ONYEDİNCİ BÖLÜM

İnsan Soyunun Gelişmesi

Daha güçlü, dayanıklıymış eskiden kırlarda
Yaşayan insan soyu; güçlü, dayanıklı, büyük
Kemiklerle bağlanmış, kurulmuş gövde yapısı,
İçten, sapasağlam kasları pekiştirilmiş,
Etlerin içinde birer birer örgenler,
Dokunmazmış insana sıcak, soğuk, bozmazmış
Sağlığını yeni besinler, uzakmış sayrılıklardan.
Sayısız yıllarca dönerken güneş, uzunmuş
Yaşam süreci de hayvanların. Ne güçlü ellerle
Kullanılan ağaç sapan, ne kazmalarla tarla
Açma varmış, ne de toprağa fidan dikme,
Ne de bıçkılarla dal kesme yüksek ağaçlardan.
Bir armağan diye benimsenirmiş mutlu
Yüreklerince kişilerin, yağmurun, toprağın,
Bir de güneşin eliyle verdiği, istemeden.
Çokluk palamutlu ormanlarda beslenirdi kişiler
O gün de düşerdi, yere, yemişler ağaçlardan,
Üstelik daha da büyükmüş, kışın gördüklerimizden,
Olgunlaşınca erguvan gibi ışıldayan çileklerden.
Daha birçoğunu doğuruyordu toprak, gençliğiyle,
Kırlarda, çayırlarda çıkan otlarmış, acınası
Ölümlülerin tüm geçimliği. Yine ırmaklar
Çağırıyordu bugünkü gibi, yüksek tepelerden
Dökülen sular, kaynaklar susuzluğunu gidermek
İçin tüm yabanları, sularından içmeye. Bunlar
Gece yolculuğuna çıktıklarında, ormanlarda,
Nymphaların mağaralarında konaklar, otururlar.
Bunlar biliyor yeşil yosunlarla kaplı kayalardan
Süzülerek akan ovadan geçen bol suları.
Onlar ne ateşten yararlanma bilirdiler, ne de
Yabanları öldürüp derileriyle gövdelerinin
Çıplaklığını gidermeyi, onlar yalnızca kırlarda,
Ormanlarda, dağların oyuklarında barınırlardı,
Kamçılayan yağmurdan, esen yellerden duyulunca
Kaçma sıkıntısı buralarda gizlermiş kirli
Gövdelerini iyice. Bilmezdi toplumsal yaşamı,
Mutluluk düzeni kurmayı, ya da bir yasa
Bağlamazdı onları, yoktu toplumsal bir töre.
Rasgele, ne düşerse eline, onu getirirlerdi
Yiyecek diye evlerine, kendi içgüdüsü uyarınca
Düşünürdü, tüm kişiler yaşamı, mutluluğu.
Ormanlarda birleştirirdi sevişenleri Venüs,
Bağlardı erkeğin üstün gücü, karşılıklı birleşme
Güdüsü, dişiyle erkeği birbirlerine, doğal eğilimle.
Palamut, armut, çiçek gibi bir nesne karşılığı
Sürdürülürdü sevişme, olası, güven verirdi
Yumruğun, ayakların gücü, yabanları düzene kordu
Ormanda. Silahtı sivri taşlar, ağır topuzlar.
Böyle yaşardı birçokları, sığınak bulurdu
Kiminin önünde, azgın domuzlar bile böyle
Çıplak yaşardı ormanda, yeryüzünde bastırınca
Karanlık gömülürdü yaprakların, dalların içine,
Ne böğürmeden ürkerdiler, ne korkardılar ovada.
Gecenin kara gölgelerinde kişiler güne, güneşe
Değin besin aramak için sessiz bekler dalarlarmış
Derin uykuya, güneş kızıl ışığıyla aydınlık
Saçıncaya değin. Çocukluktan alışmışlar böyle,
Karanlıkları, ışığın parlaklığını eş ölçüde
Değişir görmeye, ne şaşılır, ne korkulur durum.
Batınca günün ışığı, örtünce sonsuz gece
Süreklice karaları. Öteden yaban saldırısından,
Yaşamı sarsan olaylardan korkulurdu yalnızca
Geceleyin. Yaklaşınca güçlü bir arslan, hışlayan
Bir yaban domuzu, yıkar evlerini kaçardılar
Mağara kayalarının üstünde, gecenin ortasında.
Toplanırlardı dalların arasında, acımasız
Konuklar yüzünden. Bugün yakınmıyor kimse,
Ayrılmış, eskiden, yaşamın iç açan ışığından.

Eski, Yeni Ölüm Türleri

Daha kolay yakalanır, yem olurdu bir kimse
Yırtıcıların ağzında, yutulurdu diri diri.
Doldururdu, yırtıcılar ağzında yem olan, dağları
Çığlıklarla, ormanları, kırları, bayırları, görünce
Canlı gömülüşünü diri bir tabuta, kaçmakla
Kim kurtarabilmişse dilimlenen etlerini, tutardı
Titreyen elleriyle korkunç yaralarını, yakarırdı
Yürek doğrayan iniltilerle kurtulmak için
Kurtarıcı ölüme. Bırakmış katlanılmaz acılara
Kendini, ne yardımcı, ne sağaltıcı vardı yaraları.
Buna karşın yoktu eskiden bir günlük savaşta
Ölen, binlerce kişi, söz konusu değildi yükselen
Bir denizin gemilerle içindekileri çarparak
Kayalara yok edişi. Boşunaydı denizlerin azgın
Dalgalarla yükselip alçalması, korkutmaları, kolayca.
Aldatamazdı kimseyi denizin kandırıcı sessizliği,
Işık gülüşü dalgaların sürüklemezdi kimseyi ölüme,
Göndermezdi utanmayan gemiciyi deniz yolculuğuna,
Eskiden besin yokluğundan ölürdü gücü kesilen
Örgenler, bugün besin bolluğundan gelir ölüm.
Kendiliğinden dökülürdü, kimse sezmeden, ağular,
Bugün çok açıkgöz kişi, eliyle verir ağuyu.

Toplumsal Bütünleşme

Dallardan barınaklar kurmuşlar, deriyi, ateşi
Bulmuşlar, bir kadınla evlenmeye başlamış erkek,
Böyle kurulmuş kutsal düzeni ilk ocağın,
Evliliğin, yuvanın, bu bağla doğmuş çocuklar.
İlkin böyle gelişmeye başlamış kişi soyu,
Düzene, töreye bağlanmış. Ateş yüzünden yumuşamış,
İncelmiş gövdeleri, katlanamaz olmuşlar gök çatısı
Altında uzun süren soğuklara, azaltmış erkek
Gücünü Venüs, çocuklar yaltaklanıyor, direnilmez
Duygular uyandırıyor anada, babada. Başlamış
Karşılıklı komşuluklar, anlaşmalar, bağdaşmalar,
Kılına dokunmak istemiyor, bilerek, kimse kimsenin.
Üstlenmiş çocuğu, kadını korumayı erkek, sözler
Kekelenir, el kol sallanır, anlatılırdı istenen,
Kolayına geldiğince. Kurulamaz geçerli bir yasa
Duygudaşlık sağlanmayınca, düşküne acımayınca.
Biterdi kişi soyu, kalmazdı bugüne değin.

Dilin Kaynağı

Doğadır türlü dillerin kaynağı, nesneleri
Adlandırmadır, küçük çocuklar imlerle anlatır
Nesneleri, sözcük yetersizliğinden, dilsizce
Davranırlar, parmakla gösterirler, anlam verme
Alışkanlığı gelişir. Tüm dirilerde vardır yaşama
Elverişliyi sezme yetisi. Dananın ilkin boynuzları
Çıkar alnında, saldırır, vurur kızınca önündekine.
Buna karşılık aslan, panter yavruları
Pençelerle, ayak tırnaklarıyla, ısırmalarla
Korunur, yeni çıkmaya başlasa bile bunlar.
Kuşlar soyu, görüldüğü gibi, kanatla, kanat
Vuruşlarıyla uçarak bulur kurtuluş yolu.
İlkin nesnelere ad veren, kişilere sözleri
Öğreten bir bulucuya saçmadır inanmak, yoktur.
Nedendir düşünüldüğü, tüm nesnelerin sözcüklerle
Adlandırılması, değişik nesnelerin kurulması
Konusunda, belli bir çağda, bunu yapan olmadığına
Göre, bir yapan aramanın gerektiği? Öteki
Varlıklar, aralarında, bir yarar görmemişse dilden
Niçin düşünülür dilin yararı, nerden gelmiş
Ona ilk yeti, ne yapmayı düşünmüş, nereden çıkmış
Tinde bilmek, anlamak? Olacak iş değil nesnenin
Birçoğuna söz geçirmesi, öğrenmek için adlarını
Nesnelerin, bu güçlüğe katlanması, sağırlara
Kulakları dibinde iş göstermek daha kolayken.
Yoksa ne katlanabilir, ne de dayanırlardı
Onlar, kulaklarına anlaşılmaz seslerin gelmesine.
Ne var şaşılacak, gerçekse kişi soyu, sesi,
Dili sağlamsa, değişik duyumlara göre, değişik
Çıkarsa nesnelerden. Dilden yoksun hayvanlar,
Yabanlar soyu bile, tüm değişik sesleri,
Türlü çığlıkları, sezerler, biraz korku, biraz
Acı, biraz yürek oynatan sevinç varsa.
Bu denenmiş, bilinen olaylardan çok bilgi
Edinmek gerekir. Aldatılan gösterişli bir Molos
Köpeği, çıkarırken etli ağzından kalın dişlerini
Bir çınlama duyulur bambaşka, korkutan, kızgın
Atılmalarından, boşuna havlamış, bağırmış, ortalığı
Doldurmuşsa ulumalarla. Yine başka türlüdür
Diliyle yalayıp okşarken eniğini, ön ayaklarıyla
Yuvarlarken rasgele ısırır, saldırırken çıkardığı
Sesler, dişleriyle yavrucuğu yutar gibi
Korkuturken çıkardığı seslerden. Apayrıdır yine
Uluması keskin havlamasından, evin beyi bırakmışsa
Onu evde, ya da dayaktan acı duymuşsa gövdesi,
Zığnayarak kaçarken çıkardığı sesler, bağırmasıdır
Onun. Yok mu ayrı bir yönü köpek seslerinin
At kişnemesinden, gençliğin azgın evresinde
Kısraklar arasında dölleme ateşiyle kanatlanan
Bir aygırın, ya da savaş arabasına koşulmuş,
Gergin burun deliklerinden hızla soluyan, ölüm
Hırıltıları çıkarırken ayakları titreyen
Bir at kişnemesinden? Başka, kanatlı yaratıklar,
Türlü kuşlar, atmacalar, kartallar, balıkçıllar, deniz
Dalgaları üzerinde yuvarlanan besinini, geçimini
Tuzlu dalgalardan sağlayanlar, değişik sesler
Çıkarırlar, ayrı günlerde savaşınca yutmak,
Vuruşunca kapıp kaçmak için. Bunlar fırtınalara
Göre değiştirir çığlıklarını. Kargakuzgun soyundan
Bunlar; suyu, yağmuru, yelleri, fırtınaları görünce
Bağrışırlar. Hayvanları sıkıştıran türlü duyular
Dilsiz, değişik sesler çıkarttırır. Eskiden böyleydi
Ölümlüler de, eş sayıda değişik sesler çıkarırdı.

Ateşin Bulunuşu

Uğraşma bunlarla, dinle, yıldırım getirmiş ilk ateşi,
Yeryüzüne, ölümlülere, öyle yayılmış ortalığa
Sıcaklığı, birden, yalımların. Görürüz gökten
Hızla yayıldığını yangınların, ateş verince
Bulutlar, dallı bir ağaç bile sarsılır fırtınada,
Sağa, sola, çarpınca komşu ağaç dallarına, yalımlanır,
Sürtünmeden tutuşur, şimşek çakar, yükselir yalımlar,
Sürtününce dallarla gövdeler, eserken azgın yeller.
Bundan bulmuş ateşi ölümlüler, yemeği, pişirmeyi
Öğretmiş onlara güneş. Görmüş kır yemişlerinin
Güneş sıcağıyla tatlılaştığını kişi, anlamış.

İllerin, Beyliklerin Kuruluşu

Ateşle gelişen buluşlar nedeniyle günden güne
Daha iyiye gittiği görülüyordu yaşamın, böyle
Başlamış anlayış, görüş yönünden kadınlardan
Güçlü olan erkişiler illeri kurmaya, oralarda
Kaleler, korunma, savunma yerleri yapmaya,
Bölüşmüşler hayvanları, tarlaları, vermişler onlara
Doğal güçlerine, gövdelerine uygun işler.
Büyük önem taşır dış görünüş, yetiler, güçler
Yönetim konusunda. Sonradandır bireysel iyelik,
Bulunmuş ünlerin güzelliğini, gücünü kolayca çalan
Altın. Gerçek amaç edinmiş varlıklılar güçlü
Olmayı, dış güzelliği, gösterişi. Bilseydi yaşamı
Bilgece yönetmenin yöntemini kişi, varırdı
Doruğuna varsıllığın, sessizlik, mutluluk içinde,
Sıkıntısız; azla yetinmekle çıkarırdı tadını
Yaşamın, çalışırdı yine, çokları ünlenmek için,
Güçlü olmaya, yaşamın yazgısını sağlam temele
Oturtmak, bolluk içinde yaşamak için. Oysa ünün
Doruğuna çıkmada girişilen yarışlarda korkunç
Yıkımlar görür kişi, kendi engeller yolunu.
Ulaşırlar istedikleri yere sonunda, düşerler
Oradan yavaşça, yığınla, bir yıldırım gibi
Doymazlığın tepesinden korkunç Tartarus'a.
İyidir, güzeldir sessizlik, barış içinde gönül
Kıvancıyla yaşamak, bir ülkeye başkan, ya da
Kral olmaktan. Kanlar dökülür bu yolda,
Kesilir yollar, geçitler, boğuşulur doymazlık
Yüzünden. Gözü doymazlık, alışkındır, yükselen
Bir dağın üstünden daha yukarlara düşen
Yıldırım gibidir. Doymazlar başkalarının ağzına
Bakarlar, kişisel işlerinde bile, duyduklarını
Yaparlar, acınasılar, dün de, yarın da öyledirler.
Nice krallar göçmüş, çökmüş yükselen tahtlar,
Geçmiş görkemli günler, yıkılmış egemenlikler,
Kana bulanmış buyurgan başlar, darmadağın olmuş
Işıldayan taçlar, çiğnenmiş ayakları altında
Toplulukların güvenilen, saygın ululuklar.
Korkan uğrar korktuğuna, böyle geçer halkın
Eline devlet yönetimi, kişisel gücün egemen
Olmak istediği ülkede. Öğretirler yetkililer
Şimdi görevlileri seçmeyi, yasaları, töreleri
Düzenlemeyi; bitmişti baskıdan, yaşamaktan,
Kişiler, yorulmuştu, boğuşmalardan tükenmişti.
Baş eğerdi, kendince, yasaların, törelerin ezici
Boyunduğuğuna; köpürmüş, kızmış kimselerce,
Çağına göre, en uygun nitelikte kişiyi bağlayan
Yasaların bağına. BIkmış, usanmış kişiler,
Boyunduruk altında yaşamaktan, ceza korkusundan,
Kaçmış yaşamın tadı çoktan. Kuşatmış çevreyi
Töresiz eylemler, baskı yayılmış ortalığa,
Geri gelmiş geleneksel kötülükler, kesmeler,
Vurmalar, toplumsal düzeni bozan için ağır
Bir durumdu sessizlik, barış içinde yaşamak.
Tanrıları, kişi soyunu kandırmaya çalışan
Ummasın gizli kalacağını yaptıklarının süresiz.
Mırıldanmaz mı, çokları, uykuda kötülükleri de,
Söylendiğine bakılırsa, yatağa düşünce saymaz mı
Gizli kalmış suçlarını, bütün kötülüklerini?

Tanrıları Övmenin Kaynağı

Güç değil tanrısal yüceliğin kaynağını açıklamak,
Büyük toplumları korkutmanın nedenini, kutlu
Bayramları, illeri dolduran sunakları, ölenleri,
Yıllık törenleri, bunların düzenlenmesini anlatmak,
Bir de ölümlülerde bu duygunun nerden geldiğini,
Yeryüzünde, her yerde, tanrılar adına kurulan
Sunakların, yönetmenlerin, yükümlülerin, ayrıca
Bayramlarda kutlamaların, çetin değil bugün.
Dev gibi tanrısal biçimler ayıkken, uyanıkken
Görünmüş kişiye, eskiden yerleşmiş bunlar tinine.
Duyumlar alınmış bunlardan gelip geçen, depretmiş
Örgenleri az da olsa, bunlardır gerçekdışı
Söylentilerin nedeni, biçimlerin, görüntülerin.
Sonsuz yaşantılar, güçler yüklemiş insanlar,
Bu tanrısal varlıklara, kılıklarına uygun.
Sonradan böyle güçlü, iri varlıklar, yenilmez,
Alt edilemez sanmışlar. Bu yüzdendir kişilere
Ötekilerden bambaşka bir yapıda düzenlenmiş
Gibi gelmeleri tanrıların, yaşayışları da,
Ölüm korkusundan uzak kalışları da. Kişiler
Görüyordu düşsel görüntüler içinde şaşkınlık
Veren işler yaptıklarını tanrısal varlıkların,
Yorulmadan, eyleme geçmeden; onlar yalnızca
Göksel kurallara bağlı, mevsimler gibi sonsuz
Bir değişim içinde dönenler, ölümsüzler,
Anlamaz bu olayların nedenlerini tanrılardan
Korkan, onlara sığınan insanlar, buyruklarla
Evreni yönetiyor sananlar, düşlerler gökte
Tanrısal konaklar, sunaklar, güneşin, ayın aylık
Süreyle dönmesinden böyle anlam çıkarırlar.
Ay, gün, gece, göğün derinlerinde takım yıldızlar,
Göklerin ışıldağı, uçan yalımlar, bulutlar, yağmur,
Kırağı, yeller, sağanak, dolu, yıldırım, kar,
Uğuldayan boralar, gürlemeler, çatırdamalar.
Kapılır bunlara mutsuz kişi soyu, yükletirdi
Hepsini tanrılara, kızgınlık, üzüntü katarak.
Ne denli sıkıntılar çekmiş, acı yaralar
Açmış içimizde, ağlatmış bizi çocuklarımız için.
Değildir dine bağlılık yoktan bir baş yaparak
Taştan, çevresini dolanmak, sunaklara varmak,
Adaklar sunmak, yere uzanmak, ellerini sunaklara,
Tapınaklara kaldırmak, kurban kesmek, kan akıtmak,
Duvarlara saçmak; en iyisi evrene bakabilmektir.
Bakalım göklere, ışıyan yıldızlara, düşünelim
Güneşin, ayın yörüngesini, içimize kapanalım.
Sonra, başka acılar yüzünden derin uykuya
Dalan yüreğe karşı kaldırmalı düşünen başı,
Gücü sonsuz mu, değil mi, değişen yörüngelerde
Parlak yıldızları yöneten tanrıların. Yanıltır
Düşünsel yetiyi, kuşkulandırır düzenden ayrılma,
Evren yaratılmış mı, yaratılmamış mı, sonu olsa,
Evrenle yıldızlar çatısının çevrimleri uzun
Sessiz, gürültüsüz bir yolculukta yorulur mu
Yorulmaz mı diye. Tanrılar sonsuz bir mutluluk
Vermiş mi evrene, donatmamış mı bu sonsuzluk akışında
Bitmez bir yaşamla, dönmesini sağlamış mı, sonsuzluk
İçinde, üstün güce dayanabilsin diye, bütünüyle?
Başka kimde vardır tanrılara karşı korkusuz
Yürek, kimin titremez korkudan eli, ayağı?
Birden sarsınca kaskatı dünyayı korkunç yıldırım,
Gök çatısını yaran şimşek? Titremez mi insanlar?
Çözülmez mi dizlerinin bağı tanrı korkusundan
Büyüklenen kralların, ürpermez mi yaklaşınca yargı
Günü, iğrenç suçların sorgulanması, kan kusturan
Buyrukların karşılığını görme evresi? Eserken
Uğuldayan azgın yeller, engin sular üzerinden,
Dev ordularını, donanmasını filleriyle götürürken
Deniz üstünden yalvarmaz mı tanrılara komutan,
Adaklar sunmaz mı korkarak, titreyerek dinsin
Diye kasırga; sığınmaz mı tanrısal sungulara?
Dinleyen yok bunları, yakalar azgın çevrinti
Gömülür ölüm dalgalarına, yakarışlara karşın.
Gelir gizli yıkım, çöker kişi soyu, vurur
Çamurlara güzel barış bağını, baltasını, eğlenir
Büyüklenerek, bir oyuncak gibi insanlarla.
Kayarsa ayaklarımızın altında yeryüzü, yıkılırsa
Çarpışmalarla iller, çökme korkusu geçirirse,
Şaşılmaz mı kişinin kendince düşünerek üstün
Güçleriyle tanrıların bunları yaptığını sanmasına,
Tüm varlıkları taşkın yetileriyle sarsmasına?

Madenlerin Bulunuşu

Bakır bulunmuş, altın, demir, kurşunun gördüğü
İş, gümüşün ağırlığı özdeş çağda konmuş ortaya.
Yüksek tepelerde gökten düşen, ormanları yakan
Yıldırımdan, ya birbiriyle ormanda savaşan
Kimselerin düşmanları korkutmak için yangın
Çıkarmalarından, ya da toprağın bol ürünlerinden
Dolayı başka kimseler, ateşle yeri, verimli
Kırları, çayırları almak istemişler, ılgarlamak,
Yabanları avlamak, varsıl olmak dilemişler.
Gerçekten, daha önce bulunmuş, ateşle, çukur
Kazmakla avlanmak, ormanların çevresini ağlarla
Sarmaktan, köpekleri kıskılamaktan. Durmadan yangın
Çıkarmakta neyse neden, odur korkunç çatırdamalarla
Ormanları derin köklere değin tüketen, yalımlarla,
O gün akmış damarlarından toprağın içine
Kıvrılarak bir ırmak gümüşten, altından, bakırdan,
Kurşundan; o günler görülmüş, sonradan nasıl
Katılaştığı kıvılcımlaşan ışıltılarla parlayan
Yığınların; topraktan çıkarken alınmış ışıyan
Yüzeyleri yaprak gibi kaldırılmış. Anlaşılmış
Onların döküldüğü yerin uyarınca biçim aldığı,
Bir oyuğa doldurulan erimiş nesne gibi kaldığı.
Çekiçlerle döverek inceltmişler onları; istenen
Biçimde, kalınlıkta, katılıkta yapılmış bunlardan
Pusatlar, evlek açan saban demiri, kütüklerin
Kesilmesinde, tahtaların düzenlenmesinde, ağaçların
Burgularla delinmesinde, yapı işlerinde gereken
Araçlar. Olmaz, katı madensiz bunlar. Denenmiş
İlkin altın, gümüş, boşa gitmiş emek, yumuşak
Olmaları sonucu; ağır, katı nesnelerle ilgili
Çalışmalarda, anlaşıldı eş değerde işe
Yaramadıkları, yükselmiş madenin değeri, düşmüş
Gözden altın, kolay aşındığından. Madenlerin
Azalmış değeri, yükselmiş altın şimdi, değişmiş
Çağın gidişi, nesnelerin durumu, değersiz
Sayılır bugün, eskiden baş üstünde tutulan.
Başka bir nesne yükselmiş iğrenç karanlıklardan
Didinilir daha çok, törenlerle alkışlanır
Bu yeni buluş, anlaşılmaz bir saygı gösterilir.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP