Sonsuzluk

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Sonsuzluk

Anlatmıştım somut nesnelerin en katı, sağlam,
Dayanıklı, aralıksız öğelerden kurulduğunu,
Sonsuzluk içinde bulunduğunu. Araştıracağım
Evrenin de bunlar gibi sınırlanmış
Olup olmadığını, yukarda gördüğümüz boşluğun,
Bütün varlıkların içinde devindiği alanın, tüm
Yolların dört yandan çevrilip çevrilmediğini,
Ya da sonsuz derinlikte bir yere dayanmadan
Uçtuğunu. Var alanın yoktur başka sınırı, birer
Son uç bulunur nesnelerde, oysa yine bir
Son uçtur denen de bir öğedir kesinlikle,
Önceden varolan öğe sınır çizebilir ancak,
Uygun değil duyunun yapısı bunu kavramaya,
Uzaklık var arada. O da dışında değil evrenin,
Ne son, ne dış uç, ne ölçü, ne bitim vardır,
Kapladığın yer için de böyledir durum.
Yayılır nesnelerin bulunduğu yerden dört yana
Eşit uzaklıkta bu sonsuz bütün, evren
Yuvarlağına, düşünür müsün sınırlandığını
Tüm evrenin, son ucuna varmak olası mıdır,
Gerilmiş yaydan oku atmak, oradan söylemek
İster misin şöyle gönülden, hızlı bir vuruşla
Fırlatılmış sineğin, durmadan ilerleyeceğini,
İlk atıldığı yerden, düşünür müsün bir durumu
Değiştirmeden saklamanın elden geldiğini?
Onaylaman gerek birini, kapar ikisi yolunu,
İnan evrenin sonsuzca yayıldığına, kesin.
Engel olursa atılmış okun ulaşmasına,
Ereğe, bir yerde duruş, ya da uçup giderse
Ok süreklice gelmez bu gidişin sonu da.
Böyle geliyorum ardından yıllar yılı senin,
Sorarım sana, evrene bir son bulduğun yerde:
Ne çıkacak bu fırlatılmış kargıdan?
Dahası var: Yoktur evrende bir son, uzay
Kesintisiz bir akış içindedir, genişler boyuna.
Çevrilseydi uzay engellerle, bu toplu yığın,
Birleşmiş, sınırlandırılmış olurdu, batardı
Dört yandan engine, evren, ağır basınçla.
Bir olay görülmezdi gök çatısının altında,
Devinme olmazdı, güneş ışığı bile çıkmazdı, gökte.
Birleşmiş bir bütündür evrenin doğası, ortaya
Çıktığı bilinmeyen, sonsuz çağlardan beri.
Gerçekten, kurucu öğeler için, söz konusu değil
Bir yer, dayanarak değiştirme, başka güvenilir bir
Odak düzenlemek, bütün ilkeleri birleştirmek için.
Devinir tüm nesneler, yer değiştirirler, sürekli
Devinim içinde, gider gelir dört yana varlığın kurucu
Öğeleri, hızla çıkar aşağıdan, sonsuz uzaydan yerleşir
Boşluklara. Görürüz nesnelerin birbiriyle sınırlı
Kaldığını, yel dağları sınırlar, dağ yeli kuşatır,
Çevreler, karalar sınırlanır denizlerle,
Sınırlar denizleri yeniden karalar, yoktur evreni
Sınırlayan başka bir varlık, çok geniştir uzay,
Esneyen boşlukların derinliği, kıvılcımlar saçan,
Düşen yıldırımlar bile sonsuz sürenin üstünden
Aşarak varamaz son sınıra, bir başka gün başlasa
Kaldığı yerden yıldırım kısaltamaz kalan uzaklığı.
Öyle sonsuz yayılmış bu genişlik, aşar nesneleri.
Evrenin bir sürekli yasağı var burada: Kuramaz
Kendince engeller, birleşse, toplansa tüm nesneler.
Boşlukla sınırlanır tüm somut varlıklar, yeniden
Sınırlanır onlarla boşluk, gerektirir birbirini
karşılıklı, varlıklar. Bir engel çıkarsa iki
İlkeden birine yayılır sınırsızca özü gereği
Öteki, boşluk sınırlarsa uzayı, saklayamaz doğa
Kurucu öğelerini, boşluk sonsuz, ilkeler sınırlı
Kalır, ne deniz, ne kara, ne ışıklı gök, ne insan
Soyu, ne kutlu tanrılar, ne de biraz yaşam,
Çözülür bağından dağılır, sonsuz boşlukta varlık,
Toplanır birleşemezdi bir daha, yeniden oluşturmak
İçin bir nesne bu dağılandan doğa,
Ne bir amaç güder kurucu öğeleri nesnelerin,
Ne uygun sıra, ne toplu düzen, ne de örnekle,
Uzlaşmayla, kaynaşmışa benzer nesnel direnmeler.
Değişir çoğu türlü biçimlenmelerle sonsuzdan
Gelen bir çarpma, çınlama, sarsıntı nedeniyle.
Gelir çarpmaların ardından, bütünlük içinde,
Direnmeler, bağlantılar, sayısız yıllar geçer
Aradan, varlığın kuruluşunda olduğu gibi başlar
Biçimlenmeler, ulaşır direnme son odağına.
Beslenir azgın deniz ırmak sularıyla,
Ulaşır bol bir kaynağa, sayısız evren dönemlerinde
Yeryüzü gelişir güneş ışıklarıyla, yeni doğmuş
Yaratıklarla dolar sürekli, sönmez Aether'in
Dünyayı dört yanından kucaklayan ateşi,
Bunlar olmasa yükselemezdi doğa, sınırsız
Uzaydan gidenlerin yerini doldurmak için.
Birilerin yapıları gereği besini tüketmeleri,
Azalmaları gibi, dağılır tüm nesneler de,
Eksilir, buna karşın onarır kendi kendini
Doğa, bu yer kaplayan anavarlık, bir eksilme
Başlayınca özgünde, karşıt durumda. Engeller
Çıkar önüne, dıştan gelen çarpmalar, birleşmeler
Önleyemez böyle dağılmasını, öğeler başarır
Bölüm bölüm onarmayı, giden öğelerin yerine
Gelir başkaları, onarır "bütün"ü, giderir
Eksikliğini, kayarak ileri geri bu işlemde,
Yer yapar, süre kazandırır kurucu ilkelerin,
Anaözün öğelerine. Döner durmaksızın anaözün
Öğeleri çevresinde, gelir gidenin yerine başkası.
Önlenir eksilme bu sürekli alışverişle,
Bu çarşpışmalarla sınırsız bütünde, doldurur
Gidenden doğan eksikliği gelen.

Orta Yere Yönelme

Ey Memmius, bırak "tüm nesneler orta yere" gelir
Denen görüşü, bu konuda, durur sımsıkı çarpma
Olmadan dıştan, nesneler, çözülmez, bırakmam
Gerekir bu "ortaya yönelir" diyen kuramı, tümden,
İnanmam gerek tüm nesnelerin kendi kendini
Tuttuğuna, güçlü yığının toprağın içinde olduğuna,
Suların acımasında görülen yansımalar gibi
Öteye beriye gidip geldiğine inanmam gerek.
Buna benzer sözlerle sürerler ileri bütün
Yaratıkların dimdik durarak dolaştığını,
Çıkamaz yerden göğe gövde, düşemez ordan, uçamayız
Göğe, orada güneş varken bizde gece, ayrılır
Zaman bizimle gök arasında, deliliktir
Bütün bunlar, sarsakça bir yanılmaya
Nedendir, başlangıçta sapmışlar doğru yoldan,
Yoksa, doğru değildir bir "orta yer"
Boşluğun, uzayın sınırsız olduğu yerde.
Bir "orta yer" olsaydı orada eskiden beri
Bir nesne kalırdı yerleşirdi gerçekten.
Boşluk dediğimiz uzay da, yer de ya ortada,
Değilse, adım atım devindiği yere çekilme
Gereğindedir, eşit ağırlıklar karşısında.
Bir erek yoktur nesnelerin varmak istediği,
Nesneler ağırlıksızmış gibi durur boşlukta.
Boşluk olan yerde yoktur bir temel taşı
Denebilecek nesne, çekilmesi gerekir özüne
Göre nesne geriye. "Ortaya yönelme" basıncı
Yok nesnelerde, yalnız birleşmek içindir baskı.
Ortaya yönelmek için değil bu birleşme; toprağa,
Islaklığa, denizlerin, dağlardan inen ırmakların,
Denizlerin ıslaklığına yönelme, birleşme var.
Havanın inceliği, ateşin sıcaklığı nedeniyle
Bir yükselme, itinme olur yukarı doğru. Budur
Havanın yıldız ışımalarıyla çevrilmesini
Sağlayan neden. Gökyüzünde ışınlar saçarak
Doğup batıyor güneş, orta yerden dağılarak
Toplanıyor bütün ısı. Yeşeremez yapraklar
Bile ağaç doruklarında, veremiyor onlara
Toprak sindirilmiş olarak gereken besini,
Ayrı ayrı, ancak buradan yayılır özsular,
Yanlıştır karşısanı, benimsenemez artık,
Açıkça göstereceğim gibi daha sonra.
Burada, yanılmayasın diye, şunu söyleyim yine:
Çekmezse özel güçler öğeleri başka bir yöne:
Koruması gerekir kendini tüm nesnelerin,
Aşağı düşme çabasına karşın, şundan korkulur
Doğrusu: Tutmazsa evrenin oynakları dağılır,
Yuvarlanır sonsuzluğun içine öğeler.
Uçan yalımların evren çatısının duvarlarını
Dağıtışı, hızla sonsuzda yokedişi gibi,
Bu örnek üzredir öteki evrende, gümbürdeyerek
Düşer yüksekten aşağı göğün çatısı, birden
Batar ayaklarımız altında yer, yiter engin
Boşlukların uçurumunda. Çatırdar göklerle birlikte
Tüm varlıklar, katılır toptan çöküşe, dağılır
Nesneler, döner yokluğa, kalır geride boş uzay,
Bir de görünmeyen öğeler. Anaözdekte eksilme
Olduğu yerde, açılır nesnel varlıklar için
Açılır ölüm kapıları, kıvrılır göçer sonsuza
Özdek. Sonuna değin gidersen kolay kavrarsın
Öğretimizi; biri ötekinden anlaşılır bunların.
Kesmeyecek yolunu karanlık gece, açıktır sonuç,
Doğada biri yakar ışığı ötekiler için.

1 Yorum

Adsız
18 Mart 2010 22:55  

ezelii söz- düştü başa.
ebedii göz-baktı taşa.
akıl bir- düşündü, pir düşündü
yazayım mı- kazı yayım mı dedi?
k-ad-er -ini-bvir den bire dizdi.
inci etti gerdanına--akkızla- yağız oğlana
demiş.ler-dememişler
bir birlerini şöyle bir süzmüşler.
***************************************
od düşünce göğsüne-akıl koşmuş ötekinin peşine.
tutuşmuş eteğine-saklanmış yüreğine.
yar-atmış kancayı-seçtiği eşine.
var olan öz-söze dönmüş- hemence.
öz-le söz--düşman olmuş nedense.?
biri varım der durur-
diğeri yoksun der kudurur,
oysa hay aleminde-
kurulmuş bu imece-----
selam- ey dostlar- selametlik sözlerde.
öz izin verir ise.
sonsuzluğa ebedii
ezelii iki rakip ile......
ikisi araç olsun...amacımız konuşsun
gerçek-real-ne ise-
varlığın gizeminde.
görünen alem bu ise, görünmeyen felsefe..
akıl-düşünce ide.
bilinç şuur-firasetle.
her harf-i kelam gibi
her insanın aklınca-
sanı-tanı-alemii bilmece.

ışığımız dan saygıyla
aklının yetisi-elinin getirisi
*****yüce ruh **a<**b** den izin verdi.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP