TARİHİN SONUNUN ELEŞTİRİSİ (... devam )

Bugüne kadar gelmiş geçmiş 20 uygarlık nasıl son bulduysa, bugünkü uygarlıkta son bulacaktır. Ancak bugünkü uygarlığın diğer uygarlıklara göre bir farkı vardır ki, o da, bugünün uygarbğının çağının imkânlarından ötürü daha fazla tesir gücüne sahip olmasıdır. Ancak ne varki, "zenginlik ve güç, ya da ekonomik kudret ve askerö kudret, her zaman için nisbödirler. Mademki nisbödirler ve mademki tüm toplumlar karşı konulmaz bir değişme eğilimine açık durumdadırlar, o halde uluslararası dengeler, hiçbir zaman oldukları yerde duramazlar ve durabileceklerini varsaymak devlet adamlığı açısından budalalık olur"

Tabiidir ki, Toynbee ve Spengler karamsar ve organik bir tarih anlayışına sahiptirler. Ayrıca Onlar, tarihin uygarlık ve kültür yönünden doğrusal değil de, döngüsel izahına taraftardırlar. Yani birşey başlar biter, başka bir şey yeniden başlar. Ancak özellikle Toynbee açısından, bir uygarlık başlarken kendinden önceki uygarlıkların mirasından faydalanır.

Fukuyama' run tezine bu yönden yaklaştığımızda, Fukuyama tarihin evrimci bir yorumunu yapmıştır. Tarih, düz bir çizgi istikametinde belirli aşamalardan geçerek liberalizm ile ideal formuna ulaşmıştır ve dolayısıyla tarihsel evrim liberalizmle son bulmuştur. Halbuki, tarihsel gelişmeyi beiü bir noktada durdurmak ne evrimci ne de doğrusal tarih anlayışıyla bağdaşır. Zaten Fukuyama'nın da tarihin sonundan bahsetmesine rağmen, tarihin bir sonu olduğuna inanmasını şüpheyle karşılamak gerekir.

Zira, kendi ifadesiyle, "tarihin sonunda ortaya çıkacak can sıkıntısı olasılığı belki de tarihin yeniden başlamasına önayak olacak" derken O da bu şüpheyi her halde taşıyordu. Hem doğrusal bir tarih anlayışını sergileyen, hem de "tarihin yeniden başlaması"ndan bahseden Fukuyama aynı zamanda döngüsel tarih anlayışına da kapı açmaktadır. Bu iki farklı tarih yorumu, bir arada nasıl bağdaşabilir?

Toplumların, şartları ve kültürleri itibariyle birbirlerinden farklı oldukları bir gerçektir. Bundan dolayı, insanları evrensel bir modele bağlayarak, onlardan aynı değerlere uymalarını beklemek mümkün değildir. İnsanların yaratılış ve ihtiyaçları bakımından ortak olan tarafları olmasına rağmen, fizikö çevreleri ve ihtiyaçlarını tatmin etme vasıtalarının bir bölümü olarak düşünülebilecek kültürleri farklıdır. Toplumlar gerek politik hayatlannı gerekse ekonomik hayatlannı kendi özel şartlanna göre düzenlemek durumundadırlar. Bir ülke için ideal olan bir yönetim biçimi ve ekonomik rejim bir başka üike için ideal olmayabilir. Fukuyama, bu önemli hususu gözden uzak tutmuştur. Ayrıca tarihin muhakkak surette bir sonu olacağını iddia eden görüşler, insan aklında daha mâkul bir dünya meydana getirebilecek bir güç bulunduğunu kabul etmezler". İdeolojik anlamda tarihin sonu insan aklının ideoloji üretmede son sınıra geldiğine işaret eder ki, bu durum, aklın ilerleme ve gelişmesini engelleyici bir tutumdur. Liberalizme alternatif olabilecek sistemlerin çökmüş olması, liberalizmi haklı çıkarmaz. Fükuyama, burada yanlış bir akıl yürütme yapmaktadır. O'nun akıl yürütmesi şöyledir: Aynı anda hem liberalizm hem de liberalizm karşıtı ideolojiler doğru olamazlar.

Liberalizm karşıtı ideolojiler iflas ettikleri için yanlışlanmışlardır. Öyleyse liberalizm doğru ve haklıdır. Bu akıl yürütme, bağdaşmaz bir öncüle dayanmaktadır. Yani liberalizm ile liberalizm karşıtı ideolojiler birbirleriyle bağdaşmazlar. Bağdaşmaz demek, iki iddia aynı anda doğru olamaz ama yanlış olabilir demektir. Liberalizm karşıtı ideolojilerin iflas ederek yanlışlanmış olması liberalizmi doğrulamaz. Çünkü bir iddianın doğruluğu diğer iddianın yanlış olmasına bağlanamaz. Dolayısıyla Fuku Varna'nın bu akıl yürütmesi mantık kurallarına göre geçersiz bir akıl yürütmedir. Ayrıca biz sadece olup biten şeyleri yani olan şeyleri bilebiliriz. Olacak olan ya da olması gerekenleri bilmemiz mümkün değildir. Aklımız ve düşüncemiz yarın hakkında bir önerme kurduğunda, bu önermenin yanlışlanma ihtimali her zaman mümkündür.

Sosyolojik evrimin ulaştığı en son nokta millettir. Millet ise olmuş bitmiş bir olgu değil, oluşmakta olan bir süreçtir. Milletin oluşmakta olması, bugünü düne bağlayan, dolayısıyla millet ile tarih arasındaki bağlantıyı açığa çıkaran bir durumdur. Milletin kültürü de tarih içerisinde oluştuğuna göre ve her milletin tarihi de bir birinden farklı olduğuna göre milletleri millet yapan kültürler de birbirinden farklıdır. Bu anlamda kültür, bir milletin özüdür. Öyleyse her milletin özü birbirinden farklıdır. Yönetim biçimi de bir kültür unsuru olduğuna göre, milletlerin yönetim biçimleri bakımından da farklı olmaları tabiödir. Bundan ötürü, bir yönetim biçimini her millete egemen kılarak evrenselleştirmek mümkün değildir.

Belki demokrasi, her türlü devletin ideali olabilir. Ama demokrasinin her devlette alacağı şekil ve muhteva birbirinden farklı olacaktır. Meseleyi, evrensel ve homojen bir kültür meydana getirmek açısından değil de, liberalizmin her ülkede farklı farklı oluşabileceği açısından ele almak çok daha uygun olur. Milliyetçilik de, bu açıdan değerlendirilmeli ve kültür farklılıklarının yönetim biçimlerini doğrudan etkiledikleri de bilinmelidir.

Bize göre, Fukuyama'nın savunduğu özellikle ekonomik görüş hıristiyan kültürüne göre ortaya çıkmış bir liberal kapitalizmdir. Çünkü kapitalizm ile protestanlık arasında Max Weber"in kurduğu ilişki, kapitalizmin seküler hale gelmiş bir hıristiyanlık olduğu düşüncesini ortaya çıkarmaktadır. Mesele bu bakımdan ele alınınca ve Fukuyama'nın da dinlerin evrenselliğini gözardı etmesi düşünülünce, İslâmiyetin de liberalizme alternatif olamayacağı şeklindeki düşüncenin tamamen sübjektif olduğunu söyleyebiliriz.

Fukuyama, tarihi zorunlu bir işleyişle liberalizmde bitirmekle böyle bir tarih içinde insanın rolünü ve fonksiyonunu tamamen yok saymaktadır. Yani O' nun anlayışında tarihi yapan insan değil, kör bir kaderdir. İnsanın bütün eylemleri adeta bu kör kaderin, Hegel'in ifadesiyle Geist'in "Hile"sidir. Tarihte ne kahramanlar ne ahlâk adamları vardır.

Bunlar, kendi iradelerinin dışında tarihsel işleyişin zorunlu olarak ortaya çıkardığı insanlardır. Oysa insan tarihsel kaderi yaşayan değil, tarihi kendine göre yapandır. Aksi takdirde, savaşan kölelerin tarihinde kölenin rolü ve varlığının anlamı da kalmayacaktır.

Fukuyama son toplumda sanatı, felsefeyi, bilgeliği ortadan kaldırmakla, insan aklını ve kabiliyetlerini de tüketmektedir. Oysa insan aklının ve kabiliyetlerinin dünyada yapacağı daha çok şey olduğunu kimse reddedemez. İnsan, düşünen bir varlık olduğu sürece felsefe yapmaya, aklım kullanmaya devam edecektir.

Fukuyama, liberalizmi evrensel ve son kabul etmekle bundan sonraki bütün zamanlar ve mekânlar için liberalizmi geçerli ve doğru saymaktadır. Oysa bir bilginin ya da ideolojinin bütün zamanlar ve mekânlar için geçerli ve doğru sayılması o bilgi ya da ideolojinin zaman ve mekân üstü olduğu anlamına gelir. Bir bilginin ya da ideolojinin zaman ve mekân üstü olması onun mükemmel olması demektir. Mükemmel bilgi ise mükemmel varlık'in bilgisidir. Zamanla ihtiyaçlar, şartlar ve imkânlar değiştiğine göre bilgiler de değişecektir. Liberalizm, bugünün ihtiyaçlarına, şartlarına ve imkânlarına uygun düşebilir. Ama bunu yarın için iddia etmek mümkün değildir. Çünkü tarihsel gelişmedeki değişmeler bunu göstermektedir.

Hem ekonomik hem de kültürel bir egemenliği amaçlayan bu tez, Avrupa ve A.B.D. kültürünü bütün dünyaya rasyonel gösterip, benimsetme çabasının bir ürünüdür. Hatta bugünün devi A.B.D. kendi ekonomik ve siyasi rejiminin yarınki tehlikelerini de sezmiş ve kendi rejimine alternatif buluncaya kadar, bugünkü yönetim biçimini haklı göstermenin yollarını arama çabasına girmiştir. Çünkü bugün insanlık zihinsel, ahlâki ve manevi boyutları olan bir bunalım yaşamakta ve halinden memnun olanların sayısı ile memnun olmayanların sayısı arasında uçurum büyümektedir. Fukuyama'ya göre tarih, savaşan kölelerin tarihi olduğu için, ızdırap çeken insanlar, tarihi kendi lehlerine çevirmek için mücadele edecekler ve tarihin sonu olmadığını insanlığa göstereceklerdir.

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP