ONSEKİZİNCİ BÖLÜM

Maden, Demir

Anlarsın kolayca Memmiusum, sana demirin
İlk bulunuşu üzerine sergilenen bilgiyi.
Eskiden eller pusatlarmış, tırnaklar, dişler,
Onlar gibi taşlar, ağaçlardan kırılan dallar,
Bunlardan sonra bulunmuş ateş. Sonradan anlaşılmış
Demirin, madenin değeri. Öğrenmiş maden özünden
Demir çıkarmayı çokları, dövmeyi demiri
Yapısı gereği. Maden özü yarar, yırtar
Toprağı; maden özüyle oynatılır yerinden
Savaşan birliklerden çıkan yangın dalgaları,
Odur açan onulmaz yaraları, maden özüdür ortadan
Kaldıran sürüleri, tarlaları alt üst çeviren.
Yalnızca tunç pusatlarla baş eğdirilir çıplaklara,
Pusatsızlara. Sonradan geçmiş öne demir kılıç,
Kişiyi bölen, çekilen tunç kılıç. Önceleri
Demirle başlanmış sürülmeye toprak. Donanınca
Böyle pusatlarla, başlar dövüş, dalgalı savaşta.

Savaş Araçları

İlkin donanmış pusatlarla, binmiş atlara kişi
Girmiş savaşa, alınca dizginleri eline, korkusuz.
Sonra denenmiş iki koşumlu savaş yazgısı, dört
Gerekince iki koşumlu sürmede, kılıçlarla donanmış
Arabayı savaşa sokmada. Öğretmiş Lucania'nın
Korkunç öküzlerine, sırtlarında kule taşıyan
Fillere Kartacalılar, savaş yaralarına önem
Vermemeyi, Mars ordusunun büyük yığınaklarını
Yarmayı, böyle girişir boğuşmaya, ötekinden
Önce biri, insana karşı korkunç pusatları
Kullanmak için, bundan artar savaş korkuları.
Denenmiş boğaların savaşlarda kullanılması,
Kükreyen, azgın domuzların düşmana karşı
Gönderilmesi. Sürülmüş ordulara karşı azgın
Aslanlar, pusatlarla donanmış bekçilerin,
Acımasız boğa vurucularının yönettikleri.
Onları eğitmek, bağlamak, yönlendirmek içindi
Bu kimseler. Boş işlermiş bunlar, getirmişler
Kızgın, azgın birçok savaşçı, şaşırmış düşman,
Başları sorguçlu, böğürmelerle korkutan,
Titreten, azgın, soluyan atlar, binicilerle
Güçlükle eğlenen, saldırgan, atak hayvanlar.
Atılmış kudurgan dişi aslanlar yığınlara
Azgın sıçramalarla, tutmuşlar önde savaşanları.
Yıkılmış soluksuz, kimileri, düşmüş arkadan,
Ezen vuruştan, ağır yaralamadan, kopan yerinin
Üstüne, orada çakılmış gibi tutar kanlı
Gövdesini çekeler aslanlar. Böyledir yaban
Domuzları da, biçerler kesici dişlerle kişileri,
Islatır kendi kanıyla gövdesinde kalan oku,
Kırılan, kanlı. Kudurur acıdan, azgınlaşır.
Böyleymiş ölümü yayaların, binicilerin savaşta.
Ya keskin diş çakışlarından korkar, kaçar,
Ya da şaha kalkar, oynar ayakları havada.
Hepsi boş bunların, görülmüş nasıl aktığı
Kesilen damarlardan kanın, ağır damlalarla
Yeri kapladığı. Evde yeterince bağlı tutulursa
İlk azgınlığı çıkar ortaya domuzun savaşta, başlar
Yaralanmalar sonucu ulumalar, kaçmalar, korkmalar,
Kargaşalıklar. Bir kez ancak bir bölümü
Sokulabilir savaşa hayvanların. Öndiziler geri
Çekilirse kılıçların parıltısını gören, ürken
Lucania'nın savaş boğaları gibi. Görülmüştür
Sonradan, savaşı önceden sezen, ürken acınası
Hayvanların işe yaramadığı. Sandığıma göre, bu
Uygulama savaşta toplu bir yıkım, bir korku
Yaratmak için düşünülmüş olabilir eskiden,
Bu hayvanları savaşa sokma yöntemi.
Doğrudur bu görüşü savunmam; evrende
İstendiği gibi düşünülen yeryüzünden çok,
Doğuş yönünden başka dünyalar bulunduğunu
Onlar için. Oysa onlar üstün geleceklerini
Ummadılar, daha çok düşmana yıkım vermeye
Koyuldular, azdı orduları, yoktu yeterli pusatları.

Dokumacılık Üzerine

Elle örülürmüş giysiler, dokumalardan önce,
Demirden sonra doğmuş dokuma, demirin kullanımı
Gerekir onlarda, yapılamazdı yığ, makara, yelken,
Çıkrık, dokuma tezgahının şıkırdıyan araçları,
Yün bükmeyi doğal güdüdür öğreten erkeklere,
Sonra kadınlara, uzun süren el işlerinde kadın
Beceriklidir daha, erkekten. Çalışmaktan utanan
Köy erkekleri, kadın eline yatkın bir iş sayar
El işlerini, kendileri daha ağır, elle, ayakla
Daha çok güç isteyen işler yapmak isterler.

Ağaç Bakımı

Evreni yaratan tanrı kadın, doğa, sonunda
Kendiliğinden bir yol göstermiş ekin ekmek,
Ağaç dikmek için; çileklerin, palamutların
Ağaçlardan düştüğü yerlerde, günler geçince,
Yükselen, kalabalık sürgünlerle, eşkinlerle.
Sonradan benimsenmiş dallara aşı, tarlada genç
Eşkinleri toprağa dikme. Denenmiş sevimli
Toprakta türlü ekinler. Görülünce toprağın
İşlenmesinden, sonra, yaban sürgünlerin büyüdüğü,
Bakılmış onlara da sevgiyle, ormanlaşmış
Tepeler böyle, doldurmuş dağ eteklerini
Boy boy ağaçlar, çayırlar, göller, çaylar,
Ekinlikler, sevindiren asmalıklar yetişmiş
Tepelerde, kırlarda, mavimsi zeytin ağaçları
Büyümüş tarlalar arasında sınır boyunca,
Bundandır, gördüğün renkli, sevimli süslerle
Bezendiğini kırların, yetişen yemişlerin,
Onları fırdolayı çeviren çalılıkların oluşu.

Müziğin Bulunuşu

Özenirmiş, eskiden beri, kuşların seslerine
Ağzıyla kişi, önce mutlu türkü
Çığırmayı, dinleyen kulağa kıvanç doldurmayı.
Zephyros'un borusundan çıkan taşkın, tatlı
Sesler kırlarda gezen kişinin öğretmenidir,
Baldıran sapının oyuğuna üflemeye başlayan,
Sonradan öğretilmiş yakınmanın tatlı sesleri.
Musaların, tanrısal kıvanç gününde, bulduğu
Kavalın, parmakla çalınmasından ezgiler taşarken
Ormanlarda, kırlarda dolaşırdı çobanlar.
Büyülemiş, taşırmış insanları böyle,
Derin susuzluğu gideren, tatlı ezgilerle.
Uzanmış, böyle, kişiler yanyana çayırlarda,
Bir ırmak kıyısında, salınan ağaçlar altında.
Eğlendiler, kıvandılar, uygun araçlarla böyle,
Havanın uyarınca yazbaşları, renkli çiçekler
Arasında, yeşil kırlarda, acı sözler, çınlayan
Kahkahalar varmış o çağlarda da, alışıldığınca,
Yaşardı kır Musaları çiçekler içinde, yaygın
Eğlencelerde başları, omuzları donanmış renkli
Çiçeklerle, uçuşan çelenklerle; çekerdi onları
İçten bir duygu, oynamaya, patırtılı, tepmeli
Toprak anaya vurmaya, ayaklarla; yenileyen
Budur gülüşmeleri, eğlenceleri, yeniliği,
Dirilten, şaşılası yenilik getiren, eskiden.
Uyarmak gerek, eksik uykuyu gidermeye, türlü
Sesler düzenleyerek türküler çığırmaya, kıvrık
Budaklarla çoban kavallarını çalmaya. Budur
Günümüzde bekçileri gerektiren, öğrenilmiş
Şimdi düzen birliğinin gerekçesi, topraktan
Doğan ilk atanın, ormanda yaşayanın, yarattığı
Eğlenceler. Beğenilen bir nesnenin çoktur etkisi
Görülmemişse, eskiden, bulununca daha iyisi
Yitirir etkisini eski, değişik tadı nesnelerin.
Böyle bırakılmış eski yerler, palamutlar, konaklar,
Çayırlar, yapraktan, kıtıktan yataklar; düşmüş
Gözden, hayvan derisi giysiler, yeğlenenler
Eskiden; sandığıma göre büyük bir istek gerekirmiş
Nice hayvan öldürülürmüş derisi yüzünden, anlamış
Hayvan da kaçmanın gerektiğini, uzaklaşmış kişiden.
Dilimlenmiş hayvanlar, kan gövdeyi götürmüş, vuruşla,
Eskiden deri, şimdi altın yüzünden, erguvan rengi
Giysiler için tadı yok yaşamın. Sanırım büyük
Suç bizde, deri giysiden yoksun çocuklar,
Titrerken acı soğuklarda, neyimiz eksilirdi, bizim
Erguvan rengi giysiler giymesek, süslenmesek?
Korur bizi, bir işçinin giysileri de, soğuktan.
Böyle didinmiş kişi boyuna, tükenmiş yaşamı,
Yoğun sıkıntılar içinde. Anlamamış yine,
Yazık, varsıllığa duyulan tutkunun, gerçek
Mutluluktan, yaşam tadından uzak olduğunu.
Budur, gün gün, yaşamı yıkıma sürükleyen,
Savaşın azgın dalgalarını oynatan, doğuran.
Evrenin büyük, dönen yüce tapınağı, ışıklarla
Öğretmiş insanlara yılın bölümlerini, değiştiğini,
Döndüğünü, evreni belli bir yasanın yönettiğini.

Ekinin Son Basamağı

Büyük kulelerle çevrilmiş illerde, güvenle
Yaşanıyordu, ekilmiş, bölünmüş, sınırlanmış yeryüzü.
Çiçeklenmiş deniz, olabildiğince, yelkenlerle,
Anlaşmalarla ulaşmış birlik içinde, karşılıklı
Yardımlamaya, ozanlar başlamış şiirler söylemeye,
Birer birer anlatmaya yiğitlikleri, bulunmadan
Önce yazı, bundandır günümüzde bile, eskisi gibi,
Düşünsel yetinin izinden yürümek, araştırmalar
Yapabilmek, gemiciliği, tarla bakımını, duvarcılığı,
Yasaları, pusatları, yolları, giyecekleri, tüm bunlara
Benzer nesneleri, ünleri, yaşamı, dirimi inceleştiren,
Kolaylaştıran, onunla birlikte gidenleri, türküleri,
Resimleri yapmayı, tüm öteki önemli, kurucu
Başarıları deneydir, çalışmadır öğreten, adım adım
Bunlara benzeyenleri, basamak basamak ilerleyen,
Yürüyen tine. Böyle çıkmış aydınlığa çağlar, gelişmiş
Düşünsel yeti, açıklamış, görülmüş düşünsel yetinin
Nasıl başkalarını aydınlattığı, bütün başarı
Alanlarında yüksek bir doruğa varıncaya değin.
 
Epikuros Felsefesine Övgü

Bunalan ölümlülere doğurgan ekini üleştiren,
Işıyan adıyla, önceden, ili aydınlatan ilk
Atinalı, bize can bağışlayan yeniden, kenti
Düzenleyen yasaları yürürlüğe koyan, yaşama
Yeniden bir tatlı avuntu getiren erkişiyi doğuran,
Göstermiş onun yaratan gücü bilgelikler saçılan
Ağzından, odur bütün doğayı önümüze seren.
Yaşamasaydı uzun yıllar, tanrısal buluşlarından
Dolayı yayılamazdı yıllarca göklere değin
Yükselen ünü uluslara. Görmüş sürekli olanı,
Beslenmek için ölümlülere gerekeni, neyin önceden
Bizim yararımıza derlendiğini, ortaya konduğunu,
Yaşam yolunda güvenli, gerekli bulunduğunu.
Büyükler varlık, ün, eğlence içinde yüzerken,
Güzelliklerin sağladığı yüce bir ünle gösterişe
Ulaşmışken kimsenin yüreğinden gitmediğini görmüş
Korkuların, istencin de, tinin de tükenmeyen
Ezilmeler, öldürücü ürpermeler yüzünden yakınmalar
İçinde kıvrandığını: O gün anlamış yanılmanın
Anlayış gücünden geldiğini, derinden, tüm olayların
Bu yanılmadan kaynaklandığını. Görüyordu kimi
Büsbütün eskimiş, yıpranmış, geçersiz kalmış
Düşüncelerin düzeltilir yanı olmadığını;
İçten bozulmuş kimi, tadı kaçmış, çürümüş özü
Çağı geçmiş kanıların; bu nedenle başladı insan
Gönlüne bilgece sözler söylemeye,belirledi
Sınırlarını korkunun, tutkunun. Koymuş önümüze
Ulaşmak istediğimiz en yüksek iyinin yerini,
Göstermiş bize mutluluğun en gerçek
Akış içinde ereğe ulaştıran yöntemini,
Ölümlülerin işlerinde kötülüklerin ne olduğunu.
Doğal nedenlerden gelen türlü karışıklığı,
Bir gün rasgele, bir gün basınçla doğanın
Yarattığı kötülükleri püskürtmek için hangi
Yollara başvurmak gerektiğini, öğretti;
Böyle gösterdi bize, insan soyunun gönlünde
Dayanaksız, bomboş üzüntü dalgaları içinde,
Çalkandığını çokluk. Nasıl küçük çocuklar
Ürperir, titrerse, sarsılırsa karanlık gecede,
Onlar gibiyiz biz de, korkarız gün ışığında
Varlıklar karşısında, korkulur neden yokken.
Karanlık geceden korkup günün açmasını
Bekleyen çocuklar gibiyiz biz de. Duyusal
Korku, bilgisizlikten kaynaklanan içsel
Karamsarlık gitmez günün, güneşin aydınlığında.
Derinden incelemek gerekir doğayı. Bunun için
Bitireyim bu başladığım işi. Söylemiştim önceden
Göksellerin bile ölümlü olduğunu, göklerin
Yaratılmış bir özden kurulduğunu, ondan neyin
Doğmuş, neyin doğması gerektiğini anlatmıştım.
Ne kalmış açıklanacak bir daha, biniyorum
Koşulmuş, yüce arabasına Musaların: Nasıl şimşekler
Çakar, yıldırımlar düşer, gökler gürler, azgınlık
İçinde savaşırken kasırgalar, bulutlar; sonra
Nasıl barışırlar, gökleri saran gürlemeler,
Sağnaklar durunca gömülürler sessizliğe,
Bunları göstermek için. Göksel olaylar yansıyınca
Türlü korkular salar kişilere, tanrılar önünde,
Ürperir gerçekten duyular, bastırır tanrılar
Yeryüzüne; bilinmez bunların nedenleri, tanrılar
Neden buyururlar, kavranmaz olayların özü,
Bilinmeyen nedenler yüzünden doğardı tanrısallık.

Tanrı Varlığının Nedeni

Şaşar, tasasız tanrılara, gerçeği öğrenen, bunun
Tutarsız kaynağına, başımızın üstünde, uzayda
Geçen olayların, ilkel inançlara dönmeyi
Sağladığına; yetersiz insanlar, acımasız
Tanrıların tutsakları olduklarına inanırlar.
Bilmezler gerçeği, sınırlı yetilerini; kördür
Onların düşünsel odakları, yanılgılar içinde
Yalpalanırlar, aydınlanmazsa köksüz düşünceleri
Tanrısal varlıklara aykırı düşer, sıkılırsın bundan,
Kuşkulanırsın göksel güçlerden, inanmazsın daha.
Tanrılar, yaptıklarından dolayı duygulanırlar, kızarlar,
Seni cezalandırırlar, sonsuz barışın sessizliğinde
Yaşayan insanlar sana karşı korkunç bir öfkeyle
Sarsılırlar, öç almaya kalkarlar, öyle sanırsın.
Giremezsin sessiz bir anlayışla tanrısal alana,
Bu yüzden göremezsin tanrısal varlıkların
Özdeşlerini, kişisel belleğe tanrısal güzelliğin
Engelleri olarak girseler, gönlünde yerleşseler de.
Budur nedeni seni bekleyen yaşamsal acıların.
Yalnız, benim söylediğim gerçekler önler yanılmayı.
Nice konu, geride, bu dizelerimle açıklamak için.
Gerekir göksel düzeni, olayları, fırtınayı, ışıyan
Yıldızları anlatmam, onların gücünü, oluşumunun
Nedenlerini, korkudan şaşırıp sormayasın diye
İncelemem gerekir; hangi göksel bölümden uçan
Işığın geldiğini, nereye döndüğünü, sağa, sola,
Duvarlardan geçerek uzaklara nasıl gittiğini,
Oradan aşağı indiğini, yeniden yükseldiğini,
Elden gelmez bunların nedenlerini kavramak,
Bundandır tüm olayların tanrılara yüklenmesi.
Çevirirsem yarış arabamı şimdi kişisel
Mutluluk yoluna, tanrısal sevgi kaynağı Kalliope'nin,
Bilge Musaların yolunda yardımcım ol benim..

Fırtına

İlkin yıldırımlar titretmiş göğün ışıyan
Maviliğini, çarpışır uzayda yüksek uçan bulutlar,
Karşıt yellerle karşılaşınca, gelmez gürültüler
Gökten, ışıyan alanlardan toplanırsa kalın
Bulutlar, yığınlaşırsa. Duyulur azgın gürlemeler
Eskiden beri; taşkın bulutlar çıkmazlar odun
Gibi, taş gibi kaskatı öğelerden, çok incecik
Nesnelerden, sislerin, uçan duman bulutlarının
Bize gösterdiğinden. Yoksa düşerlerdi yere
Taşlar gibi, ağır yığınlaşmalar içinde,
Ya da toplanamaz bir araya duman gibi,
Buzdan, kırağıdan kurulmuş katı yığın olamazdı.
Evrenin genişliğinden sık sık şaklayan bir
Gürültü duyulur, büyük bir tiyatronun üstünde
Çatıdan direklere doğru gerilen renkli yelken
Bezinin yellerde savruluşu gibi, sarsılır, sesler
Çıkarır çarpışmaların etkisiyle, tırmalar gibi,
Benzer bir k‰ğıdın yırtılışına, duyulur gök
Gürlemesinden çokluk böyle bir gürültü, ya da
Rüzg‰ra asılmış bir giysiden çıkan sesi andırır
Havada titrerken, dönen bir k‰ğıdın şaklayışına.
Gelince bulutlar karşı karşıya, yalnızca büyük
Büyük yığınlar oluştururlar, birbirlerine çarparlar,
Sürüklenirler, o sırada duyduğumuz, uzaklara
Yayılan, kulakları tırmalayan seslerdir, bunlar
Esen yellerin sıkışmasından doğar. Korkunç
Bir fırtına gelir ardından, sarsılır, titrer
Birden evrenin sağlam duvarları, çatlar, çatırdayan
Seslerle ayrılır birbirinden, kopunca azgın
Bir kasırga yarılır bulutlar ortadan, dönerken
Bir çevrinti içinde bırakır bulutları yavaş
Yavaş çevrede, koyu bir örtü kaplar ortalığı,
Bir oyuk açılır içlerinde. Kesilince gücü
Kulakları sağırlaştıran çatırdamalar duyulur
Yarılan bulutlardan, birden, şaşılası değil bu,
İşte böyle bölünür yığın, havayla dolan,
Durmadan korkunç çatırdamalar çıkaran yığın.
Eserken yeller bulutlar arasından gümbürtüler
Çıkarır başka yollardan, görürüz çokluk
Yığınla bulut, değişik ayrılmalar, dağılmalar,
Uçarken yarılmalar, dalgalanmalar, bundandır hışırdayan
Ağaçlıklar, kuzey yelleri estiğinde uğuldayan
Dallardan, çalılıklardan duyulan çatırdamalar.
Bundandır, esen yellerin güçlü oluşundan,
Çarpmasından bulutların yarılması, ortasından
İkiye ayrılması. Esintiler başlayınca, açıkça,
Yeryüzünde neler olduğunu gösterir deneyler.
Esmeye başlayınca yeller, söker kökünden ağaçları
Kasırgalar, seller, çıkarır yüzeye derinden. Başlar
Karşılıklı dalgalanma, bulutlar denizinde.
Vuran, kıran, azgın bir kaynaşma, çatırdama,
Enginlerinde evrenin, koparır taşan ırmaklar.

Yıldırım Olayları

Bir gümbürtü bulutlardan bulutlara, şimşekler,
Engin sulara yağar ateşler, yutar ateşleri sular,
Ortalık gürültülerle dolar, yalımlanan ocaktan
Çekilmiş kıpkızıl demirin buzlu suya atılmasından
Doğan çatırtılar gibi ateşler saçılır kuru
Bulutlara, birden yalımlar yayılır, başka taşkın
Gürlemelerle yangın, dağ ağaçlarını yakan,
Döndüren, orman yangınları gibi, yeller kıvrılır,
Yaklaşır, yakar, kudurur, dünyayı çölleştiren,
Gürleyen, olamaz Delphicus Phoebus ağacından
Çıkan yalımlardan başkası. Buz kesilir dolular
Düşerken bulutlardan, yüksekten, keskin gürlemeler
Duyulur, yeller toplanır ağır basınçla, buzla
Karışmış dolular kırılır, iner bulut dağlarından.
Çakar şimşek, karşılaşınca bulutlar, boşalınca
Yığınlaşmalarla ateş öğeleri, çekiçle vurulan
Taştan, taşın taşa çarpmasından sıçrayan parlak
Kıvılcımlar gibi, ateş çıkar şimşek çakmasından.
Duyulur, sonra, gürlemeler kulakla, gözle görülür
Şimşek, önceden. Bundan anlaşılır daha yavaş
Olduğu kulak duyusunun gözünkinden. Şöyle:
Uzaktan bakınca iki ağızlı baltanın vuruşuyla
Salınan ağaçlara, görülür önceden baltanın
Kalkışı, sonra ulaşır kulağa çıkan ses.
Böyle görürüz şimşeği gözle, gürlemeyi duymadan,
Ateşle eş zamanlı, eş nedenlere karşın,
Eş çarpmalar sonucu. Böyle aydınlatır fırtına
Bulutları, uçan ışıklarla ortalığı, şimşeklenen
Parıltılı havayı. Girer buluta yeller, döner
Söylediğim gibi önceden, yoğunlaştırır, sımsıkı
Bulutun oyuğunu. Bu devinmedir onu kızıllaştıran,
Devinen kıpkızıl olur, ısınır, eritir kurşunu
Bu dönme, yırtar yakan yel kara bulutu, dağıtır
Bir çarpmayla, boşaltır kızıl ateş öğelerini,
Bunlardır yalımlandıran kıvrılan yıldırımı, gelmiş
Daha sonra kulağımıza ilk duyulan gök gürültüsü,
Gözlerimize ulaşan ışınlardan. Bunlar, bulutlar
Sıkışınca, hızla üst üste yığılınca olabilir.
Yanılma sakın, aşağıdan gördüğümüz nesneler,
Daha geniş yer kaplayacak yapıda değildir gökte,
Göründüğünden, büyük dağlar kurar bulutlar, benzer
Birbirine, havanın içinden esen yellerle sürüklenir
Eğik, ya yukarı doğru kımıldayan yüksek bulut
Dağları görürsün üst üste, sessiz, sarkmış,
Yeller esmiyorsa çevresinde, öçebilirsin ne denli
Yükseldiğini yığınların, ya da açılan oyuklar
Görebilirsin kayalardan kurulmuş gibi, yellerin
Yükselen fırtınasından sıkışan bulutları kuşatmış,
Kafese konmuş yabanlar gibi kükreyen; gürüldeyen
Kayalar, ardarda çıkar böğürmeler bulutlardan.
Yuvarlanır öteye beriye bulmak için çıkış yeri,
Dolanır gök boşluğunda sayısız ateş öğeleri,
Ocağın oyuğunda yalımlar gibi döne döne.
Parçalar bulut yığınlarını bir de, saçılır
Kıvrık yıldırımlar. Sonradan, başka bir nedenden,
Altın renkli, parlak, oynak ışınlar yağar
Yukarıdan yeryüzüne. Bunlar bulutların özünden
Ateşle yüklenmeleri gerektiğinden oluşur hep.
Bulunmazsa onlarda bir damla su, parlayan
Ateşe dönüşürdü birçoğu. Gür parlaklık yayılır
Güneş ışığından, özünden parlayan kızıl
Ateş ışınları gönderirler, çeker bunları
Toparlar yeller, yığar üstüste, doğar onlardan
Ateşi kuran öğeler, çıkar kızıl şimşek ışığı.
Pek ince olursa bulutun yapısı, gökte çokluk,
Şimşek çakar, yeller ayırırsa bulutlar
Sürüsünü birbirinden, düşer şimşek çaktıran
Öğeler kendince, sonra başlar duru, aydınlık
Bir gün, korkudan, kargaşadan uzak.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP