İnsana Bir Yaklaşım

Ernst CASSİRER

İnsan dünyası, apaçık bir şekilde tüm başka organizmaların yaşamını yöneten o dirimbilimsel kurallar için hiçbir ayrıcalık tanımaz. Buna karşılık insan dünyasında insan yaşaminın ayırıcı göstergesi olarak görünen yeni bir özellik buluruz: İnsanın işlevsel çevresi yalnız nicelik bakımından genişlemekle kalmaz aynı zamanda niteliksel bir değişmeye de uğrar. İnsan kendisini çevreye uydurmak için yeni bir yöntem bulmuştur. Hayvan türleri arasında rastlanan alıcı ve etkileyici dizgeler yanında, insan- da simgesel dizge olarak betimleyebileceğimiz bir üçüncü halka buluyo- ruz. Bu yeni halka, insan ya?amının tümünü değiştirir. Öteki hayvanlarla karşılaştırıldıkta insan yalnız daha geniş bir gerçeklik içinde değil, gerçekliğini yeni bir boyutu içinde yaşar. Organik tepkilerle insan yanıtları arasında yanlış anlamaya yer vermeyen bir ayrım vardır. Organik tepkide bir dış uyarıcıya doğrudan doğruya ve hemen yanıt verilir; ikinci durumda ise yanıt geciktirilir. Yavaş ve karmaşık bir düşünce süreci yanıtı kesintiye uğratıp geciktirir. Böylesine bir gecikme ilk bakışta kuşku götürür bir kazanç gibi görünebilir. Filozofların çoğu bizi bu sözde gelişmeye karşı uyarırlar. Rousseau, -L'homme qui medite, est un animal deprave- diyor. Yani, organik yaşamın sınırlarını aşmak insan doğası" nın gelişmesi değil, yozlaşmasıdır.

Ama, doğal düzenin bu tersine dönüşü için bir çare de yoktur. İnsan, kendi başarılarından kaçamaz. Kendi yaşamının koşullarını benimsemekten başka bir şey yapamaz. İnsan artık yalnız bir fiziksel evrende değil, bir simgesel evrende de yaşamaktadır. Dil, söylence (mitos), sanat ve din bu evrenin parçalarıdırlar. Onlar simgesel ağı dokuyan değişik iplikler, insan yaşantısının karmaşık dokularıdır. İnsanın düşünce ve deney alanındaki tüm ilerlemesi bu ağı arındırır ve güçlendirir.

Artık insan, gerçeklikle hemen karşı karşıya gelemez. Onunla eskiden olduğu gibi yüz yüze kalamaz. İnsanın simgesel etkinliği geliştikçe fiziksel gerçeklik bu gelişmeye oranla art alanda kalır gibi görünür. İnsan, nesnelerin kendileriyle uğraşacak yerde, bir anlamda sürekli olarak kendi kendisiyle konuşmaktadır. Kendisini dilsel biçimler, sanatsal imgeler, söylencebilimsel simgeler veya dinsel törenler içine öylesine kapamıştır ki bu yapay ortam araya girmeden hiçbir şeyi görüp bilemez. Durumu kuramsal alanda da eylemsel alandakinin aynıdır. İnsan eylemsel alanda bile katı bir olgular dünyası içinde veya doğrudan doğruya gereksinme ve isteklerine göre yaşayamaz. Tersine imgesel duyguların, umut ve korkuların, yanılgı ve yanılsamalârın, kuruntu ve düşlerin ortasında yaşar. Epiktetos, insanı rahatsız edip korkutan nesneler değil, onun nesnelere ilişkin sanı ve kuruntularıdır demişti.

Klasik insan tanımını şu anda varmış olduğumuz görüş açısına dayanarak genişletip düzeltebiliriz. Modern usdışıcılığın (irrasyonalizm) tüm çabalarına karşın, insanın düşünen hayvan -animal rationale- olarak tanımı gücünü yitirmemiştir. Gerçekten 'de düşünme tüm insan etkinliklerinin doğasında bulunan bir özelliktir. Söylencebilim (mitoloji) bile yalnızca boş-inanların, büyük kuruntuların kaba bir birikimi sayılamaz. Dizgesel veya kavramsal bir biçime sahip olduğu için, karmakarışık (kaotik) olduğunu da söyleyemeyiz: Ama, yine de_ söylencenin yapısını ussal olarak belirlemek olanak dışıdır. Dil, çok kez usla veya usun asıl kaynağı ile özdeşleştirilmiştir. Ama, bu tanımın tüm dilsel alanı kapsamayacağı kolayca görülür. 0, bir pars pro toto''dur; yani, bize tümün yalnız bir parçasını verir. Çünkü, kavramsal dilin hemen yanında bir de duygusal dil vardır. Mantıksal ya da bilimsel dilin yanısıra poetik imgelemin dilinden de sözederiz. Dil,-öncelikle düşünceleri ya dâ düşünleri'değil, duyguları ve duygulanımları dışlaştırır. Kant'ın tasarımlayıp işlediği şekilde «salt usun sınırları içinde kalan bir din de yalnızca bir soyutlamadan başka bir şey değildir. Böyle bir din; gerçek ve somut bir dinsel yaşamın yalnızca bir gölgesi olup bize böyle bir dinsel yaşamın ideal biçimini göşterir. İnsanı ussal hayvan -animal rationale- olarak tanımlayan büyük düşünürler ne deneyciydiler ne de insan doğasının deneysel bir değerlendirmesini yapmak istiyorlardı. Onlar, bu tanımla daha çok temel bir ahlaksal buyruğu dile getiriyorlardı. Us, insanın kültürel yaşam biçimlerini tüm zenginlik ve çeşitlilikleri içinde kavrayabilmemize elverişli bir terim değildir. Bu nedenle, insanı ussal hayvan olarak tanımla- mak yerine simgeleştiren hayvan -animal symbolicum- diye tanımlamalıyız. Ancak bu şekilde onun ayırıcı özelliğini belirtebilir ve insana açılan yeni yolu, uygarlık yolunu anlayabiliriz.


Kaynak: İNSAN ÜSTÜNE BİR DENEME

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP