BERTRAND RUSSELL'IN FELSEFE ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR İNCELEME (...devam )

Russell'a göre, eleştirinin de önemli bazı nitelikleri olmalıdır. Russell'ın, felsefede olmasını istediği eleştiriyi yukarıda belirtmeye çalışmıştık. Bu belirlemeye uygun olarak Russell, felsefede olmasını istediği eleştiriyi şöyle açıklar: "Sebep yokken atmaya karar veren değil, her görünen bilgi parçası üzerinde değerine göre düşünen ve bu düşünme sona erdiğinde yine de bilgi olarak kalabilmiş olanı alıkoyan eleştiridir" .

Russell'a göre, insani varlıklar yanılabilir olduklarına göre, bir yanılma payının kalacağı kabul edilmelidir. Felsefe ise, bu noktada çaba gösterir. Bundan öteye gidemez . Bu ifadelerden de anlaşılıyor ki, eleştiri, Russell felsefesi için son derece önemlidir. Eleştiriyi bir ilerleme olarak kabul eden Russell'ın, eleştirinin sınırlarını ve niteliğini de ne şekilde belirlediğine değinmiştik. Görünen o ki, eleştirel bir anlayışla felsefe yapmayan ve eleştirinin içeriğini özümsemeyenlerin Russell'a göre, felsefe yapmaları olanaklı değildir. Çünkü eleştiri, felsefenin özüdür.

Russell'a göre, felsefenin taşıması gereken bir diğer önemli nitelikte, her türlü ön-yargıdan uzak olmasıdır. Felsefe de, bütün diğer öğrenimlerde olduğu gibi ilk olarak bilgiyi amaç edinir. Felsefenin ulaşmak istediği bilgi, her türlü önyargıdan uzak, bilimlerin yapısına birlik getiren birtakım önyargılarımız ve kanılarımız da varsa bunlara eleştirel bir boyut kazandırarak bunun sonucunda elde ettiğimiz bir bilgi olmalı ve felsefe de böyle bir bilgiyi amaç edinmelidir. Russell, bu cümleden olmak üzere felsefeyle ilgili eleştirisini dile getirerek, felsefenin kendi sorunlarına kesin yanıtlar sağlama girişiminde çok büyük ölçüde başarı sağlayamadığı inancındadır .

Felsefenin taşıması gereken niteliklerden birisi de (yukanda ifade etmeye çalıştığımız gibi), şüpheciliktir. Ona göre, felsefede dikkatli davranmak, her şeyi düşünerek ve tartarak söylemek oldukça önemlidir. Bu da, şüphe sayesinde mümkündür. Russell, hiçbir şeyden emin olmamak gerektiği düşüncesindedir. Ona göre, insanın içinde her zaman biraz şüphe bulunmalıdır. Felsefenin de, bu şüpheciliğin izlerini taşıması gerekir . Şüpheciliğin önemine değinen Russell, felsefedeki şüpheciliği de vazgeçilemez bir yöntem olarak görmektedir. Russell için felsefe yapabilmek, özel bir disiplin, özel bir uğraşı gerektirir. Şimdi ise, böyle özel bir yere sahip olan felsefenin yöntem olarak neleri ilke edinmesi gerektiği üzerinde duralım.

Russell'a göre felsefe, başka bilimleri kullanarak bilimsel bir nitelik kazanamaz. Felsefe, her şeyden önce genel olanı yakalamak için çaba gösterir. Onunla bütünleşmeye çalışır. Halbuki özel (spesifik) bilimler, geniş birtakım genellemeleri önerirlerse de bunları mutlak, şüphesiz hale getiremezler . Russell'ın bakış açısıyla felsefenin, diğer bilimlerden ayn bir yapı ve nitelik taşıdığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda, bilimlerin her-hangi bir şekilde ortaya felsefi sonuçlar koyamayacağını ifade edebiliriz. Bununla birlikte felsefi sonuçlar da, başka bir bilim alanının yok sayılmasına ihtimal verebilecek nitelikte olamazlar. Sözgelimi, evrenin geleceği hakkında tahminlerde bulunmak gibi bir şey felsefenin yapacağı iş değildir. Evrende bir ilerleyişin mi ya da bir gerileyişin mi yoksa hep aynı yerde bir duruşun mu olduğu vs. gibi soruların muhatabı filozof değildir. Ayrıca, bunlara cevap vermekte filozofun görevi değildir . Bu bağlamda Russell, "filozofun gerçek işlevi dünyayı değiştirmek değil, onu anlamaktır" diyerek filozoflarla, bilimsel çalışma yapanların görev alanlarının ve izlemeleri gereken yöntemlerin birbirlerinden farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamıştır.

Felsefeyi bir bilim olarak algılayan ve o şekilde hareket eden bir filozof olabilmek için özel bir düşünce tarzı ve ilkeli bir tutum gerekmektedir. Her şeyden önce bu kimsede felsefi hakikati tanıma arzusu bulunmalıdır. Bu arzu, tatmin olunması ümidinin görünmediği uzun yıllar boyunca yaşayabilecek kadar kuvvetli olmalıdır . Russell'a göre, felsefe yapan ve felsefi yöntemi kullanan herkesin kibirden uzak olması gerekir. Bu bağlamda Russell, "bir sisteme karşı beslenen büyük sevgi ve sistem yapıcılarının bu sevgiye eklenen kibri, felsefe talebelerinin sakınmaya mecbur oldukları tuzaklardır" diyerek kibrin bir felsefeci için ne kadar olumsuz bir anlam ifade ettiğini açıkça gözler önüne sermektedir.

Russell, felsefi bir tutum olarak gördüğü ve felsefeyle ilgilenenlerde olması gerekir dediği dürüstlüğün önemine vurgu yapar. Ona göre, şu veya bu sonucu ortaya koymak veya genellikle hoşa giden, sevilen sonuçların her ne türden olursa olsun bir kanıtını bulmak isteği, açıkça söylemek gerekirse, felsefi dürüstlüğe karşı ciddi bir engel oluşturur . Buradan da anlaşılacağı gibi dürüstlük, olayların akışının değiştirilmeden olduğu gibi ortaya konulmasıdır. Herhangi bir olayın veya bir kavramın sadece iyi yönleri ele alınıp ortaya konulmamalı, o olay ya da kavram tüm yönleriyle eksiksiz olarak ortaya konulmalıdır. Russell, bu uygulamaya dürüstlük, bu uygulamanın şekline de felsefi yöntem adını verir.

Russell, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, üzerinde ısrarla durduğu ve çok önem verdiği şüpheciliği, felsefede izlenecek olan yöntemin esası olarak kabul etmektedir. Ona göre, üzerimizdeki birtakım alışkanlıklardan kurtulmamız ve bu alışkanlıklar bütününü ortadan kaldırmamız için duyumlarımızdan, akıldan, ahlâktan vb. her şeyden şüphe etmek için elimizden geleni yapmalıyız. Russell, şüpheciliği bir yöntem olarak benimsemekte ve daha önce de belirttiğimiz gibi, Descartes türü bir yöntemsel şüpheyi tercih etmektedir. Russell'a göre şüphe, sonuçta insanı doğruya ulaştıracak bir basamak olarak görülmektedir. Ona göre, reel ve sürekli bir yöntemsel şüphenin kullanılması bizi, bilgimiz konusunda bir tür alçak gönüllülüğe götürür.

Russell, felsefenin yöntem olarak mantıktan yararlandığını ve mantığın kendi doğrularıyla felsefeye bir araştırma yöntemi sağladığım ifade etmektedir. Russell, özellikle kendi döneminde felsefenin mantık sayesinde, mantığın yöntemlerinin kullanımı sayesinde bilimsel bir kimlik kazandığını, yani bilimsel bir felsefe halini aldığını belirtmektedir . Ancak Russell, burada önemli olan bir noktaya dikkati çekerek şunları söylemektedir: "Metot bakımından yapılabilecek ne varsa yapıldığı zaman öyle bir noktaya ulaşılmış olur ki, bahsin o noktadan daha ilerisine ancak direkt felsefi görüş nüfuz edebilir" . Russell burada, kavrayış yeteneğine verdiği önemi dile getirmektedir.

Ona göre, herhangi bir konunun aydınlatılması ya da herhangi bir problemin çözümü noktasında kullanılan yöntemsel teknikler veya arayışlar sonuçsuz kalırsa, bu noktadan sonra devreye kavrayış yeteneği girmektedir ve böylelikle, problemin ya da sorunun çözümünde bu yetenek (kavrayış yeteneği) birebir etkin rol oynamaktadır. Buradaki kavrayış yeteneğini, derinliği olan felsefi görüş şeklinde de düşünebiliriz.

Russell'a göre, şimdiye kadar filozofların elde edebildikleri her şeyi geride bırakan bir mükemmelliği yakın bir gelecekte felsefeye sağlayabilmek için, yani geçmişini aşan eskiden elde edilenlerin hepsini geride bırakıp mükemmel bir gelecek yakalamaya çalışmak için önemli olan şart şudur : Bilim alanında yetişmiş, felsefeye karşı üst düzeyde bir ilgisi olan, geçmişin geleneklerinden kendini kurtarmış olan ve eskileri her fırsatta kopya eden onları taklit eden edebi yöntemlerin yanlış yollarına sapmayan kimselerden oluşmuş bir ekolün meydana getirilmesidir .

Russell, genel anlamda felsefeden beklediği ya da felsefenin neleri ilke edinmesi gerektiği üzerinde durur. Russell'a göre felsefe, temelde bilimsel olmalıdır, ilkelerini dinden veya ahlâktan değil, doğa bilimlerinden yararlanarak çıkarmalıdır. Ona göre, felsefenin bir başka işlevi de, "bize evren hakkında bilgi verir" olmasıdır.

Russell, filozofun idealinin, bilimsel bir ideal olması gerektiğini belirtir. Filozofun çalışma alanı olarak seçeceği alan, sadece bilimsel sorunlardan oluşmalı, bilimsel sorunlarla sınırlanmahdır. Filozofun ideali bu anlamda yalnızca bilime giden yolu açmalıdır. Her türlü romantizm, her türlü gizemcilik bu idealden atılmalı ve arındırılmalıdır. Felsefede, düşünsel acılara kahramanca bir çare aramaya değil, her türlü sorunun yorulmadan, sabırla çözümlenip açıklığa kavuşturulmasına çalışılmalıdır .

Russell, içinde yer aldığı ve "Viyana Çevresi" olarak bilinen çevrenin genel düşünce yapısını ortaya koyarken, felsefeyle ilgili bazı önemli noktalan açıklığa kavuşturur. Viyana Çevresi ve bu çevrenin önemli bir ismi olan Russelî'a göre, felsefenin (daha önce de değindiğimiz gibi) görevi sadece çözümleme yapmaktır. Ona göre felsefe, ikinci basamaktadır. Birinci basamakta bilim doğruları vardır. Birinci basamakta dünyadan söz edilirken, ikinci basamakta (felsefede) ise, onların dünyadan söz edişlerinden söz edilmektedir. Yani, G. Ryle'ın söylemiyle felsefe, "söz etmekten söz etmek" olarak görülmektedir .

Russell, idealist felsefeden yeni realizme, oradan da mantıksal atomculuğa yönelmiştir. Bu yönüyle bakıldığında Russell'in felsefi gelişimi, durağanlığın aksine sürekli değişim ve gelişim içinde olmuştur. Sahip olduğu ilkeler ve savunduğu görüşleri noktasında Russell'ın felsefeyi, bilimden bir ait basamağa yerleştirdiği ve felsefeyi bilimin ortaya koyduğu verilerin yeniden ele alınması ve düşünsel boyutta değerlendirilmesi etkinliği olarak belirlediğini görmekteyiz. Russell'ın, üyesi olduğu "Viyana Çevresi"nin genel ilkesi haline gelen "sadece mantıkçı pozitivizm" söylemiyle felsefeye yaklaşmakta olduğunu görmekteyiz. Russell'a göre felsefe, mevcut verilerden ya da bilimin ortaya koymuş olduğu materyallerden faydalanarak kendi yapısını bunun üzerine kurar. Yani, hazırı işler ve sonuçta bilimin verilerden yararlanmak durumunda kalır. Ryle'ın söylemiyle, "söz etmekten söz etmek" durumuna düşer. Böyle bir belirlemenin, felsefenin, bilimin bir basamağı olduğu izlenimini uyandıracağı açıktır. Kaldı ki Russell, bu izlenimin açık örneklerini felsefeye bakışını ele aldığımız bu yazımızda bizlere açıkça göstermektedir.

Russell'ın felsefeye bakış açısı ile felsefenin genel yapısı ve niteliği arasında önemli ölçüde farklılıklar söz konusudur. Russell'ın görüşlerinin kendi sistemi içerisinde tutarlılığı, herhangi bir anlamı ve değeri olabilir. Ancak felsefi düşüncenin derinliği ve evrenselliği dikkate alınırsa, Russell'ın felsefeyle ilgili belirlemelerinin, hem felsefi düşünce yapısının özüne hem de felsefi tutuma karşıt olduğu söylenebilir. Bu belirlemeye paralel olarak Russell'ın felsefeyle ilgili görüşleri eleştiri konusu olmuş ve çeşitli şekillerde eleştirilmiştir. Bu eleştiriler, Russell'ın sisteminin temelde eksik olduğu noktasında yoğunlaşmıştır. "Russell'ın atomizminde toplumsal, dinsel ve ahlaksal bir yön yoktur...Öyle görülüyor ki, Wittgenstein olmasaydı Russell'ın mantıksal atomculuğu, bir felsefe öğretisi olarak felsefe tarihine geçemeyeceği gibi, bu kadar etkili de olmayacaktı"

Russell, felsefe adı altında ele alman ve eleştirel bir biçimde sorgulanan birçok problemin aslında felsefenin ilgi alanına girmediğini ve dolayısıyla felsefenin bu anlamda her şeyden söz etmesinin gereksizliğine vurgu yapar. Russell'ın bazı söylemleri onun, felsefeyi yok saymasa bile özünden uzaklaştırdığı ve bilimin bir basamağı şekline dönüştürdüğü savına haklılık kazandıracak niteliktedir. Bu bağlamda ünlü düşünür J. M. Bochenski'de, Russell'ın ve dolayısıyla birçok mantıkçı pozitivist filozofun, felsefeyi anlama ve değerlendirme noktasında ciddi yanlışlar yaptıklarını ifade ederek onları eleştirir. Bochenski'ye göre, felsefenin henüz bilimsel sayılamayan her şeyin ortak adı olduğunu ileri süren Russell ve birçok pozitivist filozof, bütünüyle yanlış değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Felsefe, olgunlaşmamış sorunlar deposundan başka bir şey olsa gerek. Elbette zaman zaman bu işlevi de görmüştür, ama ondan çok daha fazla bir şeydir.

"Tarihsel olarak bakılırsa felsefe genellikle...ussal, bilimsel bir etkinlik, bir öğreti olmuştur" . Örneğin, ünlü varoluşçu filozof J. P. Sartre, felsefeyi, hep bir öğreti, bir bilim olarak ele almıştır.

Russell, felsefeyi bir şekilde diğer bilimlerle sınırlıyordu. Felsefenin etkinliğini azaltıp onu dar bir çerçeveye sıkıştırarak ve ona ancak bilimin bir alt basamağı olarak hareket imkanı tanıyordu. Bu belirleme, felsefenin özüne bütünüyle aykırıdır. "Felsefe belirli anlamda bir evrensel bilimdir, alanı öteki disiplinlerin alanı gibi dar, belirlenmiş bir şeyle sınırlanmaz" . Bu böyleyse, felsefe başka bilimlerin de uğraştığı nesnelerle uğraşıyor olabilir ve gerçekten de uğraşmaktadır. O halde felsefe bu bilimlerden nerede ayrılır. Bu sorunun yanıtı, yöntemleri bakımından olduğu kadar, bakış açılarıyla da birbirlerinden ayrıldıklarıdır. Yöntemleri bakımından, çünkü felsefe birçok bilme yönteminden hiçbirini kullanmayı yasaklamaz. Örneğin, bir fizikçi gibi, her şeyi duyular aracılığı ile gözlenebilen görüngülere götürmekle, yani kendini deneysel-indirgemeci yöntemle sınırlamakla yükümlü değildir; verilmiş olanı içinden kavrama yöntemini ve daha başkalarını da kullanabilir. Diğer taraftan felsefe, başka bilimlerden bakış açısıyla da ayrılır. Çünkü, bir nesneyi ele aldığında, ona her zaman ve yalnızca sınırlar açısından, temel görünümler açısından bakar. Bu anlamda felsefe, temel bir bilimdir. Öteki bilimlerin durduğu, soru sormayı bırakıp varsayımları kabullendiği yerde, filozof soru sormaya başlar. Bu bağlamda felsefe, köklere gitmesi bakımından aynı zamanda bir kök bilimdir; öteki bilimlerin yeterli gördükleri yerde soru sormaya ve araştırmaya devam etmek istemesi bakımından da ötekilerden daha derindir. Geçmişin en büyük filozoflarmca felsefe böyle görülmüştür. "Felsefe bir bilimdir, dolayısıyla şiir değil, müzik değil, ciddi, sağlam bir araştırmadır. Kapısını hiçbir alana kapamaması, ulaşabildiği her yöntemi kullanması anlamında evrensel bir bilimdir. Sınır sorunlarının, temel sorunlarının bilimidir,dolayısıyla, öteki disiplinlerin varsayımlarıyla yetinmeyen, köklere gidesiye araştırmak isteyen bir kök bilimidir" .

Görülüyor ki, Russell'ın felsefeye ilişkin belirlemeleri, felsefenin özü, yöntemi ve felsefi tutum bağlamında birçok filozof tarafından eleştiri konusu yapılmış ve çok ciddi anlamda karşı fikirler geliştirilmiştir. Öte yandan, "bir şeyi hakiki anlamda, bilmek, açıklamak, kavramak, temellendirmek, birbirinden apayrı ve dağınık olarak algılanan şeyleri birbiriyle ilişkileri içinde görmek, yani onları bir "sistem" haline koymak da felsefenin ve filozofun öz varlığı ile ilgili bir niteliktir. Bundan dolayı filozoflar, bilimlerin ötesinde kendileriyle bütünün kavranabileceği esas ideleri ararlar; onlar, teoriler, hipotezler kurarlar, temellendirme ve kanıtlamalarla herhangi bir tarzda bir sistematiğe, birlik gösteren bir sınırlandırmaya varmaya çalışırlar" . Bu ifadelerden de anlaşılıyor ki, felsefe, Russell'ın belirlemeye çalıştığı gibi, bilimin ardından giden, işlevsel anlamda ikincil konuma indirgenen değil, ona yol gösteren ve birçok düşünüründe üzerinde fikir birliğine vardığı şekliyle bilimden de öte, bütün bilimleri kuşatıcı, onların yapısına birlik getiren ve adeta çatı görevi yapan, evrensel bilgiyi amaç edinen bir alan olma özelliğindedir.

KAYNAKÇA

1) ADIVAR, A. Adnan. "Bertrand Russell'a ve Felsefesine Kısa Bir Bakış" (Bertrand Russell'ın Felsefe Meseleleri adlı eserinin çevirisi içinde), İstanbul, Remzi Kitabevi, 1963.
2) ARSLAN, Ahmet. Felsefeye Giriş, İstanbul, Vadi Yayınları, 1996.
3) BOCHENSKİ, J. M. Çağdaş Avrupa Felsefesi (Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu), İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1997.
4) BOCHENSKİ, J. M. Felsefece Düşünmenin Yollan (Çev. Kurtuluş Dinçer), Ankara, Bilim ve Sanat Yayınlan, 1996.
5) DESCARTES, René. Metot Üzerine Konuşma (Çev. K. Sahir Sei), İstanbul, Sosyal Yayınları, 1984.
6) GÖKBERK, Macit. Felsefe Tarihi, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1990.
7) HEİMSOETH, Heinz. Felsefenin Temel Disiplinleri (Çev. Takiyettin Mengüşoğlu), İstanbul, Remzi Kitabevi, 1986.
8) KEKLİK, Nihat. Felsefenin İlkeleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1987.
9) MAGGEE, Bryan. Yeni Düşün Adamları (Çev. Mete Tuncay), İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlan, 1979.
10) MAYER, Frederick. Yirminci Asırda Felsefe (Çev. Vahap Mutai), İstanbul, Dergâh Yayınları, 1992.
11) RUSSELL, Bertrand. Dünya Görüşüm (Çev. Samih Tiryakioğlu), İstanbul, Varlık Yayınlan, 1977.
12) RUSSELL, Bertrand. Dünyamızın Sorunları (Çev. S. Eyuboğlu-V. Günyol), İstanbul, Çan Yayınlan, 1962.
13) RUSSELL, Bertrand. Felsefede ilmi Metod (Çev. Hamdi Akverdi), İstanbul, Maarif Vekilliği Neşriyatı, 1940.

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP