GEZİ ÜSTÜNE

Francis BACON

Geziler gençlerde eğitimin, yaşlılarda ise görgünün bir parçasıdır. Bir ülkeye oranın dilini biraz öğrenmeden giden kimse, geziye değil okula gitmiş olur. Gençlerin bir eğitici ya da ağırbaşlı bir lala gözetiminde geziye çıkmaları bence çok uygun bir şeydir. Ancak bu kimsenin o ülke dilini bilmesi, daha önce oraya gitmiş olması, böylece nerelerde neler olduğunu, kimlerle tanışılacağını, o yerde neler yapılabileceğini, neler öğrenilebileceğini söyleyecek durumda olması gerekir, yoksa gençler gözleri kapalı dolaşır, pek bir şey görmezler. Ne gariptir, insanlar gök ile denizden başka hiçbir şeyin görülemediği deniz yolculuklarında gezi günlükleri tutarlar da kara yolculuğunda üzerinde durulacak bunca çok şey varken hiç kimse günlük tutmaz, sanki gelişigüzel görünüler insanın kendi gözlemlerinden daha çok anlatılmaya değermiş gibi. Bu bakımdan, bir gezi günlüğü tutulmasından yanayım. Görülecek, üzerinde durulacak şeyler, özellikle elçilerin kabulü sırasında kralların sarayları; yargıçlar oturup duruşmalara bakarken mahkemeler, kilise yargı kurulları; kiliseler, manastırlar ile içlerindeki anıtlar; kentlerin kasabaların suları ile kaleleri, limanları, koyları; eski yapılar, yıkıntılar; kitap sarayları; okullar, varsa dersler, tartışmalar; deniz ulaşımı, donanmalar; büyük kentler yakınındaki eğlence yapıları, genel eğlence bahçeleri; silahlıklar, tersaneler, yığınaklar; pazar yerleri, borsalar, ambarlar; ata binme alanları, kılıç oyunları, asker eğitimi gibi şeyler; ileri gelen kimselerin gittiği tiyatro oyunları; mücevherlerle tarihsel giysilerin saklandığı hazine odaları; sanat derlemeleri; seyrek görülebilecek şeyler; sözün kısası gittikleri yerlerin ilgi uyandırabilecek her yönü. Gerçekte bütün bunları eğiticinin ya da lalanın titizlikle sorup öğrenmesi gerekir. Tören alayları, oyunlar, şenlikler, düğünler, gömme törenleri, idamlar gibi gösterilerin pek üstüne düşülmese de olur, ama bunlardan büsbütün de vazgeçilmemelidir.

Genç bir insanın kısa zamanda, az gezmekle çok şey öğrenmesini istiyorsanız şunları gözönünde tutmanız gerekir: ilkin, yukarda söylendiği gibi, yolculuğa çıkmadan önce gideceği yerin dilini biraz öğrenmeli; sonra, gene belirtildiği gibi, yanında o ülkeyi tanıyan bir eğitici ya da lala bulunmalı. Yanına, gideceği ülkeyi gösteren, kendisine kılavuz olabilecek bir harita ya da kitap almalı. Bir de gezi günlüğü tutmalı. Bir kentte ya da kasabada çok uzun kalmamalı, her yere gerektiği ölçüde zaman ayırmalı, daha çok değil. Bir kentte kalacağı zaman, oturduğu yeri arasıra değiştirerek kentin bir ucundan öbürüne taşınmalı; yeni tanışıklıklar kurmanın en iyi yolu budur. Yurttaşlarıyla düşüp kalkmaktan sakınmalı, o yabancı ülkede seçkin kimselerin gittiği yerlerde yiyip içmeli. Bir yerden başka bir yere taşınırken, orada oturan ileri gelen kimselerden birine tanıtılmış olmalı, görmek öğrenmek istediği şeylerde o kimsenin yardımından yararlanmalı. Böylece, az zamanda çok yarar sağlayarak gezi süresini kısaltabilir. Gezi sırasında kurması gereken tanışıklıklara gelince, en yararlısı elçilik yazmanları ile yardımcılarını tanımaktır, çünkü böylelikle bir ülkede dolaşırken birçok kimsenin deneylerinden yararlanma olanağı bulabilir. Ayrıca, yabancı ülkelere ün salmış bellibaşlı kimseleri görmeli, gerçekte kazandıkları ünün adamı olup olmadıklarını öğrenebilmek için ziyaretlerine gitmeli. Kavgadan patırtıdan kaçınmak için gereken titizliği göstermeli; kavgalar çoğunlukla kadın, işçi, kabadayılık, boşboğazlık yüzünden çıkar. Çabucak parlayan kavgacı kimselerle düşüp kalkmaktan kaçınmalı, çünkü bunlar onu da kendi kavgalarına sokabilirler. Bir gezgin yurduna döndü mü, gezip gördüğü yerleri büsbütün ardında bırakmamalı, tanıdıklarından en değerli kimselerle mektuplaşmalı. Konuştuğu zaman, uydurma serüvenler anlatacağına, kendisine sorulan soruları yanıtlamalı. Kendi yurdunun törelerini bırakıp da gezdiği yabancı ülkelerinkini kapmamış olduğunu, ancak dışarda derlediği bilgilerden birkaç küçük çiçeği yurdunun törelerine takıverdiğini davranışlarıyla göstermeli.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP