ALIŞKANLIK İLE EĞİTİM ÜSTÜNE

Francis Bacon

İnsanın düşünceleri çoğunlukla eğilimlerine, sözleri bilgisine, bir de kafasına doldurulan görüşlere, davranışları ise alışkanlıklarına uyar. Bu nedenle, Machiavelli'nin(1 )pek de hoş olmayan bir örnek vermekle birlikte, çok yerinde olarak belirttiği gibi, gerek doğal eğilimler gerekse kocaman sözler, insanın alışkanlıklarıyla bağdaşmıyorsa, güvenilecek şeyler değildir. Machiavelli'nin bu konuda verdiği örneğe göre, büyük bir ölüm kalım işini başarmak için insan herhangi bir kimsenin azılı kişiliğine ya da yüksekten atıp tutmalarına güvenmemeli, daha önce eli kana bulanmış birinden yararlanmalı. Gerçi Machiavelli ne bir papaz Clement'ı,(2) ne bir Ravaillac'ı,(3 )ne bir Jaureguy'yi,(4) ne de bir Balthazar Gerard'ı işitmişti; ama insanın yaradılışının da, verdiği sözlerin de alışkanlık kadar etkili olamayacağı yolunda ileri sürdüğü kural her zaman için geçerlidir. Ama şimdilerde kör inançlar öyle aldı yürüdü ki, elini ilk olarak kana bulayanlar bile kırk yıllık kasap gibi, gözlerini bile kırpmıyorlar. Andiçmiş kimsenin kararı, kan dökmeyi gerektiren işlerde bile, alışkanlıktan geri kalmaz. Başka konularda hep alışkanlığın ağır bastığı göze çarpar; öyle ki, bir insanın yüksekten attığını, öfkelendiğini, bir şeyi haksız bulduğunu, büyük büyük sözler verdiğini kulağınızla işitir sonra hiçbir şey olmamış gibi davrandığını görünce şaşar kalırsınız; sanki yalnız alışkanlığın tekerlekleriyle kımıldayan cansız bir heykel ya da makineymiş gibi. Bir alışkanlığın insanlar üzerinde zorbaca bir egemenlik kurduğu da görülür. Hindular (bilgelerini demek istiyorum) sessizce bir odun yığını üzerine uzanır, kendilerini yakarak kurban ederler, üstelik karıları da kocalarıyla birlikte yakılmaya can atarlarmış(5) ilkçağda Isparta'da, delikanlılar töreler gereğince Diana'nın sunağında kırbaçlanırken, kıllarını bile kıpırdatmazlarmış.(6 )İngiltere'de Kraliçe Elizabeth'in saltanatının başlarında, ölüm yargısına çarptırılan bir asi, ilgililere bir dilekçe vererek, urganla değil söğüt dallarıyla asılmak istediğini söylemiş, eskiden de asilerin bununla asıldığını ileri sürmüştü. Rusya'da, çile doldurmak için, su dolu bir tekne de her yanları takır takır buz kesilinceye dek bütün bir gece oturan keşişler vardır.

Alışkanlığın hem ruhumuz hem de gövdemiz üzerindeki güçlü etkisine birçok başka örnekler de bulunabilir. Dolayısıyla, alışkanlıklar yaşayışımızı en çok etkileyen şeyler olduğu için, elden geldiğince iyi alışkanlıklar edinmeye bakmalıyız. Bilindiği gibi alışkanlık en iyi küçük yaşta başlarsa kök salar, buna da eğitim diyoruz. Gerçekte eğitim erken bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Erken yaşlarda, dilimizin her yabancı dilin seslerini söylemeye daha elverişli olduğunu, her deyişe kolaylıkla dönebildiğini görebiliyoruz; tıpkı bütün üyelerimizin, eklemlerimizin her alıştırmaya, her güç davranışa, devinmeye, daha elverişli, daha esnek olması gibi. Bir şeyi geç öğrenmeye başlayanların güç öğrendikleri bir gerçektir. İnsan, kafasını belli bir yerde bırakmaz da, yeni etkilere, yeni değişikliklere açık tutabilirse o zaman iş değişir, ama bunu da yapabilenlerin sayısı pek azdır. Bireyin kendi başına edindiği alışkanlıklar böylesine güçlü olunca, hep birlikte topluca edinilmiş ortak alışkanlıklar haydi haydi daha güçlüdür; çünkü bu durumda, örnekler insana yol gösterir, başkalarının da aynı şeyi yapması insanı yüreklendirir, bir yarışma doğar, ün kazanma özlemi artar; üstelik böyle durumlarda alışkanlığın etkisi doruğa varır. Evet, insan yaradılışındaki erdemlerin çoğalması, içinde bulunduğu toplumun titiz bir düzenle yönetilmesine bağlıdır. Büyük devletlerle iyi yönetimler erdemlerin büyümesini sağlarlar, ama tohumlan iyileştirmeyi pek düşünemezler. İşin kötüsü, günümüzde en etkili yöntemlerin, en az özlenen amaçların gerçekleştirilmesine yöneltilmiş olmasıdır.


Notlar:

l- Machiavelli, Discorsi sopra laprima decade di Tifo Livio, III, 6.

2- Jasques Clement, Fransa Kralı III. Henri'yi 31 Temmuz 1589'da bıçaklayarak öldüren softa bir dominikan papazıydı.

3- Ravaillac, Fransa Kralı IV. Henri Paris sokaklarında atla dolaşırken, yolu kapayan iki araba yüzünden beklemek zorunda kaldığı sırada, durumu fırsat bilerek kralı bıçaklayıp öldüren koyu bir Katolikti (1610).

4- Jaureguy, İspanya Kralı IV. Philipp'in, kafasını getirene büyük bir para söz verdiği William of Orange'ı, 1582'de sarayına sokularak tabancayla kafasıyla boynundan yaralamış, ama öldürememişti. Sonra 1584'te Balthazar Gerald adlı biri vurmuştu William of Orange'ı. 1527'de ölmüş olan Machiavelli, Clement'ı da, Ravaillac'ı da, Jaureguy'yi de, Balthazar Gerald'ı da işitmemişti.

5- Cicero, Tusculanae Disputationes, V, 27, 78; Strabo XV, l, § 62; Valerius Maximus, 11, 6 § 34.

6- Cicero, Tusculanae Disputationes, II, 14, 34.

2 Yorumlar

21 Aralık 2011 23:08  

güzel paylaşım

23 Aralık 2011 18:25  

Selamlar,
Sanayi devrimi sonrası gelen göçlerin eğitim anlayışımızı değiştirdiğini; yaratılan iş için eleman yetiştirmeye,yerleşik kültürünü iş için bırakıp yeni bir yere göç eden birbirinden farklı insanların bir arada yaşayabilmelerine,bilgileri ve güçleri oranında bir yaşam standardına razı olmalarına, onlar için birilerinin anlaşarak ortalama kararlar vermelerine (yasalar)ve uymayanların çeşitli zorluklar yaşayacaklarına inanmalarını sağlayacak biçimde geliştiğini ve artık bunun doğru kabul edildiğini, belirtmek istiyorum.Şu an dünyanın sanayiyle tanışan heryerinde böyle sürmekte eğitim.İnsanlar fabrikalar sayesinde hem sanattan uzaklaşıyorlar hem de zevksizleşiyorlar.Aynı elden çıkan arabalar, elbiseler, evler,v.s.Sanki birileri paralarıyla bir sürü toplum bilimci,filozof ve psikologlar ordusuyla insanları istedikleri biçimde kullanıyorlar.Bizim günlük izlediğimiz olaylar(savaşlar,ekonomik krizler,çeşitli huzursuzluklar)onların önceden planlayıp yaptırdıkları şeylermiş gibi geliyor bana.Bundan sen de ben de payımızı alıyoruz üstelik.Uymazsan yalnızsın ve garipsin.Farklılık bile sıradanlaştı.Farkları bile onlar belirliyor.Farklı ol!Farklı düşün!Sen farklısın!Ne yapmalıyız?

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP