan dünyayı mutluluk ve gönence kavuşturmak için bir yol bulmaya çalışmıştır.

Konfüçyüs bir insan olarak nasıl bir varlıktı? Lun-yü'de ondan şöyle söz edilir: "Hoşsohbet, neşeli, onurlu, başkalarına saygı gösteren, ama kendisine de saygı gösterilmesini isteyen bir insandı. Çok konuşanlara güvenmezdi. Eleştirilerinde çok akılcıydı. Bilmediği her şeye bilirim demezdi. Alçakgönüllüydü ve kendisine büyük güveni vardı. Kendisini büyük göstermek için başkalarını asla küçümsemezdi. Gençlere çok değer verirdi. Müzik ve eğlenceden hoşlanırdı; kendi de flüt çalardı. Uygun olan her türlü eğlenceyi onaylardı. 'Eğlence, yalnızca istenen birşey değil, yaşamda gerekli olan bir şeydir' derdi."

Görülüyor ki, milyonlarca insanı arkasından sürükleme gücüne erişmiş olan Konfüçyüs, doğaüstü bir varlık değil, yalnızca bir insandı. Konfuçyus Seçmeler - 1 Konfuçyus Seçmeler - 2 Konfuçyus Seçmeler - 3

1 comment

1 Kasım 2008 14:05  

merhaba sevgili okuyuculara ve ''goruluyor ki..''tumcesini yazan sevgili yazara..
kaba olmak gibi bir niyetim olamaz ama sunu belirtmek gerekir ki;bir Konfucyus degerlendiricisi olarak su analalitik baglantiyi yakalayacaginizdan suphem yok;''Kucumsenmeden yapilan ironi,yalnizca istenen birsey degil,yasamda da (!)gerekli olan birseydir.
saygilarmla, selamlar!

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP