YİRMİNCİ BÖLÜM

Etna Yanardağı

Etna'nın ara sıra kıvılcım dökerek tepesinden
Yalımlar püskürttüğünü. Az yıkım değildi yalımdan
Sağnakların dağdan fışkırarak Sicilya kırlarını
Sarması, orada bir egemenlik kurması. Kurtulamamış
Yakın komşular bile bu korkunç oyundan, dumanlar
Kıvılcımlar bütün gökyüzünü kapladığı gün.
Doldurmuştu bir korku yüreklerini, yeni bir yıkım
Koparmış gibiydi evrende, doğa, acı; derin
Bir araştırma konusudur bu olay. Çevirmeliyiz
Gözlerimizi tüm yönlere, unutmamak için nesnelerin
Nasıl olgunlaştığını, evrende hangi küçük
Bölümün göğü kurduğunu, "Bütün"ün binde biri
Bile olmamasına karşın. Birden yaratılamaz
Bu denli çok kişi yeryüzünde, bunu düşünmüşsen
İyice, şaşmazsın, bu yığınla işler karşısında.
Şaşılır mı bizden birini sıtma tutarsa, yayılırsa
Bir yanma gövdemize, ya da başka bir ağrı düşerse?
Dolanır birden ayaklar, bir diş ağrısının acısı
Duyulunca, gözler kararır yavaştan, "kutsal ateş"
Yayılınca uzaktan uzağa, gövdeye sızınca, eli,
Ayağı süründüğü yerde tutuşturunca. Yoktur
Şaşılası yanı bunun, çok öğe var nesnelerde
Bu türden. Yıkımlarla dolu yer, gök, sayısız
Sayrılık doğabilir bunlardan. İnanmak gerek
Sonsuz kaynaklardan gök için, yer için yeterli
Bütün özdeğin çıktığına, birden bir deprem
Çıkarmak için yeryüzünde, kudurmuş bir hortumun
Denizde, karada ne varsa alt üst ettiğine.
Etna'nın ateş sağnağını, göğün yalımını
Tutuşturduğuna inanmak gerekir. Şunlar da var:
Yalımlar tutuşturur gökleri, tüm gücüyle dökülür
Yağmur, yığınla toplanan su öğelerinden. Etna'dan
Çok büyüktür kıvrılarak çıkan yalımlar, olmaması
Gerekir bir ırmağın daha büyük, göründüğünden.
Buna karşın, daha büyük görünse bile, kişiler,
Ağaçlar, bunlar gibi bütün başka varlıklar,
Ancak kendi ölçülerine göre büyük olabilirler.
Yoksa gökle, yerle, denizlerle evrenin
Dev büyüklüğü getirilemez yanyana.
Anlatayım artık, neden birdenbire Etna'nın
Kudurmuş ağzından yalımların dışa döküldüğünü.
İlkin, dağın içinde, çok derinde oyuklar vardır
Kuruluştan; bu oyuklu kayalar üstüne oturmuş
Bütün dağ, doldurmuş oyukları hava, yel.
Havanın devinmesinden doğar esen yeller,
Isınınca yel ısıtır taşları, toprağı,
Önüne geleni, kudurgan gürültüler çıkarır.
Taşar onlardan yakan bir ateş, gürüldeyen
Yalımlarla, yükselir burkularak, sıçrar
Uçurumlardan göklere doğru bu yalımlar.
Saçar uzaklara yeller külleri, yalımları,
Yuvarlanır dumandan bulutlar, kaplar ortalığı
Koyu bir karanlık; fırlatır taşları ağır bir
Güçle yukarı, şaşırtır kişiyi. Kim inanmaz
Bunun iplerden boşanmış bir kasırga olduğuna?
Sürer çok uzaklara deniz dağdan kopan,
Dalgaların kırdığı, yangının püsküttüğü kökleri.
Uzar yeraltı oyukları denizden dağın uçurumlarına
Değin; sürer bu oyuklarla söylentiye göre,
Bir yel, çokluk, sularla birleşerek.
Göstermiş açık denizden geçen yellerin karalara
Fırlattığını, yalımları göklere yükselttiğini.
Taşlar uçar, kumlardan bulutlar oluşur, dağın
Doruğundan, açılan ağızlardan. Böyle söylenir,
Orada uçurumlar, gedikler olduğunu anlatırken.
Yeterli değil bir açıklama yolu başka konular
İçin, birçoğunun bulunduğu, bunlardan ancak
Birinin doğru olması gerektiği yerde. Görüyorsan,
Sözgelişi, kendini öldüren birinin ölüsünü
Uzaktan, durduğu yerde, ölüm nedenlerinden yalnızca
Biridir bu söylenen, "bütün" için de söylenebilir.
Açık değil ölümün nedeni, kılıç, soğuk, hastalık
Ya da ağulanma saptanamaz uzaktan bakmakla.
Bir nedeni vardır ölümün, bilinir gerçekten,
Ancak uzaktan değil, yalnızca bu söylenebilir.

Nil Üzerine

Böyledir Mısır'da akan, yeryüzünde, yaz boyunca
Yükselen, biricik ırmak Nil konusunda da. Basar
Karaları, tarlaları sular, kızgın sıcaklarda
Bile taşar. Durur yazın kuzey yellerinin akımı,
Başlar esmeye güney yelleri dediğimiz, ırmağın
Akışına karşıt, suyun akışına engel olurlar.
Doldururlar baştan yatağı, tutarlar orada,
Karşıt yönden eserken kuzey yelleri, buzlu
Kutup yıldızları yöresinden, başlar fırtınalar
Kuzeyden; bu evrede yanan, kızaran ülkelerden
Bir akış başlar güneyden. Burası, kara, yanık
Yüzlü kimselerin ülkesi, Nil kaynağının
Doğduğu en sıcak ülke burasıdır. Sürükleyebilir,
Esen yeller, kum dalgalarını yığar denize, kapar
Irmağın ağzını, durur akış, engeller suyu,
Direnir. Böyle önlenir ırmağın akışı, yavaşlar
Sular kendiliğinden. Böyle olur kaynakların
Bulunduğu yörede yağmurların boşandığı evrede
Yeller estiğinde, tüm bulutlar güneye doğru
Çekildiğinde. Varınca bu sıcak bölgeye bu yığınlar,
Yüksek tepelere çarpar bulutlar, yuvarlanır,
Toplanır. Etyopya'nın yüksek tepeleri bile
Böyle biriktirir ışıldayan karları, dünyayı
Aydınlatan güneşin erittiği, ovaya akıttığı.

Avernus Üzerine

Anlatayım Avernus yörelerini, göllerini
Doğal yapılarına göre, bunlar evrendedir.
İlkin Avernus'un ne olduğunu, niteliğini
Gösteriyor açıkça; yıkım getiriyormuş kuşlara,
Söylenceye göre, onun üzerinden uçarsa kuşlar
Düşermiş kanatları, unuturlarmış uçmayı.
Düşer başları, tükenir kanatların gücü,
Sarkar boynu, yığılır yere, o yöreye gelince.
Batar suya üstünden geçerken Avernus gölünün,
Cuma'dadır bu yer. Çok ağulu kükürt taşı vardır
Orada, tüten kaynaklar fışkırır Athena'nın
Kalelerinde, kulenin doruğunda, Triton'un yüce
Minerva Tapınağı'nda, var böylesi. Geçemez cırlak
Sesli kargalar oradan, sunak doldurulunca korku
Saçan adaklarla, kaçamaz bu hayvan, böyle söylüyor
Grek ozanları, Minerva'nın kolay uyanan hıncından
Kurtulamaz, yeter bunu kavramaya yörenin yapısı.
Suriye'de de varmış benzeri, söylentiye göre, dört
Ayaklılar, adanınca yeraltı tanrılarına, gelirmiş
Kesim yerine kendince, çökermiş girince sunağa,
Doğal düzene uygunmuş bunlar. Bunların nedenlerini
Gösteren bilinir bizce, kimse düşünmez yörelerde
Oreus'a açılan bir kapının bulunacağını, tanrıların
Buradan, ölenlerin tinlerini Acheron'un kıyılarına
Çekeceğini. Bir öykü var geyikler, yılanlar üzerine,
Bunlar burunlarından çıkardıkları borularla sürer
Mağaralardan çıkarırmış hayvanları. Anla şimdi nasıl
Saptığını bunların, anlatayım sana, önceki gibidir
Bu da, yok başka çözümü bu konunun. Türlü öğeler
Var toprakta, besleyen, güçlendiren türden çoğu,
Hastalık getirir, ölümü hızlandırır kimi de,
Yararlıdır kimi başka yaratıklara yaşam, sağlık
İşlerinde, öğeleri de değişiktir, yapıları da, söyledim
Önceden, biçimleri, öğelerin kaynaşması, düzeni,
Etkisi, acıtır kulaklarımıza gelirse kimi,
Burnumuza gelen de, ağır etkisi dokununca,
Kaçınmak gerek onlardan görmede, dokunmada, duymada,
İğrençtir etkisi kiminin tat duyusunda. Anlaşılır
Çok kimsede tiksinmeden, bunların ağır duyumları,
Yıpratışları. Böyledir birtakım ağaç gölgelerinin
Sağlığa dokunması, kimi otlar arasında yatınca
Başın ağrıdığı, sıkıntının, sarsıntının sezildiği.
Helicon'un yüksek tepelerinde, çiçek açan
Ağulu bir ağaç, ölüm getirir kişilere, kokusu
Ağır, topraktan çıkar bunların hepsi, değişik
Nesnelerden doğan öğeleri taşıyan, yığınla.
Bunlardır birbiriyle karışan, derlenen, düzenlenen.
İğrenç bir koku duyulur söndürülen gece lambasından,
Gelince buruna bir acı verir, öldürür, uyku
Basar, ağız köpürür, uyurcasınadır etkisi yağlı,
Keskin kokulu kunduzun. Şu incecik güzel ellerinden
Gözleri kamaştıran işler çıkan kadınlar bile
Böyledir aybaşı günlerinde. Daha pek çoğu
Vardır bu türde, oynak yerleri gevşeyince
Elde, ayakta kişinin, sarsılır ruhu derinden.
Terler basar tok karınla yatanı uzun süre,
Daha kolay olur bunlar ardın ardın, sıcak su
Doldurulmuş bir leğene girince. Önceden
Islatılmayan kömürün kokusu çok ağırdır, sarsar
Başı etkisi. Kim yakalanırsa eli ayağı titreten
Ateşli sıtmaya yıkılır yere çarpılmış gibi
Şarabın buğusundan, yapışır yakasına ölüm.
Görmez misin kükürdün nasıl oluştuğunu yerde,
İğrenç bir koku çıkaran ziftin yumaklaştığını?
Bir açgözlülükle altın, gümüş damarlarının
Bulunduğu topraklar kazılırken, demirden
Araçlarla, üste çıkarılırken, iğrenç bir duman
Sarar Scaptensula'yı, ağulayan bir soluk yayılır
Altın madenlerinden, kimin yüzüne gelirse
Bu hava sarımsı bir renk verir ona.
Görmez misin, duymaz mısın ne denli kısa
Sürede ölüme gittiğini, dirim çabalarının boşa
Çıktığını, yaşam yolunda çalışmanın doğurduğu
Sıkıntılar gelince başına bir kimsenin?
Böylesi buğular çıkarır toprak, yayılır
Uzaklara, kaplar açık gökleri, böyle gönderir
Avernus gölü kuşları öldüren ağulu dumanları.
Yükselir yerden havaya, dumanlar kaplar göğü
Bölüm bölüm, ölümcül bir etkiyle. Uçarken kuş
Böyle bir yerden girer ağulu dumanın içine,
Uçamaz daha, düşer sarsılarak yere, kanat
Açarken de, ağulanınca yalnızca bir kalıntı
Bırakır arkada. Bir baş dönmesi verir kuşa,
Önceden, bu ağulu duman, kendince düşmüş
Kaynağına, ayrılması gerekmiş yaşamdan, engin
Bir yıkım denizi kuşatmış onu. Yavaş yayılır
Avernus'un etkisi, kovar sağlıklı havayı, girer
Kuşla yerin arasına, önceden boşalan alana.
Bir kuş, tüm üstüne gelince bu yerin, kırılır
Kolu kanadı, geçer kendinden ağunun etkisiyle,
Yitirir gücünü, gider uçma yetisi, tutamaz
Kendini, taşıyamaz onu kanatları bile,
Düşer bütün ağırlığıyla, kendi kendine,
Yaklaşır iyice gövdenin, bütün damarlarından
Canın uzaklaştığı yere, büyük bir boşluğun
Açıldığı alana, gider etkinliği yaşamın.

Yazın Daha Soğuktur Çeşmeler

Gelince yaz, daha soğuk olur çeşmeler,
Sular, kurur sıcaklık yüzünden toprak, daha
Hızlı kımıldatır havayı, ısı öğeleri.
Azalır toprağın üstün gücü sıcaktan,
Sular serinler, toprağın derinlerinde gömülü,
Toplar öğelerini soğuk, yeniden, bir yere,
Düzenlenir eskisi gibi, baskın çıkılır sıcağa,
İtilir yeniden geriye ısı öğeleri çeşmelerin
Su yollarına doğru, budur soğuğun nedeni.

Ammon Oylumunun Kaynağı

Bir kaynak vardır, Ammon Tapınağı yakınında,
Bütün gün soğuk, geceleyin sıcak olurmuş,
Çokları şaşarmış kaynağın bu özelliğine.
Korkunç karanlık bastırınca, sarınca ortalığı,
Alttan ısıtırmış toprağı parlayan güneş,
Söylendiğine göre, gerçekten uzaktır bu görüş.
Dokununca kaynağın çıplak gövdesine güneş,
Yukardan etkilerken, sıcaklık çıkamaz ortaya,
Üstten büyük bir ısı gönderse bile, ne denli
Isıtabilir suyu toprağın kalın gövdesinden
Geçerek, çıkarabilir mi sudan kızgın buğu?
Çok güç geçer evin duvarlarından bile
Güneşin ışınları, sürdürmek için ısıyı.
Nedir öyleyse bunun nedeni? Toprak kuşatmış
Orada kaynağı, kurutmuş çevreyi, suyun yanında
Yerleşmiş birçok ısı öğeleri. Gece gömülünce
Serin dalgalara yer, birdenbire sıkışır
Yerler. Şudur bundan çıkması gereken sonuç:
Sözgelişi, elle iyice sıkılınca toprak
İtilir, işler içiçe taşıdığı sıcaklık öğeleri,
Budur buğuyu, sıcaklığı doğuran, sezilir
Dokunma duyusuyla bu. Güneş doğar, saçar
Işınlarını yeryüzüne, sıcaklık doğar ısıtmadan.
Döner ısı öğeleri geriye, ilk yerlerine, kaçar
Tüm sıcaklığı suyun, toprağın içine, soğur
Kaynak, gün ışığında, değiştirir yerini sıcaklık,
Güneş ışınları, incelir ışıyarak sıcak buğu.
Bundan anlaşılır suyun, ısı öğelerini dışlaması,
Buzların eriyip bağlantının kopmasına yolaçan
Soğuğu dağıtan çözülmede çokluk görüldüğünce.

Sıcak, Tatlı Kaynaklar

Soğuk bir kaynak vardır ayrıca sakız
Fışkırır ondan, ateş başlar, kıvrık
Yalımlar çıkar, benzer ışıldakların tutuşmasına,
Dalgalar üzerinde ışıldamasına, yellerin savurup
Uzaklara götürdüğü, yüzdürdüğü yerlerde.
Birçok ateş öğesi vardır bu da yerin derininden
Kendisince çıkması gereken öğeler, işler kaynaklara.
Kaçar dışarı, yayılır havaya böyle. Ancak
Bunlar yetmez su kaynaklarını ısıtmaya, gerekir
Suda dağılmış ısı öğelerinin de bulunması, birden
Dışarı taşan, kaynağın yüzeyinde toplanan öğelerin.
Bir Arades kaynağı vardır denizde, böyledir,
Tatlı su fışkırır yukarı, kovar çevresini
Kaplayan tuzlu dalgaları; başka yerlerde vermez
Deniz susayan denizcilere tatlı su, böyle
Gökte ararken yerde bulunan çıkarı, tuzlu dalgalar
Ortasından fışkıran böylesi tatlı sular.
Bunun gibi fışkırır ateş özü de kaynağın dışına,
Orada girer özüne sakızın, toplanır, birleşir
Derlenir yumak gibi, ya da ışıldağın gövdesine
Asılır, yalımlanır çıkar yukarı birden, ikisi de
Kolayca saklandığı yerden, işte bir ışıldak
Gibi sakızın içinde de saklıdır ateş öğeleri.
Görmez misin ne biçim durduğunu sönmüş gibi
Cılız bir ışığın yaklaştıkça gece ışıldağına,
Değmeden önce yalıma birden kararmasını? Böyledir
Işıldakta da olan; için için görünür
Kimi nesneler uzaktan, ateş almadan önce
Isıtılınca. Böyledir tüm kaynaklarda durum.

Mıknatıs

Anlatayım doğanın başka bir yasasını daha,
Şu demir-çeken taşlar içinde etkisini gösteren,
Grek dilinde adına "magneta" denen taşı.
Manisa ülkesidir onun yurdu, az bulunan soydan
Sayılır kişilerce bu taş. Dizilir sıralı, halkalı,
Yanyana bağlanır bu taş, çokluk beş, ya da daha çok
Çevrinti yapabilirler aralarında, yavaşça sallanır
Esen yellerle, alttan alta, biri ötekine yapışmış
Gibi asılırlar. Bunların bulunduğu yerde taşın
Bağlayıcı gücü yanındakinden öğrenilir. Birbirine
Geymelenmiş gibi gösterir çekme gücünü bu taş.
Buna benzer birçok soruya karşılık bulmak,
Olayların kökenine varmak için, dinlemen gerekir
Sözlerimi can kulağıyla. İlkin sürekli bir öğe
Akımının çıkması doğaldır gördüğümüz nesnelerden,
Yayılır olabildiğince her yana bu akım, gelir
Gözlerimize, uyarır görme sinirlerini öğeler,
Kokular yayılır belli nesnelerden, serinlik
Gelir ırmaklardan, güneşten sıcaklık, çatırtılar
Duyulur deniz dalgalarından, kıyıları oyan,
Tükenmez sesler çıkar havadan değişik türde,
Bir tuzlu karışım girer ağzımıza geçerken
Deniz yakınından, dönünce ona doğru bir acılık
Duyulur, acı bir içki alınmış gibi. Dinlenme
Yoktur sürekli akışlarda, değişik nesnelerden
Çıkar değişik öğeler, yayılır çevreye, durmaz.
Uyanık olduğundan duyularımız, süresiz, sezer
Bütün kokuları, gürültüleri, duyabiliriz.

Gözenekler Üzerine

Yeniden incelemem gerek ilk bölümde ortaya
Konan konuyu, bütün özdeklerin nasıl geçit
Verici olduğunu; oldukça çıkarlıdır bunları
Bilmek, birçok nesneler için, ancak birer
Ayrılır yanı da vardır olayların birbirinden.
Yargı kesin olsun diye, deşeyim bu olayı:
Yalnızca boşluk, bir de onunla karışmış nesneler
Vardır, yoktur onlardan başka algılanan.
Öğelerle boşluktur gerçek. İlkin terler, ıslanır
Taş oyuklar, yavaşça, yukardan düşen kalın
Damlalardan doğar bu ıslaklık. Terler boyuna
Bizim gövdemiz de, tüy, kıl çıkmaz mı oynaklarda,
Elde, ayakta; yemek bölünmez mi tüm damarlara
Süresizce, besleyip geliştirmez mi örgenleri,
Önemi en az olan tırnağı bile? Böyle duyarız
Maden özünün ne denli sıcaklık, soğukluk
Getirdiğini; sezeriz altın, gümüş kaplardan
Soğukluğu, sıcaklığı dolu bardağı elle tutunca.
Bundan başka: Ses geçer evlerin taş duvarlarından,
Kokular, soğuklar, ateşin sıcaklığı da.
Bunlar demirin özünden bile geçer, öğeler
Dıştan görünmeden girer içeri, yeryüzünü
Her yanından kuşatan, sımsıkı bağlayan gökten
Gelir, hayvanların da, kişilerin de soyuna
Yıkımlar verir sürekli. Dıştan gelir sayrılık
Öğeleri, yayılır enginlere göksel devinmeler,
Yoktur geçit vermez yapıda sıkı nesne, bundan
Belli nesnelerden çıkan öğeler eş uyarım
Yapmaz, bağdaşmaz eş ölçüde tüm nesnelerle.
İlkin güneş kavurur toprağı, eritir buzu, çözer
Sıcaklığı dağların karını, güneşte bir mum gibi.
Ateş de böyle akıtır maden özünü, eritir altını.
Etle deriye gelince buruşur; onlar katılaşır
Yalımların içinde, yoğunlaşır suda kızgın demir,
Yumuşar suda kurumuş deri, kavrulmuş et, çok
Aranan bir yemdir zeytin yaprağı sakallı
Keçiler için, nektar, ambrosia denen özsu
Çıkınca, acıdır uyarımı kişilerde tüm yaprakların.
Yaramaz domuzlara saturotunun yağı, korkunçtur
Onlar için kokusu, ağudur tüm kıllı hayvanlara,
Oysa sağlık nedenidir insanlar için. Pis denen
Çamur tatlı gelir içinde gömülen domuzlara,
Kalkmaz çamura doymadan gövdeleri. Bizce
Sayrılık kaynağı çamur. Bir konu daha var
Aşağıda, ilkin incelemem gereken, anlatayım.
Türlü nesneler var çok gözenekli, ayrı nitelikli
Birbirinden, ayrı yapılı, ayrı yöntemli. Bunlar
Diri yaratıklarda değişik duyuları geliştirir;
Dirilerde duyarlık güçlerinin kendilerine özgü
Birer alanı vardır. Gerçekten görürüz seslerin,
Özsuların, çörek kokularının tadından başka
Bir duyum doğurduğunu, benzemez birbirine nesnelerin
Dokuları, yapıları. Taştan geçer kimi nesneler,
Kimi altından, odundan, camdan, gümüşten geçecek
Yapıdadır; eş yoldan akıp gider sıcaklık,
Hepsinden hızlıdır bunların. Yolların, özlerin
Ayrı yapılarda olması sonucu, gerekçesidir,
Gördüğümüz gibi, önceden, yukarda.

Mıknatısın Açıklanması

İnceledik bunları, iyice araştırdık, bunlardan
Kesin, güvenilir bilgi düşünce edinmek için.
Dönebiliriz sonuca götürecek açıklamaya kolayca,
Gelelim şimdi şu demiri çeken mıknatısa,
Nedenine. İlkin ya taştan ayrılan birçok öğenin,
Ya da çarpmalarla havayı yaran güçlü akımın
Bulunması gerekir. Demirle taşın arasından geçen
Bir akım olması gerekir bunun. Boşalır ortam,
Açılır ortada bir boşluk, düşer demir öğeleri
Birden aşağı, boşluğa doğru, onların ardından
Bütün nesnecikleri birbirine bağlayan bir geyme
Gerçekleşir, bir halkalanma çıkar ortaya.
Yoktur demir katılığında, sağlamlığında
Öğelerle donatılan, birbirine sımsıkı düğümlenen,
Bağlanan bir nesne. Yoktur ortada bir nedenle
Korkuya, şaşkınlığa kapılmanın gereği, kimilerinin
Sandıkları gibi. Düşmezse boşluğa demir
Öğelerinden birçoğu, dizilmez, bağlanmazdı bunlar
Birbiriyle, bağlar onları birbirine sımsıkı
Gizli bağlar, son mıknatıs taşına değin varan,
Bir halkalanma. Geçer bu olay eş ölçüde
Boşluğun bulunduğu bütün yerlerde, altta,
Üstte, yanlarda, bütün yönlerde, saldırınca
Komşu öğeler boşluğa birden. Dıştan gelir
Onlara çarpmalar, yoksa kendi güçleriyle
Yukarı doğru çıkamaz, tırmanma yapamazlar.
Bir neden daha doğuyor bu olayı kanıtlamak,
Ortaya çıkışını pekitmek için:
Ne denli ince olursa halkanın önündeki
Hava, o ölçüde küçültür, boşaltır ara-yeri.
Arkadan gelir, eş ölçüde sürer, kaydırır
Halkayı ileriye doğru, her yandan itimlerle
Götürür öne nesneleri hava. Öte yandan
Esneyen boşluk böyle oynatır, kaydırır
Demiri ileri, böyledir demirin depretilmesi.
Yok, söylendiği gibi demirin bol gözeneklerinden
Geçer, ince bölümlere işler, bölünürse, çok
Ufacık deliklerden akarsa, halkanın arkasında
Bulunan hava, katar önüne demiri, sürer ileri
Denizde yelkeni götürür bir yel gibi.
Gerekir böyle bir nesnenin gövdesinde havayı
Saklaması; gerçekten bütün nesneler gözeneklidir,
Kuruluştandır bu, böyle olmasına karşın yine de
Hava kuşatmıştır bütün nesneleri her yandan.
Atılır devinim evresinde dörtbir yana hızla
Demirin içinde saklanan hava. Bu yöntemle
Kımıldatır halkayı içinden, gerçekten. Ancak
Söylendiği gibi önceden boşalan, açılan
Uzaya doğru kımıldanır yapısı gereği halka.

Özel Çekim Olayları

Yavaşça kayar demir madeni mıknatısa kapılır
Çekilir ileri, devinmede etkilenir.
Ben, Somathracia'nın, mıknatıslanan demir
Halkalarında sıçramalar gördüm, demir
İşi satışlarında bir tunç leğenden durmaksızın
Delice zıplamalar görünüyordu. Mıknatıs taşı
Konmuştu kabın altına. Demiri çekme gücünden
Dolayı kayıyordu ileri geri önünde mıknatıslı
Taşın; bir yığın oluşuyordu, toplanınca
Maden özleri. Maden özünden çıkan öğelerin
Akımı birikir demirin üstünde bulunan
Gözeneklerin önünde, sonradan mıknatıstan
Akım çıkarken yayılır demir boyunca, görüldüğü
Gibi derlenir, şimdiki geçit yerinde. Böyle
Savaşır demir yığınıyla mıknatıs, kovar
Demiri, kendi öz akımı, kendiliğinden olur
Çarpmalar da, akım vurarak depretir maden özünü,
Boşa gider öz olmadan akım. Şaşılır bir olay
Değil bu konular, başka özdekleri etkilemiyor
Diye mıknatıs akımı. Engeldir akıma altın
Gibi kimi madenler, özgül ağırlıkları yüzünden.
Geçirir akımı gevşek yapılı olan, altın
Özlerin gövdeleri, dokunmadan yürür akım
Bir devinme de görülmez, bunlardan sayılır
Ağaç soyundan varlıklar da. Demirin özü,
İkisi arası bir yapıdadır bunlar, biliriz
Kendince devinmesinden, maden öğeleri tutar,
Geçirmez başka nesnelere devinmeyi, aklımı.
Bu nedenle geçmez mıknatıs öteki nesnelere.
Yanıltmaz beni başka konularda bu olay
Açıklamada, ayrı değil ortaya çıkışları,
Az görülmüş bir bağlaşım var bunlarda, ilkin
Görürsün kireçle taşın birlikte geliştiğini,
Odunların boğa tutkalıyla sıkı bağlaşıklığını,
İyi birleştirmeyen, ayrılan tahtaları tutkalın
Bağladığını. Oysa karıştırsan pınar suyuyla
Üzüm suyunu ne tutkal olur, ne yumuşak yağ.
Erguvan boyası kaynaşır yünle, birleşmiş görünür,
Ayrılmaz, solmaz deniz suyuyla, okyanusla
Yıkasan. Özel basınçla bağlanmaz altın altına,
Maden özü birleşmez mi ak kurşunla? Nice benzer
Nesneler vardır birbirine. Yaraşmaz uzun
Konuşmalar sana da, bana da bu konuda,
Soluk tüketmek. Yeğdir az sözle çok iş görmek.
Sıkı bir geymelenmeye dayanırsa nesnelerin yapısı
Boşlukla, dolulukla atbaşı gidiyor, demek budur
En iyi bağlaşma yolu. Buna benzer biçimde
Bağlı, geyneli birbirine çengeller, halkalar.
Böyledir demirde, mıknatısta, bilinen, gerekli durum.

Bulaşıcı Hastalıkların Nedeni

Anlatalım sayrılıkların nedenlerini, açıklayalım,
Budur dileğim. Nedendir bu salgınlar kişi soyuna,
Hayvan sürülerine ölüm saçan, yıkım getiren.
İlkin, birçok öğe vardır yukarda değindiğim,
Bize canlılık veren. Ölüm getirir birçoğu da,
Sağlığı bozar, uçar öteye beriye, rasgele toplanır
Bunlar, sonra yayılırlar ortalığa, havaya.
Sayrılık getiren bir ortam oluşur havada.
Tüm bu salgınlar, bulaşıcılar dıştan gelir,
Sislerde, bulutlarda olduğu gibi, ağar göğe,
Bunlar bir yandan çıkar yerden yağmurlar toprağa
İşleyince, bir yandan da güneş sıcağından
Isınan kokmuş nesnelerden doğar, yayılır.
Görmez misin, yuvasını bırakan, bize gelen
Bir yabancıya, alışmadığı bir ülkenin suyu,
Soğuğu nasıl dokunur, başka bir etki
Gösterir? Bir ayrılık vardır Britanya havasıyla
Mısır'ınki arasında, evren baltasının böyle
Derine işlediği, Pontus'tan Gades'e değin
Uzayan bir uçurum açtığı, insan soyunda
Kara-yanık yüzlülerin yaşadığı yerde. Evren
Dört bölümdür birbirinden ayrı göksel
Yörüngelere, esen yellere göre. Kişiler
Renklerinden, dış görünüşten dolayı ayrılır,
Ulusların ayrılıkları da böyledir, kan soyundan,
Sayrılıklardan. Fil hastalığı Orta Mısır'da
Nil ırmağı yakınlarında, görülmez yeryüzünün
Başka yörelerinde. Diz ağrısı Attika'da, göz ağrısı
Achaia'da çoktur. Böyledir başka yerlerde de,
Öteki örgenleri çökerten bu hava değişimleri.
Uzun süre etkilerse, rasgele, hava akımı bizi,
Yıpratıcı bir durum belirir, yayılır gökte
Bulutlar gibi, sisler gibi yavaşça ortalığa,
Bir değişme, karışıklık doğurur, gördüğümüz
Gibi; bizim ülkemize varınca değişir durum,
Bulaşır bize de salgınlar, dolar içimize
Hızla, baskın gelir, ya sularda, ya yaban
Yemişlerinde yuvalanır, ya kişisel besinlerde,
Ya hayvan yeminde yerleşir, sayrılık taşıyan
Uygun nesneler bekler, çıkar havaya, soluk
Aldığımızda, ağulu salgının bulunduğu, yellerden
Yutarız bilmeden salgın taşıyanları, solunandan,
Benzer bir yolla bulaşır sığırlara salgın, kırar
Geçirir bütün yünlü hayvanları. Önemsizdir
Bizim, salgın bölgesine girip girmememiz, ülkenin
Havasına direnecek bir örtüye bürünmemiz.
Doğa, kendince, getirir bir ülkeye yıkımı,
Çökmüş, bozulmuşsa, çetin işler açar başımıza
Alışmadığımız, yeni bir yıkıma sürükler bizi.

Atina'da Salgın

Böyle bir sayrılık, ölüm getiren yumurcak
Salgını, "veba", yelle çevirmiş Cecrop ülkesini
Bir ölüm tarlasına; çöle döndürmüş yolları,
Ilgarlamış kentte oturanları; Mısır ülkesinden
Çıkmıştı böyle, salgın, yayılmıştı denizlere,
Göklere, yoketmiş tüm Pandion'da yaşayanları.
Yığılmış ölülerle, doldurdu ortalığı bu salgın.
İlkin, hasta ağır bir yanma sezmiş, kanlanmış
Gözler, kara kan gelmiş boğazdan, içerlerden,
Daralmış soluk alma, tıkanmış gırtlaklar,
Kapanmış ses yolları, tinin sözcüsü dil
Kan içinde, kesmiş gücünü salgın; kaskatı,
Devingen salgın, sayrılık özleri girmiş göğüse
Boğazdan, titretir korkudan hastanın yüreğini,
Sarartır, soldurur; sarsılır dirimin tüm düzeni,
Karışınca ağızdan çıkan soluk havaya, benzer
Çürümüş leşten yayılan kokuya. Yitirir
Gövde gibi tin de gücünü, sezilir ölünün
Önceden basıldığı katı eşiğine. Doğar korku,
Yakınmalı, ağrılardan, karışır iniltiler çığlıklara,
Bitmez hıçkırıklar gece gündüz, sık bozulur
Sinirler bu tükenmez boğuşmadan, tutmaz el ayak,
Tükenir bitkinlik içinde gövdenin bütün gücü.
Duymazdı yükselen sıcaklığı, ayırt edemezdi
Gövdesinde hastalar, dıştan ısınıyormuş gibi
Gelirdi onlara; ılık bir duyum sezilir
El değince gövdeye daha önceden, oysa yanıp
Kızarmaktadır ağır ağır ateşler içinde
Gövde tümden, "kutsal ateş" yayılmış gibi
Ele kola. Yanar baştan aşağı kişinin içi,
İşler kemiklere değin yanma, yalımlar varmış
Gibi yanar, tutuşur kursak, içinde işe yaramaz
İncecik, yumuşak, yeğnik giysiler, serinliğe,
Esen yele yönelmişken bütün çabalar, didinmeler.
Gömülmüş kimi buz gibi dalgalarına ırmağın,
Yumurcaktan yanan elini, ayağını batırmış suya
Çıplak, ağzını açıp dalanlar olmuş suyun
Dibine, durmak bilmiyordu kavuran susuzluk
Suyun içine batmakla, çokları gibi başını
Çeşmeye sokmakla, birkaç damlaymış gibiydi
Sanırsın birkaç kova su, dindirmezdi acıyı.
Bitkin düşüyordu yere gövdeler, dili dönmezdi
Hekimlerin, gizlerlerdi korkularını, gittikçe
Gözleri dönen, yanan, kızaran, uykusuz, kaskatı,
Uzaklara dalan gözlerine baktıkça sayrıların.
Başka çok belirtiler görülmüş ölümden:
Gitmiş bilinç korkudan, üzüntüden kararan
Bir alın, azgın, kızgın bakışlar gözlerden
Dökülen, bir hırçın uğultu, kulaklarda vınlama,
Uçuşan bir soluk, sonra yeniden derin, ağır
Bir yelin akışı, bol terlemeler, damlalar
Dökülür boyundan aşağı inci gibi, biraz
Tuzlu, ince, safran boyası bir tükürüktür gelen,
Binbir güçlükle soluk alan gırlaktan, kısılmış
Ciğerlerden, ellerde titreme, örgenlerde sarsılma,
Ayaklarda ilik ilik, durmayan bir sallantı,
Böyle ermektedir sona. Sivrilir ucu, düşer
Burun, oyuklaşır uykulu gözler, çöker içeri
Ağız, katılaşır yüz, gerilir alın derisi.
Uzun sürmez ölmek üzereyken katılaşma gövdede.
Geçer yaşamdan çokluk, güneş ışıyan ışıldağını
Sekiz kez kaldırıp dokuzuncuya geçerken. Kurtulan
Bir kişi nasılsa ölüm yazgısından, sonradan
Yutmuş onu da korkunç bir çıban, eritmiş
Onu oturduğu kara boyalı koltukta, onun
İçin de gerekliymiş ölüm. Olmaz böyle
Seyrek görülen güçte bir baş ağrısıyla ölüm,
Burundan oluk gibi boşalan öldürücü kanla
Tükenir çabası gövdenin, yığılır yere hasta,
Kim kurtulursa, gerçekten, irinli, bol kan
Akışından, ölümden mutlulukla, ya sinirlerinde,
Elinde, ayağında, ya da kemiklerinde bozukluk
Kalır. Bozar döl örgenlerini de yumurcak, ister
Kimi ölüm kapısında, sancıyan korkuyla bıçakla
Kesilmesini bir yanının yaşamak için, yaşar
Kimileri elsiz, ayaksız, gözünün ışığı
Gitmiş, böyle korkunç ürpermeler sarmış kişiyi
Ölümün eşiğinde, kimi yitirmiş geçmişi, belleği,
Bilmez kendini, anımsayamaz kendi geçmişinden
Bir olay bile, yığılmış üstüste ölüler, gömülen
Yok, kuşlar, kurtlar didiklemiş, taşımış uzaklara,
Bir de koku çıkar iğrenç, kimi ölür rasgele,
Kimi kalır bir kıyıda, yiter, gelir geçen
Korkulu günde, bir kuş konar başına yavaşça,
Çalılar arasında pis böcekler, böyle sayrılanır,
Ölür kimi de. Kiminin bekçisidir başında köpekler,
Her yanda koklarlar ölülerin üstünden esen
Havayı, yürekler acısı, öldürücü bir ağu
Bulaşır onlardan yaşama, yok koruyucusu ilaç
Onları, birine tüm koşullar altında yaşam
Soluğu aldıran gücü verecek, göğe baktıracak, yok.
Kimine öldüren bir ağu olmuş, ne varsa,
Ölüm getirmiş kimine de, çok daha acı bir olay
Geçmiş bunların hepsinden,göz kulak kesilmiş
Halk bu salgına karşı, yakınmalı bir durum,
Ölmüş sayardı kendini kim olsa, yok yaşam umudu,
Yürek acıları içinde beklerken sonunu duman
Gibi uçardı can, korkunç salgın tohumları
Yayılmış sürelerce, birinden ötekine tümden.
Yünlü hayvanlarda olduğu gibi, boynuzlularda da
Ölü üstüne ölü, kaçınırdı ölüm korkusu nedeniyle
Evde, yaşamak isteyen yatağa düşene bakmaktan,
Sayrıya yaklaşmaktan. Bu yüzden bakımsız, kimsesiz,
Yardımsız kalan kurtulamazdı acı sona düşmekten.
Kim elini uzatmış, dokunmuşsa hastaya, ün kazanmış
Emeği, çabasıyla, yardım etmişse kıvrananlara
Sürüklenmiş ölüme, ele, ayağa değince. Yarışırca
Ölü taşırdı arabalar gömmek için, atalardan
Kalan geleneklere uymadan. Gömerdi halk kemiklerini
Ölülerin; böyle yarışırca gömüldü ölenler, yaşlı
Gözler, üzüntüler, evlere yorgun dönmeler, yatağa
Uzanmalar acılar, çırpınışlar içinde, kimse kalmamış
Bu korkunç yılda, ölümden, acıdan, sayrılıktan uzak.
Ölmüş koyunları güden de, sığırları otlatan da,
Tüm gücüyle sapanı toprağa daldıran da. Üstüste
Yığılmış gövdeler duldalarda, ölüm kıvranışı,
Sayrılık acısı yüzünden, yıkılmış. Çocuukların
Üstüne gömülmüş analar babalar çokluk. Görülürdü
Ötede beride anasının babasının göğsüne yatmış,
Son soluğunu vermiş oğlancıklar. Azalmamış
Bu yürek doğrayan acılar, kırlardan kentlere
Yığınla akan kimselerle sayrılaştıran özler
Bütün yörelerden taşındılar, evleri, toplantı
Yerlerini doldurdular. Yükselmiş kokan ölüler
Dağ gibi, sayısız ölü kaplamış yolları, atılmış,
Fırlamış, yuvarlanmış, öteye beriye,
Yürümüşler susuzluktan kurumuş çeşmelere, yine de
Kurtaramamış onları, tüm çabayla içmek istedikleri
Sular. Pek çok ölü görülürdü yollarda, alanlarda,
Halkın severek toplandığı yerlerde. Kesilmiş
Elden ayaktan, yarı ölü, bitmiş tükenmiş paçavralar
İçinde kaskatı, korkunç çamurlara batmış, ölmüş,
Sümüksü bir örtü kaplamış derileri, kemikleri,
Pislikten, irinli çıbanlara, çamura batmış gövdeler.
Doldurmuş tanrıların kutsal tapınaklarını ölüm
Yığın yığın ölülerle, tüm tapınaklar dolu ülkede,
Ölenlerin kalıntılarıyla. Sonradan göçmenler gelmiş
Yerleşmiş bu yalılarda, bu kırlarda. Yalnızca pek
Önem vermemişler dine, günün bir üzüntüsüydü bu.
Geri kalıyordu kentte ölü gömme işleri de,
Uyulmuyordu geleneklere, bırakılmıştı hepsi,
Önceden halk yapardı bunları, gömerdi ölüleri.
Şaşırmış korkudan halk, kaçışır, saklanırdı
Korkudan, üzüntüden, acıdan, ölmüş gibi olurdu.
Korkunç, acıklı işler de olurdu, yükselirdi
Çığlıklar koyarken odun yığınlarının üstüne
Ölüleri, yakınlardan, tanıdıklardan, eşten, kardeşten,
Yakılırken ateşlikte ölüler, bir çekişme ölüm
Ölü üstüne, tabuttan ateşe sürülürken.

1 Yorum

Adsız
7 Ekim 2008 16:55  

bu ne bee

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP