TEZCANLILIK ÜSTÜNE

Francis Bacon

Aşırı tezcanlılık, iş görmede en tehlikeli şeylerden biridir. Hekimlerin erken sindirim dedikleri, gövdeyi bir sürü sindirilmemiş parçacıklarla, hastalık tohumlarıyla dolduran duruma benzer. Onun için, bir işin görülmesini, o iş başında oturulan süreyle değil, sonunda erişilen şeyle ölçmek gerekir. Yarışta nasıl kocaman adımlar atmakla ya da ayakları kaldırmakla hız kazanılamazsa, bir iş görürken de, önemli olanı gözden kaçırmamak, her şeyi bir çırpıda bitirmeye yellenmemek önemlidir. Kimileri ise ancak, kısa bir süre içinde iş bitirmeyi, bitirmeden bitmiş gibi göstermeyi, böylece çok becerikli bir insan izlenimi uyandırmayı düşünürler. Ama gerçekte işleri yoğunlaştırarak kısaltmak başka, keserek kısaltmak başkadır. Birkaç oturumda ya da toplantıda böyle kesik kesik ele alınan işler, çoğunlukla ne ilerler ne de geriler. Bilge bir adam tanırım,1 ne zaman bir işi bitirmek için koşturan birini görse: "Biraz bekle de daha tez bitirelim," derdi.

Öte yandan, gerçek tezcanlılık çok değerli bir şeydir. Para nasıl malın ölçüsü ise, işin ölçüsü de zamandır, tez başanlmayan iş pahalıya malolur. Ispartalılarla İspanyollar ağırcanlılıklarıyla tanınırlar: "Me venga la muerte de Spagna Ölümüm İspanya'dan gelsin," çünkü nasıl olsa geç gelir o zaman.

Bir işle ilgili olarak ilk konuşanların sözüne kulak ver, konuşmalarını keseceğin yerde, onlara daha başlangıçta kendilerinden ne istediğini göster; çünkü sözünün akışı kesilen, ileri geri bocalar, nerde kaldığını bulabilmek için belleğini zorlarken daha da tedirginleşir, kendi yöntemiyle söyleyebileceği birkaç şeyi de söyleyemez olur. Ama kimi zaman söz veren kimsenin konuşandan daha sıkıcı olduğu da görülür.

Belli bir şeyi dönüp dönüp gene söylemek, çoğunlukla zaman yitirtir. Ama bir soruyu dönüp dönüp sormaktan daha çok zaman kazandıracak hiçbir şey yoktur, çünkü böylece araya karışacak bir sürü yerli yersiz çıkış önlenmiş olur. Çabuk iş bitirmek isteyenin, uzun çapraşık söylevlere girişmesi, uzun etekli ya da kuyruklu giysilerle yarışa katılmaya benzer. Önsözler, alıntılar, özürler, buna benzer konuşmalarla kişisel konular, çok zaman yitimine yol açar; bütün bunlar alçakgönüllülük gibi gözükürse de, gösterişten başka bir şey değildir. Ama dinleyenlerde birtakım saplantılar, söylediklerinle bir uzlaşmazlık seziyorsan, ana konuya geçmekten sakın, çünkü merhemin iyi işlemesi için derinin nasıl önceden ovularak kızdırılması gerekirse, konuya geçmeden önce önyargıların da öyle uzaklaştırılması, elverişli bir ortam yaratılması gerekir.

Hepsinden önemlisi, işi düzenlemek, parçaları, tek tek noktaları seçip belirlemektir, ama burda kılı kırk yarmaya da yeltenmemek gerekir. Parçaları ayırmayı bilmeyen kimse hiçbir işten anlamaz, ama parçalara fazla dalan da işin içinden çıkamaz. Uygun zaman seçmek, zaman kazanmaktır, çünkü zamansız bir girişim havanda su dövmekten başka bir şey değildir. Bir işin üç bölümü vardır: hazırlık, tartışma ya da inceleme, sonuçlandırma, işin tez bitmesini isterseniz, orta bölüm üstünde birçok kimsenin, ilk bölümle son bölüm üstünde de pek az kimsenin çalışmasını sağlayın. Ana çizgileri yazılı olarak belirtilmiş bir konu üzerinde çalışmak işi en çok hızlandırır; çünkü yazılanlar bütünüyle reddedilecek bile olsa, bu karşıtlık en iyi yönün aranmasında, belirsiz yargılardan daha etkili olur. Tıpkı külün tozdan daha üretken olması gibi.

Notlar:

l- Bu bilge kişi, Bacon'ın Apophtegmata'da anlattığına göre, Fransız sarayında İngiliz elçisi olarak bulunmuş Sir Amias Paulet'tir. Bacon devlet görevleri için gerekli öğrenimini yaparken, 1576 yılında Paulet'in yanına, bilgisini arttırmak üzere gönderilmişti.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP