Öğelerin Bölünmezliği

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Öğelerin Bölünmezliği

Evrende yokoluşun ardı gelmeseydi, yokolurdu
Nesneleri kuran anavarlığın öğeleri de,
Baştan beri geçen günler, akan süre içinde,
Bir nesne kalmazdı kurmak için yenilerini,
Belli bir sürede aşınır giderdi varolanlar,
Gününden önce yaratmanın, yeniyi düzenlemenin.
Görüyoruz geçen günler dizisinde sonsuz sürenin
Yok edemediğini bugüne değin kurucu öğeleri,
Gelecek çağlar içinde yenilerini kurmada.
Bütün nesnelerin yenilenmesinden anlıyoruz
Kurucu öğelerin yokolmadığını, boyuna.
Yoksa tüm kurucu öğeler azalsaydı gitgide,
Yani bir varlık konmazdı ortaya, oysa çiçek
Gibi açılıyor nesneler, doğuyor özgün, sürelerde.

Dört Öğenin Yapısı

Sıkıdır, kaskatıdır anaözün öğeleri,
Yumuşak yapıdadır toprak, su, yol, od,
Boşlukla karışmıştır bunların tümü de.
Yumuşak değildir kurucu ilkeler, yoksa
Nereden çıkardı demir, kaskatı çakıllar,
Hangi güç kurmuş bunları? Nerde, bilinmez.
Olmasa kurucu öğeler yoksun kalırdı özünden
Anavarlık, kopardı gerçek kaynağından.
Sağlamdır, dayanıklıdır, yalındır kurucu öğeler,
Nesnelerin gerçek kurucuları, bağlıdır hepsi
Özgün bağlarıyla bağlanınca birbirine sımsıkı
Birçok etkin güç koyabilirler ortaya, özgün.
Yoksa pek azı kalırdı bu sonsuz nesnelerin,
Bunlar da sonsuz süreden şimdiye değin
yokolmaktan kurtulan, övülmeye değer olan
Nesneler olurdu. O zaman bir çelişme çıkar
Ortaya, bölünen varlıkla bölünmeyen arasında.
Dipdiri kalır ilkeler sonsuz süre boyunca,
Sayısız çarpmalara karşın dağılma yok özlerinde,
Artık belli belirlidir bütün soyun, oluşan,
Yaşamın sınırı, çizilmiş önceden.
Anavarlık koşullarına uygun kuşaklar
Sonsuz düzen gereği sapasağlam kalırlar.
Değişmez varlık türleri, uyar bu kurala, kalır:
Boyam boyam tüylü kuşlar bir diziye göre,
Öğrenir atalarından, soylarınca, yuva kurmayı,
Değişmez onların özü, saklanır gövdelerinde
Gereğince, yoksa değişirdi ilk kurucu öğeler,
Tüm nesnelerde, anlaşılmazdı hangi türün
Kendi özüne uygun yapıda doğabileceği,
Nenin başka türlü olabileceği, bilinmezdi,
Ne tür bir varlıktan ayrılmışlığı kesinkes,
Anlaşılmazdı yaratan gücün özünde saklı gizem.
Öğrenemezdi tür tür ayrılmış diriler kendi
Törelerine uygun davranmayı, devinmeyi, atalardan,
Yaşam düzenini, bulunca ilklerde bir sınır bile,
Algılanmaz duyularla, olmazdı sürekli bölünme,
Tek tek öbekler çıkmazdı ortaya, ne bağımsız
Bir bölüm, ne bir nesne doğardı, yetersiz
Kalırdı. Gerekirdi böyle bir bölümün de olması,
Başkalaşma. Oysa doğar benzeri benzerden, ikisinin
Birleşmesinden bir düzen içinde, somutun özü.
Tek tek varolamazlar, bu yüzden gereklidir
Çözülmez bir düzen içinde bağdaşmaları.
Sıkıdır, dayanıklıdır, yalındır ilk öğeler,
En ufak nesneler bile sıkıdır geymelidir
Birbiriyle, oluşmaz tek tek kırıntılardan
Bir bütün, nesne, birleşmekle, yanyana gelmekle.
Sonsuz bir yaşam sağlar onların birliği.
Atamaz, eksiltemez doğa bu ilk özleri.
Saklaması gerekir gelecek kuşaklar için
Tüm kurucu özleri, ana varlık. Sayısız öğeden
Oluşur en ufak nesne bile, bölünür durmadan
Bir yarım başka yarıma sonsuzca, gelse ayrılmazdı
Birbirinden büyükle küçük, iş yok bunda. Bölünür
Sonsuzca "bütün" de, böyle doğar ufak ufaktan
Us algılamaz bunu bir gerçek diye, budur
Uygun geleni bizim usumuza. Gerekir senin de
Kesinlikle, gerçek bir ilk kurucu öğenin
Bulunduğunu söylemen. Görünmez bu ilk
Kurucu öğe, başöğe, söylemelisin artık sen de
Sağlam bir yapıdadır bu ölümsüz kurucu öğe.
Önünde sonunda yaratıcı tanrıça, baskı yapar
Bütün yaratıklara bölünmek, dağılmak yel
Olmak için. Bunlardan kuramaz eşit özdeşleri
Yeniden, gelmez elden bölünmez tozanların
Birer birer doğurucu özde saklı gücü taşımak.
Ağırlık, çarpma, çarpışma, itim, kımıldama değişik
Bir bağlamda gerçekleşir düzen içindeymiş gibi
Belli bir uyumda bütün nesne türlerinde.

Herakleitos

Bundandır ateşin "tüm varlık"ın kurucu ilkesi,
Evrenin doğurucu tözüdür diye düşünülmesi.
Herakleitos'dur öncüsü böyle düşünenlerin,
Gerçekten ayrılıp yanlış yolda gidenlerin,
Pek ünlüdür onun karanlık, anlaşılmaz sözleri
Grek ülkesinde, ilk araştırıcısı sayıldı gerçeğin
Birtakım delilerce. Şaşkınlar bayılır karmaşık
Sözlerine, dilinin altında saklı hepsi, dolaşık,
Gerçek sayarlar kulağı okşayan, süslü, yalın,
Çekici bir anlatımla yüksekten atan konuşmalarını.
Sorarım onlara, neden türlü türlüdür nesneler
Gerçekten ateşse kaynakları, yalnızca?
Bir kazanç çıkmaz yalımın incelmesinden,
Sıkışmasından, saklar ateş bölümlerinde de
Kendi "bütün"ü içinde bulunanı, bırakmaz.
Daha yoğunlaşsa bölümleri, daha keskin,
Daha yalın, yeğnik olsa da yalım, inanılmaz
Ayrılmış, dağılmış bölümlerden sürekli, belli
Bir oranda türlü varlıkların oluştuğuna,
Sıkışmakla, gevşemekle, değişmekle ateş olmaz
Türler, bir de şu var: İncelme, sıkışma nesnelerde
Boşluk açarsa kolay gevşer, ya da yoğunlaşır
Ateş, Bilinir kendi düşünceleriyle çeliştiği
Onun, yazdığı yapıtında, korkuyor kendisi de
Boşluğa inanmaktan, şaşıyor gerçek yolunu,
Ürküyor, anlamıyor boşluk dışlanırsa sıkışır
Tüm nesneler, toplanır bir araya, başlangıçta
Bir somut nesne varken, kalır açıkta, anlamsız.
Boşluktan ne üretilir, ne dışarı atılır,
Yapamaz bunu somut bir nesne, etkin yalımla
Ateş ışığından çıkar buğu, ateş gevşek, yaygın
Öğelerden kurulu, besbelli. Hızla geçer ateş,
Değişir "bütün" olarak özyapısı, söner
Bölüm bölüm, yokolur yalımlar, bunlardan yeni
Nesneler doğar, diyor, olmaz böyle, değişir
Durmadan ateşin oluş nedeni, birden karışır
Yokluğa, bir iz kalmaz eski varlığından.
Oysa nesneler yokolmaz, yenileri kurulur hep,
Değişmez özü kurucu öğelerin, çoğalır türler,
Bu sonsuz öğeler değişen düzenle çıkar, batar,
Yeni nesneler oluşturmak içindir bu düzenli
Değişme, oysa ateşten kurulamaz bu ölümsüz
Öğeler, bilmen gerekir bunu, açıkça senin de.
Kurucu öğeler taşır değişmeyen, sonsuz özleri
İşte bunlardır varlığın oluş nedenleri,
Oluyor benzer durumlar da, yumuşama, yitme,
Katılma, düzende seyrek de olsa bir bozulma,
Yalnız ateşin kızgınlığı kalsaydı yitmeden,
Ateş olurdu bütün varlığı yaratan, kuran.
Benim anladığım gerçek: Öğeler vardır kurucu,
Onların belli düzeni, biçimi, durumu, oranı,
Derlenmesi, birleşmesi, devinmesi ateşi doğuran
Onlar, değiştikçe durum değişir onlarda düzen,
Çıkmaz ateşten başka nesneler, öğeleri bizim
Duyularımıza gelen, bizde duyumlar oluşturan,
Nesneler, söylemek gerek şunu da: "Yalnız ateştir
Tüm nesnelerin içinde olan, başka bir gerçek
Yoktur varlık düzeninde ateşten öte." Demiş
Herakleitos, benim anladığıma göre. Doruğuna
Çıkmış deliliğin, bunları söylemekle. Tutarsız
Sözleri, duyulara çatar, onlara uyar, düşer
Çelişkilere, çürütür kendi kendini. Önce duyulara
Güvenmiş, açıklamış ateşi, düşünmüş, kesin saymış,
Sonra dönmüş yadsımış duyuları, dışlamış onlarla
Gelen verileri, delice işler, neye güvenmeli?
Nedir güvenilir duyular dışında, doğru, yanlış
Hangisi duyularla sağlanan izlenimlerin?
Neden atılsın hepsi, yalnız ateşe inanmak için,
Ateşi anmadan, yerine başka bir nesne koymak
İçin? Saçma önermeden saçma çıkarmaktır bu,
Bunlar, nesnelerin ilkesini ateşte bulanlar,
Tüm evreni yalnız ateşten çıkaranlar.
OIuşun ilkesini suda, solukta, ararlar,
Suyu biricik ilke sayarlar, sonra yeryüzünü
Yüceltirler, tüm varlıkların değiştiğini,
Sonra toprak anaya döndüğünü ileri sürerler.
Öğreniyoruz bunların yanıldığını, ayrıldığını
Gerçek yoldan, şu iki ilkeden: Suyu toprakla,
Yeli ateşle birleştirirler, sonra döner
Bütün varlık türlerinin dört öğeden çıktığını
Savunurlar: Sudan, yelden, ateşten, topraktan.

Empedokles

Agrientumlu Empedokles'ti onların öncüsü,
Üç yanı açık bir adanın kıyısında doğmuş,
İon denizi çevrelemiş bir dalgalı yay gibi
Mavi dalgaların tuzlu köpükler fışkırttığı
İon denizi, ayırır daracık bir geçitle burada
İtalya kıyılarından adanın yöresini,
Buradadır ünlü Charybdis çölü, gürleyerek dönen
Aethna, yalımlar saçar, gürüldeyen göğsünde toplamak
Ağzından ateş püskürtmek için kraterlerin,
Yükselir göklere, yalımlar saçar, yıldırımlar
Çevirir bu görklü adayı, fırlar arada bir gözleri
Kamaştıran, çok ilginç sayılır uluslarca tüm
Yeryüzünde, görkemli varsıllar bolluk içinde,
Kargı kullanmada seçkin yiğitleri, savunmada
Benzersiz erleri, yoktur daha görkemli kimse
Göğsünden çıkan taşkın bilgeden, tanrısal öğüncü.
Bize böyle bilgelik öğretileri gösteren,
Bir ölümlü soyun aydınlığı diye, görünmeden.
Gösterdiğimiz gibi, yukarda, onu izlemeden uzak,
Anlayışı yetersiz kimselere karşın, tanrısal
Görüşün kavradığı, kimi eşsiz buluşları açıklamış,
Duygularının pek yüksek, kutlu tapınağında,
Apollon bilicisinin Tripodus'ta Pytia'ya
Söylediği, gerçekten, bize değin gelen bilgelikleri.
Yıkılır bu ilkeler karşısında ne varsa.
Yükseliyor, güçleniyor, pekişiyor bu ilkeler.
Onlar düşünmüyorlar öncekiler gibi boşluksuz
Bir devinmenin olmayacağını, seçiyorlar gevşek,
Yumuşak varlıkları, toprak, su, yel, ateş gibi,
Tüm dirileri, bitkileri, nesneleri boşluk olmadan
Ortaya koyabilmek için. Sürekli bölündüğünü
Söylüyorlar nesnelerin, sonsuzmuş bu bölünmeler.
Yine bulunmazmış içinde nesnelerin ince kırıntılar
Bile. Dış uçlarında bu nesnelerin duyularımız
Sezer kimi izleri gerçektir bu, bundan anlaşılır,
Görünmeyen öğelerin de bir dış ucu, daha ufak
bir bölüm taşıdığı, bunun da hangi anlama
Geldiği. Bir de şu var: Onlar nesnelerin hep
Kurucu öğelerini seçiyorlar, bizce görünür
Bunların gevşekliği, geçiciliği, verimsizliği,
Dağılır bunlar, evren de dağılır, yeniden
Oluşur bir nesneler yığını, diyorlar, oysa
Gerçek değil bu görüşlerin ikisi de.
Karşıttır bu dört öğe birbirine, ölümlüdür,
Günün birinde çözülüp gitse içlerinden biri
Dağılsa, engin boşluğun içinde yokolur,
Fırtınada yıldırımın, yağmurun yellerin
Yuvarlandığını, dağıldığını gördüğümüz gibi.
Bu dört öğeden doğması gereken nesnelerin
Sonradan ayrılışını, dönüştüklerini nesnel
"Bütün"e yeniden, görülür mü ilk kurucu öğeleri?
Düşünülmez mi bu bağlantının bir de karşıtı?
Baştan beri doğuruyor nesnel öğe, değişiyor hep,
Değiştiriyor boyamlarını tüm nesneler, ötekiler
Gibi, düşünürsen karıştığını toprakla ateşin,
Esen yellerle suyun, akıcı ıslaklığını
Değişme yok demektir bu bağlantıda, yoktur
Bu dört öğeden ayrılmış bir yaratma, nesne,
Kırda bir ağaç gibidir bu, açılır, solar. Söyler,
Türlü nesnelerin karışımında kendi özünü
Gösterdiğini varlıkların, toprakla karışan yel
Yine yel, ateşin suda sönünce yine ateş kaldığını,
Gelince doğurma konusuna: Görünmeyen, gizli bir güç
Saklıdır ilk kurucu öğelerde, anavarlık,
Direnir özvarlığa, yeni yaratılışa karşı,
Engelleyici bir etken yoktur burada, korur
Özünü doğa, gökten, kızgın yalımlardan bile
Çıkar birtakım kurucu ilkelerden nesneler,
Önce ateş döner yel olur bulut olur, yağmur
Buluttan çıkar, toprak derlenir yağmurdan, değişir
Ne varsa, gider geriye, önce su, sonra yel, ateş,
Bitmez değişmeler sonsuz akışta, ne gökten
Yere inenlerde, ne yerden yıldızlara ağanlarda,
Bunlar da görünmez kurucu öğelerde, bir öz var
Kalması gereken bu değişmelerde, bu akışta,
O da, büsbütün yokolmadığıdır nesnelerin.
Oysa sürekli değişen, yerini değiştiren, belli
Durumda kalmayan yokolur önceki gibi,
Bu yüzden, değişmesi gereken diye, gösterilen
Nesnel özler başka nesnelerden oluşur ancak,
Böyledir, değişmeyenler de yitip gitmezler,
yokolmazlar büsbütün, böyle ilkeler düşünmeli,
Ölmeyen, yokolmayan öğesel ilkeler,
Olasıdır bu tür ilkelerin kurması ateşi,
Onun ardından yel doğmuş bu kural üzre,
Eklenmiş ona daha birkaç nesne kımıldamış,
Bir de düzen değiştirerek çıkmış biri
Ötekinden bir bütün içinde oluşmuş.
Olumludur diyorsun olay, yukarı bakarak
Nesnelerin havaya yükselişine, gelince günü
Gökten inmezse yağmur, sarsılmazsa bulutlardan
Dökülen sularla ağaçların dalları üstlerine,
Göndermezse ısıtan ışınlarını bize güneş,
Ne buğday gelişir, ne yemişler, besleyen özler,
Katı yemek, birleştiren ısı gerekser gövdemiz,
Yoksa yaşanmaz, incelir sinirler, erir kemikler.
Somut nesnedir gelişmeyi sağlayan, besleyen,
Böyle besler birbirini tüm nesnel varlıklar,
Türlü nitelikte, durumda toplanmış öğelerle,
Birleşmiş birçok türde nesne kendi özünce.
Kendi türlerince beslenir varlıklar, ne yolla
Beslendiği kurucu ilkelerle, bunların hangi
Yöntemle birbiriyle kaynaştığı, devindiği
Özel yapılarına göre önemlidir, bunu bilmek.
Bir özden kuruludur yer, gök, deniz, ırmaklar,
Güneş, bir de ekinler, dipdiri, özlü yemişler.
Bundandır davranış, seçim değişikliği onlarda,
Öz bir, davranış başka. Benzer bu durum, benim
Dizelerimde yan yana dizilen, biçimi ayrı
Harflerin kurduğu anlamsal düzene, tek başına
Yok anlamı bir harfin, öyledir öğeler de, gelir
Yan yana, birleşir belli ölçüler içinde, kurulur
Nesneler, sen söyle kurucu öğelerin de böyle
Olduğunu, dirilerde yetenek, güç ayrılığını.

Anaksagoras

Görelim ne düşündüğünü Anaksagoras'ın da,
Ne anladığını homoiomereia kavramından,
Yok karşılığı yoksul dilimizde bu Grekçe sözün,
Yine yazıyla anlatabilirim bu konuyu, nedir bu
Homoiomereia, ne öğretiyor bize bununla bilge.
Kemikler oluşur, düzenle, incecik bölümlerden,
Kılcal damarlardan gelişir bağırsaklar da,
Et düzenlenir birbirine karışan, akıcı kanın
İnce damlalarından, bir de açıklar hangi yolla
Çıktığını altının tozanlardan, Anaksagoras,
Toprağın toprak tozanlarından, suyun su
Damlacıklarından, ateşin kıvılcımlardan
Oluştuğunu. Böyle açıklar öteki nesneleri de,
Kendi bile inanır söylediklerine, oysa anmaz
Boşluğun adını bile, belli bir erek göstermez
Nesnelerde bölünmeye, yanılma var iki görüşte de.
Önceden açıkladığımız koşullar içinde.
Düşünür verimsiz bir tutumla kurucu öğeleri,
"Öğe" denecek bir özelliği varsa onların,
Özdeş özle donatılmışsa onlardan oluşan
Nesneler belli biçimde. Acı çeker, ölür
Varlık, kurtuluş yok ölümden, direnemez
Basınca. Ne kaçabilir yazgının elinden, ölümün
Dişlerinden? Nedir bu yel, su, toprak, ateş?
Kan, kemik? Sonuç alınmaz bunlardan, geçicidir
Tüm nesneler bu durumda, gördüğümüz gibi, baskılarla.
Bölünemez bir nesne başka bir nesneye,
Yoktan varolamaz. Bunun kanıtıdır söylediklerim
Önceden. Besler, geliştirir gövdeleri yemek, bilmek
Gerek burada damar, kan, kemik, sinir ne varsa
Gövdemizde yabancı nesnelerden, yemekten, gelir,
Ya da yemekler türlü nesnelerin karışımından
Olur, içlerinde pek ince sinir özleri, kemik, kan,
Damar bölümcükleri, yapıcı öğeler bulunur, saklı.
Bütün yemeklerin kurusunda, yaşında bir bileşim
Var, büsbütün yabancı özlerden kurulmuş, onlar
Geliştirir bizi kan, özsu, kemik, sinir karışımıyla.
Topraktan gelirse somut nesnelerin gelişmesi,
Gerekir toprağın da yabancı öğelerden oluşması,
Onun sandığına göre hepsi, oysa onlar da topraktan
Çıkıyor bir bir. Dönelim başka konuya, yeterlidir
Buna da sözümüz. Odunda gizliyse yalım, duman, kül,
Başka nesnelerden kurulması gerekir odunun,
Odundan, daha önce çıkan, başka nesnelerden
Gerekir şimdi toprağı besleyen, büyüten, durmadan
Başta tür nesnelerin çıkması birbirinden. Çetin
Bir olay, bunu da Anaksagoras seçiyor, kendince:
İçten içe karışır nesneler, bağlaşır birbiriyle,
Gizli birlik sağlanır aralarında, dizilir "bütün"de
Tozanlar, uyum içinde kaynaşır. Anlaşılmaz denir
Onun bu savına da. Değirmen taşları arasında
Ekinler ezilirken gerekirdi kanların sızması,
Gövdemizde görüldüğü gibi. Havanda döğülen,
Taşların altında kalanlardan, yine gerekirdi
Kan damlaması, öte yandan yünlü bir koyunun
Memelerinde olduğu gibi sudan tatlı bir sıvının
Akması. Gerekli miydi toprak yığınları içinde,
Tarlalarda türlü türlü otların, bitkilerin,
Yemişlerin, yaprakların görünmesi,
Ya da toprak yığınlarının arasında gizlenmesi?
Görünürdü odunlarda dumanlar, küller kırılıp
Dağıldıklarında, kıvılcım çıkararak yandıklarında.
Oysa bunlar olmuyor, ne varsa gözlerimizin önünde.
Bilmek gerekir nesnelerin karışmadıklarını,
Birbirine, başkalarının söyledikleri gibi.
Görünmeyen ortak öğeler, özler, biderler (*)
Vardır, nesnelerin içinde saklı, bilmek gerekir,
Nesneleri oluşturmak içindir bunlar.
Yine söylüyorsun: "Yüksek dağ tepelerinde,
Yetişen ağaçların azgın yeller estiğinde,
Birbirine sürtünme yüzünden yandığını, sonra
Yalımlardan, kıvılcımlardan çiçekler açıldığını"
Söylüyorsun yine, doğrudur bu görüşün, ancak
Ağaçta gizlenmiş yalım olmaz, çoktur odun dokusu,
Sürtünmeden akım doğsa yanardı tüm ormanlar,
Yalım gizlense ağaçta, her gün yangın görünürdü,
Yakar yıkardı tüm ormanları dört yandan, tutuşturur
Ağaç gövdelerini. Bağladık bu konuyu da sağlama,
Sözlerimle, budur önemli olanı da, konunun,
Nasıl gider gelir karşılıklı kurucu öğeler,
Aralarında ne denli birleşirler, değişik durumlarda,
Karşıt devinimlerle, kımıldanışlarla.
Görmez misin belli nesnelerin doğurduğunu
Az çok değişince yalımlı da, ağacı da? Yakındır
Birbirine anlatımlar da, değişen ilkelerin
Açıklanışında, anlarsın düşününce bir ağacı,
Ateşi incelerken, tüm nesnelerde böyle olduğunu
Durumun, apacık. Düşünemezsen nesnel özün özdeş
Yapıda ilkelerden kurulduğunu, senin gözünde
Yokolmuş demektir varlığın ilk kurucu öğeleri.
Bundandır tuzlu gözyaşlarının, biz, gülerken
Yanaklarımızı, kirpiklerimizi kaplaması.
Dinle biraz daha, öğren açıkça, geri kalanları.
Kaçmıyor gözümden içine daldığım karanlık alan.
Doldurmuş içimi ün sağlama umudu, neden uyandırmış
Bende Thyrsus bilmem, şiir isteği, tatlı.
Budur beni sürükleyen, çırpınan yürekle, bilinmez
Bir ülkede esin perileri arasında dolaşmaya.
Sevindirir beni bilinmeyen kaynakları bulmak,
Yeni açmış çiçekler dermek, kıvanç verir,
Perilerin, öncüllerimizin düşte bile görmediği
Bir taç yapmak için başıma, değer verir şiirim
Yüksek nesnelere, benim kurtarmaya çalışan tinleri,
Dinlerin sıkıcı bağlarından. Benim şiirimdir
Aydınlatan bu yörenin karanlıklarını.
Aydınlık gerek, yayılmış çevreye peri büyüleri,
En uygun düşünceyle seçilmiş şiirimin süsü,
Bu yazdıklarım, benzer acı ilaç veren
Sağıltıcının altın rengi bal sürmesine bardağa
Kandırmak için toy çocukları, duyurmamak için
Acılığı; aldanır dudaklar bala, içerler acı sıvıyı,
İşte böyle kandırılır, kanmayan çocuklar bile.
Bu yöntemle korunur sağlık, dönülür iyiliğe,
Böyledir yapmak istediğim de, öğretimizi duymayan
Kimselere, kuru, kolay, yüzeysel sananlara.
Bakmayıp onların boş sözlerine, tatlı şiirin
Akışında bildirmek istiyorum kolayından
Anlatarak, esin perilerinin en tatlı ballarına
Batırıp getirmişim bilgeliğimizi, duyduğum gibi,
Öyle kavrarsın şiirimizde varlığın yapısını, tümden.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP