Hrıstiyanlık üzerine - 3

1-En tinsel insanlar, en güçlüler olarak, mutluluklarini, ötekilerin kendi batışlarını bulabilecekleri yerlerde bulurlar.

2-Yükseklere dogru, yaşam gittikçe sertleşir, -soguk artar, sorumluluk artar. Yüksek bir kültür, bir piramittir: ancak geniş bir taban üzerinde durabilir.

3-Ortalamalar için, ortalama olmak bir mutluluktur.

4-Haksızlık hiçbir zaman hak eşitsizliğinde yatmaz, «eşit» hak iddiasında yatar...

5-Kötü nedir? Zaten söylemiştim bunu: zayıflıktan, kıskançlıktan, kinden doğan herşey.

6-Hristiyan ve Anarşist : ikisi de décadent, ikisi de bozucu, zehirleyici, güdükleştirici, kan emici yoldan başka biçimde etkide bulunmak elinden gelmeyen, ikisi de, duran, büyüklükle ayakta duran, dayanıklığı olan, yaşama gelecek vaadeden herşeye karşı ölümüne nefretin içgüdüsü...

7-Kişi Lucretius'u okuyunca, Epikuros'un neyle savaştigini anlar:putataparlik degil, «Hristiyanlik»ti bu, yani, ruhlarin suç kavramiyla, ödek kavramiyla ve ölümsüzlük kavramiyla yozlaştirilmasi. - Yeralti kültleriyle, bütün gizil Hristiyanlikla savaşti, -ölümsüzlügü yadsimak, o zamanlar gerçek bir kurtuluştu. -Ve Epikuros kazanmişti.

8--ah, bunlar pek kurnazdirlar, kutsallik kertesinde kurnaz, bu Kilise Babasi Efendiler! Onlarin eksikligi, bambaşka birşey. Doga onlari biraz ihmal etmiş, -onlara, biraz da saygideger, dürüst, temiz içgüdüler vermeyi unutmuş... Laf aramizda, bunlar daha erkek bile degildirler... Müslümanlik, Hristiyanligi horgörüyorsa, bin kez haklidir: Müslümanlik erkekleri varsayar...

9--Bir Alman'ın nasıl olup da Hristiyanc'a duygular duyabileceğini ise hiç kavrayamıyorum...

10-Rönesans; Hristiyan degerlerin tersine çevrilip yeniden degerlendirilmesi, bütün araçlarla, bütün içgüdülerle, bütün dehayla, karşit degerleri, soylu degerleri zafere ulaştirmak için girişilmiş bir deneme...

11-Dindar bir insan yalnızca kendini düşünür.

12-Mahkum ediyorum Hristiyanlığı; ona, şimdiye dek herhangi bir savcının ağzından çıkan en korkunç suçu yöneltiyorum. O benim için düşünülebilir yozlukların en yükseğidir, olanaklı en son yozluğun istemi olmuştur.

13-Hristiyan Kilisesi yozluğunu bulaştırmadık hiçbir şey bırakmamıştır, her değeri bir değersizlik, her hakikati bir yalan, her dürüstlüğü bir ruh alçaklığı haline sokmuştur. Bir de tutup bana onun «insancıl» katkılarından söz açıyorlar!

14--«Ruhların Tanrı önünde eşitliği», bu kalpazanlık, bütün aşağı duyumluların rancune'ları için bu perde, bu patlayıcı kavram, sonunda devrim, modern fikir ve bütün toplum düzeninin batış ilkesi haline gelen bu kavram- Hristiyan dinamitidir...

15-körleri de görür kılacak harflerim vardır benim...

16-Hristiyanlık, diyorum, tek büyük lanet, tek büyük içsel yozluk, hiçbir aracın yeterince zehirli, gizli, yeraltı, küçük gelmediği tek büyük intikam içgüdüsüdür, -diyorum, tek silinmez utanç lekesi insanlığın...

17-Doğaya her türden aykırılık, günahtır. En günahkar insan, rahiptir: o, doğaya aykırılığı öğretir. Rahibe gösterilecek olan, nedenler değildir, tımarhanedir.

18-Herhangi bir tanrıya tapınma ayinine katılmak, kamu ahlakına tecavüzdür.

19-Hristiyan olmaktaki suçluluk derecesi, bilime yakınlık derecesine göre artar. Dolayısıyla, suçlunun suçlusu, filozoftur.

20-Cinsel yaşamın her horlanması, «kirlilik» kavramıyla her kirletilmesi, yaşamın kutsal ruhuna karşı işlenmiş sahici günahtır.

21-Rahip, bizim şandala'mızdır, -onu kanun kaçağı ilan etmeli, açlığa mahkum etmeli, bir tür çöle sürmelidir.

----------------

1-insan, göreceli olarak, en bozuk yapılı hayvan, en hastalıklı hayvandır.

2-Ne ahlak, ne din, Hristiyanlık içindeki biçimleriyle, gerçekliğin herhangi bir noktasıyla ilintilidir.

3-Gerçeklikten acı çeken. Ama gerçeklikten acı çekmek demek, kendisi bir bahtsız gerçeklik olmak demektir... Nahoş duyguların hoş duygulara ağır basmasıydı, bu uydurma ahlakın ve. dinin nedeni: bu ağır basma ise, décadence'in formülünü sağlar...

4-Kendine olan inancını sürdüren bir halk, kendi öz tanrısına da sahiptir.

5-Kişinin iyi olan tanrı kadar kötü olanına da gereksinimi vardır :kişi kendi varoluşunu yalnızca hoşgörüye, insancıllığa borçlu değildir ki... öfkeyi, öcü, kıskançlığı, alayı, kurnazlığı, şiddeti tanımayan bir tanrı, neye yarardı ki? Daha zafer kazanmanın ve yıkımın gerektirdiği çabalamanın baştan çıkarıcı zorluğunu bile tanımayan bir tanrı? Kişi böyle bir tanrıyı anlamazdı bile : ona niye sahip olsundu ki?

6-Gerçekten de, tanrıların başka seçenekleri yok: ya güç istemidirler —öyle oldukları sürece de halk tanrıları olurlar — ya da gücün güçsüzlüğüdürler —o zaman da, zorunlu olarak, iyi hale. gelirler...

7-Nerede güç istemi herhangi bir biçimde alçalıyorsa, her seferinde aynı zamanda fizyolojik bir gerileme, bir décadence vardır orada.

8-Boyunduruk altına alınanlar, hangi içgüdüyle kendi tanrılannı «kendi başına iyi» durumuna indirmişlerse, aynı içgüdüyle, kendilerini boyunduruk altına alanların tanrılarının da iyi niteliklerini silip alırlar; efendilerinden, onların tanrısını şeytanlaştırarak öç alırlar.

9-iyi tanrı, bir o kadar da şeytan : ikisi de décadence'in yaratıkları.

10-Tanrı kavramından, yücelen yaşamın varsayımları, bütün kuvvetli, yürekli, erkekçe, gururlu yanları giderilince, adım adım, yalnızca yorgunlar için bir dayanak, boğulanlar için bir can simidi olma durumuna düşünce, hepten fakir-fukara tanrısı, günahkârların tanrısı, hastaların tanrısı par excellence olunca, ve genel olarak tanrısal yüklem diye yalnızca «iyileştirici», «kurtarıcı» yüklemi sanki arta kalınca: neyin sözünü etmektedir ki böylesi bir değişim? tanrısal olanın böylesine bir indirgenmesi?

11-Bir tanrının düşüşü: tanrının «kendi başına şey» oluşu...

12-Hristiyan tanrı kavramı —hasta tanrısı olarak tanrı, örümcek olarak tanrı, tin olarak tanrı— yeryüzünde ulaşılmış en yoz tanrı kavramlarından biridir.

13-Budizm Hristiyanlıktan yüz kez daha gerçekçidir —bir nesnel ve serinkanlı soru sorma mirası taşır, yüzlerce yıl sürmüş bir felsefe geleneğinden sonra gelmiştir, bunun «tanrı» kavramı da, daha gelirken, giderilmiştir. Budizm, tarihin bize gösterdiği biricik sahici pozitivist dindir.

14-Hristiyanlıkta aşağılanmış ve ezilmişlerin içgüdüleri önplana çıkar: burada amaçlarının peşine, düşenler, en alt katmanlardır. Burada meşgale olarak, can sıkıntısına karşı ilaç olarak günah kasuistiği, özeleştiri, vicdan engizisyonu uygulanır; burada tutkular, adına sürekli «tanrı» denen bir güçlü karşısında uyanık tutulur (dua yoluyla); burada, en yüksek olan erişilmez sayılır; bağış, «lütuf» sayılır. Burada açıklık da yoktur; köşe-bucak, karanlık hücre, Hristiyan çadır; burada beden horgörülür; hijyen duyusallık diye reddedilir; Kilise kendisini temizliğe karşı bile korur.Yine Hristiyanca olan birşey, hem kendine hem başkalarına yönelik bir belirli hunharlık duygusu; başka türlü düşünenlere karşı bir nefret; peşe düşüp kovuşturma isteğidir.

15-Hristiyanca olan, yeryüzünün efendilerine, «soylular»a karşı ölümüne bir düşmanlıktır —ve aynı zamanda gizli bir rekabet (—«beden» onlara bırakılır, yalnızca «ruh» istenir...). Hristiyanca olan, tinden, tinin gururundan, yürekliliğinden, özgürlüğünden, libertinaj'ından nefrettir; Hristiyanca olan, duyulardan nefrettir, duyuların neşelerinden, genel olarak neşeden nefret...

1 Yorum

15 Ağustos 2015 13:49  

satırlarını okumaktan kendımı alamadıgım bır dusunur ...

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP