ÜTOPYALARDA TOPLUMSAL MUTLULUK VE ÖZGÜRLÜK SORUNU

Müslim AKDEMİR

Felsefede ahlak sorunu ile; insanın yaşam karşısındaki tavrı, görevi, varlık niteliklerini, yapıp etmelirinin bağım ya da bağımsız olduğu incelenirken, çok farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Felsefe tarihi göz önünde bulundurulduğunda eski Grek ahlâk anlayışları ile başlayıp günümüze kadar devam eden çizgide mutluluk ve özgürlük kavramları etik sorunun tartışılmasında önemli bir yer işgal eder.

Eski Grek düşüncesinin esası eudoimonist (Mutluluk) temeline dayanır.Sokrates Stoa, Epikür ahlâkı hep mutlu olmak için nasıl yaşanılması gerektiği sorusu üzerinde durur. Bu anlayışlara bireyin isteklerinden hareket esastır Yeniçağla birlikte ise eudoimonizm bireysellik karakterini yitirir. Modern toplumun, modern devlet ve hukuk anlayışlarının ortaya çıkmasıyla yeni bir mutluluk ideali belirir. Tek kişinin değil, toplumun mutluluğunun söz konusu edildiği bu düşünce şekillerinde toplumsal mutluluk ortaya çıkar.' Bu tür mutluluğun yansımalarından biri de üpotik eserlerin iddialarında mevcuttur.

Ütopyolardaki toplumsal mutluluk özleminin etik sorunu açısından bir değer taşıyıp taşımadığını belirlemek için özgürlük kavramınında açıklığa kavuşturulması gerekir. Çünkü insan özgürlüğünün temelini teşkil eden seçme ve eylem unsuru ahlaki olan davranışı' belirler. Bu genel çerçeveden hareketle toplumsal mutluluk ve özgürlük kavramlarının ütopyalarda iki yeri ve önemini tartışmaya çalışacağız. Amacımızı gerçekleştirmeye yönelirken, ütopik sayılan çok sayida ki, eserleri inceleme olanağına sahip değiliz. Daha ziyade yazıldıkları dönemde etkili olan ve yankılan hem kendi hem de daha sonraki dönemlerde görülen; Platon'un Devlet, More'ın Utopia. F.Bacon'ın Yeni Atlantis. Y.Zamyatin'in Biz, G.Orwel'in 1984 ve A.Huxley'in Yeni Dünyası'nı hareket noktası olarak alacağız.

Öncelikle ütopya teriminin anlamı ve ortaya çıkışı üzerinde durmalıyız. "G. Londouer'in terminolojisine göre, gerçekte var olan ve gerçeklikte bulunan toplumsal düzene "topia" (topos sözünden) denilirse, geleceğe yönelik emelleri dile getiren ve devrimci bir görev yüklenmiş bulunan düşünceler bütününe Utopia denilebilir" Yunanca'dan türemiş olan "Utopia"terimi, "hiç bir yer" anlamına gelmektedir. Ütopya, ortak insan hayatının düşüncede yapılaşan ideal durumudur.

"Ütopya düşte ve düşüncede kurulmuş eşitlikçi, doğru mutlu ve güzel bir toplum düzenidir." Ütopyacı insanın toplumsal yaşamına aklı uygulamaya çalışır. Resmi kurgunun dışında, çok daha akla uygun' bir düzenleme içinde, insanların mutluluğu yaşayabileceğini düşler ve binlerce yıl sürecek mutluluğun reçetesini verir. "Ütopyalar için ortak ilham kaynağı, insanın adil bir toplumsal düzende mutlu yaşamaya layık olduğu inancıdır. Her bir ütopyanın başlangıç noktası,yazarın çağının olumsuz koşullarına tepkisi ve bu olumsuzluğun yerine arzulananı koyacak bir seçenek geliştirme çabasıdır" Ütopyacı, bir hayal kırıklığını büyük düşe çevirebilendir.

Ütopya fikrine tarihin her döneminde rastlamak mümkündür. Ancak bu terim ilk kez Thomas More tarafından üzerinde ideal bir mutluluk yönteminin bulunduğu hayali bir adanın adı olarak kullanılmıştır. More'ın Utopia (1516) adını verdiği bu eser, kendisinden önce ve sonra yazılan eksiksiz ve yanlışsız bir toplum özlemiyle idealde bir ülke kuran birçok edebi esere uygulanmıştır.

Toplumsal yapı içinde ortaya çıkan uyumsuzluk ve bunalım ütopya idealini hazırlar. Ütopya yazarları bulundukları çağın temel sorunlarını, kaygılarım yansıtırlar. Mevcut koşullan kökten değiştirerek de toplumsal mutluluğu sağlamayı amaçlarlar. Platon'un Devlet adlı eseri bu türün ilk örneği sayılır. Onun eseri yazmasına neden olan iki önemli olay vardır. Bunlardan birincisi; Peluponnes savaşlarının Atina'nın yenilgisiyle sonuçlanması ve Atinalı soyluların yönetime gelmesi ve bir yıl sonra yönetimin Atina demokrasisi yanlılarının eline geçmesi.

İkincisi; demokrasinin iktidarda bulunduğu, ancak yerleşik ahlak anlayışına eleştiriyle bakanlara hoşgörü gösterilmediği bu ortamda Sokrates'in ölüm cezasına çarptırılması. Bu olaylar Platon'u çok etkiliyor. Kargaşa ve sıkıntının olmadığı idealar âleminde değişmezliği kopya eden sağlam ve değişmez bir devlet modeli öneriyor. Platon, devletin temel görevinin insanların toplu yaşamalarını,güvenliklerini ve mutluluklarını sağlayacak önlemleri almak olduğu söylüyor. O, adalet ve doğruluğun tam olarak uygulandığı toplumlann mutluluğu sağlayacağını belirterek şöyle der; "Biz devletimizi, bütün topluma birden mutluluk sağlasın diye kuruyoruz. Yoksa bir sınıf, ötekilerden daha mutlu olsun diye değil; çünkü kurduğumuz devletle doğruluğu, en kötü yönetilen devlette de eğriliği kolayca görüyoruz..." Devlet'te tam doğru ve hakça bir düzen kurulup yürütülecek ve  vatandaşlar mutlu yaşayacaklardır. Bu amacın gerçekleşmesini Platon aristokrasinin iktidarında görür. O, ya yöneticilerin filozof olmaları ya da filozofların yönetici olmasını isterken "... bugün bizim gözlerimizde uzakta,yabancı bir memlekette, ya da gelecek zamanlar içinde bir defa olsun gerçek filozoflar devletin başına gelmiş veya gelecek olursa bizimkilerine benzer bir devlet kurulacak" der. Platon, Toplumsal yaşam içinde kişilerin ya da grupların mutluluğunun yeterli olmadığını, tüm toplum yaşamının huzura ve mutluluğa kavuşmasının arzular.

Thomas More'un Utopia'sını yazmasında ise, yaşadığı dönemdeki İngiltere'nin toplumsal ve özellikle ekonomik sorunlarının dayanılmaz ölçüde artmasının etkisi olmuştur. Bu dönemde, İngiltere'de tanm alanları kapatılıp koyunculuğun geliştirilmesi için otlaklara dönüştürülmüştür. Bunun sonucunda pekçok kişi işsiz kalmış açlık ve hırsızlık artmıştır. Çalışmadan gelir ve servet sahibi olanların toplumsal bunalımların nedeni olduğunu ileri süren More, bu durumu Utopia'da şöyle dile getirir "...krallığımızın her yanında soylular, zenginler hatta pek sayın rahibler bile toprak için birbirlerine giriyorlar,... işsiz ve güçsüz oturup keyf çatmak... halkın sırtından geçinmek gözlerini doyurmuyor adamların...milyonlarca çocuğu bozucu, körletici bir eğitimini pençesinde bırakıyoruz. Erdem çiçekleri açabilecek bu körpe fidanlar gözlerimizin, önünde kurtlanıyor; büyütüp suç işledikleri zaman, yani içlerine çocukluktan giren kötülük tohumlan acı meyvalarıni verdiği zaman ölüm cezasına çarptırıyorsunuz onları. Sizin yaptığınız nedir biliyor musunuz? Asma zekini tadabilmek için hırsızlık yaratmak" O bu düşünceleriyle ortaçağın genel özelliklerinin eleştirisini yaparken, içinde yaşadığı toplumun temel sorunlarını da sıralar. İnsanlar arası ilişkilerden tarıma,ekonomiden eğitime kadar her konuda bunalım ve sıkıntının ortaya çıktığını vurgular. Toplumsal mutluluğunu teminatı olan Utopia adasında 54 büyük ve güzel kentin varlığından sözeden More, bu kentlerin hepsinde aynı dilin konuşulduğunu, aym törelerin bulunduğunu ve aynı yasaların yürürlükte olduğunu bildirir. Bu adada ahlâki değerler yaradılışa uygun yaşamak üzere kurulur.

Aşırılık ve zararlı alışkanlıkların kaldırıldığı "Utopia'da ne meyhane vardır, ne fuhuş yeri, ne baştan çıkarma fırsatı ne de gizli kapaklı toplantı yeri, herkes her an herkesin gözü önündedir, memleketin yasalarına ve törelerine göre çalışmak ve dinlenip eğlenmek zorundadır."

Yeni Atlantis F. Bacon'm I624'te yazdığı eserdir.Bitmemiş bir eserdir. En önemli yönü toplumsal mutluluğu sağlamada bilime tanınan fonksiyondur. Bacon ütopyasında "Süleyman Evi'nin özelliklerini anlatırken, kendi dönemindeki ekonomik öğelerin insanlan mutlu etmede etkisiz olduğunu ileri sürer ve şöyle der "... biz altın, gümüş veya elmas yahut ipek, baharat veya maddi emtia ticareti yapmıyoruz. Biz yalnız Tanrı'nın ilk yaratatığı şey olan ışık istiyoruz. Dünyanın her 5'erini aydınlatacak ışık" Bu ışık ona göre bilimdir. Dünyaya kapalı ve kendi kendine yeten bir ada devleti ideali ortaya koyan Bacon, "Ben Salem" adım verdiği bu adada bilimsel denemeler ve araştırmaların sağladığı olanaklarla toplumsal mutluluğun temin edildiği iddiasındadır. O, "Ben Salem"den söz ederken:"... faniler arasında bu halkın temiz ruhundan daha güzel, hayran olmaya değer birşey olamaz" ifadesini kullanır.

Platon, More ve F. Bacon'm ütopik düşüncesinde haksızlık içeren olumsuz toplum koşullarına tepkinin ortaya çıkışını ve bu olumsuzlukları giderecek ideal toplum özlemlerini göTdük. Her ne kadar toplumsal mutluluğu temin onlann temel hedefi ise de bu ütopyalar kendi içlerinde seçeneksizlerdir. Eşitlik ve toplumsal mutluluk adına bireysel eğilimlerin ve değerlerin geriye itilmesi, bunlara hiç yer tanınmaması, ütopya anlayışını ters ütopya (disutopia-karşı ütopya) dönüştürmüştür. Ütopya yazan kendi seçeneğini ortaya koyarken iyimserdir, bir tür yeryüzü cenneti sunar. Bu sayede okuyucunun desteğini sağlamaya çahşır.Ters ütopya yazan ise düşüncede cennet vadedenlerin yol açtığı cehennemi sergilemeye çalışır. Böylece '"karşı ütopistler ütopyalardaki gerçekleşmesi mümkün olmayan idealleri yergi, eleştiri ve ironi sanatım kullanarak çürütüp gerçekleri kendine özgü çeşitli yollarla göstermeye çalışır." Ters ütopyada toplumsal ve kültürel öğeler işi bölümü ve Farklılaşma devletin denetimindedir. Bireylere düşen görev kurallara boyun eğmektir. Eğer toplum içinde mevcut düzen anlayışına bir tepki ortaya çıkarsa, devlet bunu baskıyla ortadan kaldırır. Ters-ütopyaların çıkış kaynağını bu baskılar oluşturur. Toplumlann geleceğini bir felaket olarak görme tezi ters-ütopya yazarlannın düşünce temelidir. Yevgeni Zamyatin (Zamiattin)in "Biz"i, A.Huxley'in "Bröve New Wortd"ü (Yeni Dünya), G.Onvcll'in "1984"ü ters-ütopyaya örnek olacak eserlerden bazılarıdır.

Zamyatin'in" 1920'de yazdığı "Biz" Bolşevik ihtilâline duyulan güvensizliği yansıtır. Toprağa bağlı yerleşik hayat karşısında suni olarak kurulan kent hayatını Biz de görürken toplumun tümüne egemen "Tek devlet" (birleşik devletle) le karşı karşıyayız. İnsanların gündelik, haftalık, aylık ve yıllık yaşamlarını çizelgelere takvimlere bağlayan bu devlette, matematik en büyük erdemdir. Burada insanların adları değil numaraları vardır. Başkan görevindeki velinimet (iyilikler yapan) baskı düzeninin aracı ve simgesidir. Anlatıcı integral yapımcısı ve matematikçi olan D-503 kural dışı davranışları ile bu düzene aykın bir tiptir. Zamyatin bu kahramanın tepkisinden hareketle makinalaşmış toplum modelini eleştirir.

1932 yılında yayınlanan Huxley'in "Yeni dünyası" ise, demokratik düzene ve bireysel özgürlüğe sahip olmayan, karıncalar gibi yaşayan makinalaşmış bir toplumu tenkil eder. Yeni Dünya'da Toplumsal konumlara ve görevlere uygun düşecek özellikteki insanlar toplumunda ihtiyacı göz önünde bulundurularak uzmanlar tarafından kuluçka merkezlerinde ve tüplerde üretilir. Alfa, beta, gamma şeklinde sınıflandırılan bu toplumda, Huxley uyumsuz ve isyan özelliğine sahip John Savage^ani vahşi'nin kişiliğinde eleştirisini ortaya koyar.

İngiltere'nin sömürgesi olan Hindistan'da dünyaya gelen ve Birmanya imparatorluğu polis örgütünde çalışan G.Orwell ise, sömürü ve baskının toplumlar üzerindeki etkisini yakından görmüş. Bu duruma tepkisini "1984"te yansıtmaya çalışmıştır. İ984'te ileri teknik araç ve gereçlerden yararlanarak kurulmuş Qİan katı ve despotik bir toplum düzeni anlatılmaktadır. Geçmişin tümüyle unutulduğu bu toplumda "Büyük Ağabey"in sıkı bir denetimi vardır. Orwell eleştirisini Wiston Smit adlı kahramanın serüvenleri çerçevesinde anlatır.

Varolan olumsuz koşullara seçenekler gösteren ütopyalarda dikkat edilmesi gereken nokta, toplumsal mutluluk vaadinin seçeneksiz oluşudur. Ütopyalar kendi içinde alternatif yaşamaya ya da düşünmeye izin vermezler.Platon Devlet'te kuralları kabul ettirmek için şu düşünceyi ileri sürer; "Devletimizde on yılı dolduranların hepsini kırda yaşamaya gönderecekler; çocukları alıp zamanın ve ana babanın göreneklerinden koruyacaklar.Onları kendi görgülerine kendi ilkelerine göre yetiştirecekler. More ise, mevcut kuralları ve düşünceleri kabul etmeyenleri yeni şehrin dışına atar.Ters-ütopyalarda ise, zaten bireysel istek ve düşünceler en büyük suçtur. İstemeden, nedensiz ve sorgulanmayan eylemler ütopya ve ters-ütopyaîarda karşımıza çıkar. Bu ise
özgürlüğün olmadığı anlamına gelir. Zira, D. Hume'un dikkat çektiği gibi özgürlük isteminin belirlemelerine göre eylemde bulunma biçimidir. Yine Satre'in ifadesinde, insanın önce var olması sonra da yaptıklarıyla insan olması özgür olması demektir.

Ütopya ya da ters ütopyalarda herhangi bir bireysel davranış ortaya çıkacak olursa, ona karşı çok katı davranıhr. More'un ütopyasında kuralları çiğneyenlerin köle sayılması, Huxley'in "Yeni Dünya'smda alfa sınıfının uyumsuzlarının adalara sürgüne gönderilmesi, 1984He düşünce suçu işleyenlerin buharlaştırılması gibi. Bireysel istek ve yetenekler ütopyalarda göz ardı edilirken de edebiyat ve sanattan söz edilmez. İnsanın doğal istekleri ise değişik yöntemlerle tatmin edilmeye çalışılar. Huxley'in Yeni Dünya'sında inanma ve sevme gibi duyguların "soma" adlı bir ilaçla giderilmeye çalışılması bu duruma bir örnektir.

Zamyatin'in Biz'i, Huxley'in Yeni Dünya'sı ve Orvvell'ın 1984'ü teknik gelişme ve ilerlemenin insan toplumlarını gelecekte an ve karınca toplulukian gibi mekanikleştireceğinin mesajını yansıtır. Makinalaşan bu toplumlarda duygu ve düşünce ortadan kalkar.Teknolojinin yükselişinin insanı aşacağı ve denetim altına alacağı iddiası vardır. Bu eserlerde teknolojinin güce dönüştürülmesiyle iktidarların insanları daha kolay denetleyeceği ve bunun sonucu olarak insanın yalnızlığa ve güçsüzlüğe malıkum olacağı uyarısı vardır. Bu düzenlerde insan neşesiz, sevinçsiz ve mutsuzdur veya yalancı neşelerle oyalanmaktadır. Ters ütopyaların ışığında
günümüzdeki iktidar lider, insan, özgürülk ve baskı kavramları ve bu kavramlar arasındaki olgulara baktığımız zaman "iktidar" olgusunun dünyamızda daha da yaygınlaşan ve etkinliği artan "yeni sınıflar "iktidar aydınları", "parti" gbi kavramlarla bütünleşerek güçlendiğini görürüz.

Sonuç olarak, toplumsal sorunlar ve insanlar eşitsizliğin arttığı dönemlerde ortaya çıkan ütopyalar mevcut toplumsal düzeni kökten değiştirerek mutlu toplum idealine ulaşılacağını iddia ederler. Bunu yaparken devrimci karaktere sahiptirler. Ancak kendi içlerinde seçeneksiz oluşları ve kendi koyduklan kuralların dışına taşmayı yasaklamalanyla da statik ve muhafazakâr karakter gösterirler. Bu ise,ütopyaları tek yönlü düşünce yapısına götürür. K. Popper, bu duruma dikkate çekerek, "... bütün olarak bir toplum projesi kullanarak ideal bir devleti gerçekleştirmek isteyen ütopyacı girişim, bir azınlığın merkezleşmiş güçlü yönetimini gerektiren ve onun için de, diktatörlüğe yol açması olası bir yöntemdir" der.

Ütopyalar insanların izdiraplannın ve ezilmişlik halinin sona ereceği ilişkiler tasvir ederken. Toplumsal mutluluk adına bireysel kişiliği ve özgürlüğü ortak bilince dönüştürmüşlerdir. Ütopya yazarı bireyle değil, toplumla ilgilenir.Bireyci görüşlerde insan özgürlüğünün en yüksek biçimi ortaya koyulurken,ütopyada cennet rüyası ve hayali ortaya çıkar.

Ütopyanın mekanizması,bireyselcilik dışı olmakla birlikte mükemmeldir. Bireyselciliğin özünü oluşturan özgürlüğün yerini ütopyada iki karşıt gerçek alır. Düzen ve tekdüzecilik: Bireyi ön plâna çıkaran düşünceler insanla, ütopyalar ise dünya ile uğraşır. İnsanın iç dünyası ütopyada hayali yardımcı durumuna indirgenmiştir. Ütopyada insanlar yaşamazlar, yalnızca yüklenen işlevleri yerine getirirler. Yaşamazlar çünkü özgürlük yoktur. Burada insanın kişiliği de yoktur.Onun yerine insan psikolojisi vardır. Bu ise toplumsal işbölümündeki işlevine, yaşamın reprodüksiyonuna bağlıdır. Etik sorununun temel yargılan olan "iyi" ve "kötü" deyimleri burada bir anlam taşımaz. Herşey şemadır.

Her ütopya ilke olarak iyi ye kötünün ötesindedir. Etik bir sorun olarak özgürlük toplumsal mutluluğun temeli olarak alınırken mutluluğu tamamalar niteliktedir. Oysa ütopyalarda toplumsal mutluluk ve özgürlük arasındaki ilişki insan ile dünya kişilik ile toplum arasındaki karşıtlıktır.

2 Yorumlar

MAHİR KANIK
12 Ocak 2009 19:47  

GERÇEKTENDE ÜTOPYALAR İDEAL OLANI DÜŞÜNÜP DİKTATÖRLÜĞE DÖNÜŞEBİLECEK DÜŞÜNCELERDİR..BU TESBİT DOĞRU.MUTLULUK ESAS OLDUĞU İÇİN VE İNSAN HAYAL KURMAYI SEVDİĞİ İÇİN ÜTOPYA KURAR DERSEK YANILMIŞ OLMAYIZ SANIRIM..

MAHİR KANIK
12 Ocak 2009 19:58  

BİR ÜTOPYADA OKUMUŞTUM.SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM.ORADA ŞÖYLE BİR SURUM VARDI; ÇOK BÜYÜK BİR HASTANEDE BİR ANNE ÇOCUĞUNU DÜNYAYA GETİRECEK.FAKAT ANNEYE BİNLERCE ÇOCUKTAN HANGİSİNİN ONA AİT OLDUĞU SÖYLENMEYECEK.ANNE ÇOCUKLARIN HANGİSİNİN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNU BİLMEDİĞİ İÇİN ORADAKİ BÜTÜN ÇOCUKLARI KENDİ ÇOCUĞU GİBİ BİLEREK HEPSİNİ ÇOK SEEVECEK..

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP