ONDOKUZUNCU BÖLÜM

Yıldırımın Yapısı, Etkisi

Gösteriyor gerçek yapısını da, etkisini de
Şimşekler. İlkin şimşek çakar, yangınlar çıkar,
Kükürt kokulu dumanlar kaplar ortalığı, boğucu,
Bunlar ateş belirtileri, yağmur, yel değil.
Bundandır evleri, damlarını yakması yıldırımın,
Odalarda yalımlar egemenlik sürer, evrenin
Ateşleri arasında en incesi şimşek ateşi.
Ona vermiş doğa en incecik, oynak öğeleri.
Karşı koyamaz ona evrende bir nesne. Deler
Evlerin duvarlarını güçlü yıldırımlar, geçer.
Çığlık gibi, ses gibi geçer kayadan, madenden
Yıldırım. Akar altından, bakırdan, kayar birden
Şaraptan, kabına dokunmadan. Yumuşatır yavaşça
Sıcak soluğu şarabı, kolayca geçebilecek
Durumdadır kabın gövdesinden, titreşerek sızar
İçeri, böler, ayırır birden şarap öğelerini.
Güneş sıcağının kişi sağlığına dokunmayışı
Gibi, böyle hızlı devinmesine karşın yıldırımın
Baskın gelen oynak gücü geçer şaraptan.

Yıldırımın Doğuşu

Nereden çıkar yıldırımlar, korkunç etkileri,
Kızgın yalımları, yüksek kuleleri yakan,
Evleri çökerten, çatıyı, direkleri söken, sarsan,
Anıtları bozan, yiğitlerin anısına dikilen.
Kişileri öldüren, hayvanları yok eden çevrede.
Açıklamak isterim, sana, verdiğim sözü uzatmadan.
Bu azgın, büyük işler gören gücün çıkağını.
Yıldırımlar, yalnızca, üstüste yığılmış, dağ
Gibi bulutlardan çıkar, anlaşılır bu kolayca,
Parlak gökte yeğnik bulutlardan çıkmayan
Şimşeklerden. Duyular gösterir apaçık bunu.
Başlayınca fırtına şimşek çaktırmaya, yuvarlanır
Yumaklaşan bulutlar engin uzayda, sanılır
Acheros'un uçurumlarından çıkmış korkunç
Bir karanlık, doldurmuş gökleri baştanbaşa,
Bir korkudur alır bizi yukardan gelen
Yağmur bulutlarıyla koyu bir karanlıksa
Yükselen; çöker kara bir bulut yığını deniz
Dalgalarının üstüne, uğursuz boşalma başlayınca
Gökten, büyür gittikçe koyuluklar içinde,
Yaklaşır, uzaktan, korkunç karanlıklarla,
Birden boşalır yıldırımlar, kasırgalarla
Yüklü sağnaklar, ateşlerle, yellerle
Dolduğu yerlerden, titrer kişiler, ararlar
Sığınmalık bir yer karada korunmak için.
İnanılır başımızın üstünde fırtınaların
Yükselmesine; yoksa gölge salmazdı yığılmadan
Böyle kat kat, üstüste binmeden karada, önünü
Kapayamazdı güneş aydınlığının bulut yığınını.
Yakıp gelmezdi yağmurla birlikte sağnaklar.
Toprağı, sular basardı karaları, ne tarlalar
Çalkanırdı göllerde, uzayda yükselmeseydi böyle
Yığın yığın bulutlar, bu nedenle dolarlar yukarda
Esen yellerle, ateşlerle. Bu nedenle düşer
Yıldırım öteye beriye, gürler gökler. Dediğim
Gibi, saklar bulutlar yukarda da sıcaklık
Öğelerini oyuklarında. Çok uzak kalması gerekir
Bunların güneş sıcaklığından, ışımalardan.
Esen yeller rasgele bir yerde çarpar, toplarsa
Yığın yığın bulutları, pek çok ateş öğeleri
Çıkar onlardan, bağlanırlar ateşle, kayar hızla
Girerler içeri, dönerler, kıvrılır daralırlar,
Şimşek kılıcının yapıldığı kızıl ocakta.
Kat kat tutuşur yeller, yanar burada kendi
Sıkı devinmesiyle kızarır, doğar güçlü bir akım,
Yaygın ateşten, olgunlaşır, gelişir şimşeğin özü,
Fırlatır birden bulut kanatlanmış kızıl
Bir ışık, çatırdayan, ışıltılarla çevreyi
Parlatan. Gelir ardından boğuk bir gürültü, yıkılır
Gibi göğün çatısı, çatlamış, yarılmış, çökmüş
Gibi düşer yere yükseklerden. Yayılır gökte
Gürültüler, gürlemeler, kopmuştur artık fırtına,
Oynamış yerinden toprak, korkunç gürültülerle,
Başlar bardaktan boşalırca bir sağnak, yağan
Yağmurdan oluk oluk, çalkanır baştanbaşa
Gök, yuvarlanır yeni bir Tufan kopmuş gibi,
Yağmur içinde, dökülür sular, yarılıp çatlayınca
Bulutlar, başlar sağnaklar, burda birdenbire
Gökler gürlerken şimşekler çakar, birden dıştan
Akarcasına gelen yeller, çarpar girer bulutların
Yüreğine, yarar keskin doruğu, böler yığını
İkiye, sıçrar, döne döne kıvılcım çıkar, buna
Şimşek deriz biz, anadilimizde. Yellerin estiği
Yönden çıkar. Ateş çıkarmadan da çarpar yeller
Seyrek, yalnız uzayda, uzun yol alışında yakar
Kendi kendini. Daha büyük öğeler tek tek düşer.
Bunlar işlemez havaya ötekiler gibi, didiklerler
Onu yalnızca, sonradan karışır onunla, uçarken
Ateşi doğururlar. Bunlar, uzun yol giden, arabanın
Isınınca, kızıllaşan, kurşundan dingil yuvarlağı
Gibi olmaz; soğukluk öğeleri tükenince çokça,
Ateşler çıkarır kurşun yuvarlağı, havadan, yeter
Ateşlenmeye çarpanın gücü; ateşsiz, soğuk esinti
Depretince öğeleri; yeller tüm gücüyle çarptığı
Yerden kolayca çıkarabilir sıcaklık öğelerini.
Bundan belli çarpışan nesnelerde, onların
Toplandığı. Çekiçle vurulan bir taştan
Çıktığı gibi, çıkar ateş yelin çarpmasından,
Toplanır, eş düzeyde, sıçrayan kıvılcım öğeleri
Üzerinde, vuruş sırasında. Budur gerekli
Neden yıldırım düşünce yalımların çıkmasında,
Yanmaya elverişli olmasında çarptığı nesnenin.
Yoksa olamazdı bu denli yüksekten tüm gücüyle
Uzaydan düşen yellerin çarpması soğuk, düşüş
Yolunda ateşlenmese bile ısınır biraz
Sıcaklık veren dokunmalar, sürtünmeler yüzünden.

Şimşeğin Hızı

Çok kolay devinir şimşek, çok ağırdır yıldırımın
Çarpması, biçer havayı ortasından yıldırım,
Önceden aşkın depremleri yüzünden birikmiş
Tüm bulutlarda, yarıp geçmek için, gelmiş
Elverişli duruma, şimşeğin artan gücü üstün
Gelirse bulutun direnmesinden düşer yıldırım,
Korkunç oynaklığından çıkar gürlemeler, bunlar
Mancınıkla atılırken ağır güllelerin çıkardığı
Gümbürtülere benzer. Küçük, düzdür yıldırımın öğeleri,
Kolay engelleyemez onu nesneler. İşler derinlere,
Kayar uçuş yolunun kıvrımlarından, sürekli olmaz
Engellenmesi de. Üstün bir ivme gücüyle kayar,
Yerin ağırlık gücü çeker tüm nesneleri aşağı,
Bir çarpma doğar bundan, artar yıldırımın gücü
Yükseltir hızın devinim yetisini. Deler, dağıtır
Önüne çıkanı yıldırım. Hızlanır, oynak olur daha
Devinim gücü, süreklice, çoğalır hızlılık,
Yükselir çarpışın etkisi hız oranınca,
Çarpmanın etkisinden bütün öğeler uygun
Yolda, belli bir ölçüye göre birleşerek devinir.
Bağlaşır birbiriyle, geyimlenir kendiliğinden
Bütün öğeler yol boyunca. Çıkabilir şimşek yine
Havadan, kendine özgü bir özden, doğabilir hızın
Yükselmesi de, artan çarpmadan. Çarpışır türlü
Nesnelerle, yıkmaz birbirini, gürülderler içten.
Bundan anlaşılır şimşek ateşinin incecik
Deliklerden uçar gibi çıktığı. Parçalar şimşeğin
Öğeleri doğrudan çarparsa özdeğin öğelerine
Topluca olduğu yerde. Eritir madenin özünü
Yıldırım, çevirir sıvıya altını bile. Pek incecik,
Düz ateş öğelerinin, çok küçük ilkelerin
Bölünmesine dayanır yıldırımın bütün gücü.
Çok kolay işler ateş öğeleri nesnelerin özüne.
Birdenbire çözerler, en içe girince
Düğümleri bütün bağları gevşetirler nesnelerde.

Güz, İlkyaz Fırtınaları

Titretir güz fırtınaları, kıvılcımlı yıldızlarla
Süsler gökleri, yazbaşında çiçeklenen yeryüzünü.
Soğuklarda ateş bulunmaz, sıcaklar yel, bir de
Kalın öğelerden doğan bulutlar, bu iki dönen
Arasında kalan mevsimler elverişlidir ortaya
Çıkmasına yıldırımların. Karışır, yıl bölümlerinin
Ayrılma evresinde, soğuklarla sıcaklar,
O zaman, ikisinden, çıkan bulutlardır nedeni
Yıldırımın, evrende boğuşmayı, korkunç kargaşayı
Kızıştıran. Sarsılır hava, savaş başlayınca
Esen yellerle ateşler arasında. Başlar sıcaklar
Yazbaşında, gelir soğukların sonu, bu nedenle
Gerekir çarpışma karşıt güçler arasında, karışır
Birbirine, alt üst olur ortalık. Öte yandan
Sıcakların sonu, soğukların başlangıcıyla gelince
Karşı karşıya, yaklaşır güz denen dönem. Başlar
Burada yazla kış arasında acı bir savaş. Bundan
Dolayı yılın "dönüm" evreleri denir bunlara.
Şaşılmasın, en çok bu evrede şimşeklerin çakışına,
Gökyüzünün fırtınarla kaplanmasına, iki yanda
Değişik savaşların kudurmasına, bir yanda
Yağmurların, bir yanda yalımların karışmasına.
Şimdi, burada, ateşler saçan şimşeğin yapısını,
Gücünü, kendiliğinden anlamanın önemi vardır,
Üzerinde durarak Etrüsk masalının boşluğunu
Göstermek için değil, bu konuda tanrıların
Düzenleyici belirtilerini kavramamızın.
Şimşek çaktığı yerden sağa doğru uçan ateş,
Döner sola, geçer duvarlardan girer evin içine,
Çıkar dışarı, yine, içerde şangırtılar, gökten
Düşen bir yıldırımın çarpması yıkım getirebilir.
Jüpiter, ya da öteki tanrılarsa, ışıyan gök
Ülkelerinden dinledikleri gibi korkunç
Gürültülerle yeryüzünü titreten şimşekleri
Gönderen, neden iğrenç suçlar işleyen, gizleyen
Bir suçluya gelmiyor şimşeğin ateşi, neden
Delinmiş göğsünden şimşek yalımları dökülmüyor,
Örnek olsun diye ölümlülere? Neden bilmeyen
Kötülüğün ne olduğunu suçsuz bir kimse yalımlar
İçine yuvarlanır, yakalanır, kapılır birden
Göksel ateşlerin çevrintisine? Neden uğraşır
Birçokları verimsiz yerlerde yerleşmeye?
Olmaz bunlar elin gücü, kolun emeğiyle.
Neden bırakılır Jupiter'in kargısı toprakta?
Neden, buna katlanır, atmaz düşmanlara?
Neden, Jüpiter gökyüzü güzelken fırlatmaz yere
Yıldırımını, gürültülerle doldurmaz ortalığı?
Bulutlar aşağıda toplanınca, oku ereğe
Varsın diye, kendi yükseklere mi çıkar yoksa?
Neden saldırır denize, ne gösterir dalgalara,
Akarsuya, yüzen ovalara? İstemişse sakınmamızı
Neden kaçınmış, sezilir durumda göndermekten?
Baskın mıydı dileği, sezdiren, yıldırımlarla?
Nedir, ilkin, karanlık gökgürültüleri, sarsmalar?
Neden bunlarla korkutur, sığınak aratır kişilere?
Nedendir her yandan ok, kargı göndermesi?
Söyleyebilir misin, birçok şimşek çakışın zamandaş
Olmadığını, birden ortaya çıkmadığını? Gerekir
Böyle olması, eş sürede birçok yıldırımın düşmesi,
Yağmurların, birçok bölgeye birden yağması.
Neden dağıtır, yıkar tanrı kutsal tapınakları
Düşmanca yıldırımlarla, kendine özgü yerleri,
Neden parçalar tanrısal çizimleri, onulmaz
Yaralar açar, kirletir kendi çizimlerinin
Saygınlığını? Neden yükseklere atar yıldırımı
Çokluk, dağların tepelerinde görülür sık sık
Yıldırım izleri? Bir konu daha var olaylardan
Kolayca anlaşılan, dilimizde hortum, Grekçede
"Peresteres" denen. Gökten iner gömülür
Denize yavaşça. Gökten yere doğru iner
Çokluk, aşağı sarkan bir direk gibi, kaynar
Çevrede köpükler, azgın bir sağnak deniz
Dalgalarını alt üst ettiğinde. Bütün gemiler
Bu büyük kargaşadan korkar, sarsılır, şaşırır.
Esen yellerin savuran gücüdür bunun nedeni.
Tümden bulutları dağıtıp parçalamadan, aşağı
Bastırması, gökten yere sarkıtmasıdır. Ellerle
Tutulan, kollarla kucaklanan, yukardan basılan,
Sıkışan dalgalar yayılışınca, bölününce
Büyük bir baskıyla bulutlar, çöker yeller
Dalgaların üstüne, görülmedik bir çevrinti yaparlar.
Halkalanan çevrinti batarken çeker bulutu
Kaygan yığınla, gider ardınca, birlikte batar.
Islaklıkla yüklü olmasından, itilmiş aşağı
Denizin üstüne doğru, birden çöker yüzeyine
Suyun, bundan doğar gürültü, kaynaşma, taşkın.
Karışır çevrinti bulutlara kendince, geniş
Yığınlarını bulutların alır götürürken. Sonra
Sarkar yeniden bir çevrinti gökten. Bu evrede
Yeryüzüne inen yeni çevrintiden bir patlama
Duyulur, kasırgalar koparan fırtınadan
Korkunç bir güçlülüktür doğan. Az gördüğümüz
Bir olaydır bu, yeryüzünde, dağların engel olduğu
Yerde. Yalnızca denizde sık görülür hortum,
Genişler görüntüsü, yayılır göklere değin.

Bulutların Oluşumu

Uçarken bulutlar gök ülkelerinde, sayısız
Kalın öğelerin, birden, hızla birleşmesinden
Oluşur. Bunlar küçük, birbirini engelleyen
Sivriliklerle yüklenen, karşıt durumda bulunan
Öğelerdir. Bunlar, önce bulutçukların doğmasını
Sağlar, sonra küçük bulutçuklar birleşir, bağdaşır
Bir birim oluşturur. Bu bağlamla büyürler,
Yellerle sürüklenirler, sonra korkunç fırtına
Gösterir kendini. Dağlar, tepeler, yakınlığı
Oranında göğe, öyle kalın, yoğun havadan oluşan
Sarımsı, koyu bir bulut yığını sarar çevreyi.
Bulutlar, görülmeyen ince dokulu, sürükler onları
Kolayca yeller, dağın doruğuna yığılırlar. Burada
Yığınlaşma, yumaklaşma yüzünden görünürler bize.
Bu evrede, dağın tepesinden, yükselirler uzaya,
Yalnızca yellerdir yükseklerde sözü geçen. Bunu
Öğretir bize duyular, tepelere çıkarken, deneyle.
Büyük özdek yığını kaldırıyor doğa, denizden,
Yükseltiyor, deniz kıyısında asılan, tuzlu
Sıcaklığı emen bir giysi gösteriyor bunu.
Bu nedenle tuzlu dalgaların oynaşından
Kaynaklanan yığınla yükselen öğeler yayılır,
Bulutları besler, büyütür. Bütün türler
Islaklık nedeniyle bağlanır içten içe
Birbiriyle. Çok görürüz ırmaklardan, topraktan
Sislerin, buğuların yükseldiğini, onlardan
Çıkan birer soluk gibi, havaya gönderildiğini.
Böyle çevreler sis koyu karanlığıyla gökleri,
Birleşir öteki buğularla, bütünleştirir bulutlar
Yığınını; yukardan bastırır bunları hayvan
Burçlarının sıcaklıkları, kalın bulutlarla kuşatır
Göklerin maviliğini; bundan anlaşılır uçan sis
Katlarını, bulutları göklerde, dışardan gelen
Öğelerin oluşturduğu. Anlattığım gibi, sayısızdır
Öğeler, sonsuz derinlikte yayılırlar topluca.
Göstermiştim onların, uçarken ne denli büyük,
Hızlı olduğunu, gittikçe büyüdüklerini, birdenbire
Anlatılmaz bir alana açıldıklarını. Şaşılası değil
Bunların pek kısa sürede yoğun bir fırtına
Çıkarması, yığınlaşan, yükselen bulutlardan.
Bunlar, bir korku salarlar, karaları, denizleri
Kaplarlar. Büyük evrenin soluğunu sağlayan uzayın
Damarlarıyla her yana açılır öğelerin gedikleri.

Yağmurun Açıklanması

Anlatayım suyun toplandığını yağmur bulutlarında,
Yukarda, damla damla düşüşünü toprağa. Önceleyin
Bir yığın içinde su öğeleri, bulutlarla eş süreli
Çıkar, yükselir tüm nesnelerden, eşitçe çoğalırlar
Orada, bulutlar gibi sular da, bulunur bulutlarda.
Bizde de, birlikte, çoğalır etle kan, ter gibi,
Türlü sular gibi, örgenlerimizden çıkan;
Bütün bulutlar denizden ıslaklık alırlar, bol,
Esen yeller, onları, sular üstünde sürerken,
Deniz kıyısında asılan yünden giysi gibi
Islanırlar. Buna benzer tüm ırmaklardan yükselen
Bulutlara değin ıslaklıklar. Türlü yolla birleşir,
Çoğalır her yandan suyun öğeleri. Sonra boşalır
Sularla yüklü bulutlar, budur yağmur getiren!
Bir yandan yellerin basıncı, bir yandan
Bulutların yükü; iki neden. Yığınlar yuvarlanır
Daha güçlü, yağmur boşalır yukardan. Bundan başka,
Yeller dağıtır, ayırırsa bulutları birbirinden,
Yukardan kızıl ışınlarını gönderirken güneş
Düşer yağmur damla damla, ocakta eriyen balmumu
Gibi akar oluklaşan sular. Büyük bir yağmur
Hızla birleşmesinden iki gücün, esen yelle
Bulutların sıkışmasından doğar. Yalnızca, bildiğimiz
Uzun süreli yağmurlar su öğelerinin toplanmasından
Yığın yığın, bulut üstüne bulut yığılmasından
Çıkan, devleşen bir sisle birleşmeden, ya da
Bulutların her yandan birbirine yaklaşmasından,
Yükselen buğuların sarmasından doğabilir.

Gökkuşağı

Güneş ışığı karanlığın bir fırtına evreninde
İyice karşı gelirse damlayan sis yığınına,
Parlarsa çıkar renkli bir yay, koyu bulutlardan.
Birlikte oluşan kar, yel, dolu, kırağı gibi
Buzlaşan, sıkılaşan, soğuyan suları katılaştıran,
Uzaklara giden ırmaklara engel olan, bütün
Bunlar gibi ne varsa ortaya çıkan, açıklamak,
Anlaşılır kılmak güç değil, öğelerden belli bu.

Deprem

Dinle nereden çıktığını depremin, bir düşün
Önce, üstünde olduğu gibi, toprağın altında da
Yellerin girdiği oyukların bulunduğunu her yanda.
Çevrilmiş bunlar göllerle, bol su taşıyan öğelerle,
Bunların içinde bulunur taşlar, sıkı kayalıklar,
Sayısız gizli akıntılar, dalgalanmalar, kayalar,
Tüm bunlar, vargüçleriyle yerin altında durmadan
Salınmakta, inanılır olaylardır bunlar, anlaşılır
Kendiliğinden toprağın her yanında eş yapılı olduğu.
Şu, güvenli görüşten kalkalım: Titrer yeryüzü
Üstten, bu sarsılmalardır eski çatlamalardan
Doğan oyuklar yüzünden; çökerken bütün
Dağlar, bu korkunç çöküş yayar, götürür birden
Depremin dalgalarını pek uzaklara, böyledir
Doğrusu olayı açıklamanın. Sarsar bütün yapıları
Deprem, kolay yayılan dalgaları kendiliğinden
Titretir, çarpmalarla ne varsa yıkar. Dalgalarla
Çarpmalar yükselir yukarı, geniş yollar üstünde
Duran yığınları atar fırlatır gibi öteye beriye,
Kaldırır demir çakılmış tekerler gibi yuvarlar.
Anlaşılır bundan, kopan iri yığınların, yukardan
Engin, geniş sulara yuvarlandığı, suların
Dalgalanması yüzünden yeryüzünün çalkandığı,
Döndürülen bir kabın içinde durmadan çalkanan,
Yanlara vuran, devinen dalgalanan su gibi.
Böyle toplanır, öteye beriye, basınç yaparsa
Yeraltı oyuklarında yeller yüklenirse bütün
Gücüyle tavanlara, oradan yellerin ağır
Basıncından yönelir toprağa. O gün yeryüzünde
Bulunan yapılar eğik duruşları yüzünden,
Eğilir yükseltileri oranında daha da, devrilir
Yatık yönlerine doğru. Yarılır bozulmuş çatıları,
Yanları, sonra bir çöküşle yıkılır. Bundan korkulur
Evrenin çökeceğinden, inanırlar belli sonunun
Geleceğine, büyük toprak yığınlarının yerin
Dibine battığının görülmesine karşın. Dinmez
Esen yeller, kurtaramaz başka bir çaba evreni
Bu batıştan, bu çöküşten, artar, eksilir yeller
Değişmelerle, yığınlaşır önde, sonra itilir
Geriye, kalır arkada. Bundan korkutur yeri
Sık sık, çökecekmiş gibi, budur gerçekten olsa da.
Yer eğilir, hızla gelir geriye, yeniden,
Kendi ağırlığının etkisiyle, döner yerine,
Bu nedenle sarsılır, sallanır bütün yapılar,
En yükseğinden en alçağına, en küçükten en büyüğe,
Sağa, sola, aşağı, yukarı, dibe, ortaya doğru,
Bir başka neden daha var, büyük depremin
Doğmasında; ya birden gelen korkunç yellerden
Doğan çarpma, ya da azgın bir hava akımı
Dolar oyuklara, toprağın altında, tüm gücüyle.
Ya içinden, ya dışından alabilir bu yerin.
O gün çıkar gümbürtüler yerin büyük oyuklarından
Uğultular duyulur her yanda, artan, ısıtan
Etki yarar yeri dışından, ayırır, çatlatır
Toprağı derinden, korkunç yarıklar açar. Böyle
Olmuş çok eskiden Suriye'de, Sidon'da, Peloponnes'de,
Aegium'da. Darmadağın etmiş büyük kentleri akımlar,
Çökmüş ardarda topraklar, göçmüş bu yüzden kimi
Duvarlar, sayısız iller gömülmüş denize, böylesine
Korkunç bir depremle batmış yerlilerle derin
Karanlıklara. Yarıp çıkmaz dışarı hava, bölünür
Yellerin çarpması yüzünden içerde. Yeryüzünün
Sayısız delikleri taşkın etkilenmeyle yayar
Sarsılmaları, titreşmeleri yeryüzünde olabildiğince.
İliklere geçen, eli ayağı dolduran keskin
Bir soğuk gibi, sarsar, işler içeri deprem
Koparmak için yeniden. Bu nedenle artar korkular
Kat kat, kentlerde oturanların, ürkütür çöküşü
Üstten aşağı bir evin, derin bir korku salar,
Açılır birden yeraltında oyuklar, bir uçurum,
Yerin yarığından, büyük çöküş sonunda dolar
Boşluklar yıkıntılarla. Çok inanılmış yürekten,
Göğün, yerin dağılmadığına, sonsuz güvenle,
Gösterir kendini, yine de, gerçek korku, batar
İğnesi ama yavaşça, rasgele bir nedenle, yutar
Bizi, birdenbire toprak ayaklar altında, atabilir
Uçuruma, kolsuz kanatsız kalır ardından ne varsa,
Sonunda, bir yıkıntıya dönecek evren diye.

Neden Deniz Taşmıyor

Şaşılır, neden taşırmaz denizi doğa diye,
Her yandan ırmakların, büyük suların denize
Dökülmesine karşın. Göğe çıkan yağmuru düşün,
Karayı, denizi kuşatan havayı düşün, buna
Bir de kaynaklarını katıver, tüm bunlar
Deniz büyüklüğünün artmasında damla bile değil.
Şaşılmaz denizin büyümediğine, alır bir bölümünü
Sürekli, güreşin sıcaklığı; görüyoruz yine de
Parıldayan ışınlarıyla güneşin, nasıl yellerin
Esmesi sonucu, yavaştan çalkanan ıslaklık örtüsünü
Kuruttuğunu, görüyoruz yine nasıl yayıldığını
Güneşin altında engin denizin, böylece güneş
Her yandan götürebilir denizin bir bölümünü
Yüzeyinden, aparır suların önemli bir yönünü
Geniş uzayda. Süpürür yeller de, ılgarlar
Yüzeyinden, açıkça bir bölümünü suların, götürür.
Görüyoruz yine yellerin bir gecede çamurlu
Bir yeri kurutup ekmek kabuğuna çevirmesini.
Anlattım açıkça, sulardan birçok nesnenin
Ayrılıp yukarı çıktığını, bulutların deniz
Yüzeyinden neler ılgarladığını, toprağın üstünden
Çepeçevre nelerin fışkırdığını, karalara yağmur
Yağınca yellerle bulutlar atbaşı gittiğinde.
Deliklerle dolu bir gövdedir yer, denizle bağlaşık,
Kıyılarla çevrilmiş. Suların karadan denize akışı,
Gibi tuzlu dalgalardan çıkan suların da gerekir
Yeniden karaya akması, bakılırsa görünüşe ıslaklık
Kumla böyle sızar, sıvı böyle akar, ırmakların
Kaynaklarından, döner yeniden geldiği yere.
Akar renkli, parlak bir izlenimle oradan,
Önceden yarılmış, kayganlaşmış ırmak yatağına
Döküldüğü yerden. Anlatayım nedenlerini şimdi.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP