Kişi ve Toplum

Albert EİNSTEİN

Yaşantılarımıza, çabalarımıza bakarsak, neredeyse bütün davranışlarımızın, isteklerimizin, başka insanların varlığıyla bağlı olduğunu görürüz. Bütün tabiatımızın, toplumsal hayvanlara benzediğini anlarız. Başkalarının yetiştirdiğini yiyip, başkalarının diktiğini giyip, başkalarının yaptığı evlerde oturuyoruz. Bilgimizin ve inançlarımızın büyük bir kısmı, bize başkalarının yarattığı bir dil aracılığıyla gene başkaları tarafından verilmiştir. Dil olmasaydı, akıl gücümüz, gelişmiş hayvanlarla kıyaslandığında çok düşük kalırdı; bu yüzden şunu kabul edelim ki, hayvanlara karşı üstünlüğümüzü bir toplum içinde yaşamamıza borçluyuz. Birey doğumundan beri tekbaşma bırakılırsa, duyularında ve duygularında aklımızın alamayacağı kadar ilkel ve hayvanımsı kalır. Birey ne ise odur, varlığından gelme büyük bir erdemliği yoktur onun, besbelli.

Maddî ve mânevi varlığı beşikten mezara giden büyük bir insan toplumunun bir parçasıdır o. Bir insanın topluluktaki başlıca değeri, düşünce, duygu ve davranışlarını, arkadaşlarının çıkarları yolunda yönetmesinin derecesine bağlıdır; ona bu alandaki tutumuna göre iyi, ya da kötü denir. Bir insanı tanımlamamız, ilk bakışta, sanki onun sadece toplumsal özelliklerine dayanır gibidir. Belki böyle bir davranış yanlış olabilir. Toplumdan aldığımız maddî, mânevi, ahlâki bütün değerlerin, sayısız kuşaklar gerisindeki belli yaratıcı kişilerden geçerek bize geldiği pek açıktır. Ateşin kullanılması, yediğimiz bitkilerin yetiştirilmesi, buhar makinası, hep tek kişilerin buluşlarıdır.

Sadece birey düşünebilir ve bu yüzden de toplum için yeni değerler yaratır, üstelik toplumun uyduğu yeni yeni ahlâk kuralları da getirir. Nasıl toplumun besleyici toprağı olma dan kişilerin gelişmesi düşünülmezse, yaratıcı, geniş düşünceli, yargılayıcı, onu ortaya çıkaran bireylerin sıkı bir politika birliğine dayandığı kadar, kişi olarak onların bağımsızlıklarına da bağlıdır. Ortaçağ Avrupasıhı durgunluktan kurtaran İtalyan Rönesansı sırasında, özellikle en parlak yemişlerini veren Grek-Avrupa-Amerikan kültürü, bütünü ile bireyin özgürlüğüne ve tek başmalığına dayanır.

Şimdi içinde yaşadığımız çağı düşünelim. Toplum ne yolda, birey ne yolda? Uygar ülkelerin nüfusu, eskisi ile ölçülecek olursa,' çok artmıştır. Bugün Avrupa'da yüzyıl öncesinin üç katı insan yaşamaktadır. Ama büyük adamların sayısı ölçülemeyecek kadar azalmıştır. Kitleler, yaratıcı çabalarından ötürü, sadece bir kaç kişiyi kişilik saymaktadır. Örgütçülük, özellikle teknik alanda ve bilim alanında, bir dereceye kadar, büyük adamın yerini almıştır.

Sanatsal düşünce alanında belli başlı kimselerin eksikliği özellikle göze çarpmaktadır. Müzik ve resim kesinlikle bozulmuş ve çok sevilir olmaktan çıkmıştır. Politikadaysa sadece önder yokluğu ile kalınmamış, ruh özelliği ve yurttaşın doğruluk duyguları büyük ölçüde kaybolmuştur. Böyle bir özelliğe dayanan demokratik parlamanter rejim, bir çok yerlerde sarsijmış, diktatörler doğmuş ve tutunmuşlardır. Çünkü insanların yücelik duygusu ve bireysel haklar artık yeterince köklü değildi. Koyun sürüsü gibi kitleler, iki hafta içinde gazeteler tarafından öylesine bir heyecan ve telâşa düşürülebilirler ki, bu insanlar başta bulunan bu işlerle ilgili bir kaç partinin değersiz amaçlan uğruna ölmek ve öldürmek için üniformaları geçiriverirler sırtlarına. Zorunlu askerlik görevi bana bugün uygar insanın yoksun bulunduğu birey saygısının nasıl ortadan kalktığını gösteren en kö tü belirtisi olarak görünüyor. Şüphesiz ki uygarlığımızın söndüğü üstüne kehanetlerde bulunanlar da vardır. Ben bu karamsarlardan değilim; daha iyi günlerin geleceğine inanıyorum. Bu güvenimin nedenlerini kısaca açıklıyayım:

Bence bugünkü çöküntü, yozlaşma belirtileri, gelişen endüstrinin ve makineleşmenin, bireysel gelişme özgürlüğünde büyük yaralar açılmasına varan görülmemiş ölçüde büyük bir varolma savaşı olgusuyla açıklanabilir.Ama makinenin gelişmesi, toplum gereklerini yerine getirebilmek için bireyden gittikçe daha az iş istenmesi demektir. Plânlı bir işbölümü,gittikçe artan bir ihtiyaç olmaktadır; bu işbölümü bireyi maddî güvene götürecektir. Bu güven, boş zaman Ve bireyin el attığında bulacağı enerji onu daha geliştirecektir. Toplum bu yolla yeniden kazanabilir sağlığını. Umarız ki gelecekteki tarihçiler, günümüz toplumunun bozukluklarını, uygarlığın büyük bir hızla ilerlemesinden ötürü gözü ileride olan bir insanlığın çocukluk hastalıkları diye anlatacaklardır.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP