SCHOPENHAUER'DA ESTETİK KURTULUŞ

Ahmet İNAM

19. yüzyılın romantik Alman filozofu Schopenhauer, çok az sayıda felsefecinin, Freud ve birkaç edebiyatçının dışında, etkisini pek duyuramamıştır. Kimilerine göre metafiziği tutarsızlıklar ve eksikliklerle doludur . Yine de ben Schopenhaur'dan ahlak ve estetik alanında, onun metafizik dayanaklarını kabul edelim ya da etmeyelim öğreneceğimiz şeyler olduğunu ileri sürüyorum.

İşte bu yazımda, ondan öğrenebileceğimizin ne olduğunu bir yanıyla ortaya koymaya çalışacağım. Görüşlerimin bir kısmını 24-27 Mayıs 1988 tarihleri arasında Hamburg'daki Uluslararası Schopenhauer Kongresinde yaptığım bir konuşmada değişik bir bağlamda, onun ölüm anlayışından kalkarak savundum. Buradaki düşüncelerim yalnızca Schopenhauer'in felsefesi ile sınırlı değil. Okur, metafizik kabullerin nasıl insanı belli dünya görüşüne ve yaşama anlayışına ittiğini, buna rağmen aynı dayanaklardan çıkarak, sistemin kavramsal örgüsü içinde kalıp, onun değişik bir yorumuyla, bu yaşayıştan nasıl başka türlü yaşama biçimleri elde edilebileceğini, sanırım bu kısa yazı çerçevesi içinde görebilecektir. Burada metafizik (ontolojik), epistettiolojik dayanakların yol açtığı etik ve estetik anlayışın ilişkisi de bizim için öğretici olabilir.

Ben Schopenhauer'in temel görüşlerine tümüyle katılmıyorum, ama biraz önce söylediğim gibi, ondan epey şeyler öğrendim. Schopenhauer'a saygısı olanların da öğrenebileceklerini düşünerek bu yazıyı yazdım.

Schopenhauer, felsefe tarihinin en karamsar filozofu diye bilinir. Oysa, metafiziğin de dayandığı ontolojik ve epistenıolojik dayanakların zorunlu bir mantıksal sonucu değildir, bu karamsarlık . Bir yandan istemenin (Wille), o bilgiye gelmez, us ötesi, önlenemez amansız gücünü, diğer yandan bu istemenin görünür olduğu, kendini ifade ettiği, gösterdiği alan olan görünenler dünyası (Die Welt als Vorstellung)nın önceden belirlenmiş, katı zorunluluğunu yaşayan insan için bu, biri bilemediği için ürkütücü diğeri ise önceden belirlendiği için tatsız, sıkıcı dünyanın iki bakımdan verilişi karşismda, yaşama acılarla dolu, duyumsuzluklardan başka birşey değildir . Üstelik, isteme bir ve herşeydir . Evrende tüm görünenler, bu tek istemenin görünüşüdür. Bedenimiz de öyledir . Biz, fizyolojik bir nitelik taşıyan beyinle ortaya çıkmış bilincimizle, bu istemeyi farkederiz, yaşarız. Onu bilemeyiz, çünkü, bilgi, bu kendi-başma-şey'in (Ding an sich) dışındadır, ancak görünenler dünyasında ortaya çıkar. Yeter sebeb ilkesiyle (Der Satz vom zu reichenden Grunde) ve onun dörtlü köküne (ratio essedi, ratio fiendi, ratio cognoscendi, ratio agendi) dayanan ilkelerle bu görünenler dünyası bilinir olur. Bu dünyada herşey şaşmaz ilkelerin ışığında olup biter.

Çok kısa olarak çizmeye çalıştığım bu, katı, belirlenmiş, bilinir dünya ile özgürlüğün olduğu, ama bilgi ilkelerinin geçmediği kendi başına şeyin, istemenin cenderesi altındaki insan için kurtuluş nasıl mümkündür? Schopenhauer önümüze birkaç seçenek sunmaktadır. Önce, bilgiyle, istemenin amansız gücü dizginlenebilir. Yine de bu çok zor bir iştir, istemenin susturulması sürekli olarak, tümüyle gerçekleşterilemez, dereceleri vardır. Ayrıca içimizdeki istemeyi yadsıyabiliriz (Abnegatio sui ipsus) . Onu yok etmeye çalışırız. İsteksizlik durumuna erişmeğe uğraşırız. Gövdemizin bütün isteklerinden arındığı "asketik" (Asketikas sözcüğünün "eğitim" anlamını hatırlamalı.

Eski Yunancadaki askétés, kendini sürekli çabalarla yetiştiren bir demek.) bir yaşama, acılarımızı dindirir, içimizde, öznelliğimizin çekirdeğinde bulunan isteme susturulursa, dünyayı gören nesnel bir göz oluruz. Bu kurtuluş yollarından ilki bilgiye, bilgiyi kullanan "Intelekf'e, anlık'a, zihine bağlıdır. Zihin her zaman istemenin gücü karşısında zayıftır. Bundan dolayı, bilgi yolunun sağlam bir güvencesi yoktur. İkinci yolsa, istemenin bir olumsuzlanması, yadsınması, inkarıdır. Doğulu bilgelerce önerilen bu yol bizi hiçliğe tutsak eder. İki yolun da olumsuz kurtuluş yolları olduğunu söyleyebilirim . Bana kalırsa, bütün bunların dışında Schopenhauer'da bir kurtuluş olanağı daha var. Şimdi adım adım bunu göstermeye çalışacağım.

a) İnsanoğlunun bireysel, önceden belirlenmiş bir empirik karakteri vardır.

b) Bu empirik karekter, insanın ait olduğu insan türünün, yani kavranabilir karekterinin (intelligible Charekter) bütün özelliğini taşır.

c) Her tür bir ideanm görünür dünyada kendini göstermesi, ifade etmesidir.

d) İdea,istemenin değişik düzeylerde ve derecelerde nesnelleşmesiyle (objectification) ortaya çıkar.

İdealar, görülerle (Anschauungen), sezgisel algılarla kavranırlar . Bu anlamda tek bir insanda, insan türüyle ortaya çıkan, insanlık ideası yakalanabilir.

e) Üstelik, insan bireyleri birbirlerinden çok ayrı özellikler taşıdıkları için, isteme onlarda bireysel isteme olarak belirlenir ve kişiler bir "özel idea " (Besondere Idea) taşırlar . Bu nokta oldukça tartışmalı olmasına rağmen, ileri süreceğim sav açısından önemlidir. Bir ve herşey olan istemenin nasıl olup da bireylerde idea olarak ortaya çıktığı sorusu burada önemli oluyor; çünkü, idea görünenler dünyasında "tür" olarak kendini gösteriyor.

f) Bu yukarıda sözü edilen zorluğun çözümü "estetik yaşantı"nın incelenmesine dönülerek bulunabilir. Şiirde ve plastik sanatlarda, sanat yapıtı, tikel olmasına karşılık bir ideanın görünür olduğu varlıktır.

Bir resmi seyreden kişi, resimdeki ideayı, o resmin içeriğinden tikel, bireysel yapısından kalkarak genel formunu, ideasını yakalayabilir. Sanat yapıtındaki "idea"yı yakalayabilmek sıradan birinin işi değildir. Ancak dahiler bu işi başarabilir ve bu kavrama süres ini uzatabilir . Yine de her insanın kendine göre bir kavrama derecesi ve gücü olduğunu da söyleyebiliriz.

g) Demek ki, tek tek olan nesneler, sanatta olduğu gibi, görünür oldukları, taşıdıkları ideayı yansıtabilirler. İnsan bireyi, insan türünün yetkin bir temsilcisi olduğu sürece, insan ideasını içinde taşır . Öyleyse özel ideasına sahip insan teki, ideaya sahip olduğu için, içinde bir tümelliği taşıyordur.

h) İşte bu nokta, can alıcı bir önem taşıyor: İnsan bireylerini "idea" olarak görebilmek. Kurtuluş burada. Karşımdaki insanın "özel idea"sını bir sanat yapıtını kavrar gibi kavrayarak, onun görürür dünyanın ötesine ait olduğu insanlık ideasını (İdealar arasında bir sıradüzeni vardır. Özel idea, insanlık ideasının daha az yetkin bir örneği olabilir.) yakalayabilir. Bu anda artık ideayı kavrayan kişi, tüm öznelliğinden, içindeki istemeden kurtulmuş, özne-nesne ayırımı ortadan kalkmıştır. Artık isteme silinmiş, bir başka kişiyle onun ideası aracılığıyla birleşilmiştir. Ayrıca görünür dünyanın cenderesinden kurtulunmuştur: Çünkü artık görünür dünya yasalarının işlemediği, zamanın akmadığı bir idea alanındayızdır.

Özel ideasını yakalayabildiğimiz kişi, görünür dünyada fiziksel olarak varolmayabilir de. Ölmüş bir kişinin "idea"sinı, fiziksel olarak bıraktıklarından kalkarak, kavrayabiliriz. Böylece kökü ölümlü insanın bilincine dayanan, onun algılama gücüne bağlı bir ölümsüzlük olanağı ortaya çıkıyor. İdeanın yaşanması, taşıdığı mistik yüke rağmen, insan bilincinin görünür dünyanın ötesine geçmesine yardımcı oluyor. Böylece, içimizdeki bencil istemenin zincirlerini çözebilmiş, fizik, fizyolojik, biyolojik dünyanın katı belirleyiciliğinin üstüne çıkmış oluyoruz: İşte kurtuluş.

Schapenhaner kendi sisteminin bu olanağının yeterince farkında değildi sanıyorum. Görünür dünyayı estetik bir nesne olarak algılayabilmenin herkesin harcı olmadığını düşündüğünden belki.

İşte ne denli önceden belirlenmiş ve değişmez olursa olsun, empirik karekterimiz, kendimiz ve dış dünya hakkındaki bilgimizin artmasıyla kazanılmış karekter (erworbene Charakter) haline dönüştürülebilir .Edindiğimiz bu karakterle, kendimizi belirleme, çevremizi ve toplumumuzu farketme, düzenleme, denetleme olanağına sahibim. Evrendeki herşeyin kaynağı olan, bir ve herşey olan o amansız istemeyle başetmenin yolu buradan geçiyor. İdeaları kavrayarak. İdeanm farkına vararak. Idea oluşturma olanağından yoksunum, çünkü bu, intellektin işi değil. Ne denli hazır olarak verilmiş olurlarsa olsunlar, hele toplum, topluluk olarak idealann farkına varıp, kendi içlerindeki savaşımlarını bilgimize katarsak, eylemlerimizi belirleyen 'motiv'leri yakalayabilirsek gücümüz artar. O zaman deyim yerindeyse, bilinemez, kendi başına yaşama -istemesine karşı, "ideaları-kavrama -istemesi" oluşturabiliriz, doğrusu, Schopenhauer sisteminin elverdiği ölçüde. Nietzsche'de olduğu gibi bir hakikat istemesi (Wille-zur-Wahrheit) olmasa bile, bu olanaklı dünyaların en kötüsünde başımıza bu işleri açan istemeyi dizginleyip, susturacak, belki de eğitecek bir isteme geliştirebiliriz.

Kurtuluşun (Die Heilsordnung) estetik yoldan olması, bâzı okurları gülümsetebilir. Mistik, fantazi bir çözüm müdür bu? Yaşamanın bunca zorluğu böylece yenilebilir mi? Schopenhauer''in sisteminde, doğanın bu dehşetli gücü karşısında, bilgimizin ışığında geliştirebileceğimiz idea yaşantısı (Erfahrung) ile oluşturulacak tavır geliştirmenin dışında da yapabileceğimiz birşey yok gibidir .


KAYNAKÇA

-Fox, M. (1980) Schopenhauer (derleme), Sussex.The Harvester Press.
-Gardiner, P. (1963) Schopenhauer, Harmondsworth, Middlesex:Penguin Books.
-Hamlyn, D.W. (1980) Schopenhauer, London: Routledge and Kegan Paul.
-Jones, W.T. (1975) Kant and Nineteenth Century, New York: Harcourt Brace Jovanovich.
-Kuçuradi, İonna (1968) Schopenhauer ve İnsan, Istanbul: Yankı Yayınları.
-Nicholls, R. (1980) "Analysis of Character", M.Fox'un derlediği Shopenhauer'de, Sussex: Harvester Press, s. 107-131.
-Russall, B. (1964) A History of Western Philosophy, New York: Simon and Schuster.
-Schopenhauer, A. (1960-65) Samtliche Werke, derleyen, W. Frhr, von Löhneysen, 5 cilt. Stutgart and Frankfurt:Cotta/Insel. Toplu eserlerinin ilk iki cildi, Die Welt als Wille und Vorstellung, "WI" ve "WII" olarak kısaltıldı. Son iki cildi, Parerga und Paralipomena "PPI" ve "PPII" olarak gösterildi.
-Windelband, W. (1957), derleyen H. Heimsoeth, Jahrbuch der Geschichte der Philosophie Tübingen: J.C.B. Mohr (Paul Siebeck).

3 Yorumlar

MAHİR KANIK
18 Ocak 2009 23:12  

farklı,tuhaf bir mutluluk anlayışı.felsefesine pek uygun yaşamadığı söylenir hep.

MAHİR KANIK
8 Kasım 2009 03:01  

yaklaşık 10 ay geçmiş yukarıdaki yorumu yapalı.su aralar saplanıp kaldım schopenhauera.her ne kadar karamsar bir filozof olsada unutmayalım ki felsefesinde insanlığın mutlu olmasını esas almıştır.hep söylenir hegelle aynı üniversitede görev yaptığı sıralar öğrencilerin hegeli sevmesi ve schopenhourun felsefesine ilgi duymaması onu karamsarlığa itmiştir diye.ama ben bu kadar sıradışı bir filozofun bu kadar basit bir nedenle karamsar olacagını sanmıyorum..

1 Ekim 2010 15:17  

muhteşem bir yazı olmuş, anlatmak istediğinizi tam olarak anladım ve inanılmaz büyük bir fikir. teşekkürler.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP