ALTINCI BÖLÜM - Öğeler Sonsuz Biçimde Değil

ALTINCI BÖLÜM

Öğeler Sonsuz Biçimde Değil

Bağlayınca anlattıklarımı başka bir konuyla
Kanıtlanır nesneleri kuran öğelerin
Belli sayıda biçim değiştirdiği.
Sayılı öğelerden sınırsızca büyüyen bir gövdenin
Kurulması gerekirdi. Bütün öğelerce özdeş
Olan, özdeksel özün küçüklüğü, onların birbirinden
Çok ayrı, değişik biçimlere girmesini önler.
Söz gelişi en ufak bölümlerden üçü bir öğede
Birleşir sürerse bu durum, tasarla tek öğenin
Tüm bölümlerinin aşağı, yukarı, sağa, sola
Dağıldığını, bu öğenin tüm biçimine, düzenine,
Yapısına nasıl geçeceğini, öteki bölümler için de
Böyle yapman gerekir biçimleri değiştirmek
İstersen, özdeştir öteki bölümler için de,
Düzen gereği durum, biçimlerin değişmesinde.
Böyledir yeni biçim kazanmakla nesnede büyüme.
İnanılmaz kurucu öğelerin sonsuz türde biçimli
Olduğuna. Yoksa dev büyüklükte nesneler bulunmazdı,
Yukarda dediğim gibi, düşünmen gerekir.
Göremezdin Doğu dokumalarını, erguvan renkli
Tessalia midyelerinin boyadığı Meliboea
Cilasını, sevimli, ışıltılı, altın tavus soyunu,
Basılmış yeni boyalı dokumaları, değersiz
Kalırdı sakızın kokusu, balın tadı,
Çıkmazdı kuğuların çığırışları, bir de becerikli
Phoebus'un kavalından, özdeş nedenle, yayılan ezgiler,
Rasgele doğacakmış, demek, bir nesne ötekinden.
Daha kötüye dönecekti bütün varlık alanı,
En iyilerinde, dediğimiz gibi, önceden, değişerek
Geri dönecek bir nesne olurdu burun, kulak, göz,
Ağız için kötü bir durum çıkacaktı ortaya.
Oysa yoktur böyle bir durum, kesin engellerle
Çevrili varlığın bütünü, çepeçevre, inanmak
Gerekir özdeğin sonsuz, değişik sayıda
Biçimlerinin bulunmadığına. Ateş sınırlamış
Kış soğuklarına giden yolu, özdeş ölçüdedir
Yolun geri kalanı da. Sıcaklık gibi soğukluk,
Orta nitelikte ısılar, bulunur tüm varlığın
Ortasında, doldurur uzayı. böyle sınırlanmış
Yaratıklar, ayrı, iki yanlı kılıç gibi arada,
Bu yanda yalın, o yanda kaskatı soğuklar.

Benzeşik Öğelerin Sayısı Sonsuzdur

Bağlayayım söylediklerimle başka bir konuyu,
Bundan anlaşılır nesnelerin kurucu öğeleri,
Biçimlerinin özdeş nitelikte düzenlenmesi,
Sonsuz sayıda bulunmaları. Biçimlerin ayrımları
Sınırlı olduğundan, ya benzeşik öğelerin sonsuz
Sayıda olması, ya da özdeksel bütünün sınırlı
Kalması gerekir, bunun da gösterdim olmadığını.
Bu gerçek bilgiyi verdikten sonra, gel bakalım
Birkaç dizeyle göstereyim sana özdeksel öğelerin
Doğada, nesnelerin bütününü tükenmez varlıktan
Kurmadığını, onlarda sürekli bir devinmenin
Varlığını. Kimi yaratıklar görürsün, seyrek,
Sezersin eli sıkıdır onlarda doğa, verimi az,
Başka yerlerde, uzaklarda, boldur özdeş varlıklar:
Bundandır görmemiz değişik dört ayaklılar,
Hindistanda binlerce hortumlu fil, ülkeyi
Çeviren fildişinden engellerin koruduğunu,
Giriş yolunu kapadığını. Bu yaratıkların
Büyük kalabalığından, çok azdır gördüğümüz.
Anlatmak isterim ayrıca, tek olan bir nesnenin,
Bir kez yaratılan, yeryüzünde bir benzeri daha
Görülmeyen, özdeksel bir varlığın bulunduğunu,
Elverişli değildir bu somut, sonsuz öz, ondan
Doğamaz bütün varlık, yaratılamaz, beslenemez,
Gelişemez. Tasarla bir süre, bu öğeler yığınının
Devinen bir nesne doğurmak için, evrende, ortaya
Getirmek için sınırlı olduğunu. Peki nerede,
Ne biçimde, ne nitelikte bir güçle, nereden
Kalkıp girecek uzayda başka bir varlığa?
Ussal bir dayanak yok bu birleşmede, bence,
Güçlü donanmaların çarpışmasına benzer, engin
Deniz dağıtır, parçalar, atar uzaklara, dümeni,
Güverteyi, yelkenleri, kamarayı, ipleri,
Kıyıdan kıyıya sürüklenen pupayı.
Bir ölüm kalım savaşıdır görünen belirti,
Kurtulmak için azgın denizin ağır gücünden,
Sinsice düzeninden, acımasızlığından, güven olmaz
Denize, bir gün bile, ikiyüzlüdür, gülümserken de
Işıl ışıl deniz; böyledir senin de yaptığın
Bir sınır koyarsın ilkelere, ayrılır özdek
Her yöne, akar dalgaları sonsuzluk içinde,
Bundandır birliğe varamadıkları, derli toplu
Beslenerek çoğalamadıkları, oysa apaçıktır
Yine de varlıklarının doğduğu, doğanların da
Gelişme olanağı bulduğu. Deney gösteriyor
Oluşumunu bu iki olayın; gerçektir tüm türler
İçin sayısız kurucu öğenin bulunduğu, tüm
Varlıkların onlardan yaratıldığı, kurulduğu.

Yaşam - Ölüm

Deprem, yıkım sarsamaz sonsuz yaşam gücünü,
Ne de tüm nesneleri doğuran, çoğaltan güç
Sonsuz bir yaşam sağlayabilir bütün yaratıklara,
Böyledir bilinmeyen çağlardan bu yana süren
Yarışmada kurucu öğelerin karşılıklı savaşı,
Bir burda, bir orda kazanır yaşama gücü,
Yenildikleri de olur, karışmış ölüm iniltileri,
İlk ışığa göz açan çocuk çığlıklarıyla.
Yoktur günün ardından gelen bir gece, gecenin
Ardından doğan bir gün, duyulmasın
Karıştığı acıyla sevincin, ölüm keskin
Karanlık bir göçüşle başbaşa vermesin.

Öğelerin karışımı

Bitmiş bu konular, kavranmış, yerleşmiş belleğe
İyice, bilgi olmuş, görülüyor açıkça
Tek öğeden bir varlığın doğmadığı. Yoktur
Karışık özlerden kurulmayan bir nesne,
Gittikçe güçlenen, etkinlik kazanmayan,
Kurucu öğelerden oluşan bütün türlerin
Birleşimi, büyüklüğü ölçüsünde değişik
Olur biçim kazanması da. Böyledir toprak,
Gizler koynunda soğuk kaynaklarda toplanan
Öğeleri, bunlardır sonradan yuvarlanan, denizi
Besleyen. Topraktan çıkar ateşin öğeleri de,
Yanar, tutuşur birçok yerinde yeryüzünün,
Bunların en korkunçlarıdır Etna'nın yalımları.
Öğeler var, bunlardan çıkar ışıyan yemiş, ağaçlar,
Kişi soyunu esenleyen, sevindiren.
Yine onlardan doğar orman, akarsular, bir de
Dağlarda yayılan yabanları besleyen yem.
Kibele

Tanrıların, yırtıcı yabanların yüce anası,
Varlığımızı yaratan denmiş toprağa bu yüzden.
Geldiğini söyler bilge Grek ozanları Frigya
Tepelerinden, gök konaklarından, aslanların
Koşulduğu bir arabayla. Bununla öğretirler bize,
Kocaman yeryüzünün boşlukta durduğunu, yerin
Yer üstüne düşmediğini. Yabanlar katılır bunlara,
En uysal işlerde kullanılır, tanrıçanın elinde,
Buyruk altına girince azgın yabanlar, kendince.
Çevrelemiş başını kale biçimli taçla, yükselen
Surlarla kentleri koruduğundan. Ürpertir, titretir
Kocaman karaları korkudan, Ana Tanrıça'nın
Yüzünün görüntüsü bile. O gün değişik uluslar,
Eski, kutsal geleneklere bağlı kalarak, anar bu
İdalı anayı saygıyla, Frigyalı yanaşmalar gider
Onların ardınca. O geniş tarlalarda bilinen yöntemle
Ekilir tarlalar. Onun buyruğunda Galluslar anaya
Karşı gelmekle tanınırlar, düşünmezler atayı, soyu,
Değer vermezler, anlatılanlara bakılırsa, yaşayan
Kuşakların aydınlanmasını yeterince düşünmezler.
Gümbürder ellerinde gök gürler gibi dümbelekler,
Çınlar oyuk ziller, ürpertir acı seslerle uğuldayan
Boru, kulaklarda Frigya düzeninde çalınan, kaval
Sesinin yankılandığı sıra. Oklar atılır azgın
Bir çılgınlığın belirtisi, oynatır yüreğini
İnançsız, tanrıtanımaz halkın, bir ürperti
Tanrıçanın yüce adı karşısında. Bir el atar da
Tanrı kadın büyük illere, esenlerse ölümlüleri
Gizliden, döşerler tüm yollarını gümüşle, bakırla,
Bol saçılarla kutlarlar onu, güller serperler
Avuçla, kar gibi, alay alay, çiçeklerle çevrilir
Ana Tanrıça. Oynanır Greklerin Kureta dedikleri
Oyun. Benzer Frigyalılara vuruşan, kan döken,
Kargılı, bu cirit oynayanlar. Korkunç görünüşlü,
Başlarında tolgalar. Benzer Girit Kuretalarına
Bunlar, söylencelerde anlatılan, Zeus'un çocukluk
Çığlıklarına, çevre tutup oynarken çocuklar, sevinir,
Kargılar takınırlar, dizilirler, kılıçlar kılıçlara
Çarpar, öç almak için değil Saturnus'un bu oyunları
Onmaz bir yara açmaz ananın yüreğinde bunlar.
Bundandır pusatlarla donanmış birliklerin gitmesi
Büyük Ana'nın, ya da anayurdun pusatlarla korunması
Yiğitçe, bu yolda buyruğu yansıtılır Tanrıçanın,
Ananın, atanın süslenmesinde, korunmasında olduğu
Gibi, bütün bunlar güzel işler sayılabilir,
Uzaklaşılır gerçeğin yolundan gittikçe.

Tanrıların Varlığını Açıklama

Anlaşılır, tanrıların ölümsüz, kıvançlı olduğu,
Özleri gereğince, bizim acımızdan, üzüntümüzden
Uzak yaşadığı. Sıyrılmıştır onlar korkudan,
Sıkıntıdan, yardım beklemezler bizden, dayanarak
Özgüçlerine, kızmadan, suç işlemeden. Yoktur toprağın
Duyarlık gücü, yalnız kurucu öğelerle doludur,
Çıkarır birçoklarını güneş ışığına değişik
Koşullar altında. Eğilim duymuş kimi kimseler,
Denize Neptunus, bolluğa Ceres demeye, sevgili,
Bacchus'un adını anmadan geçmemeye, gerçek
Öze uygun bir tanımla şaraptan söz etmek
İsteyince. Diyebiliriz, yeryüzünde Tanrılar Anası
Adının verilmesi kurtarmış tini bozulmaktan
Dinlerin getirdiği kötü inançlar yüzünden.

Öğelerin Karışımı

Otlar sürekli belli bir çayırda koyunlar,
Keçiler, savaş atlarının tayları, boynuzlular,
Yine bu gök çatısının altında içerler
Belli ırmaklardan, serinletirler kurumuş
Boğazlarını susuzluktan. Apayrı yaşarlar
Yine de, korurlar anadan, atadan kalan özdeşliği,
Kendi soyuna çeker bütün bu özellikler.
Ot, türünün özdeğinde görülen türlülük tutarınca,
Bir ayrım bulunur öğelerinde de, suda da.
Özsu, kemikler, barsaklar, damarlar, sinirler,
Sıcaklık, bir yaşayıcı özden kurulur topluca,
Biçimlenmede birbirinden ayrılırlar. İlkelerin
Değişik düzene girmesi sonucudur bu. Ne varsa
Ateş yalımlarından oluşmuş, sürüp gitmezse
Gerekir öğelerle birlikte nesnelerin içinde
Saklanması, bundandır ışığı yayıp ateşten
Yalım çıkaran, kıvılcım sıçratan, külü dağıtan.
İlgilen ölçülü bir anlayışla bunlara benzeyen
Nesnelerle, öğreneceksin birçok varlığın özlerinin,
Değişik yapılarının içinde saklı kaldığını,
Görüyorsun birçok varlıkta, yemişte
Kokunun, tadın renkle birleştiğini. Bundandır
Varlıkların değişik nitelikte oluşu:
Girer rengin ulaşamadığı öğelere buğu,
Başka yönden bir tat uyandırır renk
Nesnelerden gelen, duyularda. Anlarsın
Bundan değişik yapıda olduğunu öğelerin.
Böyle birleşir değişik yapıda özler,
Bir yumak olur, biçim kazanır, nesneler
Bu özlerin karışımından. Görebilirsin bizim
Dizelerimizde bunu, birçok özdeş harfin
Değişik sözcüklerde bulunduğunu, Gerekir
Onaylaman sesin kurulduğunu sözlerin olduğu
Gibi, dizilerin de değişik öğelerin birleşmesinden.
Ortak harflerden kurulan iki sözcük, birbirinin
Özdeşi değilse, öyledir benzer öğelerden düzenlenen
Bütün varlıklar da, benzemez yapı bakımından
Birbirine hepsi, böyledir öteki varlık evreni de,
Ortaktır birçok nesnenin kurucu öğeleri,
Oysa ayrılırlar birbirinden, bir bütün olarak,
Oluşumları içinde. Doğrudur buna dayanarak
Söylemek kişi-soyu, yemişler, yapraklı ağaçlar
İçin türlü ilkelerin bulunduğunu.

Kurucu İlkeler Karışmaz

Sanılmasın tüm varlıklar birbirini dölleyebilir:
Yoksa görürdün her yanda, yarı insan, yarı hayvan
Görünümlü, şaşılası yaratıkların çıkışını.
Gövdelerden kocaman dallar, denizde, karada
Yaşayan yaratıklar, ellerin-ayakların karışımından
Ağzından yalımlar saçıp soluyan Chimaeraları bile
Bırakırdı tüm nesnelerin yaratıcısı doğa. Görürüz
Bunların olmadığını, varlıkların belirli özlerden
Geldiğini, ana kuşak, türler soyları belli
Düzende, biçimde, gereklidir bu oluşum. Yemeklerle
Beslenen tüm varlıklar, alınca besinlerini, içten
Yayar bütün örgenlere bölümlü, onlar birleşerek
Bu düzenle, sağlar en uygun devinmeyi, yer açar.
Biliriz doğa gereksizleri geri verir toprağa.
Atılır, çarpmalarla, görünmeyen tozanlar gövdeden,
Ne döl, ne yaşamsal güce katkı verebilir bunlar,
Sanma yalnızca diriler için geçerli bu yasalar,
Tüm varlıklar için geçerli bu düzen. Ayrılır
Doğaya göre birbirinden yaratıklar, kurulması
Gerekir nesnelerin, bireysel durumda, ilkelerin
Biçimlerine göre değişiklikte. Sanılır benzeşen
İlkeler yok da, bundandır değişik yapıda
Nesneler, aynı görünümlü varlıklar
Değişiktir kurucu öğeler, bundandır özlerin
Başkalığı da, bölmenin, yolun, uzaklığın, düşmenin,
Çarpmanın, devinmenin, ağırlığın gerekliliği.
Yalnızca nesneleri değil, dirilerden, denizi,
Karayı birbirinden ayırır, yeri göklerden.

Kurucu Öğelerin Boyası Yoktur

Dinle, tatlı çalışmayla biten dizeleri, benden,
Sanma, gözlerimizde ak görünenlerin ak ilkelerden
Kurulduğunu, ya da karaların yine karalardan,
Nesnelerin belli renkleri olduğunu, bu yüzden.
Sanırsın özdeğin öğeleri hep benzer boyalardan
Oluşan bir örtüyle kaplanmıştır, oysa yoktur
Özdeğin ilkelerinde boya. Ne görünen, ne de
Görünmeyen bir boyası olur özdeğin öğelerinde.
Bu yüzden kavramaz anlığımız öğeleri dersen
Yanılırsın, gerçekten uzak kalırsın, doğuştan
Görmeyen, güneş ışınlarını bilmeyenler yalnız
Dokunmakla duyar nesneleri, çocukluktan
Yoksundur onlar renk duyusundan.
İyi düşün öyleyse, dokunmayla kavrar, algılarız
Nesneleri, renkleri olmasa bile, ancak buna
Yeter anlayış gücümüz bizim, görmeden
Boyaları dokunuruz nesnelere, yine, karanlıkta,
Algılarız onları, kanıtladım bunu da başarıyla,
Göstermek istediğim öğelerin renksiz olduğunu sana.
Tüm renkler dönebilir başka bir renge,
Oysa öğeler elverişli değildir buna, gerekir
Sonsuzca kalması değişmeyen bir nesnenin,
yokolmaz bu yüzden bir tek nesne bile.
Değişen, yerinden taşınan döner yokluğa,
Varolmadan önceki duruma , sakın bu nedenle
Öğelerde renk olduğuna inanmaktan, dönmez
Yokluğa bir nesne bile, varoldukça.

Renklerin Oluşu

Öz bakımından boyasız olan bütün öğeler
Kuruluş yönünden değişik biçimlerdedir,
Değişen renklerle görünür tüm nesneler
Çok önemliyse nesnelerin bağlamsal varlığı,
Nasıl bir değişkenlik içinde birleştiği,
Düzenlendiği, karşıt devinimde bulunduğu, kolay
Anlarsın bunu, bir nesnenin karayken ak olduğunu,
Sonradan bir mermer yığını gibi pırıl pırıl,
Denizde azgın yellerle kamçılanan suların
Parlayan mermer rengi ak dalgalara döndüğünü.
Diyebilirsin bunun ardından: Kara gördüğümüz
Bir nesnenin karışır birden kurucu öğeleri,
Özdeğinde, değişir ilkelerin düzeni, eklenir
Birbirine, yavaş yavaş dönüşür ışıldayan aka.
Koyu mavi öğelerden kurulmuş olsaydı denizin
Dalgalı suları parlamazdı bir gün bile.
Pek çok sarsıp çalkadığın mavi nesneler
Alamazlar ak mermerin rengini, değişik
Türde kurucu ilkeler bulunsa renkte, denize
Geçici, arınmış bir duruluk veren, bir dörtgenin
Değişik biçimlerden kurulup, bir birlik,
Bütünlük göstermesi gibi, görmemiz gerekirdi
Bizim de, değişik biçimlerden kurulan
Dörtgende tanıdığımız açık seçik birliği,
Ya da keskin çizgili, çatışık nesneleri.
Öte yandan biçimlerin değişikliği,
Dıştan dörtgen görünmede bir engel
Değildir kuruluş yönünden özdeşler için,
Yalnızca tek tek nesnelerin renklenmesinde
Görülen değişik ışıltı bütünün parlaklığında
Bozabilir uyumu, birliği. Burada bizi, nesnelerin
Öğelerindeki renklenmeyi anlamada yanıltan
Bir neden yok, aktan ak çıkmadığı gibi
Kara da karadan çıkmıyor, değişik renklerden
Doğarlar çokluk, daha kolay değil mi akın
Renksiz bir özden, karanın karadan ya da
Büsbütün karşıt renklerden geldiğini düşünmek.
Seçilemez renkler ışık olmadan, ışıktan
Yoksun kaldıkça nesnelerin kurucu ilkeleri,
Anlaşılır bir renk örtüsünün de bulunmadığı.
Ne değeri olabilir rengin karanlıkta?
Işıkta değişir, ışıkta yansır renk,
Ya ışığa yönelir, ya da yansır ışıktan.
Güneşte renk renk parlayan çelenk gibi
Boynunu çeviren güvercin tüylerince.
Işıldar, ara sıra, bir yakut gibi parlak,
Kıpkızıl aydınlıkta, bir de göründüğü olur
Bize bakıldığında tüyden bir çelenk
Gök mavisinin yeşil zümrütle karışmasında,
Ya da ışığa karşı çevrilmiş bir tavusun
Kuyruğunda görülen renk değişmelerinde
Olduğu gibi. Işığın yayılmasından doğar bunlar
Besbelli, bilmek gerek ışıksız renk yoktur.
Bilindiği gibi algılar gözbebeği, gerçekten,
Sezer ak olanı, başka bir yolla karayı da,
Algılar öteki renkleri de ayrıca. Duyulmaz
Nesnelere dokunmakla renkler, yalnızca
Biçimler sezilir nesnelerde, bundan anlaşılır
Tüm kurucu ilkelerin renksiz olduğu, dokunma
Duyusuna değişik etkiler yapan, türlü
Nitelikte, özel biçimlerin bulunduğu, kavranır.
Bağlı değildir rengin yapısı belli biçimlere,
Bulunabilir bütün öğeler, kuruluş bakımından,
İstenen renkte. Nedendir özdekten doğan bütün
Türlerde yaratıkların değişik renge bürünmesi?
Böyle olmasa, gerekirdi uçan kargaların bile
Ak tüylerden çıkan ak ışınlar yayması, gerekirdi
Yine, ya kara kuğuların kara ilkelerden, ya da
Alacalı, tek örtülü renkten doğması.
Sen, rasgele bir nesneyi, en ufak bölümcüklerine
Ayırır bırakırsan, açıkça görürsün ilk renk
Örtüsünün yavaşça silinip gittiğini, böyledir
Erguvan rengi giysilerde de durum, iplik iplik
Ayrıldığında kalkar ortadan erguvan rengi,
Böyledir Fenike'den gelen, iplikleri parlayan
Yönetici giysilerinde görünüm. Bundan anlarsın
Tek tek ipliklerin tüm renkleri yitirdiğini
Öğelere ayrılmadan önce. Söyleyebilirsin tüm
Nesnelerin kokular, sesler yaymadığını, inanmazsın
Artık nesnelerden kokunun, sesin çıkacağına.
Bundan anlaşılır kokusuz, sessiz nesnelerde
Olduğu gibi, görmediğimiz birtakım renksiz
Nesnelerin de ortaya çıktığı. Keskin bir
Anlayış yetisinin bile gücü yetmez kavramaya
Bunu, başka nesnelerin eksikliğini sezdiği gibi.

İlkelerin Niteliği Yoktur

Sanma kurucu öğelerin yalnızca rengi yoktur,
Çokluk sıcaklıktan, soğukluktan, kızgın buğudan,
Sürüp giden niteliklerden, sesten olduğu gibi
Tattan da yoksundur tüm kurucu ilkeler.
Koku da yaymaz kendiliğinden nesneler.
Ne çok istersin mercanköşk, sarısakız, sünbül
Gibi bitkilerden koku yayılmasını, burnumuza
Bir nektar kokusu gelmesini, tüm bunlardan
Daha çok bitki yağından tatlı kokular almayı.
Elinden gelmez senin kokusu burnumuza gelmeyen
Arıtılmış nitelikte bir yağ oluşturmak ya da
Nesneden yayılan kötü kokuyu karıştırıp gidermek,
Bu özdeş nedenler yüzünden yayılamaz koku, ses
Kurucu özlerden, bir de onların benzerleri:
Sıcaklık, soğukluk, ılıklık gibi ölümlü
Bir yığından çıkan nitelikler. Uzak kalması
Gerekir ilkelerden kolayca bükülme, eğilme,
İncelik, bölümsel dağılma, delinerek içten
İçten oyulma. Sonsuzca kalan dayanaklar üzerine
Evreni kurmak, bütünün sağlığını korumak istersen,
Bütün varlıkların yokluğa batmamasını dilersen.

İlkelerde Duyarlık Yoktur

Düşün şimdi, duyarlık yetisi olduğunu gördüğümüz
Tüm nesnelerin, duyarlıktan yoksun öğelerden
Oluştuğunu: Gerçeğe yüz çevirmeden, direnmeden
Siliniyor açıkça, deney bildiriyor elimizden
Tutarak, söylendiği gibi, dirilerin duyusuzlardan
Doğduğunu. Görürüz sırasız yağan yağmurlar
Yüzünden, çokça ıslanan toprakta dipdiri
Böceklerin çamurdan çıktığını, bu nedenle
Bütün nesnelerin birbirine dönüştüğünü,
Irmakların, yaprakların, besleyici yemin,
Dağlarda yaşayan hayvanlara dönüştüğünü,
Dağ hayvanlarının da, yediğimiz için etlerini
Bizim gövdelerimize karıştığını, sık sık
Bizim gövdelerimizden de yırtıcı hayvanların,
Kanadı güçlü kuşların beslenip geliştiğini.
Böyle çeviriyor doğa besini diri varlığa,
Bundan oluşur bütün yaratıkların duyarlığı,
Yine böyledir kurumuş odunun yalımlanarak
Yanması, bütün yongaların ocakta ateşe
Dönüşmesi, anla bir de, ne önemli olduğunu
Bu kurucu öğelerin, düzenlenmesinin, karışmasının,
Yerleşmesinin, birbirine dönüşmesinin, sonra
Karşıt devinimler içinde bulunmasının.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP