BİLİMSEL DÜŞÜNME YÖNTEMİ

Yöntem Nedir?

Belli bir amaca ulaşmak için izlenen yola yöntem denir. Bilimseli düşünmenin amacı ise, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak, gerçeği, hakikati, doğru olanı bulmak, engel ve problemleri çözmektir. İnsanın yeryüzünde varlık ve yaşamı buna bağlıdır. Çünkü yaşanan hayat bir bilinmezlik içinde akıp gitmektedir. Güncel hayat içimde sayısız nesne ve olaylar, bunların ortaya çıkardıkları engeller ve sorunlar vardır. Kişi, olumlu ve mutlu bir hayat yaşayabilmesi için, kendisini 'ilgilendiren engel ve problemleri çözmek zorundadır. Tüm bunlar ise kişiden yöntemli bir düşünme ve araştırma yoluyla engelleri aşmasını ister. Hayatta başarı ve huzur, bilinçli ve yöntemli bir çalışmaya bağlıdır. Bütün bunların çözümü için bilimsel düşünme gelişigüzel değil, kendine özgü bir yöntemle hareket eder.

Bilimsel düşünmenin temel özelliği araştırmaya dayanır. Düşünme olayı harekete geçerken nesneler üzerinde zihin sürekli araştırma içindedir. Araştırmanın amacı ise bir şeyi arayıp bulmadır. Bilimsel bilgiler, yeni değerler araştırma sonucu ortaya çıkarlar. Ayrıca araştırma, kişinin içinde yaşadığı çevresi, tanıması, bilmesi demektir, bu sayede engel ve sorunları çözebilir ve gerçeklere ulaşır.

Bilimsel düşünme yönteminin temel öğeleri nelerdir? Bu öğeler sırasıyla :

— Konuyu belirleme,
— Gözlem,
— Varsayım,
— Deney,
— Ölçme,
— Doğrulama.

Konuyu Belirleme :

Ortaya çıkan bir sorun ya da araştırılması gereken bir nesne, bir olay, düşünmenin konusunu oluşturur. Bilimsel düşünme mutlak belirli ve istenen bir konu üzerinde çalışır. Düşünmede ele alınan 'konunun içeriği, biçimi, .kaynağı, neden'i, diğer olgu ve olaylarla ilişkileri, özellikleri üzerinde araştırmalar yapılır ve amaca uygun olanlar seçilerek saptanır.

Gözlem :

Komi açıkça saptandıktan sonra, onun üzerindeki olaylar gözlenmeye, izlenmeye ve ön bilgiler toplanmaya başlanır. Konuyu oluşturan varlığın çeşitli yönleri, yapısı, diğer varlıklarla olan ilişkileri, değişim ve çelişkileri, nitelikleri üzerinde gözlemlerde bulunulur. Çalışmanın niteliğine göre araştırıcı, doğrudan doğruya olaylara inecek gözlemi kendisi yapabileceği gibi, araştırdığı konu üzerinde istatistik toplamak başkaları tarafından yazılan ve söylenenleri değerlendirmek yoluna da gidebilir.

Varsayım :

Varsayım, terim olarak anlamı, öngörmek, şimdilik öyle olduğunu kabul etmektir. Deney yöntemimin ikinci adımı varsayımdır. Gözlem olayları tanır, onların sınırlarını ve özelliklerini belirler. Fakat onları anlamak, bilmek için yalnız olayları, gözlemek yetmez. Bu olayların oluşumlarını nedenlerini ve nasıl bir yol izlediklerini göstermek gerekir. Kısaca bu duruma, onların nedenlerini aramak denir. Bir olgunun, bir olayın nedenini bulup göstermek onu açıklamak; demektir. Pozitif bilimler olayların ve olguların nedenlerini ararlar. Kısacası varsayım, gözlemi yapılan olaylar hakkında uygun ve geçici açıklamalar yapmak demektir. Gözlemi yapılan şeyler ortaya birtakım sorular çıkarır. Bu soruları yanıtlamak da varsayımı oluşturur Varsayım ise, ispatı ve gerçeklenmesi istenen ve henüz denetim halinde olan geçici bir açıklamadır.

Deney :

Deney, gözlemi yapma, uygulama, gerçekleştirme anlamındadır. Gözlemde olaylar doğal oluşlarına karışmadan göründükleri gibi incelenirler. Deneyde ise olaylar bizim tarafımızdan hazırlanan en uygun hal ve koşullar içinde tekrar edilirler. Ayrıca, fizik laboratuarında bir cismin hızını ve aldığı yolu âletlerle ölçerek gözlemlerde bulunmak da bir deneydir. Deney, bir olayı istenildiği kadar tekrar ederek incelemenin tam ve mükemmel olmasını sağlar. Zamanı, yeri ve diğer koşulları gözlemci tarafından belirtildiği'nden dolayı daha yatkından ve istenildiği gibi gözlenmesi mümkün olur. Önceden gözden kaçan bazı özellikler daha iyi saptanır. Olayların süresini, hızını ve diğer değişikliklerini ölçmek olanağı deney işleminde yer alır. Bilim, ulaştığı sonuçları elden geldiğince kesin, açık e doğru bir biçimde açıklamak ister. Ölçme yoluyla elde edilen gözlem verişleri (ilk bilgiler) bu tür ifadeye olanak sağlamaktadır. Örneğin;

— Su ısıtıldığında kaynar, yargısının,
— Su sıcaklığı 100°C 'ye çıkarıldığında kaynar.

Yargısı ile karşılaştırıldığında, ikinci yargının hem kesinlik ve açıklık yönünden hem de sağladığı bilgi yönünden ne kadar güçlü olduğu, birinci yargının ne kadar zayıf ve yetersiz olduğu görülmektedir.

Ölçme teriminin dar ve geniş anlamda olmak üzere iki şekilde tanımlanabilir. Dar anlamda ölçme, varlıkların niceliksel miktarını sayısal olarak belirtmek işlemidir. Örneğin, bir yolun uzunluğunu, bir şeyin ağırlığını, bir maddenin sertlik derecesini, havanın sıcaklığını tayin gibi.

Geniş anlamda ölçme ise : Bazı kurallara göre varlıklara veya olgulara sayısal değer verme işlemidir. Son derece geniş tutulan bu tanımda üç aynı elemandan söz edilmektedir. Bunlar : Sayılar, olgular ve kurallardır. Demek oluyor ki, ölçme, bazı olgulara sayı denilen bazı soyut işaretlerle belirtme işlemidir. Ancak bu belirtme gelişigüzel değil, belli kurallara uyularak yapılır.

Doğrulama :

Bilim yönteminin diğer bir aşamasını doğrulama çalışması oluşturur. Bu aşamada, daha önce elde edilen varsayımda, tekrar olgulara dönülerek denetlemeye çalışılır. Bu denetleme sırasında varsayım olgular arasında bir uyum saptanırsa, yani olgular varsayımı doğruluyorsa elde edilen bilgi düzenli1 ya da bilimsel bir bilgidir. Aksi halde, olgular ve ilişkileri yani nesnel gerçeği açıklama gücü olmadığından varsayımın reddi gerekir.

Varsayımların test edilebilmesi için, onlardan gözlenebilir sonuçların çıkarılması da gerekir. Varsayımların gözlenebilir, test edilebilir sonuçları çıkarılması mantıksal bir işlemdir. Varsayımlardan gözlenebilir, test edilebilir mantıksal sonuçlar çıkarmadan olgulara dönmek ve denetim olanağı aramak olası değildir.

Eğer araştırmacıyı gözleyeceği olgulara götüren bir varsayım yok ise, yapılan gözlem dağınık ve gelişigüzeldir, kullanışsızdır. Ne için kullanılacağı, neyi açıklayacağı bile belli değildir. Bu bakımdan araştırıcı gözleyeceği olgulara, açıklama gücü olan sağlam bir varsayım ile gitmelidir. Çünkü varsayımlar, olguları ve olgusal ilişkileri açıklayıcı kavramsal 'sistemlerdir. Varsayımlar yukarıda belirtildiği gibi doğruluk derecesi henüz bilinmeyen, test edilmesi gereken fakat açıklama vaat eden önermelerdir. Genel olarak varsayımlar, olgular tarafından doğrulandıkları zaman kesin bir bilgi elde edilebilir. Fakat bu, kesin bir sonuç değildir. Ortaya çıkan yeni olgular ve yeni koşullar bilgiyi, dolayısıyla sonucu her zaman değiştirebilir.

Yorumlama :

Yorumlama bir düşünme uğraşısıdır. Bu uğraşı sonucunda yeni düşünceler üretilir, yanıt değerler ortaya çıkar sonuçlara yaklaşılır, sonuçlar saptanır.ortaya Çıkan tüm bu değerler açıklama yoluyla dışa aktarılır, böylece elde edilen sonuçlar eyleme yansıtılır. Varsayım, doğruluğu sınamak amacıyla öne sürülmüş bir öneridir. Varsayımın doğrulanması yeniden olaylara dönülerek yapılır. Araştırmacı varsayımını kurduktan sonra olay ve olguları gözleyip deliller toplayarak önerisinin doğrululuğunu belirtmeye çalışır. Bu işlem sonucunda hangi varsayımların olaylarla uyum sağladığını ve soruna doğru çözümler getirdiği, buna karşın hangilerinin desteklenmediği anlaşılmış olur. Kuşkusuz, gerçeğe ters düştüğü saptanan bir varsayım ya terk edilecek ya da gerçeğe uyacak biçimde değiştirilecektir.

Düşünmenin Pratiğe Yansıması :

Güncel hayatta yapacağımız işler hakkında bir plân hazırlarken, bu işleri sıralarken, bize sorulan bir sorunun yanıtını verirken, üzerinde çalıştığımız bilimsel problemleri araştırırken, matematikçi problemleri çözerken, fizikçi, kimyacı, biyolog deneme aletlerimi kurup araştırdığı konular üzerinde deneme yaparken, tarihçi belgeleri tasnif edip değerlendirîrken, edebiyatçı metinlerini analiz ederken sanat tarihçisi, sanat yapıtlarını tasvir ederken, daha da sayılabilecek sayısız çalışmalarda baş vurduğumuz yer düşünmedir. Böylece düşünmenin hayatımıza öncülük ettiğini ve ne derece güçlü olduğunu görmekteyiz. Zira en basit bir hayat olayı, bizim düşünmemizi harekete geçirip yapılması gereken bir işin plânını zihnimizde tasarlamak zorunda bırakır. Basit bir konuşmada bile karşımızdakinin söylediklerinin üzerinde düşünerek yanıt hazırlamağa çalışırız.

Bilimde düşünme daha aktif bir rol oynar. Yaptığımız deneylerim sonuçlarını bir nokta etrafında toplamak, bu deneylerin bizi, olayları nasıl bir açıklama tarzına götürdüğünü tespit ötmek, aynı yönde diğer araştırılacak problem bulunup bulunmadığını ortaya çıkarmak gibi birçok yolları bilimsel düşünme sağlar.

Düşünmenin Çeşitli Görünümleri :

Düşünme olayının çeşitli görünümleri vardır. Eğer düşünme, tipik olmayan, bir durumu, bir olayı, bir nesneyi hemen kavrarsa, düşünmenin bu görüş biçimine «zekâ» adı verilir. Eğer düşünme, belli problemleri taşırlar, onları kavramlarla açıklar ve onlar üzerinde açıklamalar yaparsa düşünmenin bu biçimline de «akıl» adı verilir. Eğer düşünme algı alanına ait olan bir olayı hiçbir güç harcamadan direkt kavrarsa, düşünmemin bu biçimine de «anlama» adı verilir. Eğer düşünme olup biten bir şeyi veya içinde bulunduğumuz bir durumu direkt olarak yani hiçbir kavrama baş vurmadan «his» ederse, düşünmenin bu biçimine «seziş» adı verilir. Eğer düşünme hiçbir kayıt ve koşula bağlı kalmadan ortaya çıkarsa, düşünmenin bu biçimime de «hayal» adı verilir. Eğer düşünme, real alana ait olan algıyı yeniden canlandırırsa, buna da «tasarım» adı verilir ve sonuç olarak düşünmenin objektif biçimine de «düşünce» ya da fikir adı verilir. Adı geçen tüm bu fonksiyonlar bir ve aynı düşünmenin çeşitli biçimlerde görünümleridir.

Teorik ve Pratik :

Pratik, insanın doğa üzerimde çalışarak üretim sağlaması ve bu üretim sayesinde gereksinimlerini gidermesidir. Kısacası pratik insanın etken bir biçimde çalışmasıdır. Çalışma, maddi üretim pratiğin 'temelini oluşturur. Pratik, doğada bulunan nesneleri sadece dönüştürmekle kalmaz, fakat yemi1 nesneler de yaratır, insan, yaratma yeteneği sayesinde, pratik içinde, doğada bulunanlardan daha sağlam, daha güzel, daha kullanışlı nesneler yaratır. Örneğin : Uçaklar, trenler, otolar, takım tezgâhları, endüstri alanında çok çeşitli gereçlerin yapılması gibi. Tüm bunların, ham maddeleri, hariç, biçim yapımından doğada benzerleri yoktur.
öte yandan, Pratik bilgininde temelidir.bilginin çıkış noktasıdır. Çünkü bigi her şeyden önce maddi üretimin etkisi ile pratikten doğmuştur. İnsanoğlu yeryüzüne geldiğinden beri yaşamak için çalışmak zorunda kalmıştır. Çalışırken doğa güçleriyle çatışmış ve yavaş yavaş onları tanımayı öğrenmiştir. Öte yandan üretimin gelişmesi her zaman daha yeni bilgiler gerektirir. En eski çağlardan beri insan toprağı ölçmek, iş aletlerini çalışmasının ürünlerini saymak zorunluluğu ile karşılaşmıştır. Bu zorunluluklardan da matematiğin ilk bilgileri doğmuştur. İnsan, konut, köprü yol, sulama sistemi yapıyordu. Bunun içinde mekanik yasalarını öğrenmek zorundaydı. İşte böyle pratik zorunlulukların etkisi ile insanların bilgi yetenekleri gelişti, bilimler ortaya çıktı. Toplumbilimlerde pratiğe borçludur.

Pratik bilimsel araştırma için araçlar, aletler, donatımlar üretir ve böylece de Bilimin gelişmesine katkıda bulunulur. Eğer maden endüstri tarafından yaratılan çok güçlü ve karmaşık araçlar olmasaydı atom ile çekirdeğin sırlarını bulmak imkansız olacaktı. Bugünkü bilimi elektronik mikroskoplar, füzeler ve diğer basit yada karmaşık araçlar olmaksızın düşünemeyiz. Bütün bu araçlar, insanların maddi pratik eylemlerinin birer ürünüdür.

Pratik, sadece bilginin temeli değildir., fakat bilginin amacıdır da. İnsan kendini çevreleyen dünyayı tanımayı öğrenir, bilgisinin sonuçlarından yararlanmak için kendini çevreleyen dünyanın evrim yasalarını araştırır ve bulur. Bununla beraber bu sonuçlardan pratik içinde yararlanılmayabilir. Örneğin: atomun parçalanması elli yıl önce biliniyordu. Fakat insanın atom enerjisinden yararlanmaya başlaması yenidir.

Teori ve Pratiğin Birliği :

Bilgilenme, insanın teorik eylemidir. Fakat teori tek başına maddi nesneleri yani gerçekliği değiştirmeye yeterli değildir, bu onu pratikten ayıran özelliğidir. Teori, sadece nesneleri, varlığı ve dünyayı yansıtır, insanlığın deneyini genelleştirir. Öte yandan, pratiği genelleştirerek, pratik üzerine etki yapar ve pratiğin evrimine katkıda bulunur. Pratiksiz teori kısırdır. Teori pratiğe yol gösterir, pratik, amaçlarına ulaşması için, teoriye yardım eder araçların bulunmasını sağlar. Buna örnek olarak doğa bilimleri gösterilebilir. Pratik tarafından yaratılan doğa bitenleri, üretim süreci boyunca insan tarafından kazanılan deneyler! genelleştirerek, üretime katkıda bulunur. Yeni üretim yöntemleri bulunmasına, yüksek verimli makineler yaratılmasına, yapay ham maddeler üretilmesine yardımcı olur. Tüm bunlar bilimsel düşünme gücü ile ortaya çıkmaktadır. Bunların hepsinin içinde bilimsel düşünmenin çabaları vardır. Ayrıca, bunların hiçbiri bilimsel düşünmenin dışında değildir.

Bilgi Üretimi :

Bilimsel düşünce bilgileri nasıl üretir, yeni bilgileri nasıl bulur? İnsan araştırma yoluyla pratik içinde çalışmalar yapanken ortaya birtakım sorumlar çıkar. Bu sorunlar pratik alanından teorik alana yansır. Zihin (akıl) düşünme alanına yansıyan bu sorunları, ya da problemler ele alarak, düşünme yasaları ile çalışmaya başlar, yeni hükümler bulur, yorumlamalar yapar ve nihayet bir sonuca varır. Bu sonuç bir varsayımdır. Bu varsayımın gerçekleşmesi için düşünme yöntemine baş vurur. Varsayımdan sonuçlar deneylenir, uygulamaya geçilir. Eğer varsayım doğrulanırsa yani varılan son hüküm, son yargı bir bilgi niteliğini kazanır. Buna bilimsel bilgi denir.
Teori kuşkulandığı yargıları pratiğe yansıtır. Yani teorinin oluşturduğu bilgi doğruluğunu pratikte gösterirse doğrudur. Değilse pratik bu bilgi üzerinde ikinci kez sorular ortaya koyar ve teoriye yansıtır. Teori pratikten tekrar yansıyan yeni sorular üzerinde çalışmalar yaparak bir sonuca varır. Ta ki bilgi üretilinceye kadar, teori ve pratik arasında bu diyalog sürüp gider.

İrade ve Eylem :

Geçmiş konularda ruhsal olayları üç bölümde toplamıştık. Bunlar fikri, duygusal ve iradi olaylardır. Şimdide iradi olayları geniş bir şekilde açıklamaya çalışalım. Buradaki irade kelimesi' insanın tüm hareketlerini etkileyen en geniş bir eleman olarak düşünülmesi gerekir. İnsan yaşamında sürekti olarak iç ve dış çevresinde ilişkiler kurar.Kişi dış çevresinden birçok duyumlar ve algılar alır. Bunlar bellekte saklanır. Hayal etme, akıl yürütme sayesinde işlenir; yeni hayaller kurulur; yargılara varılır. Bunların iç çevrede işlenmesi bir faaliyet ise de, bu durum, insan için pasif bir durum sayılır. Çünkü bu duruma duyum ve algılarım sebepleri dış çevrede olup, insan sadece bunları zihnen işlemektedir.

Kişi, sadece dıştan gelen etkileri almakla kalmaz; Kendisi de dışa etkiler yapar. Bu durum ise, aktif bir durum sayılır. Çünkü insan kendi içinden gelen kuvvetler sayesinde dışa etkiler yapmaktadır. Demek ki, ruhi hayatta insanın iki türlü faaliyeti vardır. Birincisi : Dış çevreden içe doğru olan faaliyeti, yani dıştan gelen etkilerin olmasıdır.İkincisi içten dışa doğru olan faaliyetle yani içten gelen kuvvetler sayesinde dışa etkiler yapmasıdır.

İnsanın dışa etkiler yapması genellikle fiil ve hareketlerinde yani eylemlerinde görülür. Bu eylemler ise, en geniş anlamıyla iradenin ürünüdür. Düşünmek ve duymak, insan için ne kadar doğal ve zorunlu ilse, hareket etmek, iş yapmak gereksinimi de o kadar doğal ve zorunludur. İnsan doğduğu andan başlayarak ömrünün sonuna değin çeşitli hareketler ve işler yapar.
İradi Eylemin Aşamaları :

Bir iradî eylemin belli başlı dört çeşit aşaması vardır. Bunlar :

— Amaç,
— Düşünme ve alkil yürütme,
— Seçim ve karar,
— Uygulama,

Önce : Yapılacak olan bir işin amacının bilinmesi ve belirli olması gerekir. Örneğim : Bir genç liseyi bitirdikten sonra doktorluk tahsil için Avrupa'ya gitmeyi arzu ediyor. Onun bu arzusu, yapılacak olan işin amacını oluşturur.

İkinci olarak : Bu arzunun meydana gelip gelmeyeceği hakkında düşünmesi ve alkil yürütmesi yoluna gidilir. Bu genç kendinde doktorluk tahsili için yeter derecede yetenek ve gücün var olup olmadığımı, bu tahsili yapmak için gereken para ve araçlara sahip bulunup bulunmadığını düşünür. Eğer bunların var olduğunu kanısına varırsa, onun bu arzusu, amaca ve niyete dönüşür, yani bu kararını uygular ve yürütür. Böylece niyet bir eylem ile sonuçlanır. Eğer genç bu tahsilin mümkün olmayacağını kanısına varırsa, doktorluk tahsili onun için bir arzudan ibaret kalır.
İradi bir eylemim böyle dört aşamaya ayrılması, ancak eylem'in içeriği hakkında bir fikir vermeğe yarar. Yoksa her iradî eylem birbirinden farklı böyle dört aşamaya ayrıldığını Ve her aşama bittikten sonra, diğer aşamanın başlayacağını kabul etmek doğru olmaz.

Bazı iradi eylemler o kadar hızla oluşur ki,tasarlama, akıl yürütme, karar ve uygulama bîr çırpıda meydana gelir. Örneğin zehirli bir hayvana rast gelen bir kimse bu durum karşısında uzun uzadıya düşünmeye gerek duymadan derhal hayvana hücum etmek kaçıp kurtulmak hususunda karar verir ve bunu uygular.

Yapılacak olan bir işin, bir eylemin amacını bilmek, bunun hakkında bir fikre sahip olmak demektir. Bu fikir ne kadar açık seçik olursa, eylemin amacı da o kadar bilinir ve belirlenir. Amacın açık seçik olması, karar ve uygulamayı da etkiler. Örneğim : Denizaşırı geziye çıkan kristof kolomb, uzaklarda bir karanın var olduğunu tasarlıyordu. Ve o, bu kanısının etkisi altında, sonu bilinmeyen bir yolculuğa çıkmaya karar vermiş ve bunu uygulamıştı.

Bir eylemde amaç ortaya çıktıktan sonra, bu amaca erişmek için, olanaklar ve var olan araçlar üzerinde düşünülür. Bunlar hakkında yorum yapılır akıl yürütülür. Bunlardan en uygunu seçilir. Şu halde iradi eylemlerde yorumun büyük bir rolü vardır. Yorum bazı koşullarda kolay olur ve eylemin, yürütülmesinde önemli katkıda bulunur. Bunu tersine bazen yorum kolaylıkla yapılmaz, araçların seçiminde güçlük çekilir. Böyle bir duruma çekingenlik ya da kararsızlık adı verilir. Amacın belli olduğu ve arzu yoğunluk kazandığı halde, amaç ve niyetin uygulamaya dönüşmemesi bundandır.

Eylem ve Duygular :

Bir eylemde, gerek amacın tayininde ve gerekse akıl yürütme ve araçların seçiminde, fikirlerden başka duyguların da büyük etkileri vardır. Örneğin : Şefkat ve merhamet gibi duygular kişiyi, fakirlere ve zayıflara yardıma, haset ise, başkalarına zarar vermeğe yöneltir. Bir eylemin oluşmasında etki yapan duygulara güdü denir. Genellikle güdüler: Açlık, yorgunluk, sempati antipati, korku, utanma, şehvet gibi duygular ve bunların yoğunlaşmış şekli olan heyecanlardır. Eylemin sebep ve içeriğine göre, bencil ve sencil, meşru ve gayrı meşru sayılır.

Eylem :

Tam iradî sayılan bir eylemin karar aşamasından sonra yürütme aşaması gelir. Bir eylemin yürütülmesi için çok kez beden organlarından bazılarını hareket ettirmek gerekir. Bundan dolayı herhangi bir amacın oluşması için organlarla yapılan harekete eylem denir. Bununla beraber eylemlerde asıl olan beden organlarının hareket ettirilmesi değildir. Eylemlerin sebeplerini fikirlerde ve duygularda aratmak gerekir. Bir eylemde niyet ve karar çoğunlukla bedeni harekete geçirirse de, iradenin buna karşı koyduğu da olur. Örneğin : Bir insanın yoğun tahrike karşı nefsini tutması veya harekete geçmesi gereken bir zamanda harekete geçmemesi de iradî bir eylem sayılır. Bundan başka iradî eylemler, daima dışa yönelik olmaz. Bazen da içe yönelik olur. Örneğin : İradî olarak bir şeye dikkat etmek, bir şeyi ezberlemek, tasarlamak, hayal kurmak, yorum yapmak gibi.

Bilimsel Düşünmede Duygular ve Heyecanlar :

Bilimsel düşünme olayında akıl, bilimsel bilgileri kullanır, burada bilimsel bilgilerden maksat, nesnel gerçeği yansıtan bilgilerdir. Çünkü bilimsel bilgi demek nesnel gerçeği yansıtan bilgi, demektir ve yaratıcı hayal gücü ile çalışır. Böyle bir düşünme alanında duygu ve heyecanların içerikliklerinde güdüler vardır. Her ne kadar duygular ve heyecanlar, güzel sanat ya da estetik yoluyla eğitilirse de, olumsuz tutkulara kapıldıkları zaman, taşıdıkları güdülerin baskılarından kolay kolay kurtulamazlar.

Duygular ve heyecanlar genellikle akıl dışı hareket etmeğe çalışırlar. Duyguların kendilerine özgü düşünme alanları yoktur. Duygular ve heyecanlar düşünemezler, dolayısıyla uyarıcılar tarafından etkilenerek iradeyi, istekleri yönünde harekete geçirirler Ayrıca bunları denetleyecek, frenleyecek başka bir güç de yoktur. Bu nedenle duygu ve heyecanlar çoğu zaman kişiyi olumsuz eylemlere, olumsuz olayların içine sürüklerler. Bunlar, akıl gibi geleceği az çok tahmin edemezler, başlarına gelecek felâketleri önceden kestiremezler. Tümüyle değilse bile çoğu kez yanlışlıklara, olumsuzluklara yol açarlar. Duygu ve heyecanların bu olumsuz tutumları yüzünden insan öyle kötü durumlara, öyle acılara sürüklenirler iki, bazen bu gibi durumlar hayat boyu devam ettiği gibi ölüme bile sebep olurlar.

Oysaki, hayat yasalarına göre irade daima aklın vereceği kararlara göre hareket etmelidir. Çünkü .insanın hayattaki varlığı ve yaşamı, aklın göstereceği yollara bağlıdır. Çünkü insan hayatını yöneten akıldır, duygular değil. Ayrıca, duygu ve heyecanların hareket ve eylemlerinde mantık değil, istek ve arzular egemendir.

Günlük hayatta çevremize baktığımızda, akla bağlı hareket ve eylemlerde bulunanlar, duygu ve heyecanlara bağlı olanlardan daima üstün, kazançlı ve ileridirler. Bu. gibi kimseler, mutlu bir hayat düzeni kurmakta devamlı başarılı olurlar.

Bilimsel Açıklama :

Hayatın en önemli noktalarından biri de düşündüklerimizi, duyduklarımızı, yaşadıklarımızı açıklayabilmektir. Bir konu ya da bir şey iyi bir biçimde açıklanırsa, dinleyenler de onları doğru olarak anlayabilir. Burada önemli olan, maksadımızı tam ve net olarak karşı tarafa iletmektir. Açıklama bu şekilde olduğu takdirde sonuç alınabilir.

Açıklama, bir konuyu, bir olayı ya da bir şeyi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ortaya koyar. Açıklama genellikle iki yönde yapılır. Birincisi mantıkî kuruluşlarla yani, kavramlar, yargılar, çıkarmalarla ilgilidir. Bu tür açıklama düşünme alanına aittir. Bu duruma göre açıklama demek, belli bir ilkeden hareket ederek ondan diğer bir şeyi çıkarmak ve sonuca varmak demektir.

Açıklamanın ikinci yönü ise, bilinci nesneye bağlamaktır. Bunun içinde belli ve objektif bir ilkeden hareket ederek bir olayı açıklarız. Böyle bir olay tüm varlık alanlarına ait olabilir. Açıklamada bilinç (öznel) ile nesne arasındaki ilişkiyi meydana getiren bağ, doğrudan doğruya (direkt) bir ilişki değil, tersime dolaylı (indirek) bir ilişkidir. Örneğin :Tıpta bir hastalığı meydana getiren «sebep» aranır ve buradan hareket edilerek bu hastalık üzerine teşhis konularak açıklanır, ona göre tedavi şekilleri uygulanır.

Tarihte, belli bir ekonomik veya ideolojik temele dayanılarak bir savaşın sebepleri açıklanır. Biyolojide, beslenmemin niteliğinden hareket edilerek, insan, bitki ve hayvandaki değişiklikler açıklanır. Psikolojide ve fizyolojide görme olayı, sinir sisteminin uyarılması olanağından hareket edilerek açıklanır. Jeolojide, herhangi bir yer tabakasında bulunan fosil veya fosillerden hareket edilerek, o tabakanın yaşı tayin edilir, kimyada, bir cismin bileşimine giren basit elemanların miktarı, bu cismin molekülleri arasındaki kimyasal ilişkiyi ve moleküllerin atom değerlerine dayanılarak tayin edilir. Diğer bilim alanlarında da tüm açıklamalar bu gibi yollardan gidilerek yapılır.

Burada, örneklerde belirlendiği gibi, açıklamalarda öznel ile nesnel arasındaki ilişkiyi, meydana getiren bağ, direkt değil, indirektir. Açıklamada araç olan daima bilinen bir temel ilkedir. Böyle bir ilkeye, bir temele, bir yasaya dayanılmadan hiçbir şey açıklanamaz.

Açıklamanın Temel Özellikleri :

Açıklamanın aracı dildir. Dil ise, kelime hazinesi ile, söz dizimine bağlıdır. Yazıda kelimelerin doğru kullanılması gerekmektedir. Bu da kelimelerin iki durumunu göz önünde tutmakla olur. Bunlar, kelimelerin imlâ ve anlam yapılarıdır. Bu yapıları iyi bilmek ve yerli yerinde kullanmak açıklamanın temel özelliklerindendir. Konunun maksadına uygun kelimeler ele alınmalıdır. Gerek kelimelerde ve gerekse sözdiziminde doğruluk dereceleri üzerinde dikkatle durulmalıdır.

Açıklamada kullanılan cümlelerin doğrulukları ise, dilbilgisi kuralarına bağlıdır. Bir yazıda ya da konuşmada fikirlerin açık şekilde belirlenmiş olmasına «açıklık» denir. Bunun zıddı kapalı anlatımdır. Açıklık bir yazıda, fikirlerin doğru ve açık olması demektir. Sözlerin kolay ve anlaşılır olması, anlamı güçlendirir. Dolambaçlı sözler yazıyı ya da konuşmayı kapalılığa götürür. Bu durumda konuyu anlamak ve kavramak güç olur.

Akıcılık, bir yazının rahat ve kolay okunmasını, okurken sözcüklerin dile dolaşmamasını sağlar. Akıcılıkta sözcüklerin anlam yapısında hayal ve düşünceler, engelsiz bir akış halimdedir. Uzun ve karmaşık sözler, duygu ve düşüncelerin kavranmasını güçleştirir. Yazının ve konuşmanın akıcılığımı önler. Kelimelerin kolay söylenir cinsten olması, ses uyumu yönünden birbirleriyle uyumlu ilişkiler kurması açıklamayı açıklığa yöneltir. Bu tür yazılanın okunması kişiye zevk verdiği gibi, onun ilgisini artırır.

Duruluk ise, açıklamada yensiz ve gereksiz sözcüklerim kullanılmamasıdır. Fikirlerin, duyguların yeteri kadar kelime veya cümlelerin açıklanmasına duruluk denir. Duru anlatımda sözcüklerin anlam yapıları kolaylıkla anlaşılır. Durulukta yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarıyla yapılmış tanımlar yerine, bunların arı Türkçe niteliğinde olmasına dikkat edilmelidir.

Dil ve Düşünme :

Soyut bir düşünce, içli bir duygu, sesle dile getirilir. Dil kişinin tüm güçlerinin bir çerçevesidir. Alkil, anlama süreçlerinin bütününden meydana gelen bir olgudur. Ama, anlama dediğimiz şey de ancak dille gerçekleşebilir. Bu nedenle dili, aklın bir organı ve bir ölçütüdür. Yani düşüncelerimiz sürekli olarak dil içinde geçer, dille durulaşır, dille gerçekleşirler. Esasında dilsiz olan ve dilden arınmış bir düşünce yoktur. Sessiz bir düşünce, seslere kendini dökememiş bir düşünce de vardır; ama bu sessiz düşünce de hiçbir zaman dilden arı değildir.

Gerçekte dil, düşünmenin ortaya çıkardığı bir koşuldur. Düşüncenin, konuşmada biçim alması, insan aklının bulduğu bir şey olamaz. Bu içten gelen bir İtmenin sürecidir. Düşünce tüm ruhu harekete getirdiği gibi, sesin de etkileyici, tüm sinirleri sarsıcı bir gücü vardır. Öte yandan insanlarda bilincin var olduğunu belirleyen birinci kanıt dildir. Konuşmaların anlaşılması sayesinde başkalarının da bilinci olduğu belirlenir. Dinleyici durumunda olan bir kimsenin, konuşanın bilincinden geçen şeyi anlaması, dilin bir başarısıdır. İnsanlar arasında, konuşmadan da anlaşmak mümkündür, ama bunlar duygusal bağlantılardır, yaşam bağlantılarıdır. Dil ise, bilinçler arasında bir bağlantıdır. Bu nedenle dil, düşünceyi tamamlayan, onu son noktasına eriştiren bir olgudur. Dil, insanların düşünen varlıklar olduğunu belirler.

Dil, düşüncenin yapıcı bir organıdır. Tümüyle tinsel ve içten olan, iz bırakmaksızın gelip geçen düşünsel etkinler sözdeki seslerle dışarı yansır ve anlamları belirler. Bu bakımdan düşümce ve dil özdeşlik niteliğini oluştururlar, böylece de birbirlerinden ayrılmazlar. Zira akıl ile dil karşılıklı olarak birbirlerine bağlıdırlar. Bir yanda düşünce olgunlaştıkça dil de gelişir. Öte yandan zengin ve akıcı, herkesçe anlaşılır bir dil de düşüncenin gelişmesini sağlar. Düşünce ile dil arasındaki bağlantıyı, dilin temelini oluşturan sözcükler oluşturur. Sözcükler ise birtakım göstergelerdir. Zihin bu göstergelerle düşünürken, nesnelerin yerine bu göstergeleri, yanıt sözcükleri koyar. Nesnelerin yerine sözcükleri koyması, zihnin işlemesini kolaylaştırır. Sözcükler ne kadar kullanışlı ve duru olurlarsa akıl da o derece iyi çalışır. Bir ulus, dilinin açık ve anlaşılır olması o ulusun düşünme gücünün artmasına, gelişmesine ve yaratıcılık kazanmasına sebep olur.
Düşüncenin başarısı, nesneler arasındaki bağlantıları kavramak, onlar arasında tercih yapmak, üzerinde yorum yapacağı şeyleri seçmek, yorumda gereksiz olanları atmaktır. Bu da bir soyutlamadır. Böyle bir soyutlama ancak dil aracılığı ile olur. Dilde yer alan sözcükler çeşitli yönlerde birbirleriyle bağlantılar kurdukları gibi düşünce akışının gereksinimlerine uyum gösterirler. Böylece dil asıl başarısını düşüncede göstermiş olur.

Gerçi dil, düşüncenin bir aracıdır, ama dilin kendisi de düşünce yapısı içinde meydana gelir. Dil ve düşünce karşılıklı olarak birbirlerini oluştururlar. Dil, düşüne içinde ve düşünceyle birlikte hareket eden bir simgeler sistemidir. Düşünce ise, bir bağlantıdan diğer bir bağlantıya doğru ilerleyen bir düşünceler dizisidir.

Düşüncenin kurulmasını sağlayan, onu oluşturan, onu ileriye götüren dildir. Düşüncelerin açıklama aracı olan dil, büyülü bir güce sahip olup her yönüyle düşünceye uyum sağlar. Ayrıca dil de, anlatımda genişleyen ve soylulaşan düşüncelerin kullanılmasıyla bir uyum güzelliği kazanır. Dil, düşünceye dayalı olarak, doğayı insana en iyi bir biçimde yansıtan büyülü bir güçtür. Böylece dil, İnsanı doğaya daha çok yaklaştırır. Zira tinsel güçlerin bir gelişimi olan dil, doğanın güzellik izlenimi yükseltir. Örneğin : Edebiyat alanında yer alan şiir ve romanlarda yapılan ve birçok nesne ve varlıklarda kullanılan tasvirler, dilin yapısında bulunan büyüden ileri gelmektedir. Dilin artistik güzelliği ,ona rastlantılı bir süs olarak verilmez. Bu artistik güzellik dilin iç yapısında yer alan güçlü bir etkinliktir. Böylece güzellik duygusuyla ruhun iç evreni,en yüksek ve en soylu bir yaşam noktasına ulaşmış olur.

Burada açıklanmak istenen husus, dil ile düşünce arasındaki ilişkinin ne derece güçlü olduğudur. Bu balkımdan eğitim hayatında ve bilimsel düşünmenin öğrenilmesi yanında dilin de paralel olarak işlenmesi ve geliştirilmesi zorunluluğu vardır. Zaten bilimsel eğitimim en güçlü yararı da budur. Klasik geleneksel eğitimde dil, düşünceden kopuk ve hatta ondan habersiz ve bağımsız olarak ele alınması ve bunun sonucu olarak da bireylerin düşünme güçlerinin zayıflamasına, araştırma ve bulgu yeteneklerinin körlenmesine neden olmaktadır. Bu bakımdan bilimsel düşünmenin, öğrenilmesinde dile de gereken önemi vermek, onu iyi ve doğru bir şekilde öğrenmek zorunluluğu vardır.

2 comments

Adsız
20 Nisan 2010 09:54  

of kotü

Adsız
17 Aralık 2012 18:12  

cok uzun

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP