CİCERO - DOSTLUK ( devam )

III


Scipio'nun yokluğuna yanmıyorum desem, -bu konuda haklı mıyım, haksız mıyım, bilgeler düşünsün,- düpedüz yalan söylemiş olurum. Çünkü eşine sanırım hiç raslanmayacak, bana inan ki, hiç mi hiç raslanmamış olan böyle bir dosttan yoksun olduğuma yanarım; ama ilaca gereksinmiyorum, kendi kendimi avutabilirim; en büyük avuntum da, dostlarının ayrılışından acı duyan insanların düştüğü yanlışa düşmemektir. Scipio'nun felâkete uğradığını sanmıyorum; bir felâket geldiyse bana gelmiştir: kara bahtına yanmaksa, dostunu değil, kendini sevmek olur. Yazgının ona güler yüz göstermediğini kim ileri sürebilir? Ölmezliğe erişmek isteğinden başka -bunu düşünmekten o çok uzaktı- insanlar için tanrıların suç saymadığı neyi elde etmemiştir? Daha çocukken yurttaşlarının onun için beslediği çok büyük umutları, o, hemen genç yaşta, inanılmayacak bir yetenek göstererek, fazlasıyla aşmıştır. Konsüllüğe adaylığını koymadığı halde bir kez zamanından önce (21), bir kez de kendisi için zamanında, ama yurdu için geç sayılabilecek bir zamanda, iki kez konsül seçildi. Egemenliğimizin amansız düşmanı olan iki kenti yakıp yıkarak (22) yalnızca zamanın savaşlarını değil, gelecek savaşları da ortadan kaldırmış oldu. Ahlâkının güzelliğini nasıl anlatayım? Annesine olan bağlılığı, kızkardeşlerine karşı eliaçıklığı, yakınlarına ettiği iyilikler, herkese karşı adaletli oluşu için ne diyeyim? Bütün bunlar bildiğiniz şeyler. Yurttaşların onu ne denli sevdiği de, cenaze töreninde tutulan yastan anlaşıldı. Aslında daha birkaç yıl yaşamasının ne yararı olurdu. Gerçi yaşlılık kötü bir şey değildir, ama, (Cato'nun ölümünden bir yıl önce Scipio ve benimle birlikte bu konuyu incelediğini anımsıyorum) (23) onda hâlâ var olan dinçliği alıp götürecekti. Öyle bir yaşam sürdü ki, artık ne mutluluğuna, ne ününe eklenecek bir şey kalmıştı. Ölümünü de duymadı bile; öylesine ansızın geldi. Nasıl öldüğünü söylemek zor, neden kuşkulanıldığını biliyorsunuz (24). Yalnızca şurası gerçek olarak söylenebilir: gördüğü birçok onur ve neşe dolu günlerin en güzeli, senatoda oturum kapandıktan sonra, akşam üstü senato üyelerinin, Roma halkının, bağdaşıkların ve Latinlerin onu evine götürdüğü, o ünlü gün olmuştur. Ölümünden bir gün önceydi, böylece, sanki onurun bu en yüksek basamağından ayrılarak yer altındaki ölülere karışmamış, gökteki tanrılara erişmiştir.

IV

Çünkü ben son zamanlarda ruhun bedenle birlikte öldüğünü, ölümle her şeyin yok olduğunu söyleyenlerin düşüncesinde değilim (25). Bence eski insanların, yani hem ölüler için bu kadar kutsal haklar tanıyan atalarımızın -çünkü onlar, hiçbir şeyin ölüleri ilgilendirmediğine inansalardı, bunu yapmazlardı- hem de bu ülkede yaşamış, şimdi yıkık, o zaman parlak Büyük Yunanistan'ı (26) düzenleri ve kuramlarıyla aydınlatmış olanların düşünceleri daha değerlidir. Giderek Apollon'un sözcüsünün bile "en büyük bilge" saydığı, birçok konularda yaptığı gibi, kimileyin şöyle kimileyin böyle konuşmayıp, bu konuda hep aynı şeyi, yani insan ruhlarının tanrısal olduğunu, bedenden ayrıldıktan sonra göğe dönüş yolunun açıldığını, en iyi, en adaletli ruhların en çabuk göğe eriştiklerini söyleyen insana inanıyorum (27). Scipio da aynı düşüncedeydi. Sanki öleceğini bilmiş gibi, ölümünden birkaç gün önce, Philus, Manilius (28) ve daha birçoklarının bulunduğu bir toplantıda -Scaevola, sen de benimle gelmiştin- üç gün devlet üzerine konuştu. Konuşmasının sonunda, ruhların ölmezliğinden söz açtı ve bize düşünde bunları Africanus'tan dinlediğini söyledi (29). Bu doğruysa, yani en iyi insanların ruhları ölümden sonra, sanki zincirlerle bağlandığı beden zindanından kurtularak çok büyük bir kolaylıkla göğe dönüyorsa, kimin tanrılara yükselişi Scipio'nunkinden daha kolay oldu diye düşünebiliriz? Bu yüzden onun ölümüne yanmak, korkarım, dostluktan çok kıskançlık olmasın. Ama bedenle birlikte ruhun da öldüğü ve hiçbir duygunun kalmadığı düşüncesi daha doğruysa bu durumda ölümde hiçbir kötülük de yoktur. Çünkü duygu yok olunca, insan sanki hiç doğmamış gibi olur; oysa, o doğduğu için kıvanç duyuyoruz, bu ulus var oldukça da bundan sevinç duyacak. Bu yüzden yukarda söylediğim gibi, onun alın yazısı mutluydu. Mutsuz olan benim; ondan önce doğduğum için, önce ayrılmam daha doğru olurdu. Ama dostluğumuzun anısı bana öyle tatlı geliyor ki, yalnızca Scipio'yla yaşadığımı düşünerek mutlu yaşamış olduğumu sanıyorum. Onunla devlet işlerinde, özel yaşamımızda hep birlikteydik. Evimiz birdi, askerlik yaşamımız bir; isteklerimizde, zevklerimizde, düşüncelerimizde -dostluğun bütün gücü buradadır- tam anlamıyla anlaşıyorduk. Bu yüzden bu dostluğun anısının ölmez olacağı umudu, beni demin Fannius'un anımsattığı, aslında yerinde de olmayan bilge ünümden daha çok sevindiriyor. Bütün geçmiş yüzyıllar boyunca bu türlü dostluklardan (30) üç ya da dört çift sayılabileceğini düşünerek daha çok sevinç duyuyorum. Umarım ki Scipio ve Laelius'un dostluğu da bunlar arasında sayılacak, gelecek kuşaklarca tanınacaktır.

FANNIUS - Böyle olacak, Laelius. Ama, bir kez dostluktan söz açıldığına göre, boş zamanımız da var, senden sorulan öteki konularda düşünceni bildirdiğin gibi, dostluk üzerine düşüncelerini de söylersen, hem beni, hem de sanırım Scaevola'yı, çok sevindirirsin. Dostluk üzerine ne düşünüyorsun? Nasıl olmalıdır, dersin? Bu konuda koyduğun temeller nelerdir?

SCAEVOLA - Gerçekten, bundan ben de sevineceğim, ama Fannius önce davrandı. İkimizi de sevindireceksin.

V

LAELİUS - Kendime güvenim olsaydı, hiç güçlük çıkarmazdım. Çünkü konu güzel, Fannius'un dediği gibi de, boş zamanımız var. Ama ben kimim? Benim ne yeteneğim var ki? Verilen bir konuda hazırlanmadan söz söylemek bilginlerin, Yunanlıların alışık olduğu bir iştir. Bu da güçtür ve büyük alıştırmaları gerektirir. Bunun için bana kalırsa, siz dostluk konusunda söylenecek sözleri, bu konuyu kendilerine iş güç edinenlerden sorun. Ben size, dostluğu insanla ilgili her şeyin üstünde tutmanızı salık verebilirim. Çünkü hiçbir şey, yaratılışımıza onun gibi uymaz; gerek mutlu, gerek kara günlerimiz için daha elverişli değildir.

Önce, benim düşünceme göre, dostluk ancak iyi insanlar arasında olabilir, ama bu konuyu derinden inceleyenler gibi, iyi sözünü katıksız iyi anlamında kullanmıyorum. Onların belki hakları var, ama böyle düşünmekle, halkın yararına pek az yardım ederler: çünkü bir insanın bilge olmadan iyi olabileceğine inanmazlar. Peki öyle olsun diyelim: ama onların anladığı anlamda da bilgeliğe hiçbir ölümlü erişememiştir. Bizse hayâl ve dilekte kalan şeyleri değil, günlük yaşamda uygulanabilecekleri göz önüne almalıyız. Atalarımızın bilge saydığı C. Fabricius (31), M. Curius (32), Tib. Coruncaniuslara (33), bu filozofların koydukları kuramlara göre, hiçbir zaman bilge diyemem. Bunun için filozoflar bu kıskançlık dolu, karanlık bilge sözünü kendilerine saklasınlar, ama hiç olmazsa bunların iyi insan olduklarını kabul etsinler. Bunu bile yapmazlar: bu sıfat bilgeden başkasına verilmez derler (34). Ama biz, deyiş yerindeyse, kaba bir mantıkla düşünelim (35). Doğruluk, dürüstlük, hakseverlik ve cömertlikleriyle beğenilecek bir davranış ve yaşama yolu tutan, her türlü açgözlülük, şehvet ve küstahlıktan uzak çok direngen kimseler, örneğin yukarda saydıklarım gibi, iyi olarak tanınmışlardır; onlara biz de iyi diyelim: çünkü onlar, bir insanın elinden geldiği kadar, doğanın, bu en iyi yaşayış yolunu gösteren önderin izinden yürürler. Ben o kanıya vardım ki, yaradılışımız gereği, insanlar arasında toplumsal bir bağ bulunur, ama insanlar bize yakın olduğu ölçüde, bu bağ daha güçlü olur; bunun için yurttaşları yabancılara, akrabalarımızı başkalarına yeğ tutarız. Akrabalar arasında dostluğu doğuran, doğanın ta kendisidir; ama bu dostluk sağlam değildir. Gerçekten de, akrabalar arasındaki yakınlık yitebilmesine karşın; dostluktaki yakınlık, her zaman vardır: işte bu noktada dostluk akrabalığa üstündür; yakınlık ortadan kalkarsa, dostluk adı da kalkar, ama akrabalık sürer. Dostluğun gücü özellikle şundan anlaşılabilir: doğanın insanları birbirine yaklaştırıp oluşturduğu sayısız insan toplulukları içinde dostluk, o denli sıkışmış, o denli dar bir alana sığınmıştır ki, ancak iki ya da birkaç kişi tam bir sevecenlikle birbirlerine bağlanır.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP