DESCARTES'IN YÖNTEM ÇALIŞMASI (... devam )

Descartes'ın kuşkuculuğu burada durup kalmaz; daha da ileri gider. Tanrının varlığından da kuşku duyar. "Neden Tanrı bizi aldatmasın. Bizi aldatmaktan zevk duyan bir varlık olmasın? diye sorar. Bizi yaratan Tannnın hoşuna giden her şeyi yapabildiğini duyduğumuz ve belki de en iyi bildiğimizi sandığımız şeyler üzerinde bile, her zaman aldanacak biçimde yaratıp, yaratmadığını da bu ana değin bilemediğimiz için, tüm bu şeylerden kuşkulanacağız. Çünkü madem ki Tanrı, daha önce aldanmamıza olur demiştir: o halde neden her zaman aldanmamıza olur demesin? Böylece Tanrının varlığında da kuşku duymakla artık kuşkulu olmayan hiçbir şey kalmamıştır. Ancak her şeye karşın, her şeyden kuşku duymakla Descartes, kuşkusunda son sınıra ulaşmış, aramış olduğu o sağlam, güvenilir ve aracısız bilgiyi de bulmuştur. Bu bilgi kuşku duyuyor olmasının bilgisidir. Kuşku duyuyorsak varolmamız gerekir. "Varolmasaydık kuşku duyamazdık; bu da edindiğimiz ilk doğru bilgidir". Descartes bunu Metod Üzerine Konuşma adlı kitabında şöyle açıklamaktadır:

"... her şeyin yanlış olduğunu düşünmek istediğim sırada, hunu düşünen benim zorunlu o'arak bulunan bir şey olmam gerektiğini farkettim. Ve şu: "Düşünüyorum öyleyse varım " hakikatinin kuşkucuların en acayip varsayımlarının bile sarsmaya gücü yetmeyecek derecede güvenilir ve sağlattı olduğunu görerek, bu hakikati aradığım felsefenin ilk ilkesi o/arak kabul etmeye tereddütsüz karar"verdim. Sonra ne olduğumu dikkatle inceledim ve hiç bir bedenim olmadığını, içinde bulunduğum ne bir dünya, ne bir yer olmadığını varsayabildiğim halde, hu yüzden kendimin olmadığını farzedemediğimi; tersine sırf başka şeylerin doğruluğundan şüphe etmeyi düşünmemden, kendimin varolduğum sonucunun pek açık ve pek kesin bir şekilde çıktığını: oysa düşünmekten kesilseydim, hayal ettiğim bütün şeyler doğru olsalar bile, var olduğuma inanmak için elimde hiç bir neden kalmayacağını görerek anladım ki: ben, bütün özü (mahiyeti) ve doğası düşünmek olan ve var olmak için hiç biryer'e ihtivacı bulunmayan ve maddi hiç bir şeve bağlı olmayan bir cevherim. Öyle ki, bu ben, yani kendisiyle ne isem o olduğum ruh, bedenden tamamiyle farklıdır. Hatta bilinmesi onu bilmekten daha kolaydır ve beden var olmadığı halde bile, ne ise o olmakta geri kalmaz".

Böylece Descartes'ın insanı öncelikle saf bir bilinç olarak kavradığını görmekteyiz. Çünkü, insan bütün özü ve doğasıyla düşünmek olan ve var olmak için hiç bir şeye gereksinim duymayan bir cevherdir. Bu anlatımıyla Descartes, yalnızca ancak zihin, akıl. bilinç alanında kalındığı sürece doğrudan doğruya, aracısız olarak verilenlerin güvenilir olduğunu kanıtlamış olmakla kalmayıp, aynı zamanda Felsefe Tarihi'nde uzun yıllar etkin olarak tartışılan bir dualiteyi de başlatmış olmaktadır. Onun yukarıdaki ayrımına göre, artık Varlık, öz niteliği düşünmek olan ruh ile öz niteliği yaydım olan madde olmak üzere iki ayrı moda. kipe ayrılmıştır.

Descartes bu iki ayrı Varlık modlarımn her birinin öz niteliklerine dayanarak, içeriğini aracısız olarak edindiği modun bilinç, düşüncenin kendisi, olduğunu kanıtlayarak onu ön plana çıkarmıştır. Çünkü ona göre ne olduğumuzu incelediğimizde, var olmak için ne uzama, ne şekle, ne bir yerde olmaya, ne de bedene gereksinimimiz olmadığını ve sadece düşündüğümüz için var olduğumuzu açıkça biliyoruz. Dolayısıyla ruhumuz ya da düşüncemizden edindiğimiz kavram bedenden edindiğimizden önce gelir. Ancak her şeye karşın, Descartes'ın. bu kanıtlaması gerçekliğin sadece bir kısmına ilişkindir; ve bundan dolayı, bir dış dünyanın varlığının da kanıtlanması gerekmektedir. Bu gerçeği farkeden Descartes bunun için de önceden varlığından kuşku duyduğu Tanrının varlığını yeniden kanıtlamaya girişir. Çünkü Tanrı olmazsa, diğer her şeyin varlığı kuşkulu kalacaktır: hatta geometrinin kanıtlamaları bile.

Tanrının varlığının kanıtlanmasında Descartes öncelikle zihninde bulduğu mükemmel varlık fikrinin nereden geldiğini araştırmakla işe başlıyor. Bu fikrin kaynağı olgular olamaz: çünkü olgular içerisinde mükemmel bir şey yok. Kendinden de kaynaklanıyor olamaz: çünkü insan mükemmel bir varlık değil. En mükemmel daha az mükemmelden çıkamayacağından, bu fikri aklıma koyan ancak, kendisi de mükemmel olan bir varlık, yani Tanrı olmalıdır. Çünkü Tanrı vardır. Tanrı var olduğuna göre dış dünya da var olmalıdır. Çünkü tanrı mükemmel varlıktır. Mükemmel varlık bizi aldatıyor olamaz. Çünkü aldatmak mükemmellikle bağdaşmaz. Böylece kuşkusunun karanlığında ilk ışık olarak bilinci bulan Descartes, baştan aşağı yıkmış olduğu gerçekliği yeniden kurabilmiştir: Tanrı vardır: bilinç vardır: bunları doğrudan doğruya, açık ve seçik olarak biliriz. Tanrı bizi aldatmadığına göre. duyularımızın bize aktardığı bir dış dünyanın varlığına da, en azından dolaylı olarak inanabiliriz.

2. Analiz Kuralı:

Böylece "Düşünüyorum Öyleyse 'Varım", yalın, kesin ve aracısız bilgisinden daha karmaşıkların bilgisine gidilebilecek bir aşamaya ulaşılniıştır. Bu aşama çıkarış aşamasıdır. Bu aşamaya da gereksinim vardır. Çünkü, bazı şeyler kendiliğinden apaçık olmadıkları halde, düşüncenin sürekli ve kesintisiz hareketi ile, doğru sonuçlara ulaşılabilmektedir. Ona göre, zaten insanların düştükleri yanlışlar kesinlikle çıkarıştan gelmez: yalnızca az anlaşılmış bazı deneyimleri doğru olarak kabul etmekten, başka bir deyişle incelenen konuda tam bir açıklığa ulaşmadan, acele ile sonuca varmaktan doğar. Bunu önlemenin yolu ise "inceleyeceğim güçlükleri daha iyi çözümlemek için her birini, mümkün olduğu ve gerektiği kadar bölümlere ayırmaktı.

Bu kurala göre karmaşık ve karanlık önermelerden basamak basamak daha yalın önermelere inilecek ve daha sonra bu yalın önermelerden başlayıp daha karmaşıkların bilgisine ulaşılacaktır. Bunun için iki noktaya dikkat etmek gerekir:

1. Problemin sınırlarını çizmek. Böylece, istenilen tam olarak ortaya konulabilecektir.

2. Daha sonra problemi yalınlaştırmak ve olanaklar ölçüsünde küçük bölümlere ayırmak. Descartes problemden, hakkında verdiğimiz yargıdan doğru ve yanlış bulunabilen bir bütünü anlıyor. Yalın öğelere ayırarak problemdeki karanlık noktalar aydınlatılmış olur . Descartes bunu şöyle formüle etmiştir: "Bir sorun bir defa tam olarak anlaşıldığında, onu her türlü gereksiz anlamlardan ayırmak, en basit terimlerle ifade etmek, ve sayış ile de bir analizin ayırabileceği en küçük parçalara ayırmak gereklidir.

3. Sıra Kuralı

Yöntemin üçüncü kuralı, en basit ve anlaşılması en kolay şeylerden başlayarak, tıpkı bir merdivenden basamak basamak çıkar gibi, en bileşik şeylerin bilgisine yavaş yavaş yükselmek için -hatta doğal olarak, birbirleri ardınca sıralanmayan şeyler arasında bile bir sıra bulunduğunu varsayarsak- düşüncelerimi bir sıraya göre yürümektir. Bu kural yahnlaştırnıa ve sıra kuralıdır. Bu sıra kuralı Deseartes için o kadar önemlidir ki, bu sıraya uymayacak olunursa, karmaşık şeylerin bilgisinin doğruluğundan kuşku duyulacaktır.

Böylece Descartes'in bilim anlayışını da betimlemek olanaklı olmaktadır. Madem ki en basit ve anlaşılması en kolay şeylerden başlayarak, en karmaşık olanların bilgisine gidilecektir. O halde bilimsel çalışma da tepesinde en genel ilkelerin yer aldığı bir önermeler pramidi elde etmek olacaktır. Gerçekte Bacon'ından alınmış olan bu yaklaşımın temel farklılığı, daha sınırlı ilişkilerden gittikçe basamak basamak ilerleyerek yükselen tümevarımla genel kanunlara ulaşmayı benimseyen Bacon'ın aksine, Descartes'ın, pramidin tepesinden başlayarak mümkün olduğu kadar derece derece en alt tabakaya kadar inen tümdengelimi kullanmasında göstermiş olduğu ısrardır. Bu kesinlik isteği işinde, o sistematik olarak, daha önceden doğru olduğuna inandığı bu tür yargılarını, tek bir kuşkusuz yargı elde edinceye kadar, kuşkulu olarak
görmüş, sonunda da her türlü kuşkunun dışında bir önerme bulmayı başarmıştır: Cogito. Çünkü o düşünüyordu, o halde var olmalıydı... Mükemmel Varlık da var olmalıydı. Mükemmel Varlık insanı duyularının ve aklının sistematik olarak aldatacağı bir varlık şeklinde yaratmayacağına göre, dış dünya da var olmalıdır.

Düsünen bir varlık olarak kendi varlığım ve zihni açık ve seçik olarak sunulanın garantisi olan bir Tanrı'nın varlığım kanıtladıktan sonra, Descartes dikkatini evrene yöneltir; ve fiziksel nesneler hakkında açık ve seçik bir şey bulmayı hedefler. Ateşe yaklaştırıldığında değişime uğrayan mumu örnek göstererek, şunları açıklamaktadır: mum ateşe yaklaştırıldığında, erimektedir. Bunun sonucunda da biçimi bozulmakta, rengi değişmekte ve gittikçe bir sıvı haline gelmektedir. En sonunda değişmeden kalan tek yönü onun yayılımı, uzamıdır. O halde mumun özünü oluşturan niteliği yayılmaktır.

Böylece Descartes, cismi bir yayıhm olarak adlandırmakta, ve bütün cisimlerin cisim olmalarını sağlayan bu niteliklere de birincil nitelikler adım vermektedir. Descartes bizim yayılım -mumun gerçek doğası- bilgimizi sağlayanın da zihnin sezgisi olduğunu belirtmektedir. Çünkü yayılım cisimlerin, açık ve seçik bir fikre sahip olduğumuz tek özelliğidir. Descartes "yayılım"ı madde ile dolu olmak anlamında düşündüğü için de, "her tür maddeden yoksun" olmak anlamına gelen boşluğu kabul etmez; ve bu bağlamda bilimin konusunu da matematiksel olarak ifade edilebilen ve oranlar şeklinde karşılaştınlabilen bu birincil niteliklerle sınırlamıştır. Ona göre bilimin ideali, sıklıkla altmakroskobik düzeyde, gerçekliğin tam anlamıyla niceliksel boyutlarına göndermeler yapılarak betimlenen önermelerin tümdengelimsel sıralanmasıdır (hiyerarşi). Onun bu ideali kabul etmesinde analitik geometriyi formüle etmesindeki erken başarısının etkili olduğundan kuşku yoktur.

Böylece Descartes yayılım düşüncesine dayanarak bir kaç önemli fiziksel ilke elde edebilmiştir. Onun burada ileri sürdüğü en önemli ilke mekanik doğa tasarımına yönelik olanıdır. Ona göre doğa mekanik biryapıdıdır. Her şey mekanik ilkelere göm hareket etmektedir. Çünkü böyle bir mekanda, yani her yam dolu olan bir mekanda, hareket ancak bir yer değiştirme ile olanaklı olacaktır. Yani "... hareket, bir cismin bir yerden başka bir yere geçmesi işidir". Başka bir deyişle hareket, yer kaplamanın değişik kipleri şeklinde olacaktır. Daha doğrusu kendi içine kapanan bir hareket olacaktır. Çünkü ancak böyle bir harekette boşluğa gereksinim yoktur. Descartes bu tür bir harekete Vortex (girdap) adını vermektedir. Hareket zincirleme biçiminde bir, yer değiştirmeden ibarettir. Şöyle ki, "... bir cisim kendisini iten bir cisme kendi yerini bırakınca, başka bir cismin yerine geçer, o başka cisim de yine başka bir cismin yerini alır ve böylece bu süreç sonuncu cisme değin sürer, o da aynı zamanda birincisinin yerini doldurur".

Descartes'ın yayılım düşüncesinden çıkarttığı diğer bir önemli fiziksel ilke de, bütün hareketin nesnelerin devirsel yeniden düzenlenimidir. Descartes, eğer bir nesne yer değiştirirse, diğer nesnelerin de aynı anda yer değiştirmesinin, boşluğu önlemek için zorunlu olduğunu belirtmiştir. Böylece kapalı bir spiral boyunca hareket etmek suretiyle çok sayıda nesne bir boşluk oluşturmadan konum değiştirebilir. Bu en önemli hareket ilkesinden, Descartes diğer üç hareket kanununu çıkarmaktadır. Bunlar:

1. Bir cisim, bir diğer cisim tarafından etki edilmedikçe, hareketteyse hareketini, sukunetteyse sükunetini korur.

2. Eylemsizlik hareketi doğrusal bir harekettir.

3a. Eğer hareket halindeki bir cisim, harekete karşı koyma gücü daha fazla olan ikinci bir cisimle çarpıştığında, ilk cisim hareketini sürdürecek güce sahipse, o zaman ilk cisim hareketinden bir şey kaybetmeksizin, yön değiştirir.

3b. Eğer ilk cisim karşı koyan ikinci cisimden daha büyük bir güce sahipse, ikinci cisme verdiği miktar kadar gücünden kaybederek, ilk cisim ikinci cismi de beraberinden sürükler.

4. Sayış Kuralı:

Yöntemin dördüncü ve son kuralı ise, hiç bir şeyi atlamadığımdan emin olmak için, her yanda eksiksiz sayımlar ve genel kontroller yapmaktır. Descartes'a göre eksiksiz bilgi elde etmek istersek, ele aldığımız bütün şeyleri sürekli ve kesintisiz bir düşüncenin devinimi ile iyice incelemek zorundayız. Onlar aynı zamanda metodolojik ve düzenli bir sayışın konusu olmalıdırlar."

Bunun için Descartes sayışın sürekli, kesiksiz, yeter ve düzenli (tertipli) olması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Sayışın sürekli olması: Apaçık ilkelerden doğrudan doğruya çıkarılamayan doğrulan, kuşkulanılmayacak doğruluklar arasına koj'mak için sayış sürekli olacaktır. Gerçekte bu çıkarış eylemi o denli çok adımla olabilir ki, sonuna ulaştığımızda, bütün yolu kolayca belleğimizde tutamayabiliriz. Bu yolla hem düşüncemizin tembelliğini gidererek belleğimize yardım edeceğiz hem de kavrayış kapasitemizi kesinlikle genişletmiş olacağız.

Sayışın kesiksiz olması: Sayışın diğer bir özelliği de kesiksiz olmasıdır. Çünkü, "çoğu zaman çabuk bir sonuç elde etmek isteyen ve uzak ilkelerden sonuç çıkarmak isteyenler, genellikle ara sonuçlar zincirinin bütününe dikkat etmezler; ve bir çok aşamayı dikkatsizce atlarlar. Fakat şüphesiz, her nerede olursa olsun, en küçük bağıntı atlanırsa, zincir kopar ve sonucun tüm kesinliği kaybolur."

Sayışın yeterli olması: Descartes'a göre, sayış yeterli olmalıdır. "Çünkü çoğu zaman o, noksan olma tehlikesini taşır ve sonuçta hataya yol açar. Bazen bir çok apaçık gerçeği çok iyi saymış olsak bile. yine de çok küçük bir adımı atlarsak zincir kopar ve sonucun apaçıklığı suya düşer. Yine bazen, tüm gerçekler yeterli bir sayma içine dahil edilmekle birlikte, basit bir adım diğerinden ayırt edilemez ve o zaman da onları karışık biçimde kavrarız."

Sayışın düzenli (tertipli) olması: Descartes bunu sayışın metodolojik olması anlamında kullanıyor. Ona göre "hem bir hatayı gidermek için bütün şeyleri bir düzen içinde araştırmaktan daha çıkarlı bir yolumuz olmadığından, hem de eğer ele alınan her sorun tek başına araştırılacak olsaydı, ya bunların çok olmasından, ya da aynı şeylerin çok tekrar edilmesinden dolayı hiç kimsenin ömrünün buna yetmeyeceği için bu böyledir. Fakat, tüm bu gerçekler çok iyi bir düzen içinde ele alınırsa, onlar ekseriyetle belirli sınıflara ayrılabilirler (indirgenebilirler), bundan sonra, bundan emin olmak için tek bir örnek almak yeterlidir, ... en azından gereksiz şeylerle vakit israfını önleyecektir. "

Açıkça görüldüğü üzere sayış, Descartes'a göre, tek bir görüş altında toplanamayacak kadar karmaşık olan bilgi topluluğunu, apaçık hale getirmek için kullanılan bir kuraldır.

DEĞERLENDİRME

Descartes'ın Yöntemsel Kuşkuculuk ağırlıklı Evrensel Matematik yönteminin en dikkat çekici yönü, döneminin genel eğilimine uygun olarak, bilimsel çalışmada yöntemin taşıdığı büyük önemi vurgulamış olmasıdır. Ancak bu çalışmanın çağdaş yöntembilim açısından bazı olumsuzlukları içerdiği de açıktır. Her şeyden önce matematiğin öneminin sıklıkla vurgulanması olumlu bir nitelikken, bütün bilimlerin nesnelerini birer geometri öğesi olarak tasarlaması ise o ölçüde olumsuzluktur. Çünkü ilkesel olarak matematiğe indirgenemeyen bilim konulan da bulunmaktadır. Descartes böyle yapmakla diğer bilimlerin tek basma taşıdıkları değerleri göz ardı etmiş olmaktadır. Bundan dolayı da onun matematik anlayışı bizim bilimde matematiksel ifade kullanma anlayışımızla bağdaşmamaktadır.

Öte yandan Descartes'in doğru olarak gözlem ve deneyin, olayların oluşumuna yol açan koşulların bilgisini sağlayacağını düşünmesine karşın, ciddi bir doğrulama aracı olan deneyin bilimsel çalışmadaki rolünü ikinci plana iterek, açıklamalan formüle etmede yardıma bir öğe olarak görmesi büyük bir yanılgıdır; ve bundan dolayı modern bilim görüşüyle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık gözleme biçtiği değer de benzer nitelik içermektedir. Ancak gözlem ve deneye, temel yasalarla tutarlı mekanizmaları özgülleştiren varsayımlar önermek gibi bir görev yüklemesi ise yerinde bir karardır.

Descartes bir varsayımının o varsayımın temel yasalarla birlikte fenomenleri açıklama gücü tarafından doğrulandığını savunmaktadır. Varsayım temel yasalarla tutarlı olmalıdır. Fakat onun spesifik içeriği gündemdeki fenomenlerle ilgili açıklamaların dedüktif yönüne izin verecek şekilde düzenlenmelidir. Descartes sık sık, gündelik tecrübelerden çıkartılan analojilere dayanan varsayımlar önermiştir. O gezegenlerin hareketini bir girdaba yakalanmış mantar parçalarının dönüşüne, ışığın yansımasını tenis toplarının katı yüzey üzeirnde sekmesine benzetir. Her örnekte gündelik tecrübeyle kazanılan analoji sonuçta ortaya çıkan kuram için çok büyük önem taşır. Ancak her şeye karşın, çalışmasını bir bütün olarak ele aldığımızda, onun sağlam bir doğruluk bulmayı istemesi, matematiği yoğun olarak vurgulaması ve düşüncenin kurgulanmasında yeni bir tavır getirmesi bakımından önemli olduğu da bir gerçektir.

1 Yorum

Adsız
27 Ocak 2009 15:38  

SOSYOLOJİ DESCARTESİN FELSEFESİYLE BİR ANLAM BULAMAZ MESELA.GERÇEKTEN DE DESCARTESİN HERŞEYİ TEKE İNDİRGEYEREK BİLGİYE ULAŞMAYA ÇALIŞIYOR.QUANTUM FİZİĞİNDE IŞIK AYNI ANDA HEM DALGA HEM PARÇACIK OLARAK ORTAYA ÇIKIYOR ŞİMDİ BUNA KUŞKUYLA YAKLAŞMAYA ÇALIŞIRSAK ÇOK FARKLI SONUÇLAR ELDE EDERİZ AYRICA YANLIŞA DA DÜŞEBİLİRİZ.

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP