YEDİNCİ BÖLÜM

Duyarlığın Ortaya Çıkışı

Nedir tini kendi kendine devindiren,
Türlü türlü duyuların oluşmasını sağlayan,
Kımıldanmalara neden olan, duyarsızdan
İnanmadığın duyarlı bir varlık çıkaran?
Kendiliğinden karışır toprak, taşlar, odunlar
Kaynaşır, dönüşür de yaratamaz bir dirilik
Duyusu, canlılık, bellidir bu. Unutmamak gerek
Bu konularda, benim tüm yaratıcı varlıklarda
Duyu gücünün, duyarlık yetisi bulunan yaratıkların,
Doğmuş olduğunu söylememi. Düşün ilkelerin
Küçüklüğünü, odunda, toprak yığınında görmediğimiz
Duyarlık yetisi uyandırdığını, dizilişleri,
Biçimlerini, devinimlerini, yerlerini.
Yağmurların yarattığı ıslaklıktan türer
Diri böcekler, bozulur yeni basınçlar altında
Özdeği kuran ilkelerin düzeni, yeniden
Bir bileşim gerçekleşir, diri varlıkların
Oluşması yolunda. Bunun yanında duyarlılar
Yalnızca duyu gücü bulunanlardan yaratılabilse,
Tüm öteki nesneler için bu durum sürse, burda,
Süresiz olurdu özleri düşünüldüğü gibi, bağlı
Kalırdı duyu gücü barsaklara, damarlara, iliklere,
Ölümlü nesnelerden doğardı tümü gördüğümüzce.
Onların sürüp gitmesi için, sonsuzca, ya bölümsel
Duyarlı olmaları ya da bütün gibi duyu gücü
Taşımaları gerekirdi. Oysa olamaz örgenlerde
Sürekli bir duyarlık. Düşünmek gerek örgenlerin
Birer birer ya da gövdeden ayrılmış elin, kolun,
Başka bir örgenin kendi başına duyarsız olacağını.
Özdeş bir yaşam duyusu içinde bulunan,
Birbirine uyan, tüm dirilerde durum böyledir.
Bu kurucu öğeler denen yapılaşmalar nedir?
Neden ölümlü olur yaşayan bir varlık, sonra
Kurtulur ölümün daracık yolundan, diriler,
Ölümlüler için belirli bir durum varken?
Tüm varlıklar dölleseydi birbirini, kocaman
Bir diri kalabalık çıkardı ortaya; oysa
Apaçıktır, insan, evcil hayvanlar ya da
Dağ dirileriyle birleşse bile bir yaratığın
Çıkmayacağı böyle bir birleşmeden.
Gerçekten, varlıklar kendi duyarlıklarını
Yitirir, başkalarına özgüleri alırsa bundan
Ne çıkar? Önceden gösterdim yumurtanın yaşayan
Civcive dönüştüğünü görüyor, anlıyoruz, yerde
Solucanların kaynaştığını, sonra sırasız
Yağmurlar etkisiyle çürüdüğünü. Anlamak
Gerek artık, duyu gücünün duyarlıktan yoksun
Nesnelerden doğduğunu. Söylemek gerek burada:
Değişmenin duyarlığı olmayandan duyarlıyı
Doğurabildiğini, ya da benzer bir doğumla
Ortaya çıktığını. Elverir göstermek, kanıtlamak
İçin açıkça bunu, ancak birleşmeden sonra olması
Doğumların, birleşmenin ardından değişmenin gelmesi.
İlkin ne nesnelerde duyarlık vardır, ne dirilerde
Doğmadan önce, şaşılacak bir yönü yok, dağılmıştır
Yaratıcı öz havaya, sulara, toprağa, topraktan
Çıkan varlıklara. Toplamaz bunları bir daha
Bir araya, birleştirmez birbiriyle, yeniden,
Yaşamsal davranış, bütün varlıklara duyarlık
Yetisini veren yeti.

Ölüm Üzerine

Ağır bir tekmeyi yemeye görsün diri, sonunda,
Sarsar, çalar onu birdenbire yere doğa,
Karışır birbirine bütün duyular gövdede, tinde.
Bozulur ilkelerin düzeni, dağılırlar, yıkılır
Yaşamı sürdüren devinme, sarsılır ele, ayağa
Değin bütün gövde, kopar gövdeyle can arasında
Yaşamı bağlayan bağ, çözülür can, gider, damardan.
Başka hangi yolla düşünebilir etkisini baskının,
Bütün bağları koparan, dağıtan olayın?
Az yıkıcı çarpmalarda üstün geldiği olur
Son yaşam kımıldanışının, yendiği görülür
Güçlü çarpmaların doğurduğu sarsıntıları,
Yolunca gider işler, aksamadan, düzen içinde,
Ölümün baskın gücünü yıkmış gibi yeniden
Uyandırır duyuları. Yoksa nasıl döndürebilirdi
Ölümün eşiğinden, yeniden sağlardı yaşamı,
Bilincini toplayabilirdi onların, önceden
Geliştirilen ereğe yönelmede?

Sevinçli Acı

Acı doğar; özdeğin öğeleri diri etin içinde,
Elde, ayakta sarsıntı yapar, kımıldarsa sağa
Sola içerde, kendi yerlerinde; sevinç duyulur
Buna karşın eski yerlerine dönünce öğeler.
Bundan anlamak gerek acı ya da tat duyusunun
Nesnelerin ilkelerinde olmadığını, kurucu öğelerde
Bulunmadığını. İlkelerin yeni kımıldanışından
Ya bir acının, ya sevilen bir tatlılığın
Doğması gerekir, yoktur öğelerde duyu gücü.
Duyarlık bulunsaydı tüm yaratıklarda, öğelerden
Kurulmaları nedeniyle nerde gelirdi kişi soyuna
Özellik? Bir kahkaha çınlatmak, gülmek gerekirdi.
Kirpiklerden, yanaklardan gözyaşları dökerek,
Çok sözler söylenirdi nesnelerin karışımı
Üzerine, bilerek, hepsinin ölümlülere
Benzemesinden dolayı, doğması gerekirdi öğelerin
Böylece başka varlıklardan, onlar da başkalardan,
Böyle sürer gidermiş sonuçsuz durum.
Bunun ardından konuşan, gülen, anlayan bütün
Varlıklar, bu yöntemle çıkardı ortaya, sandığın
Gibi yürürdü tüm işler. Bizce, bir deli saçmasıdır.
Bu, gülmek gülücü bir özdekten de gelmeyebilir,
Anlayışı olan, kanıtlarla deneyip öğrenen
Gerekli kılmaz söylenmiş, açıklanmış bağlanmayı
Kendince. Neden gerekli değildir öyleyse
Duyarlığı olan yaratıkların, duyudan yoksun
Özlerden oluşması? Gökçe öğelerden doğmuşuz
Hepimiz, bir ata yaratmış bütün bizleri. Onun
Verimli yağmur damlalarından döllenmiştir
Yüce toprak ana, doğurmuş ışıl ışıl yemişleri,
Yaprak açan ağaçları, kişi soyunu, tüm hayvan
Türlerini, koymuş ortaya yaratıkların beslendiği
Besini, tat vermişler yaşama, sürdürmüşler yeni
Kuşakları, bundan ana adını almış toprak, gerekli.
Bundandır topraktan doğanın yine toprağa dönüşü.
Havadan çıkıp yere düşenlerin, yine göğe ağması.
Sanma geniş evren alanında devindiğini
Gördüğümüz sonsuzca kalabilen ilkelerin ölümle
yokolacağını, dağıtır, birliğini bozar onların
Ölüm, açar aralarını, ayırır birbirinden.
Sonra bağlar birini ötekine, etkiler,
Dönüştürür biçimleri, başkalaştırır, değiştirir renkleri
Büsbütün, duyarlık kazanır düzenlenen varlıklar
Sonra yitirir bunu birden. Bundan anlarsın
Hangi kurucu öğelerin, hangi yöntemle geldiğini,
Hangi kuruluş içinde ilkelerin birleşerek
Aralarında karşılıklı devindiğini. İnanma sakın
Sonsuz öğeler düzeninde bir durma olduğuna,
Nesnelerin yüzeylerinde gördüğümüz dalgalanma,
Birden doğup batma vardır içlerinde de.
Bizim, bu dizelerimizde olduğu gibi,
Harflerin yanyana gelerek ötekilerle birleşmesine
Benzer onların da düzeni, yerleşmesi: Yer, gök,
Deniz, ırmaklar, güneş, ekin, yemiş, bir de diriler,
Tüm benzeşme göstermese de aralarında yine de
Birlik vardır, evrensel bütünde, gerçekten durum
Almadadır nesnelerin ayrımlaşma göstermesi.
Böyle doğar varlıklar arasında özdeğin
Kendiliğinden değişen kesimleri, yolları, bağlantısı,
Düşüşleri, itişleri, birlikte çarpışmalar, devinme,
Düzen, durum alma, biçimlenmeler, bundan gerekir
Nesnelerin, onlarla, atbaşı giden değişmesi.

Öteki Evrenlerin Batışı

Çevirelim anlayış yetimizi gerçeklik öğretisine,
Şimdi, yeni bir konu çırpınmada ulaşmak
İçin kulaklarına, bir yenilik getiriyor
Varlığın görünüşü. Yoktur kolay kavranmasına
Karşın, başlangıçta, inancı sarsacak güçlük
Yaratan bir nesne. Yoktur yine böyle büyük,
Şaşırtıcı, sonra adım adım şaşkınlığı
Tümden gidermeyen bir nesne. Önceleyin göğün
Işıyan duru maviliği kucaklar dizilen
Yıldızları, ayı, güneş ışığının aydınlatıcı
Parlaklığını: Bütün bunlar ölümlü olsa baştan
Görünmezce, birden, çıksaydı ortaya, şaşılacak
Ne denebilirdi bunlar için, ya da nasıl
İnanabilirdi önceden bunlara kişiler?
İnanmazlardı bana kalırsa. Şaşılacak bir görünüşü
Vardır gökyüzünün. Alamaz kendini kimse
Bu parlak, ışıyan gökyüzüne bakmaktan.
Bir korku uyandırırsa bu yenilik sende,
İyice ölçüp biçmeden, gerçek görüneni, sana,
Düşünmeden girişme bu araştırmaya; yanlıştır
Dersen tartışmayı göze al, bir soru bastırıyor
Bize, yayılıyor dış uzay, sonsuzca, aşıyor evreni,
Görmek, anlamak, özgür olmak istiyor anlık.

Evren Sonsuzdur

Son yoktur sağda, solda, üstte, altta, çevremizde,
Evrende, olayların dilincedir anlattığım burda,
Ancak böyle çıkar aydınlığa sonsuzluğun yapısı,
Kuşku yok, boş uzay, sınırsız, sayısız ilkeler
Engin evrende, sonsuz devinimler yüzünden
Uçuşmakta türlü hızla. Yeryüzü de, gökyüzü de
Sayısız özdeksel öğenin devinimsiz evresinde
Oluştuğu gerçek, evrenin varlık düzenine uygun
Ölçüde; ya kendince, ya bir raslantı sonucu
Karşılaşmanın, çarpışmanın sonucudur.
Tümden boş, düzensiz, verimsizdir öğelerin
Basınçla bir araya gelmesi, bu bileşimlerin
Dağıldıktan sonra birden, büyük bir kuruluşun
Başlangıcı oluncaya değin derlenip toplanmaları
Toprağın, denizin, göğün, dirilerin doğuşu gibi.
Düşünmek, kanıtlamak gerek, öteki özdeksel düzenin
Başka bir olanakla, havanın dev kollarıyla,
Evreni kucaklayışı gibi kurulduğunu.

Çok Sonsuz Evren Vardır

Güçlü bir yığın içinde kurulmuşsa ilk özdek,
Olabildiğince yayılıyorsa bir engelle,
Bir dayanakla karşılaşmadan uzay, gerekir
O gün, yaşayan, diri varlığın ortaya çıkışı.
O denli büyükse kurucu öğeler yığını, yetmezse
Bir dirinin yaşam süresi onları saymaya,
Bir yere topladığı gibi her yana yayabilecek
Güçteyse varlığın öğelerini doğa, benimsemen
Gerekir, başka evrenlerde, daha birçok dünyaların,
Türlü kişi soylarıyla, hayvan türleriyle doğacağını.
Bundan anlaşılır, evrende, bulunmadığı böyle
Bir varlığın, tek doğsun, tek gelişsin de,
İçinde özdeş soydan birçoklarının bağlandığı
Kuşağa bağlanmasın. İncelemeye değer diriler,
Ancak böyle bulursun dağlarda yaşayan hayvan
Soyunu, doğurgan kişi kuşağını, dilsizleri,
Pullu balıklar sürüsünü, tüm kuş türlerini.
Bundan çıkarılır göğün, yerin, denizin, güneşin,
Ayın, bir de öteki varlıkların tek değil
Büyük bir nicelikte varolduğunu, bu nedenle
Yaşam süreçlerinin derin, kımıldamaz bir sınır
Taşıyla belirlenmediği, yeryüzünde tür tür
Büyüyen, toplu bir soy olarak onların ölümlü
İlkelerden doğmadığı. Mutluluktur insan için:

Tanrıların Yönettiği Ülke Yok

Görüyorsun, bütün evrenin tanrıların baskısından
Kurtulmuş, bağımsız, başına buyruk olduğunu.
Kutlu tinde, tanrıların yüce barışı içinde,
Sessiz bir yaşamın tadına doyulmaz, mutlu
Bir varlığın sürdürüldüğünü, kimmiş onlardan
Bu sonsuz evreni yönetebilen, bu sonsuz sınırsız
Gök boşluğunun dizginini yönetici elinde
Tutabilecek olan kimmiş, tüm gökyüzünü düzenle
Döndürecek, verimli toprağı göğün yalımlarıyla
Isıtabilecek, bu günde, bu yerde, bulutlarla
Bir karanlık yaratmak için, ışıyan gökyüzünü
Karartmak için, yıldırımlar gönderen, şimşekler
Çaktıran, gökleri gürleten, kendi tapınaklarını
Yıkan, kuduran, çölleri tutuşturan, güçsüzleri, suçsuzları
Öldüren, sonra tüm suçlardan sıyrılan kim?

Evrenin Oluşu - Yokoluşu

Evrenin başlangıcından, oluşum gününden
Sonra çıkmış ortaya güneş, deniz, yeryüzü
Eş sürede, toplanmış dışsal bir basınçla
Nesnelerin öğeleri, derlendi sonsuz bütünün
Engine fırlattığı özler, bunlardan beslenmiş,
Gelişmiş denizler, karalar. Bunlardan kurulmuş
Uzayda, uzakta, yüksek çatılı gökyüzü konağı,
Onunla yükselen hava. Böyle derleniyordu
Çarpışmalarla varlıkların öğeleri çevreden.
Bu yöntemle oluşuyordu türler, sular sulara
Toprak toprağa katılıyor, ateş ateşi besliyor,
Hava havayı. Sürmüş tüm varlıkların yaratıcısı
Toprak ananın yaratmaya en yetkin biçimi
Vermesine, son sınıra getirmesine değin.
Bundan anlaşılıyor, daha güçlü olmadığı yaşam
Giysilerini giyinip gelmenin onları çıkarıp
Gitmekten. Böyle ayrılmıştır bir bir yaşam
Yolları yaratıkların, gereğince, böyle yönetir
Gelişmeyi doğa özgücüyle. Ne varsa mutlu bir
Davranışla büyüdüğünü, adım adım geçen yılların
Basamaklarına tırmandığını gördüğün, alır bolca,
Özdekten, yitirdiklerini, yayılır gövdeye besin,
Tümden, damar damar, dağılmış uzaklara ayrılanlar,
Yine de yitmemiştir, azalmasın diye yaşamak için
Besin olan özdek. Ayrılanlar sayısında dönüp
Gelenler, katılanlar var nesnelere, büyümenin
Doruğuna varılır böyle, nesneler toplanarak.
Azalır yaşama gücü, bölünür yeniden, dirimi
Sağlayan yetiler, göçer daha kötü bir yöne.
Büyüklüğü, genişliği oranında, bir de büyüme
Yetisi bulununca bir nesnenin, o büyüklükte
Yığın yığın öğeler çıkar, dağılır çevreye
Özdeksel özlerden. Kolayca bölünüp dağılamaz
Beyin bütün örgenlere damar damar, yetmez
Böyle bir varlıkta besin yaşam akımını
Yenilemeye, beslemeye, gidenin yerini doldurmaya.
Böyle ölür gider adım adım diriler, öğelerin
Ayrılmasından boşluklar doğunca, bir de,
Dıştan çarpmalara uğrayınca. Azalır yaşlılıkta
Beslenme gücü, dinlenmez varlık, gider ölüme,
Dıştan gelen saldırılarla, yıpratan vuruşlarla,
Bütün nesneler, bunun gibi evrenin güçlü çatısı,
Sarsılır sonunda, yıkıntıya döner çarpmalarla.
Besindir varlıkları güçlendiren, bütünleyen,
Nesneleri ayakta tutan, karşıtı da olur bunun,
Ne damarın, ne de doğanın yeterli olur yardımı.
İş kalmamış çağımızda, dev yaratıklar, türler
Doğurmuşsa da eskiden, tükenmiş, daha küçük
Yaratıklar üretebiliyor şimdi. Göndermiyor gök,
Altın bağlıklarla ölümlü varlıkları tarlalarımıza,
Denizi, kayalara çarpan, gürleyen kırılmayı yarattığı
Gündeki gibi. Toprak doğurmuş beslediği varlıkları,
Ölümlüler için yaratmış toprak: Işıyan ekini,
Sevindiren asmayı, görüşüne göre, sevimli hayvanı,
Besleyen yemi, emeğimiz geçmeden yetişenler.
Geçiniriz emekleriyle sığırların, tarımcıların,
Demirin azlığından tarla sürmede çoğalır yorgunluk,
Azalır ürün. Başını sallar yaşlı köylü, çeker içini,
Boşa gitmiş bitmeyen çalışmalar, geçen günlere
Göre, över geçmişi, ataların mutlu çağını özler.
Sızlanır yaşlı, kurumuş asmaları görünce, yakınır
Çağların değişmesinden, çıkar yakınmaları göğe:
Anlatıldığına göre çok mutluymuş eski kuşak,
Ufacık tarlası olsa da, az emekle iyi geçinirmiş
Bağında. Anlamaz nasıl geçtiğini, yere gömüldüğünü,
Yıllar içinde, yorgun düşen kimselerin.
 
Epikuros'a Övgü

Sensin, ilkin, korkunç karanlıklar içinden
Aydınlatan ışıldağı kaldırabilen, göstermek için
Yaşamın iyiliklerini. Senin ardınca geliyorum,
Sen, ey Grek soyunun süsü. Korkusuz basıyorum
Ayaklarımı, yerde bıraktığın izlere, yarışmak değil
Seninle düşüncem. Çiçeklenen sevgim sürüklüyor
Ardınca beni. Kuğunun elinden gelir mi kırlangıçla
Yarışmak, titrek ayaklarına bakmadan keçinin
Oynak atla boy ölçüşmesi? Sensin ey atam,
Gerçeğin bulucusu, sevecen öğüdü veren.
Arılar, ne denli, kırlarda, çiçekler arasında,
Emerse balı çiçekten, öyle toplarız biz de
Senin yazdığın yapraklardan altın sözleri.
Altın sözler yaraşır sonsuz yaşama.
Tanrısal bir anlayış gücünün ürünüdür
Senin kurduğun düzen, odur varlığın yapısı
Üstüne, gür sesle bir bildiriyi ortaya koyan.
Canlar titriyor korkudan, sarsıldıkça evrenin
Çevresel direkleri, görüyorum sonsuz uzayda
Varlıkların dönüşünü, tanrısal güç düzenliyor
Barışın yerini, fırtınalardan uzak, yağmur
Bulutlarının toplanmadığı, kar serpintilerinin
Dokunmadığı, buzlu soğuklarda ışıyan yumakların
Döküldüğü, sevimli havanın güldüğü, ışık yağmurlarının
Yağdığı yerde. Kendince düzenler doğa varlığı,
Kimse bozamaz mutlu tanrılar sevincini, karşı
Çıkamaz Acheron'un karanlık ülkesine, engel
Olamaz yeryüzüne, ayaklarımızın altında sonsuz
Boşlukta olanlara bakmaya. Tanrılık güç burada
Doğar içime, sevinçle korku, çıkmış ortaya
Açılmış senin düşünce gücün tüm yönleriyle.
Gösterdin öğelerin tüm varlıklarda ne denli
varolduğunu, değişik biçimlerini, kendiliğinden
Bir itimle sonsuz devinime geçtiğini, nesnelerin
Bunlardan, bir bir, kurulduğunu, oluştuğunu.
Görünüyor tinin de, canın da yapısı, açıklanmış
Hepsi dizelerimde, gitsin yüreğinden kişinin,
Derinden, yaşamı titreten cehennem korkuları.
Örtülmüş tüm insanlar ölüm karanlıklarıyla,
Kimse kalmamış yaşamın tadını çıkaracak.

Ölüm Korkusu

Ölümden sonra, Tartarus'ta kötü, korkulu,
Çekilmez bir yaşamın süreceğine, tinin
Kandan, yelden geldiğine inananlar, önerenler
Tadına varamaz öğretimizin. Anlayacaksın tümünü
Bunların, göreceksin ileride, ne görklü bir varlık,
Ne de gerçek bir yaşam değeri olduğunu.
Yurdundan kovulanlar, toplumdan dışlananlar,
Ağır, kötü suçlarla suçlananlar, acının
Sayılmaz türünü çekenler bile yaşarlar,
Keserler kara koyunları, tanrılara adak
Diyerek, acılar içinde çırpınırken,
Kutlamalık gönderirler mutlu ölülere.
Böylece döndürürler, acımaksızın, ruhu
Bir yıkım içinde dinlerin yoluna,
Bundandır kişinin, korkulur durumlarda,
İçinden çıkılmaz, karışık işlerde denenmesi,
Ne gün duyulursa yüreklerinden gelen
Derin, boğumlu bir gerçeğin sesi, o gün çıkar
Ortaya doğruluk, düşler yüz örtüleri, sürükler
Törenin sınırlarını aşmaya ün kazanmanın,
Varsıl olmanın aşırı tutkusu düşkünleri
Sürükler, yönetimin doruğuna çıkmak için,
Gece gündüz uğraşmakla, didinmekle, yıpratır.
Böyle olur, bunlar, ağır suç ortağı, yardımcısı,
Bunlar, ölüm korkusundan beslenen, büyüyen dirim
Yaraları; birleşemez sıkıntıyla, iğrenç sövgülerle,
Mutlu, güvenli bir varlık, görünüşe bakılırsa.
Ölüm kapısında pusuya yatmak içindir bunlar.
Bundan gelir ölüm korkusu, sakınmalar, kişilerde,
Hepsi boş, kaçışmalar, varsıllığı çoğaltma tutkusu,
Para biriktirme, toplumda kan dökme, can alma,
Ölüm döşeğinde kıvranan kardeşten sevinç duyma,
Kan kardeşin sofrasına korkuyla, kötü gözle bakma.
Bir korku, özdeş durumda, sıkça ezilen, üzen,
Acı veren kıskançlığın kaynağı gibidir:
Yanar, yakınır bu göz kamaştıran, gönül çeken
Varlıkları görmek için insan, bakar gözlerinin
Önünde geçen olaylara, yuvarlanırken karanlıklar,
Çamurlar içinde kendisi, bir iğrenme duyar çevreye.
Düşer ölüm tuzağına kimileri de, ün ardında
Koşarken. Tiksinir yaşamaktan çokluk, sonra döner
Ölümün eşiğinden aydınlığa, korkudan titreyenler,
Acılar içinde çırpınırken kendi elleriyle canlarına
Kıymak istemelerine karşın, düşünmezler acıların
Korkudan doğduğunu. Kaldırır utancı korku, sevecenlik
Bağlarını koparır, dağıtır kutsal görevi, güldürür,
Kurtulmak istersen Acheron uçurumundan, yüz çevirmiş
Kimseler yurdundan, anasından, atasından. Nasıl titrer,
Sarsılır, ürperir, sararırsa çocuklar karanlıkta,
Öyle sarsılırız biz de gün ışığında, gerçekte korkunç
Olmayan, yalnız karanlıkta çocukları korkutan,
Günün doğmasını bekleten nesnelerden.
Yoksa ne duyusal korku, ne karamsarlık, ışıkta,
Gün aydınlığında ürkütebilir kişiyi. Yalnız
Doğanın derin düzenini incelemek bir yana.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP