ONBEŞİNCİ BÖLÜM

Yeryüzü Üzerine

Önceleyin dağılır, tozar yerin önemli bölümü,
Taşkın sıcağından güneşin, kişilerin ayaklarından,
Sislerden, bulutlardan gelen çarpmalarla toz olur,
Yayılır boşlukta azgın yellerle, dağılır.
Çözülür bir bölümü iplik gibi, yağmur azınca,
Dökülür, akar evlek evlek, oyar yeri ırmaklar,
Didikler, beslenir, çoğalır toprak böylece,
Bir elle verir, ötekiyle alır, önce besler
Doğurduğunu, sonra yutar, bütün varlıkları,
Çoğalmak içindir azalmak, dolar deniz yeniden.

Su Üzerine

Akar ırmaklar, çaylar, dereler, gelir kesilmeden
Yeni sular. Ne dersin? Kanıtlıyor gerçeği tüm
Akan sular oylumlardan; yükselir buğular sudan,
Yüzeyden, yayılmaz Bütün'e bir ıslaklık. Süpürür
Azgın yeller deniz yüzeyini, bir yandan.
Götürürler gökte güneşin emdiğini, sızar su
Toprağın içine, süzgeçten süzülür gibi, akar
Sıvanın özü topraktan, çökelti kalır yatağında
Böyle doğar topluca sudan türeyenler, dökülür
Parlak renkli havadan yol bulunca kendine,
Kayganlık verir ayaklarımıza, toprakta.

Yel Üzerine

Bir sözüm var yel üzerine, durmadan, yavaştan
Kendi varlığı içinde değişmeler gösteren,
Nesnelerden çıkan ne varsa, alır engin havanın
Denizi kendi varlığı kapsamına. Giderilmezse
Nesnelerin eksikliği, verilmezse onlardan çıkan
Özdekler geri, dönüşür havaya varlık, çoktan,
Durmadan doğar hava başka özdeklerden, sonra
Döner geldiği öze yeniden, böyle sürer
Tüm nesnelerde karşılıklı dönüşmeler, sürekli.

Ateş Üzerine

Gökçe güneş, tükenmez kaynağı ışıkların,
Gökten aydınlık yağdırır süresiz, yeni, tümden
Onarır azalan ışıkları, tükenir düştüğü yerde
Bu parlaklık, eksilir ışımanın kaynağı. Şundan
Anlayabilirsin bunu: Başlayınca bulutlar kaymaya
Güneş altında bozulur ışığın parıltısı, azalır,
Söner, birden, parlaklığın alt yüzeyi,
Kararır ortalık, bulutların gittiği yerde
Bundan anlarsın, süresiz beslenmesi gerekir
Işık kaynağının hep, tükendiği için. Kaynaktan
Çıkanın yeri doldurulmazsa, göremeyiz nesneleri
Güneş aydınlığında, başka türlü. Vardır bizim de
Işıldaklarımız, çıralarımız, sisli yalımlarla ışık
Verirler. Böyle benzer yolda gönderir güneş
Yanma yardımıyla, sürekli, ışınlar, titreşir
Yalımlar boyuna, bozmaz ışık akımlarını
Uğraşır ateş, ışığın yok olmasını, yeniden
Doğan yalımlarla gidermeye kalan boşluğu.
Düşünmek gerekir, bu nedenle, güneşin, ayın,
Yıldızların ışıklarını, süresizce, yenilediğini.
Tükenir, durmadan, onların yalım kaynağı. İnanma
Sakın bunların bozulmaz, dağılmaz olacağına.

Taşlar

Görmez misin taşların da yenildiğini zamana?
Yükselen kulelerin yıkıldığını, esintilerin
Kayaları dağıttığını, tapınakların, tanrı
Çizimlerinin gevşeyip çatladığını, yazgının süresini
Tanrıların bile uzatamadığını, doğal yasalara
Bir nesnenin karşı duramayacağını, anlamaz mısın?
Görmez misin nasıl çöktüğünü büyüklere dikilen
Anıtların, eski durumlarını? Yuvarlanmaz mı dağ
Tepelerinden kocaman kayalar, zamanın ağır basan
Gücüne karşı sonsuzca direnenler? Yuvarlanmazdı
Onlar, çok eskiden beri yılların yıkıcı gücüne
Karşı direnebilseler, aşınmasalar, tepelerden.

Gök Üzerine

Bir de yukarı çevirelim gözlerimizi, yeryüzünü
Dört yanından çevreleyene, gerçekse söylenenler
O doğurmuş yaşayan, ölen tüm yaratıkları.
Ölümlü nesnelerden kurulmuş o da. Kendinden doğuran
Başkasını, çoğalan tüm nesnelerin
Gereklidir eksiğini gidermesi başkalarından.

Evrenin Gençliği

Bundan başka, belli bir doğum günü olmayaydı
Yerle göğün, sonsuz, süresiz olurlardı onlar da
Bugün: Neden ayrı türküler söylemez birbirinden
Ozanlar Troya'nın gördüğü yıkım konusunda?
Thebaililerin savaşları üzerine? Nereye göçmüş
Bu sayısız yiğitler, neden çiçeklenmez ünleri
Sonsuzluk içinde? Oysa evren gencecik, dipdiri
Yeniden doğmuş gibi, aşıyor üstünden eski
Çağların, böyle düşünüyorum ben. Bu yüzden doğar,
Düzenlenir, ayrılır birbirinden yapıcılık işleri,
Gelişir, katılır gemi yapımına yeniden, çok yeni
Ürünler koymuş ortaya o ezgisel yapıcılık
Çok yakın bir geçmişte kurulmuştur bu doğanın
İncelenmesi, düzeni, yapısı, öğretisi. İlkiyim
Ben öncülerin, bu konuda, ana dilde yeniden
İşleyebilen. İnanırsan tüm bunların önceden
Var olduğuna değişmeksizin, sonradan kişinin
Yanıp tükendiğine, ya da yeryüzünde kentlerin
Büyük depremlerle göçtüğüne, ardı kesilmez
Yağmurlardan doğan sellerin ortalığı bastığına,
Kapılmışsan elinde olmadan yerin de, göğün de,
Gelecek bir günde batacağına da inanırsın.
Böyle bir yıkımla göçeydi evren, sarsılır,
Dağılır dört yanından, böyle bir batışın
Doğmasından, kötü. Durum olmazdı başka türlü
Biz ölümlüler için de, biz de uğrardık
O yıkımlara, tutulurduk onlardan gelen kötü
Salgınlara, çağırırdı bizi de ölüme doğa.

Evrenin Yapısı Sürekli Değil

Ne varsa sonsuzca kalması gereken, ya sağlam
Bir yapısı,kuruluşu vardır tüm çarpmalara
Dayanan, ya da güçlü bağı var bölümlerinde,
Bırakmaz dıştan özüne girecek bir nesne,
Sımsıkıdır yapısı. Ya yukarda söylediğim
Özdeğin kurucu öğeleri türündedir, ya da sonsuz
Dayanabilendir, sarsamaz, yıkmaz onu çarpmalar,
Özdeksiz bir boşluğu vardır, dokunulur türden
Değil, çarpma da yoktur onun için. Dağılmış,
Çözülmüş bir nesne var uzayla çevrilmemiş
Orda. Böyledir sonsuz, ilkesiz Bütün, ne yayılan,
Açılan nesnelerin dışına taşan bir uzay
Vardır, ne de güçlü bir vuruşla içten dağılan
Özdeksel özler. Boşluksuz bir yığın değil
Evrensel yapı, söylediğim gibi karışmış öğeler
Nesnelerin içindeki boşluklarla, benzemez
Evren nesnelerden yoksun bir boşluğa, sonsuz
Uzaydan rasgele yayılabilen, bize gelen,
Çarpan, tüm evreni çevrintiler içinde sarsan,
Çöktüren, bambaşka bir yıkıma uğratan, yokluğa
Sürükleyen nesnelerden. Yoktur yıkılış engin
Uzayda, sınırsız enginlerde, bir çöküntünün evren
Duvarlarını koruyan, yıkıcı güçlerden kurtaranlarda.
Ne gökte kapanmış ölümün kapıları, ne güneşte,
Ne yerde, ne denizlerin engin sularında, yine de,
Açılmış korkunç ağzıyla bekler pusuda.
Artık benimsemen gerekir senin de, yok olucu
Değil tüm varlıklar, bir yandan yaratılırlar,
Yoksa tüm ölümlü öz taşıyanlar oluşamazdı
Sonsuzluktan, karşı duramazdı zaman azgın
Gücüne kendi varlığını sürdürmek için.

Ateşle Suyun Savaşı

Sen, evreni kuran güçlü öğelerin birbiriyle
Savaşından, bu kötü kardeş kavgasından anlarsın
Sonsuz bir çekişmenin sürüp gittiğini. Tüketir
Böyle suları güneş, sıcaklık, böyledir başarı
Onlarda. Bir sonuca varmak için uğraşırlar.
Ancak ulaşan olmamış başarıya şimdiye değin.
Birçok yedek kol gönderir ırmaklar, çıkar
Denizlerin dibinden, basar gibi korkutur
Evreni, basamaz yine de, esen yeller süpürür
Yüzünü denizlerin, böyle yitiyor gökte güneşin
Emdikleri, sular ulaşmadan ereğe savaşırlar,
Boğuşurlar birbirleriyle, terazinin dili gibi
Aralarında, önemli, çekişmeli çizgiler oluşur.

Phaeton'un Düşmesi

Ateş, bir kez yakmakla, sağlamış başarıyı,
Bir kez sular üstün gelmiş karalara, söylence
Böyle diyor. Günün birinde baskın çıkmış
Ateş, yakmış önüne geleni, geniş alanları,
Azmış, şaşırmış yolunu kalkıp dört nala,
Sürmüş ardından koşulu, güneş arabasını,
Çekmiş karaları göklere, sürütmüş. Öteden
Köpürmüş yücegüçlü baba, çok kızmış, ateş
Kesilmiş, birden fırlatmış arabadan yalım
Saçan yıldırımlarla saygısız Phaeton'u yere.
Gelmiş düşerken oğluna, yardıma güneş, almış
Ondan evrenin sonsuz ışıldağını, koşmuş
Eşinen, titreşen, oynaşan atlarını yeniden
Arabaya, almış eline dizginleri, yöneten
Olarak, kurmuş evrende düzeni, budur öykü.
Ayrılmış gerçekten, eski Grek ozanları. Yalnızca
Ateştir buyruğu yürüten, sonsuz uzayda
Sayısız ateş öğesi olduğundan. Yenilir
Saldırınca başkaları, çöker evren, azalır
Gücü, yanar kavuran buğular içinde.

Nuh Tufanı

Kabarmış sular, masallara göre, bir gün,
Karışmış dalgalara sayısız ili kişilerin, gömülmüş
Dibe, sonra çekilmiş taşkınlar, gömülmüş yerler,
Yağmur dinmiş, durmuş ırmakların taşması.

Evrenin Ortaya Çıkışı

Açıklayayım bir diziye göre, sıkışan, birleşen
Özdeğin yeryüzünü kuruşunu, göğü, ayı, güneşi,
Denizin dibini düzene koyuşunu. Tüm nesneleri
Kuran öğelerin kuşkusuz kesindir, sezgisi
Olmadığı, devindiren, düzenleyen, biçimleyen.
Tüm öğeler, eskiden beri, değişik dış çarpmalarla,
Özgül ağırlıklarıyla kımıldar, birleşir, yayılır,
Sürekli bir bağlantı kurar, kendi aralarında.
Dağılır sonsuzlukta öğeler, çözülür birleşen
Bölümler, ayrışır, sonra birleşir yeniden, oluşur
Yer, gök, deniz, canlılar, böyledir evrensel
Kuruluşları sağlayan kurucu öğelerin işlevi.

Öğelerin Çevrintisi

Eskiden, ne ışıyan güneş tekerleği görünürdü
Yükseklerde uçarken, ne engin uzayda dönen
Yıldızlar, ne deniz, ne gök, ne kara, ne hava,
Ne bize uzaktan görünenler benzerdi bunlara.
Daha yeni, güçlü bir akım yükselmiş,
Değişik türde çıkmış öğeler evreninden bunlar.
Onların değişik biçimli, türlü olmasından
Doğar davranışlarına özgü sürtüşmeleri, böyle
Karışır, kaynaşır, sağlanır birbiriyle birleşme,
Onların ağırlığı, çarpışması, devinmesi, kaynaşıp
Ayrılması bu yöntemle gerçekleşir, bundandı
Tek tek kalamayışları, özel bağlantılarla,
Yapamazlardı, aralarında, uygun devinmeyi.
Bu yüzden başlamış onlarda bir bir, ayrı ayrı
Bölünmeler. Böyle katılmış benzer benzere,
Çözülmüş evren, ayrılmış öğeler birbirinden
Düzenlenmiş ilkeler, kurulmuş onlardan büyük
Nesneler; ayrılmış yerden yüksekte gök, yer
Denizden, ıslaklık sudan çıkmış, bu yolla
Ayrılmış salt ateş de havadan.

Dört Öğenin Kuruluşu

Açıktır, ilkin, toprak öğelerinin birleşmesi, ağır,
Birbiriyle kaynaşır olmalarından, onlar evrenin
En altında yer almak için ortaya doğru itinirler.
Ne denli, sıkı, birbiriyle geymelenirse öğeler,
O denli katı, yoğun olur özdek, ondan doğan
Deniz, ay, güneş, bir de yıldızlar, evrenin kocaman
Çevresini kuşatırlar. Öğelerdir tüm bunları kuran,
Düz, yuvarlak öğeler, çok küçük toprak öğelerden
Kurulur bu kocaman "Büyüklük". Toprağın gözeneklerinden
Yükselir, ilkin, ateşi taşıyan hava, öteden, beriden.
Pek yeğniktir ateş özleriyle birlikte yukarı
Fışkıran buğu, bu olaylar başka değil yaşamda
Gördüğümüzden. Günün altın kızıllığında, inci
Çiğlerle süslenmiş çimenlerde, yansıdıkça kızıl
Güneş ışığı, yükselir deniz kıyılarından sürekli,
Akan ırmaklardan buğular, görürüz, tüter toprak.
Toplanır birikirse yukarda bütün buğular,
Sıkışır, yoğunlaşır, katılaşır, kaplar gökleri
Onlardan doğan bulutlar. Böyle kucaklamış, sarmış
Kollarıyla yürekten, yumuşak, akışkan hava
Genişleyen, dökülen, yayılan özlerle, tüm varlıkları.

Ayın, Güneşin Oluşu

Gelir bu olayın ardından güneşin, ayın oluşumu,
Döner gök alanında onların yuvarlağı, ne toprağa
Dayanır, ne güçlü havaya. Ağır değil, batmaz
Onlar, yeğnik de değil, çıkmaz çevrenin dışına.
Yuvarlanırlar orta yerde, bağımsız varlık olarak,
Evrenin, bütünün birer bölümü durumunda, bizim
Gövdemizde devingen, durağan örgenler gibi,
Devinirken öteki, kımıltısız, durur beriki.

Denizlerin Oluşumu

Batmış toprak, yayıldığı mavi enginde,
Öğeleri birbirinden çözülünce, doldurmuş
Kocaman oyukları tuzlu bir karışımla.
Bir yandan çevresini kuşatan havanın sıcaklığı,
Bir yandan güneşin ışınları, bastırmış, sıkıştırmış
Yeri uçlarından, yoğunlaşan yeryüzü çekilmiş
Orta alana, türlü terler dökülmüş gövdesinden,
Bu ağır basınç yüzünden, artırmış, büyütmüş
Denizi, yüzen ovaları, öylesine çoktu ateşten
Çıkan öğeler, kaçıyorlar dışa doğru, işte bunlar
Ulaştı yerden, yüksek gök tapınağının daha
Yoğun olmasını sağladı. Ovalar batarken burada,
Tepeler yükseliyordu orada, yuvarlanmazdı kayalar
Derinlere, uygun yer yapamazdı kendilerine özgü.

Dört Öğenin Düzenlenmesi

Sıkı, yoğun özdekten olur toprağın ağırlığı,
Böyle akmış toprağa evrenin çamuru, ağırlığı
Nedeniyle, sızmış temeline bir maya gibi.
Böyle oluşmuş deniz de, soluk da, ateşler
Yükselten hava da, böyle kalabilmiş akıcı
Salt özlerden ne kurulmuşsa. Daha yeğniktir
Biri ötekinden, soluktan daha kaygandır yapısı
Havanın, daha kolay akar havanın buğusu üstünde,
Karışmaz özdeği, yelin çevrintisiyle, burada,
Döner tüm nesneler çevrintiler içinde, havada,
Bir kudurma, düzensiz boralarda, sürekli: Sürer
Ateşten ordusunu hava sessiz, belli yolda.
Belli, düzenli bir yolu vardır, ondandır bu
Havanın devinmesi, bunu gösterir, kanıtlar
Karadeniz'in belli sürelerde akıntısı, sürekli,
Değişmeden akıyor sessizlik içinde, yönünde.

Yıldızların Devinmesi

Anlatacak şiirimiz, neden devindiğini yıldızların,
Şimdi, ilkin dönerken kocaman gök yuvarlağı, basınç
Yapar kuzey-güney uçlarına, söylentiye göre, hava,
Dıştan tutmak, sınırlamak uğruna. Başlar sonradan
Başka doğrultuda bir akım, yukarda, sonsuz gökte
Dönmesiyle kıvılcımlanan yıldızların. Ya da çeker
Götürür gök varlıklarını başka bir akım, dolabı
Çeviren akıntılarda gördüğümüz gibi. Düşünmeli,
Gök yuvarlağının süresiz olduğunu, durduğunu,
Yıldızların döndüğünü, çevresi kuşatılmış havanın
Yuvarlanan dalgalarının bir çıkış aradığından
Döndüğünü, ya da dışta rasgele bir yerden
Bir hava akımının yıldızlara basınç yaptığını,
Devinmelerin bundan geldiğini. Kim bilir yıldızlar
Besin buldukları bir yola koyulurlar, gök kırlarında
Işıyan gövdelerine, bir yer yapmaya kapılırlar.
Güçtür evreni açıklamada kesin, güvenilir
Olanı bulmak, ancak evrenin bütününde, değişik
Dünyaların oluşumunda, bilinebilen anlatılır.
Açıklamak isterim, yine, birçok nedeni, evrende,
Yıldız devinmelerinde, olabilir görülenleri, bence.
Bir ana-neden gerekli bunda, devinimi başlatan,
Birlikte düşünmeli bunu, ilerlemek isteyen.

Yerin Devinmesi

Evrenin ortasında, yeryüzünün kımıldamadan durması,
Ağırlığının azalması sonucudur yavaşça, alttan
Bir dayanak gerekir, yer için, özdeksel türden.
Bu korur onun sağlığını, bağlantı kurar, birlik
Sağlar evrenin yel öğeleriyle onun arasında,
Sürdürür yaşamını, yük olmaz ona, basınç yapmaz
Havaya, yük değil kimseye, el ayağa, baş boyuna
Yük olmaz, sezmeyiz, gövde ağırlığının ayaklara
Yük olduğunu, onlara dayanmasına karşın. Sonradan,
Dıştan gelen ağırlık, az da olsa yüktür bize.
Daha çok tekil durumlar içindir bu. Yabancı
Bir nesneden doğmamış yeryüzü, birden; gelmiş
Gibi başka ülkeden dikilmemiş uzayın karşısına,
Evrenin oluşumuyla gündeştir, bölümüdür;
Elimizin, ayağımızın, bizden bir bölüm olması
Gibi; Titretir yeri, sonunda, bir fırtına, geçer
Bu sarsıntı tüm yeryüzünde bulunanlara. Fırtına
Göstermeseydi etkisini yeryüzünde, göğün, havanın,
Yerin, olmazdı böyle sımsıkı bağlaşımı da.
Oluşumun başlangıcında çok sıkı bir bağlaşım
Sağlanmış, kökten geymelenmiş birbiriyle,
Birlik kurulmuş bu varlıklar arasında.
Görmez misin, ipincecik yapısına karşın içimizde
Can, geri kalmaz, ağır gövdeyi taşımaktan,
Nedendir bu? Canla gövdenin birbiriyle
Sımsıkı bağdaşmasından. Yoksa nedir gövdeye
Birden, can gücü değilse, atılma, devinme veren,
Elimizi, ayağımızı yöneten? Görmez misin yine
Böyle incecik bir yapının nasıl etkiler yapacağını,
Toprakla yelin bağdaştığı gibi, can gücüyle
Gövdenin, birbiriyle, içten kaynaştığını?

Güneşin Büyüklüğü

Ne daha büyük, ne daha küçük olabilir
Güneşin tekerleği duygularımızla algılanandan.
Ne denli büyürse büyüsün uzaklık, oradan ateş
Gönderir ışığı, yayar ısıtan sıcaklığını
Elimize kolumuza, yalımlanan gövdeden uzaklık
Yüzünden, bir eksilme olmaz güneşten, görülmez
En ufak bir azalma, onun ateşinde. Erişir
Duyularımıza, aydınlatır kırları, ne denli yayılırsa
Sıcaklığı, biçimi de, büyüklüğü de görünür olduğu
Gibi, güneşin gerçekte, ne daha az,
Ne daha çok olduğundan, karşıt
Bir düşünce söylemenin anlamı yok, burda.

Ayın Büyüklüğü

Kımıldanır ay bile, ya kendi ışığıyla aydınlatır
Kırları, ya da güneşten aldığı bir ışıkla,
İster öyle, ister böyle, başka değil biçimi,
Gözlerimize gelen görüntüsünden. Tüm gördüğümüz
Uzak nesneler, hava katının kalınlığından,
Bulanık bir görünüm verir, küçüldüğünden çok
Gerçek ölçüsünden; seçik bir görünüm, kesin
Çizgili biçim göstermesine karşın, neyse
Çevre çizgileri ayın dıştan, öyle gösterir
Kendini, olamaz başka, göründüğünden.

Yıldızların Büyüklüğü

Gökyüzünde, yerden gördüğümüz, ateşler daha
Küçük, daha büyük olabilir, kendi gerçek
Ölçüsü içinde. yeryüzünde dosdoğru görünen
Birçok ateş yalımlanıp titreyince, değişir
Boyutları daha büyük, daha küçük olur
Bizden biraz uzaklaşınca, başkalaşır büyüklük.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP