Soru 36 : ibni Sina'nın temel görüşleri nelerdir?

ibni Sina (980-1037) da tıpkı Farabî gibi, tabiatın açıklanmasında madde ve form teorisini kabul eder ve bütün varlıkların tanrıdan çıkmış bir kademeleşme olduklarını ileri sürer. Başlangıçta sadece tanrı vardır; zorunluluk taşıyan ve hakikî varlık olan tanrıdan, «katkısız bir ruh» çıkar, «Katkısız ruh», ilk nedendir; öteki varlıkların ilk nedenidir. Bu nedenden, evrenin bütün ruh ve bedeni türer, ibni Sina buna «faal akıl» (etkin akıl) diyor; bu akıldan da gökler ve onların akılları doğar. Bugün bize garip gelen ve daha sonraki felsefe tarihi açısından önemini kaybeden bu «akıllar teorisi», evrenin kademeler halinde düşünülmesinden ve her kademenin (yeryüzü, gökler, yıldızlar, v.b.) aynı zamanda akıllı bir varlık gibi tasavvur edilmesinden doğmuştur. Bütün bu kademeleşmenin doruğunda da tanrı bulunmaktadır.

Evrenin tanrıdan çıkışını açıklarken Farabî ve İbni Sina'nın, bir «akıllar teorisi»ne başvurmaları, bu tasavvurdan ötürüdür, ibni Sina, psikolojisinde de, insan ruhunun bilgiye ve hakikate yönelişinde, çeşitli «akıl» mertebelerinden geçtiğini ileri sürer. Böylece varlık hakkındaki metafizik görüşleri ile insan ruhu hakkındaki psikolojik görüşleri arasında bir bitişme ve birleşme vardır, insan ruhu, bilgi açısından gerçekleştirdiği gelişmenin son mertebesinde, varlıkların özünü teşkil eden en genel kavramları yani mahiyetleri görüp kavrayacak hale gelir. Bu kavrayışı sağlayan şey, ruhun bu son mertebede, «faal akıl»la ilinti haline geçmiş olması, onunla ilişki kurmasıdır. Nitekim, tasavvufu inceleyen ibni Sina, mutasavvıfların akıl dışına çıkarak sadece yaşama ve duyma ile mutlak âleme ulaşma çabasını doğru bulmaz. Yukarda açıkladığımız akıllar-arası ilişki, ibni Sina'nın tasavvuf görüşlerinin temelini teşkil eder. ibni Sina'da, mutasavvıflarda görüldüğü gibi, mutlakla birleşmek, onun içinde erimek söz konusu değildir; sadece «faal akıl»la ilinti haline geçmek ve dışgörünüşlerin arkasındaki hakikî ve mutlak varlığı görmek; çokluk âlemini birlik olarak kavramak söz konusudur.

Filozofun ahlâkı da, metafiziğine dayanır ve tasavvufa yaklaşır. İbni Sina, «mutluluk ve doğru olan bir yaşama nedir?» sorusuna, «mutluluk, insan ruhunun kendisini arındırması ve temiziemesidir: faal akıl'a yönelmesidir» diyerek cevap verir. Böylece, iyilik bilinip ta¬nınmış olacak ve gerçekleştirilmesi yoluna girilecektir. İyiliğin bu gerçekleştirilmesinde ve mutluluğa varışta, ruhun arıtılmasına çalışılırken, tasavvuftakine benzer bir eylem ve yaşama yöntemi uygulanacaktır.

12 comments

11 Mayıs 2008 21:29  

kime yorumumu bırakayım ' siz kimsiniz ...
kimlik dediğiniz nedir ,,
felsefe insanın aklıyla bir şeyler bildiğini sandığı sahra çölüdür ve boş hayaller...
okudum okudum .... 7 ana rengin dışında bir şey hayal edin..
edemeyiz... sınırlandırılmışız ...
sınırlarımızı anladıkmı işte o zaman sınırsızlaşırız,,,, selam sevgi ve dua ile .....

Adsız
26 Nisan 2009 20:23  

Çok güzel bence ben orta okula gidiyorum din performans ödewimdi çok salun.

Adsız
25 Mayıs 2009 14:33  

bu sitede aradağımı buldum tam istediğim gibi tebrikler,

Adsız
24 Mart 2010 21:28  

ben bulamadım

Adsız
24 Mart 2010 21:31  

bende istediğimi buldum özettttttt

Adsız
24 Mart 2010 21:49  

Hermisan yakınındaki

Adsız
11 Nisan 2010 17:34  

burada söz yokki?

Adsız
15 Ocak 2012 21:23  

ya gerçekten muhteşem bir site!!! 4. sınıf felsefe öğrencisiyim ve her aradığım biligiye burdan ulaşıyorum. tebrik ederim

Adsız
2 Ekim 2013 20:27  

Bayar iyi bravo

Adsız
9 Ocak 2014 16:28  

ya ben şunu anlamadım adresi ne yaa

Adsız
9 Ocak 2014 16:30  

iyide burada felsefe yazmıyo

Adsız
27 Mayıs 2014 11:42  

Arkadaşlar bana İbni sina hakkında biraz özet şeklinde bilgi felsefesin yaza bilirmisiniz..

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP