5. Siyasal bilgelik edebiyatı - siyasal teoloji ilişkisi

Şimdi denilebilir ki, konuları bakımından siyasal, amaçları bakımından ahlaksal, yöntemi bakımından kişi güvenirligine (ethos) ve okuyucularının duygulanımlarına (pathos) dayalı bir retorik, temel motifleri bakımından tarihsel/dinsel, üslubu bakımından ise edebi olan siyasal bilgelik gelenegi, bir yandan siyasal teoloji ile, bir yandan da siyasal felsefe ile benzerlikler göstermektedir. Bu gelenek, ahlakın dinsel kaynagına yaptıgı vurguyla siyasal teolojiye yaklaşır. Hatta denilebilir ki Kelile ve Dimne’nin çevirisiyle siyasal bilgelik geleneginin mirasını devralan islam dünyası, bu gelenege zaman içinde kendi rengini vermiş ve onu, siyasal teolojinin bir kısmı haline getirmiştir. Nitekim, siyasal teolojiler tarafından üretilen pek çok ideoloji, örnegin "hükümdarın Allah’ın yeryüzündeki gölgesi oldugu" ideolojisi, aktarmış oldugumuz gibi, söz konusu gelenek tarafından da benimsenmiş ve tekrar tekrar üretilmiştir. Dolayısıyla siyasal bilgelik gelenegi, siyasal teoloji karşısında bagımsızlıgını yitirmiştir.

Yine ilgisini olması gerekene çevirmesi açısından da bu gelenek, siyasal felsefeye yaklaşır. Ancak siyasal felsefeden farklı olarak onun asıl ilgisi mevcut yönetimin verilen ahlaki ögütler uyarınca yeniden biçimlendirilmesidir. Siyasal felsefe ise sorularını mevcut bir rejimden hareketle sormadıgı gibi, cevaplarını yer ve zamandan bagımsız olarak verir.

Yine pek çok Yunan filozofundan sık sık nakledilen bilgece, basiretli sözler, siyasal bilgelik geleneginde ifade olunan ahlaki görüşleri de siyasal felsefeye yaklaştırmıştır. Ancak felsefi gelenegin akla yaptıgı kayıtsız şartsız vurgu, bilgelik gelenegi ile mesafesini korumasını saglamıştır.

Sonuç olarak şunu da belirtmek gerekir ki, islam dünyasındaki üç siyasal düşünce gelenegi olarak sınıfladıgımız siyasal bilgelik, siyasal teoloji ve siyasal felsefenin ortak özelligi olarak belirledigimiz ahlak ve siyaset arasındaki özdeşlik islam’a özgü degildir. istisnaları bir yana bırakırsak, genel olarak Antik Yunan siyasal felsefesi de, Ortaçag’da Batı dünyasında geliştirilen siyasal teoloji ve felsefeler de insanın bu iki pratik etkinliginin özdeşligini varsayarlar. XVI. yüzyılda bu özdeşlik ilişkisini parçalayarak siyaset ve ahlakın kendi dogal sınırlarına çekilmesini saglayan, dolayısıyla siyaseti, kendi dogası ve ilkelerine aykırı davranmaya zorlayan ahlakın gölgesinden kurtararak modern siyasal teorilerin öncüsü olarak siyasal düşünce tarihine kaydolan ünlü italyan siyaset teorisyeni Machiavelli olacaktır. Machiavelli’nin girişimi bir bakıma siyasal bilgelik geleneginin sona ermesinin de habercisidir. Çünkü bu gelenegin kendisinden beslendigi tek kaynak, ahlak ve siyaset arasında varsayılan özdeşliktir. Dolayısıyla bu özdeşligin parçalanması,siyasal bilgelik geleneginin kendisinden beslendigi kaynagın kuruması, akacagı kanalların kapatılması anlamına gelmektedir.

ANA FiKiRLER


Siyasal bilgelik edebiyatı gelenegi, islam dünyasındaki üç önemli siyasal gelenekten biridir. Vahyin siyasal ögretilerinin bir açıklaması olan siyasal teoloji, mevcut dinsel toplumun temellendirilmesine hizmet eden bir siyasal ögretidir. insani bilgelik ve insani yasayı temele alarak erdemli bir toplum ögretisi geliştiren siyasal felsefe, siyasal alandaki mevcut kanıların yerine hakiki bilgiyi geçirme çabasıdır.

Siyasal bilgelik edebiyatı gelenegi ise, dogulu kaynaklardan devralınan hikayelere dayalı bir yazım tarzıyla, yöneticilere ahlaki ögütler vermeyi amaçlayan ve hem teolojiyle hem de felsefeyle benzerlikleri bulunan bir gelenektir. islam dünyasında en yaygın olarak kabul gören gelenek budur.

Siyasal bilgelik edebiyatı gelenegi, ahlak ve siyaset arasında varsayılan özdeşlikten hareket eder. Bu, ancak ahlaklı bir yöneticinin iyi bir yönetici olacagı anlamına gelir. Ahlaklı olmanın, dolayısıyla iyi bir yönetici olmanın en önemli koşulu ise adil olmaktır. Zulmün karşıtı olan adalet, iyi bir yönetimin olmazsa olmaz koşuludur; en temel ahlaki ve siyasi erdemdir. o kadar ki, bir yönetici için adil olmak, en büyük ibadettir. Yönetici, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak düşünüldügü için, kendi yönetimi altında yapılan her türlü zulümden sorumlu tutulur. Çünkü yöneticiler, nihai yargıç olan Tanrı’nın karşısında, zulme ugramış bir koyunun bile hesabını vermekle yükümlüdür.

Söz konusu gelenekte siyasetle ilgili öneri ve düşünceler, tarihi olaylardan, hikayelerden, benzetmelerden hareketle anlatılır. Yöneticilere verilen ögüt ve tavsiyeler teorik bir çatı altında degil, tarihsel veya dinsel bir çatı altında ifade edilir. Bu yöntem, eserlerde ifade olunan düşünceleri, okuyan herkesin anlamasına da açık kılar. Siyasal bilgelik geleneginin bu kadar geniş bir kabul görmesinin en önemli nedenlerinden biri budur.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP