BEŞİNCİ BÖLÜM

Ne güzeldir dalgalanan denizde, fırtınanın
Allak bullak ettiğİ sularda, karadan birisinin
Didinmesine bakmak sessiz sessiz. Bir kıvanç
Değil bu başkasının acısından duyulan, üzüntüden
Uzaklığın verdiği duygu. Ne güzeldir düz ovada
Korkudan uzak, azgın savaşların kudurduğunu
Görmek. Ne var daha tatlı, güzel,
Bilgelerin öğretisini güvenli yüceliklere
Çıkaran bir tapınağa sığınmaktan. Oradan
Bakabilirsin sessiz, çabalarına, yanılgılarına
Başkalarının. Yaşamın dar yolunu aramalarına
Yorgun, boş dolaşmalarına, soy beğenmişliğe,
Çekişmeye, yükselmeye, yönetim tutkusuna.

Sarsakların Üzüntüsü

Ne acınasıdır anlayışı, önünü görmezce isteği,
Ne korkunç, ne karanlık bir gece içinde
Geçip gidiyor şu kısa yaşam. Bilinmez mi
Doğanın gövdesel acılardan uzak, tininse
Korkulardan, kuşkulardan sıyrılmış sevinç
İçinde yaşamayı istediği? Anlıyoruz,
Buna göre, gövdemizin yapısına uygun, tüm
Acılardan uzak kalmak gibi, pek az bir duruş
Gerekmekte, genellikle yaşam süresinde.
İstenebilir, yine de, tatlı günler geçirmek.
Bir eğilim duymaz doğa büyük konakları
Altın yontularla çevirmeye, ışık saçan
Işıldakları göz kamaştıran, şölenlerde
Bol aydınlık sağlamak için ellerinde tutan,
Yukarı kaldıran delikanlılara, içinde ne varsa
Gümüşle, altınla donatılmış geniş sofalarda uzanıp
Yankıyan altın kitar seslerini dinlemeye.
Oysa tadı çıkar yaşamın daha sevecen,
Uygun tutumla, gerekmez aşırılık, göklere
Yükselen ağaçların gölgesinde, ırmak kıyısında,
Gür çayırlarda, göklerin güldüğünde, yeşiller
İçinde baharda, renk renk çiçekler arasında.
Bırakmaz ateşli sıtmalar, yoksul döşeğinde
Olduğu gibi, sırmalı yataklarda yatsan bile.
Ne soy üstünlüğü, ne varsıllık, ne görev, ne ün,
Ne görkem mutluluk verir gövdeye, tinlere,
Savaş alanında sanırsın kendini bir de, olursun
Görür gibi, yapmacık, acıklı bir boğuşmayı, güçlü
Bir donanmanın korunmasında, hepsinin pusatlara
Büründüğünü, özdeş duygularla coştuğunu yığınla
Kalabalığın. İçinden gideceğini sanırsın
Dinlerden gelen korkuların, yüreğini ezmeyeceğini
Ölüm ürpertilerinin, sıkıntılardan kurtulacağını
Sanır mısın? Görürsek ne gülünç, ne saçma bir oyun
Olduğunu bunların, bu kişileri titreten korkuların,
Üzen, sıkan durumların, savaş araçlarından,
Vuruşlardan kaçmayacağını; kralların, komutanların,
Altının, yüksek erguvan boyalı giysilerin, parlak
Görünümleri önünde eğilmediğini: Yalnız usun bize
Güç sağladığından kuşku duyar mısın? Didinir
Durur yine karanlıklar içinde kişinin yaşamı,
Ne denli titrerse gecenin karanlığında korkudan
Çocuklar, sararırsa, öyle korkarız biz de
Gündüzün ışığında korkulmayacak nesnelerden.
Çocukların korkudan karanlıkta günü bekledikleri
Gibi. Bu karanlığı, bu içsel korkuyu gideremez
Günün, güneşin aydınlığı, doğanın derinliğine
Bir inceleme giderebilir.

Öğelerin Devinmesi

İnceleyim hangi devinimle nesnelerin çıkışını
Doğurucu özlerden, çözülüşünü, nedir onları
Yaratan, devindiren güç, bu sonsuz boşlukta
Onlara yol açma yetisini sağlayan erk.
Dinle sözlerimi, açıklayacağım tüm bunları.
Yuvarlanan bir yumak gibi toplanmış değil
Küçüldüğünü, yavaş yavaş zamanın ağır akışları
İçinde dağıldığını gördüğümüz somut nesneler.
Göremeyiz bu özdeksel öğelerin yaşlandığını
Gözlerimizle... Eksilmez, kalır olduğu gibi
Nesnel bütün, eksilirken öğelerin ayrıldığı
Nesneler, çoğalıyor, öte yandan, katıldıkları,
Orada yaşlanana karşılık, yenisi çiçeklenir
Burada.Durma yok, yenilenir evren sürekli,
Ölenler can verir yaşayanlara. Bir ulus
Doğarken batar biri de, değişir kuşaklar
Kısa bir süre içinde, bir koşuya girmiş gibi
Geçer elden ele yaşamın ışıldağı.
Sanırsan kurucu öğelerin dinlenebileceğini,
Yeni bir biçimlendirme sağlayacağını,
Ayrılırsın gerçeğin yolundan. Boşlukta
Gidiş gelişlerin gereklidir ya kurucu
Öğelerin özünden gelen bir açıklıkla, ya da
Dıştan gelen bir itimle ortaya çıkması.
Karşıt devinimdeyse öğeler, tepmeler başlar
Değişik yönlerde, ayrılırlar birbirlerinden
Hızla, çelik katılığındadır öğelerin yapısı,
Ağır, sıkı, engel yok aralarında.

Uzayın Sonsuzluğu

Kolay anlarsın öğelerde devinmeyi, topluca
Gidiş gelişleri. Bir sınır yok evrende
Kurucu öğelerin durması için, sonsuz, sınırsız,
Yayılır, genişler uzay. Gösterdiğim gibi.
Kesin kanıtlarla, açıkladım uzun boylu.

Öğelerin Bağlaşımı


Boşlukta durmaz öğeler, devinirler sürekli
Değişik yönlerde, ayrılır topluca sıkışan
Öğeler birbirinden, kimi gider uzaklara,
Çarpışır, geymelenir birbirine, katılaşır
Kimi kalır yanyana yoğunlaşır. Birbiri
Yanında yoğunlaşan, az uzaklıkta kalan
Teper, ayrılır yeniden, bu tepme yüzünden
Daha sağlam olur bağdaşma, güçlenme.
İçiçe kaynaşmaları sonucudur bu olaylar,
Sağlam kökler geçer kayalara çelik çeliğe
Eklenir, özdeş özdeşe. Sonsuz uzayda, dışarda
Devinen öğeler sıçraşır, yeniden dönerler
Birbirlerine, belli uzaklıkta, incecik havamızı,
Parlayan güneş ışığını beslerler. Süzülür sonsuz
Boşlukta öteye beriye başka birçoğu daha,
Nesnelerin bağlaşımından çözülmüş, ayrılmış
Olanlar uçuşur başı boş, katılamaz devinmeyi
Düzenleyen dönmeye.

Güneş Tozanları

Olayın özdeşi, görüntüsü gezer önünde
Gözlerimizin, görüş alanında, deliklerinden
Güneş ışınlarının sızdığı, ışık aydınlığına
Yakın parlaklıkta, bir karanlık oda göreceksin
Uçuştuğunu, incecik sayısız tozcuğun, ışıkta
Karışır boşlukta birbirine bu tozcuklar,
Kesişir eğikçe, değişik, uzun bir savaşta
Dövüşe giden, uğraşan, soluyan olaylar gibi.
Burada birleşmek için yettiğince, ayrılmak
İçin de etkileyen bir kıpırdama var:
Anlarsın bundan, bu yansıyan olay gibi
Devinir öğeler boşlukta sürekli, ufak örnekler
Doğurur büyük nesneler, ulaştırır bizi gerçek
Bilginin izlerine bunlar. Görürsün aydınlıkta
Uçuştuğunu nesneciklerin. Gösterir böyle bir
Yığınlaşma özdeğin içinde saklı,
Güçlerin devindiğini, görünmeden. Göreceksin
Çok tozcuğun yön değiştirdiğini, gizli çarpmada.
Geriye döndüğünü, her yana sürüklendiğini: Anla
Tüm devinmenin, ilkelerde, burada başladığını.
Kurucu öğelerden gelir ilk çarpma, devindiren
Sonra geçer daha az bağlantılı nesnelere,
Göç yönünden, en yakın, kurucu öğeler gizli
Çarpmalarla kımıldatılır, ulaşır böylece çarpma
Kendiliğinden daha büyüklere doğru. Gelir yavaşça
Öğelerden doğan devinme duyularımıza, devinen
Nesneyi görünceye değin güneşin aydınlığında
Gözlerimizle. Biz çarpmaları da göremeyiz,
Devinmenin başlayışını da.

Öğelerin Hızı

Anlayacaksın özdeksel öğelerde ne tür devinim
Bulunur, Memmiusum kolayca, bir iki sözden:
Yayar Aurora günün ilk kızıllığını kırlara,
Uçar renk renk kuşlar sessiz ormanlarda,
Çınlar yayılan sesleri yükseklerde, havada.
Açılmış gözlerimizin önünde ne varsa, nesnel,
Giydirir yeni doğan güneş bu evrede, kuşatır
Ortalığı birdenbire, parlayan ışıktan giysilerle.
Yine güneşten gelen tatlı ışınlar, sıcaklık
İşlemez, geçmez boşluktan, geciktirir yolunu.
Dağıtmak gereğindedir öğeler havanın dalgalarını,
Dolduramaz bu yolu tek tek sıcaklık öğeleri,
Bu nedenle sımsıkı bağlaşırlar birbiriyle,
Engeller biri ötekini dıştan, alıkonur,
Yavaşlar, baskıyla devinimleri, gidişleri hep.
İlkel olan, dayanıklı olan kurucu öğeler boşlukta
Dolaşır durur başı boş, dıştan engel yoksa,
Birleşir, bağdaşırlar kendilerince, giderler
Bir ereğe doğru başlanmış yöneltide.
Şaşılası değil bu olay, gerekir onların
Hızla yenmesi, aşması tüm engelleri. Öğeler
Güneş ışığından hızlı, yürür, bitirir yolunu,
Onlardır engin uzayları aşan, yaran yıldırımdan
Hızlı gökleri, yeter, gerekmez uzatmak sözü,
Yolda kurucu öğelerin ardınca gitmek, hangi
Yöntemle deprendiklerini görmek, anlamak için.

Tanrısal Yaratma Yoktur

Tanrısal bir yönetimin sonucudur diyor nesnel,
Özdeksel varlığı benimseyen, öne sürenler,
Kişilere uygun mevsimlerin, değişmesini, yemişlerin
Oluşumunu, öteki nesnelerin düzenlenmesini,
Yaşamı yöneten Venüs'ün tanrısal sevgiyi göstermek
İçin kişileri uyardığını, kişi soyunun esenliği
Uğruna yeni kuşakların doğmasını sağladığını
Sevgiye yolaçtığını, yaltaklanmayı, sevişmeyi
Önerdiğini söylüyorlar, hepsinin tanrısal
Olduğunu savunuyorlar, insanlar ayrılmış doğrudan,
Yanılmış, sapmış görünüyorlar. Bilmesem ben de
Kurucu öğelerin yapısını böyle düşünmeyi yeğlerdim.
Gökleri gözleyip, başka nedenlere dayanarak
Tanrılar yarattı diyemem evren bütününü. Çoktur
Bu yanılgıya kapılan, ey Memmius, sonra gösteririm
Sana, şimdi inceleyelim, kalan devinme konusunu.

Kurucu Öğelerin Devinme Yönü

Nesnelerde yoktur bir içsel itim gücü, kımıldatan.
Yükseğe çıkaran, ne bir yön var, ne bir yasa
Benim anladığıma göre, nesnelerin özünde.
Sakın yanılma yanan nesnelere bakarak.
Çıkar yığınla yalım yukarı doğru, büyük
Işıyan yemişler de yukarı doğru, ağaçlar da,
Sarkar ağırlık nedeniyle topluca, sonradan,
Kendiliğinden başaşağı. Yalımlarla fışkırır
Ateş evlerin damlarından, uçar talaşlar, yangın
Kudurunca çatılar başlar çatırdamaya, görünce
Kendi yapıları gereği sanma bunları. Böyle
Fışkırır yay gibi gerilmiş damardan kesilince
Kan da, sıçrar dört yana gövdemizden oluk oluk.
Görmez misin kaldırır yukarı ağaçları, direkleri su?
Ne dalsak derine, atlasak suya çivileme, çalışsak
Dibe inmeye, didinsek, kaldırır bizi hızla su,
Nerdeyse yarısını çıkarır yüze nesnenin.
Sanmıyorum boşluklar arasında bunların kendince
Aşağı batması gerektiğini. Bundandır ağırlığın
Aşağı çekişi, yalımın havanın itimiyle yükselişi,
Görmez misin geceleyin kuyruklu yıldızın
Gökyüzünü nasıl yarıp geçtiğini, parlayan
Işınların durmaksızın uzaklara yayıldığını,
Doğanın gösterdiği gerçek yörünge üzerinde?
Yine görmez misin göktaşının yere düştüğünü,
Yıldızların gökyüzünde durduğunu, düşmediğini?
Gökyüzünün en yüksek yerinde serper güneş
Işığını tüm yönlere, çepeçevre ovalara,
Karışır toprağa güneşin sıcaklığı. Görürsün,
Bunun gibi, yıldırımın yılan gibi süzüldüğünü
Bulutların arasından, ötede beride bulutlardan
Çıkan, uğuldayan şimşekleri, yere düşen yıldırımları.

Öğelerin Açıklanışı

Gerçek bilgi vermek isterim sana bu konuda,
Dik düşüşle devinirse boşlukta nesneler,
Özgül ağırlığıyla kurala uygundur düşme.
Raslantıyla yana kayma olursa bir yerde
Gerçek yön değişmiştir, düşünmek gerek.
Aykırı değil düzene bunlar, yağmur damlaları
Gibi yukardan düşerek adım adım batmaları
Boşluğun derinliğine. Çarpma, raslantı değil
Öğeleri yöneten, doğa yaratmakla başlamış işe.
Kim düşünürse ağır nesnelerin dik olarak
Yukardan hızla düştüğünü boşluğa, bu düşüşle
Yeğnik nesneler üzerinde çarpmaların etkisini,
Yaratıcı devinmenin böyle doğduğunu, yanılmıştır,
Gerçek yoldan sapmıştır, ister suda olsun
İster havada, hızlanır ağırlığınca düşmesi
Batan nesnenin, böyledir görünen gerçek.
Bundandır özdeş yapıda olmadığı daha gevşek
Havayla suyun özü, düşüşte gecikme konusunda,
Kazanır ağırlara göre daha hızla çekilen.
Bu yüzdendir boşluğun nesneler karşısına,
Rasgele bir yerde, durak diye çıkamayışı,
Özünün uyarınca olabildiğince yayılışı.
Bundandır nesnelerin özdeş hızla, değişik
Ağırlıklarına karşın, sessiz boşluk içinde
Düşmesi. Gerekmez daha ağır nesnelerin,
Yukardan daha yeğniklerin üstüne düşmesi,
Çarparak onları etkilemesi, çarpmaların
Doğa yönetiminde türlü devinimler yaratması,
Araştırmak gerek düşen nesnelerin, biraz
Saptığını, küçüklerin bile, yön değiştirmediğini.
Gözümüzün önünde bu olay, apaçık. Ağır nesneler
Yukardan aşağı doğru sapmaz yolundan kendince
Bunu kolaydır anlaman, yoksa sezilir mi, az da
Olsa, gerçek yoldan ayrılıp ayrılmadığı düşerken?
Sürekli bir bağlantı içindedir devinim, öncekilerle
Bir bütünlük düzeni kurunca öğeler birbirlerinden
Ayrılmaz da, başlarsa yazgının bağını koparan
Devinme, sonsuz bir bağlaşım kurulur nesneler
Arasında: Şimdi sorarım sana nereden çıkar
Bize yeryüzünde yaşamı sağlayan yapıyı
Kazandıran, isteyene dilediği yere gitme
Kolaylığı kazandıran, devinim değiştirmemizi
Sağlayan, ne zamanı belirleyen, ne de
Yeri sınırlayan; bize yerleşme anlayışı
Veren istencin bağımsızlığı nerden geliyor.
Kesindir nesnelere ilk vuruşu yapanın, ilk
Devinimi başlatanın kendi istenci olduğu,
Sonradan devinmenin tüm gövdesel örgenlere
Yayıldığı. Görmez misin yarış alanlarında engelleri
Son çabayla kalkıp aşan atın atlayışını?
Bu ilk devinimin tüm gövdeyi sarmasından doğar,
Bununla kımıldar gövdede oynaklar, uyar hepsi
Tinin istencine, yayılır ardından topluca,
Gövdeye, bundan anlarsın ilk itimin yürekten
Çıktığını, tinin istencinden doğan ilk devinimin
El, ayak yoluyla bütün gövdeye yayıldığını.
Benzemez buna yürümemizi sağlayan, ağır basıncı
Yüksek bir baskıyla bütün örgenlere yayılan
İlk itiş. Yayılınca gövdenin bütününe ilk
Devinim hızı, biz istemesek de oynar örgenler,
Sonra kendi istencimizle çekeriz elimizi,
Ayağımızı eski yerine. Görmez misin çokluk
Dıştan gelen bir etkinin baskısıyla, istemeyerek
İleri gittiğimizi, bu aralıksız çarpmalar sonucu,
İçimizde bir tepkinin uyandığını, dıştan gelenle
İçten gelen arasında bir çatışmanın belirdiğini.
Yayılır gövdenin bütününe bu tepki duygusu, etkiler
Örgenleri, bastırır, düzenlemek için düşüşü, yeniden
Durmaya başladığını? Söylemen gerekir senin de
Gövdesel öğelerde devinmek için çarpmalardan,
Ağırlıktan başka bir özgücümüzün olduğunu,
Bir nedenin bulunduğunu, çıkmaz biliriz yoktan var.
Önler ağırlık, çarpışma, her olayın doğuşunu.
Önlenemez tüm eylemlerinde tin, dış basınçla
Olduğu gibi, bir iç basınçla edilgen kılınamaz,
Acılara katlanır bir duruma düşürülemez, teper.
Kurucu öğelerin sapmasından ileri gelir bu,
Zaman, uzay belirleyemez bu sapmayı, küçüktür.

Kurucu Öğelerde Sonsuz Devinim

Toparlanmış bir sıkı yumak değil özdeksel yığın,
Aralıklar da yoktur bölümlerinde, gevşeme de,
Ne artar, ne çoğalır bunlar olsa bile.
Bu nedenle kurucu öğelerin özleri, özdeş
Devinim içindedir şimdiki gibi, eskiden beri.
Böyle sürecek gelecekte de özdeş devinmeler,
Şimdi doğduğu gibi duracak hepsi, değişmeyen
Bir kurala göre, yaşayacaklar, gelişecekler,
Büyüyecekler, doğanın geçerli yasasına göre.
Bir güç yoktur tüm evreni değiştirecek.
Bir yer yoktur kurucu öğenin bütünden
Ayrılınca gidebileceği, bir bölümünün de.
Varlığın yapısını, devinim gücünü değiştirmek,
Doğaya yeni güç katacak bir yer yoktur. Şaşılası
Bir durum yok bu konularda: Bütün kurucu
Özlerin devinmesine karşın, evrenin sürekli
Devinmezlik göstermesinde, bir de rasgele
Bir nesnenin, kendi kendine kımıldanışında.
Pek uzak kalır kurucu ilkeler özleri gereği
Sularımızın eşiğinden. Bu nedenle görünmezler,
Göremezsin devinimlerini, gizli kalır sana.
Gözlerimizle gördüğümüz nesneler de çokluk
Gizler devinimlerini bizden uzak bir yerde
Durdukça. Gider yaylımda sık, güzel
Bir sürü, yavaştan, otlaya otlaya sabahın
Kırağısında bir elmas gibi parlayan çayıra
Kıvırcık koyunlar, süt kuzularının oynaştığı
Boynuzcuklarıyla toslaştıkları evrede.
Bulanık görünür bize bunlar uzaktan,
Durur ak bir parıltı gibi yeşil dağda.
Dev orduların dolu dizgin doldurduğu gün
Ovayı, başlar savaş oyunu, kuşatır atlılar
Çevreyi, bir yarma, girerler korkunç bir
Saldırışla ortadan, titretirler düz ovayı.
Şimşek çakar gibi yükselir parıltılar göğe,
Yer ışıldar kılınçlardan çepeçevre, inler
Atların ayakları altında, sarar tepeleri
Savaş gürültüleri, yansır yıldızlara değin.
Öyle yerler vardır yüksek dağlarda,
Sessiz bir ışıltı görünür ovada.

Kurucu Öğelerin Biçimi

Dinle, değişik yapıdadır kurucu öğeler,
Türlü biçimlerdedir hepsi, özdeş, benzer değil.
Anla, görünüşte, benzeşip benzeşmediklerini.
Kurala göre türlü türlüdür nesneler, ayrı ayrı,
Bölümler bütünlere benzemez, şaşılası değil
Durum, ilkeler yığını büyük, sayısız, sınırsız,
Dediğim gibi, gerekmez özdeş bütünlük içinde
Benzeşmeli örülmeleri, benzer biçimde görülmeleri.
Bak kişi soyuna, yüzücü, pullu, dilsiz dirilere
Denizde, yırtıcılara, sürülerle sevimli sığırlara,
Renkli kuşlara, serin deniz kıyılarına, küçük
Deniz koylarına bakıver, halkın çevresinde
Yerleştiği kaynaklara, göller, sık ormanlar
Arasında uzayan sessiz çayırlara; soylarına
Göre düşün onları, anlayacaksın birbirinden
Ayrıldığını öz-biçimlerinde. Yoksa ne çocuklar
Tanıyabilirdi analarını, ne de analar çocuklarını
Bundan anlaşılır insanlar gibi hayvanların da
Birbirlerini bellediği. Süslenmiş tanrılar
Tapınağının önünde, çokluk boğazlanır bir danacık,
Günlük kokulu sunakta, can çekişir, akarken
Göğsünden gür kan, dolaşır anası boynu bükük,
Yeşil ovaları, seçer ayak izlerini toprakta,
Arar durur yazıyı çepeçevre, bir yerde, yiten
Yavrumu görebilir miyim diye. Doldurur iniltilerle
Tüm yeşil yaylımı, döner yeniden ahıra,
Yavrunun sevgisiyle yana yana, ne yeşeren
Kıvrık otları kırağılı çayırların, ne
Yaylımların çimenleri, ne de çıkıntılı kıyılarda
Akan ırmak avutur gönlünü, yürek doğrayan
Acısını giderebilir. Öteki danaların sevimli
Sıçrayışları bile oyalamaz gönlünü, gideremez
Üzüntüyü. Böyle derin yavrusuna tutkunluğu.
Oğlaklar bile seçer boynuzlu analarını
Daha yavrucukken titrek sesleriyle, bundan
Az değil toslaşan kuzucukların meleyen analarını
Tanıması, böyle koşar yavrular analarının
Sütlü memelerine, doğa kuralınca. Göremezsin
Ekinlerde, biçimsel ayrılık olmayanlarda,
Bir benzeşme, önce. Böyle süslediğini görürüz
Kayaları değişik boyalı, değişik biçimli
Midyelerin, denizin yumuşak dalgalarıyla
Kumsalda, susayan kumları kızgınca
Dövdüğü yerde, budur gereği de söylediğim
Gibi, tüm kurucu öğeler arasında kesin
Değişikliğin; öz-biçim yönünden, doğaldır,
Kişinin elinden çıkmış değil bunlar.

Öz - biçim, Nitelik

Pek kolay anlaşılır, bizce, benzer biçimde;
Şimşekten doğan büyük yakıcılığın nedeni,
Bizim toprak ocakta yakılanla karşılaştırma
Yapınca, diyebilirsin artık; göksel şimşeğin
Daha küçük öğelerden kurulduğunu. Bundandır
Bizim odun parçalarından küçük ışıldaklarda
Yaktığımız ateşin giremediği yere girmeleri,
Onların. Boynuz geçirir ışığı, yağmur yansıtır,
Nedendir bu? Çok küçüktür ışığın öğeleri
Canlar bağışlayan suyun öğelerinden.
Neden çok hızlı akar süzülen şarap,
Ağır ağır damlar fıçıya zeytinyağı?
Açıktır, zeytinyağının daha küçük öğelerden
Oluştuğu, ya da birbirine bağlanmış, çengelli,
Sıkı, Öyle benzer ki ayrılıyor tek tek öğeler,
Yavaşça süzülüyor ufak damlalar süzgecin
Deliklerinden. Bundan anlaşılır sütün, balın
Ağızda, dil üzerinde tatlı duyum uyandırması,
Öte yandan acı bir içkinin dudaklarımızda
Tedirgin eden, ya da kantaronun teksindiren
Etkisine karşı tatlının yeğlenmesi. Buna
Bağlanır, doğrudur, düz, yuvarlak öğelerden
Oluştuğu duyularımıza çarpan, tatlılık veren
Nesnelerin. Çengellidir, geymelidir (*) acılık
Uyandıran, kaba görünen nesnelerin öğeleri.
Bu tür öğeler duyuların önünü tıkar, tırnaklar,
Gövdemize ulaşınca batar, acı verir.

Duyum Ayrılıkları

Çatışır duyularda iyi, kötü etki bırakan
Nesneler, öz-biçimlerin başkanlığından bu,
Sanma çatırdayan bıçkıdan çıkan, titreyen
Çatlak sesin, esin perilerinden yardım gören
Sanatçının oynak ellerle tellerden çıkardığı
Düz öğelerden kuru ezgiler gibi anlaşılacağını.
İnanmayacaksın yürek bulandıran bir ölünün
Yansımasından çıkan kokuyla Kilikya tiyatrosunu
Dolduran taze safranın, ya da sunaktan yükselen
Günlük kokularının özdeş biçimli öğelerden
Oluştuğuna. Benzerlik düşünülmez boya öğelerinin
Görüş alanımıza giren iyileriyle, bizde tiksinti
Yaratan, bakışlarımızı iğneleyen, göz yaşartan,
Korkulu, ürpertici kötüleri arasında.
Düz yapılı öğelerden oluşmuş duyularımızda
Güzel, sevilir bir etki bırakan nesneler.
Kaba yapılı, duyuları tırtıklayan nesneler
Kurucu özün düzeninde ortaya çıkan bozukluk
Nedeniyle öyledir. Bir de gerçekten düz olmayan,
Çengelli, uçları bükülmemiş, ileri çıkıntılı
Nesneler vardır, işte bunlardır duyuları acıtan...
Bu nedenledir etkisi şarap çökeleğinin,
Bir de baldıran kökünden çıkarılan suyun.
Ateşin sıcaklığı, suyun soğukluğu, yıpratır
Özdeğin türlü tırtıklarıyla gövdenin duyularını,
Önceden kanıtlanmış bunların dokunmayla geldiği bize,
Ant olsun yüce tanrılara, dokunmadan, gelir
Hepsi, dıştan çarpmayla doğan iç acısının
Bizi sarsması, sevişmede Venüs'ün verdiği tadın
Duyulması. Bir yabancı nesne girdiğinde gövdeye
Karışır duyulur, başlar karşıt direnişler,
Tepkiler sezilir gövdenin kimi yerlerinde,
Duyarsın tepkiyi elini koyduğun bölümde.
Bundandır ilkelerin değişik biçimde oluşu,
Değişik duyuların uyarılmasında. Bize katı,
Sıkı görünenler içinde gereklidir derinliğine
Dal budak salarak, en sağlam yapıyı kuran,
Birbiriyle iyiden iyiye bağdaşan, çengelli
Türden öğelerin bulunması. Böyle oluşmuştur
Bazalt taşları, ilkin kayaların çarpmasına
Karşı koyan, sağlam çakıllar, demirin güçlü
Katılığı, gıcırdayarak kapanmaya engel olan
Maden özünden yapılmış kapı sürgüleri.
Gereklidir akıcı nesnelerden doğan
Akıcı özün düz, yuvarlak biçimli öğelerden
Kurulması, engel olmadığından birbirine yuvarlak
Öğeler yutulur su kolaylığınca haşhaş
Taneleri, eşit hızla yuvarlanırlar derine.
Görürsün birdenbire ayrıldığını birbirinden
Gerekince sis bulutunun, dumanın, ateşin,
Oysa kurulmamıştır düz, yuvarlak öğelerden
Bunların hepsi de, yine de engellemez bunları
Karışık yapılı ilkeler. Deler gövdeyi,
Girer içeri gözeneklerden, sivri, çengelli
Öğeler, önlemezler birbirlerini, gördüğümüz gibi
Devedikeninde, kolay anlarsın bunların
Karmaşık ilkelerden değil, sivrilerden
Kurulduğunu. Görünce akıcı olduğunu acılık
Veren nesnelerin de sakın şaşmayın, denizde,
Toprağın buğusunda olduğu gibi kavramışsan
Gerçeği: Düz, yuvarlak öğelerden oluşur akıcılar,
Acı verir bize bunlara karışınca katı nesneler.
Gerekmez çengelli biçimde kalmaları bunların,
Bellidir katı, yuvarlak yapılı öğelerin
Yuvarlanırken duyulara acı verdiği,
Daha iyi kavrarsın şimdi katı, düz
Öğelerin ne denli birleşme gücü olduğunu,
Bundandır acılığı deniz suyunun da.
Bir yol var burda, ikisinin ayrılmasında:
Büsbütün yüzde kalır çatışık tuz öğeleri,
Bir havuza akmak, ya da içilecek duruma
Getirilmek için sızınca tatlı olur toprağın
Katlarından su, böyle kalabilir toprakta acıtan.

1 Yorum

11 Ocak 2016 18:32  

Muhteşem

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP