ONUNCU BÖLÜM

Ölüm Yoktur

Dokunmaz bile ölüm, yoktur bir anlamı da,
Tinin özü ölümlü olduktan sonra. Nasıl
En ufak bir acı duymamışsak donanmış Kartacalılar
Savaşmaya geldiğinde, geçmiş çağlarda, sarsılırken
Savaş gürültülerinden titreyen yerler, yüksek
Gök alanlarının altında gürlerken, atmış kendini
Bu iki ulusun komutanlarından biri sulara, karalara,
Tüm insanlara başkan olmak için, düşünmeden,
Böyle olacak biz olmayınca, şimdi birbirine içten
Sımsıkı bağlı canla gövde ayrılınca.
Kımıldatmayacak duyularımızı yeryüzünde olaylar.
Karalar denizlerle, denizler göklerle karışsa,
Evrenin altı üstüne gelse bile. Buysa da
Gövdemizden ayrıldığında tinin özü, canın gücü
Sezinleyemeyiz bunları, bir birlik olarak. Biz
Yalnızca, gövdeyle can arasında, bağlantıyla varız.
Zaman birleştirse de ölümümüzden sonra varlığımızın
Tüm öğelerini şimdiki gibi, görsek dirimin ışığını
Bir başka biçimde, olsa bile bunların tümü,
Yine duyacağımız yok ilk yaşanan günlerden
Yeni bir anı, şimdi duymadığımız gibi önceki
Varlığımızı, bir korkumuz yoktur gelecek
Yaşam için de. Düşünürsen nasıl yayıldığını
Sonsuzca geçmişin bütün zamana, nasıl
Türlü türlü devindiğini özdeğin, anlarsın
Kolayca, belli bir düzen içinde bulunduğunu,
Bizi oluşturan özlerin bugün olduğu gibi
Eskiden de. Bizim elimizde değil artık, bunu
Anımsamak, bir durgunluk varmış yaşamımızda.
Büsbütün uzakmış duyu gücünden öğeler akımı.
Düşünülürse gelecekte kötü bir olayın ortaya
Çıkışından kaçınma olanaksızlığı, ancak iyi
Davranmayan bireyde olması gerekecek bunun
Varlığınca. Gerçekleştiremez bunu kendince kişi,
Ölüm kaldırıyor varlığımı, yakmak, yıkmak elinde,
Bundan öğreniyoruz, ölümden korkmak gereksiz.
Acı duymaz yaşamayan, doğmamış gibi oluruz,
Ölümlü yaşamdan ayırınca bizi ölümsüz ölüm.

Ölüm Üstüne Aykırı Düşünceler

Anlarsın artık bu işi, kızar, acınır kendi
Kendine kişi, ölümden sonra gövdenin dinleneceği
Ya da yalımlar, böcekler ağzında yem olmanın
Gerekeceği yerde, toprağın altında, sinde.
İnan bana, yanlıştır bu düşünce, bir gizli
Diken var yüreğe batmış, budur yalanlayan
Bunları, ölüm durumunda duyu gücünün
Sürdüğüne inanmak için. Yerine getirmiyor
Verdiği sözü, düşünmüyor onun derin nedenini,
Benim düşündüğüm gibi. Ayrılmaz dirimden
Büsbütün, bir kalıntı bırakır "ben"den,
Öte yanda sürüp gitmek için, bilmeden.
Bir kez, yaşayan bir varlık olarak, ölünce
Gövdesini kuşların, yırtıcıların nasıl didikleyip
Yiyeceğini düşünen üzülür kendiliğinden,
Ayrılamaz bu yaşamdan, ayrılamaz cansız
Gövdesinden, yanılır gövdeye duyarlığın
Geçici, ödünç verildiğini sanarak. Tüketir
Kendini soyunun ölümlü olmasından, gerçek
Ölümden sonra başka bir varlıkta ortaya
Çıkmayacağından. Yanar, yakınır yaşarken ölümüne,
Yalımların, yırtıcıların kendisini bir gün
Yağma edeceğine. Kötüyse yırtıcı yaratıkların
Ağzında yem olmak için ölüm, acıdır onun
Gibi ateşe atılmak, kızıl yalımlarda kızarmak,
Ya da boğucu bir balın içine yatırılmak,
Buz gibi mermerin üzerinde katılaşmak,
Yukardan bastıran yerin ağırlığı altında
Ezildiğini duymak. Acı geliyor bu bana da.

Üzücü Düşünceler Yersizdir

"Hoşgeldin demeyecek sana bir gün bile
Evin barkın, iyi yürekli karın, sevimli
Çocukların, koşarak karşına çıkmayacak
Öpücüklerle, bir gün bile dolmayacak yüreğin
İçten gelen sevinçlerle, ne adın kalacak,
Ne yaptıkların, gelecek bir uğursuz gün,
Bakmadan gözünün yaşına, kıracak gücünü
Mutluluğunun." Böyle yakınmışlar, sözümüz
Yok buna. "Şimdi sen, tüm özlemlerden,
Kıvançlardan uzaksın." Yerinde bulsaydılar
Canın da konuşmasını, kurtarmak kolaydı daha
Ağır basan korkulardan yüreği.
"Böyle olacaksın daldığın gibi ölüm
Uykularına, şimdi, yarın da yıkan ağrılardan,
Acılardan sıyrılmış dinleneceksin, yanındayız
Biz de, korkunç bir odun yığını üstünde sen,
Yanıp kül olunca, ağlamışız sana, yanmışız,
Bu sonsuz acıdan yüreği kurtaracak gün yok."
Sorulabilir burada: Nedir bu acı olan?
Sonsuz bir dinlenmeye, uykuya gidiyorsa
Olay, neden bitmez acılar içinde tükenmek?
Çokluk gülenler de yakınır, üzülür, çevrilirse
Alınları çiçeklerle, kadehler kalkar inerse,
Çıkar yüreğin derinlerinden: Çok az yaşar
İnsan, az sürer bu tatlılık, birden biter,
Yok geri dönmek. Buymuş ölümde korkunç yıkım,
Ağız kurutan susuzluk, yakarmış ölenleri,
Ya da başka sevincelerden ötürü bir özlem
Uyanır onlarda yakan, dinlenirse eş ölçüde
Canla gövde uykuda, kimse düşünmezse yaşamını,
Çıkarını, sevinirdik sürsün sonsuzca bu uyku.
Girmesin özel istekler uykularımıza, öğelerin
Gövdemizde kaldığı, duyulardan uzak, kişinin
Kendiliğinden uyanabileceği, çabalayacağı sıra.
Ölüm dayanır kapımıza, umduğumuzdan yakın,
Görünmesin yokluk belirtisi, düşer ölümün
Ardınca özdeğe dağılma, karışma büyükçe. Kalkamaz
Ayağa kimse, kuşatmış yöresini yaşam sonu soğuğu.

Doğanın Uyarımı

Birden yükseltirse sesini doğa, başlarsa
Özünden bizim dilimizle konuşmaya: "Söyle
Ey ölümlü, ne olmuş sana? Neden kaptırmışsın
Kendini sıkıntılara, yakınırsın boyuna?
Neden sızlanırsın ölümden? Mutlu muydu yaşamın,
Arkada bıraktığın? Yakınmalar için de geçmiş
Değil mi? Tadını çıkarmak istediklerin, bir küpün
Deliğinden dudağına değmeden? Neden ayrılmak
İstemezsin tadını çıkarmış bir konuk gibi
Yaşam şöleninden, koca şaşkın, çıkar sessizliğin
Tadını, dengeli ol. Tükenmiş mi sevincin kaynakları,
İğrenç değil mi yaşamak, nedir beklediğin, umduğun,
Yeniden yitirmek istediğin, nedir giden sence
Tadına doymadan? Neden sevinmezsin acıların,
Yaşamın bitmesine? Ne düşüneyim, bulayım
Senin için, ne var seni sevindirecek daha?
Birden bu yol, tüm varlıklar için, yıpranmamışsa
Gövden yıllarca, eskisi gibi kalmışsa hepsi,
Güçlüyse elin, ayağın, yenebilirsin tüm kuşakları
Yaşam boyunca, kaçabilecek durumdaysan ölümden."
Neden direnirsin doğaya, doğruluk yargıcının önüne
Çıkarınca bizi, gerçeği apaçık söylediğinden?
Daha geçkin, yaşlı, çökmüş bir kocalmış yakınsaydı,
Yaklaşan ölümden sızlansaydı, gerekmez miydi daha
Sesli, yürekten yakınması? "Bırak gözyaşı dökmeyi,
Ey şaşkın, yakınmayı, sızlanmayı. Gördün göreceğini,
Çıkardın tadını yaşamın, bittin, kesilmiş gücün,
Nedir istediğin, eksiğin, neyin var, sevimsiz
Bir savsaklama içinde geçmiş yaşamın, ölüm
Birdenbire boynunu bükünceye değin, doymuş
Olarak dirimin tüm iyiliklerine, bolluklarına
Çekip gidebilirdin önceden, bırak gitsin
Yaşına yakışmayan, yap yerini, hızlan, budur
Gereği, bırak ırın kırın etmeyi daha."
Böyledir yakınması doğanın, yerindedir çıkışı,
Sıkıştırır eskileri yeniler, bütünler birini
Öteki doğa gereğince, ne uçurumunda, ne korkunç
Karanlığında batıp gidecek var Tartarus'un.
Yaratma gücündedir özdek gelecek kuşakları,
Bir gün gelecek senin ardından tüm bu kuşaklar
Az değildir senden öncekiler daha senden
Sonra yıkılıp gideceklerden. Tükenmeden
Bu yolla biri doğar ötekinden, verilmemiş
Kimseye dirim, tüm varlıklardan yararlansın
Diye, tek başına, bakıver arkaya! Ne anlam taşır
Bizim için sonsuz sürenin akışında biz doğmadan
Önce geçen yıllar: Bir aynadır bu, doğanın bize
Gelecek çağlardan tuttuğu, böyle olacak bizden
Sonra da, ölünce, korkulur bir düzenleme mi bu?
Daha güvenli değil mi ölüm deliksiz bir uykudan?

Ölüm Sonrası Masalları

Önceleyin Acheron'un dibinde geçen masallara
Gelelim; yaşarken biliriz bunları, gerekmez
Tantalus'a korkutmak için yukarda, havada
Süzülen yığınla kayalar, söylendiği gibi,
Yersizdir korkusu bilgisiz düşkünlerin.
Boş bir korku ölümlülerin içinde, tanrılar
Üstüne, yaşarken bile, gereksiz bir korku bu,
Acheron'un kıyısına atılan Tityon'un
Gövdesinde de, akbabaların yemesinde de yok,
Onlar sonsuzda didik didik etmek için öyle
Büyük bir yürek bulamazlar. Bir yandan kaplarmış
Dev gövdesi sonsuz enginleri, üç yüz altı dönüm
Değil kapladığı yer, açınca kollarını kucaklarmış
Tüm yeryüzünü de, yine de katlanamazmış bitmez
Acılara, kurtaramazmış kendini kendi etinden
Yem vermekten kuşlara. Yaşar içimizde Tityos,
Başımı sıkıntıya sokanların, korkanların
Titreyenlerin, ürkenlerin, yüreği delinenlerin,
Bunları didikler akbabalar, yaşarmış gibi
Gözlerimizin önündedir Sisyphus'un görüntüsü,
Oklar dilenirmiş şundan bundan, baltalar, bükük
Boynu, gönlü kırık, başarısız, acılar içinde,
Çırpınırmış yükseleyim diye, itinir taşları
Çıkarırmış yukarı, tepeye, yuvarlanırmış hepsi
Aşağı, uçar gibi ovaya. Bir duygu çakılı
Yüreğine, çevrelemiş onu, iyilik, değer bilmez,
Ne kanar yıllarca bize verdiklerine, bolluk,
Armağan, doymaz sağladığı kazanca dirimin,
Delik kovaya dökülen su gibi bunlar, bence,
Verimli olmamış didinme, uğraşma böyledir
Masallarla bildirdiği çiçekli Danaos kızları,
Cerberus'la Furialar, suçlar yüzünden korkunç
Acılar çıkarır Tartarus, hepsi yalan, boştur.
Yaşarken korkunç, kanlı suçlar ardından gelir
Cezaların ürperten korkusu: Namussuzluk karşılığı
Zindan, titreten bir atılma kayalardan, asmalar,
Kesmeler, dövmeler, kırbaçlar, katranlar, yakmalar,
Kızgın şişler, bıçak gibi kesen suçlar, sezilen.
Hepsi bilinci yaralayan, sızlatan, gözden kaçmayan,
Yıkım, acı sonuç, korkunç ceza, sonu bilinmeyen.
Korku, ölümde daha kötüsü var diye, densizlerin
Yaşam cehenneminde böyledir durum.

Ölüm Yiğitlik Dinlemez

Dinle söyleyeceklerimi daha, yummuştu ünlü Ancus
Işığa gözlerini, senden iyi bir kimseyken
Birçok konuda, göçmüş onun ardınca nice
Ünlü kimseler, bunlardı büyük boyların, ulusların
Başlarında bulunanlar, denizlerde köprüler kuran,
Dalgaların üstünden aşan, ordular geçiren Persler.
Öğretmiş yayalara tuzlu suyun üzerinden yürüyüp
Gitmesini, onlar geçermiş atlarla azgın denizi,
Şimdi onlar da uzak ışıktan, kesilmiş solukları,
Göçmüşler; savaş alanlarının yıldırımı, Kartaca'ya
Korku salan Scipio, vermiş toprağa kemiklerini,
En düşük işlerde kullansın diye, katılsın bilimlerin,
Sanatların yaratıcıları buna, Heliconlu esin
Perileriyle savaşan, onlara katılan, sinde dinlenen,
Ötekiler gibi Homeros da. Neydi Demokritos, silik
Bir anıdır ondan kalan, eski çağdan, başkaldırırdı
Ölüme. Epiruros da gitti, söndü bir yaşam ışıldağı
Olarak, ışık saçmış insan soyuna, engin anlığıyla,
Bol bol, gökte, yıldız ışımaları arasında güneş
Gibi doğan. Dönmek mi istiyorsun, yine de?
Ey yaşayan gövde, gören göz, ölmüşsün artık,
Uykuda yitmiş büyük bir bölümü yaşamının,
Eriyorsun uyanıkken, durmuyor düşler ipliğini
Eğirmekten, durmadan oynattın canını, ölüm
Korkularıyla, bilmeden yanıldığını, sarsıntılar
İçinde bir baş dönmesinin, özgün, ezilmiş
Binlerce sıkıntıdan, dolaşmadın mı her yanda
Yanılgılar içinde, rasgele adım atmadın mı,
Kuşkular içinde sallanmadın mı?

Yanılgıyı Bilmek Sağlıktır

Elindeyse kişilerin canın sırtına binen yükün
Ağır basıncını, güç kestiğini sezmek, acının
Kaynağını aydınlığa çıkarmak, göğsün üstünde duran
Ağır taş gibi, yaptığı basıncın nedenini görmek,
Anlarlar öte yanda şimdikinden, daha uzun bir
Yaşam sürecinin bulunduğunu. Bilmez ne istediğini
Çokluk kimse, değiştirecek yer arar, azaltırmış
Gibi yükünü, atılır yuvasından, değiştirir yerini,
Göçer ellere, döner bir gün eski konağına, anlar
O zaman olmadığını daha iyisinin, bulunmadığını
İçerdekilerden. Sürer arabasını hızla Ponys'le
Kırlara, gürültülü. Çatısı tutuşmuş evini
Yangından kurtarmak için koşanlar gibi.
Ulaştığında evin eşiğine, düşmüş gibi başlar
Gevşemeye, esnemeye, derin bir uykuya.
Böyle didinir, yer kendini unutmak için,
Ya da döner geriye, arar kente varan doğru
Yolunu, uçup gitmek ister böyle, kim olursa.
Gitmeye uğraşsa da kurtulamaz kesinlikle, isteksiz
Durur, kuşkulu, dalar üzüntülere, bilmemiş
Sağlıksız olmasına karşın kaynağını sayrılığın.
Bilse nedenini bırakır işini başlar doğayı
Öğrenmeye. Öyle kısa sürede olmaz bu iş,
Uzar, içinde ölümlüleri yansıtan, sonsuzluğa.
Budur bize ölümden kalan, insanları bekleyen.

Yanlış Yaşam İsteği

Aşırı bir yaşama isteği, ölçüsüz, etkili,
Baskın, korkular, kuşkular, titremeler, sarsılmalar,
Bellidir beklediği tüm ölüleri, bizi, dirim
Sonunun, kurtuluş yok ölümden, kaçmak yararsız.
Direniriz sürekli, çevremizde, tedirgin, şaşkın,
Tadı çıkmaz yaşamın, boştur uzaması da,
Eksiliriz uzadıkça, yanılırız isteklerimizde,
Bu yanılma, eksilme bile güzel görünmeye başlar
İçimizde tüm nesnelerden, yöneliriz birinden
Ötekine, ele geçen nesnelerin, bir susuzluk
Duyduğumuz, dinmeyen içimizde yaşamla gelen.
Hangi yazgı götürür bizi rasgele bir geleceğe,
Nedir bizi sonunda bekleyen: Kuşkulu görünür
Bunların hepsi, uzatmak elden gelse yaşamı,
Bir kırıntı çalamayız ölümden, sezmeyiz
Gelecek ölüm süresini, gününü. Yetse gücümüz
Çağlar boyunca yaşamaya, ölüm de sonsuzca
Sürerdi öylece, daha kısalmazdı yokluk da,
Bugün, gün ışığından ayrılan bir kimse
İçin, daha önceden geçmiş, yaşanmış çağlardan,
Yıllardan, aylardan, bir nesne kalmazdı
Elimizde, işe yarayan, umutlandıran.

 

Bir yolda gidiyorum Musalar ülkesinde, benden
Önce kimsenin ayak basmadığı bir yolda,
Sevinç veriyor bana, yeni kaynaklar bulmak
Onlardan içmek kana kana, yeşil çiçekler dermek,
Alımlı bir çelenk örmek için başıma, öncekilere
Bu esin perilerinin düşte bile göstermediği.
Benim şiirimdir içeren, konuların en görkemli,
En mutlusunu, benim uğraşan din bağlarından
Kurtarmak için tinleri. Benim şiirimdir
Yörenin karanlığını aydınlatacak olan,
Musaların tüm büyülerini kapladığından.
Kimsenin göremediği büyülerini. Vardım tadına
En güzel düşüncelerle, en güzel dizgeleri seçmenin.
Acı damlalar verirken hekimler çocuklara,
Altın rengi tatlı bal sürerler kıyılarına
Bardağın, unutturmak için toy çocuklara
Damlaların acılığını, sürünce dudaklarına bardağı,
Kaçar damlaların acılığı genizlerine, yoksa
Başka türlü kandırılamaz çocuk, böyle korunur
Sağlık, elden geldiğince, ben de öyle yapmak
İstedim, anlatayım diye öğretimizi, kişilere.
Duyulmamıştır bu öğreti, ürperir, kaçınır ondan
Ayaktakımının başıboşları, çekilir geriye.
Ballanmış öz buluşlarla şiirimiz, varsıl.
Bildirecek sana bilgelik öğretimizi, kolay
Kavranacak biçimde açıklanacak sana.
Musaların gönül açan balından almış tadını
Şiirimiz, bilmem bağdaşır mı senin düşüncen
Bizim dizelerimizle, tüm varlığı sımsıkı,
Ayrıntılarına değin kıvranır durumda,
Yararlı kılığa sokunca. Bundan sonra
Düzenledim, anlattım tinin özünü, yapısını,
Hangi öğelerden kurulduğunu, gövdeyle toplu
Bağlaşım içinde bağdaştığını, gövdeden ayrılıp
Kurucu öğelerine dönüşmesini; senin yüzündendir
Bu öğretiye böyle başlamak isteyişim, kurtulasın
Diye güçlüklerden, "Varlığın Yapısı Üzerine" demem.
Bu adı verelim bu öğretiye. Soyulur nesnelerin
Üst yüzlerinden bir kabuk gibi, dolaşır öteye,
Beriye havada bu özler. Özdeştir bunlar geceleyin
Düşte, uyanıkmışız gibi, karşımıza çıkan, korkutan
Bizi görüntülerle, bu benzeşik özlerledir görmemiz
Birçok görüntüyü, şaşılır türden örnekler çıkmış
Gibi, aydınlığa yükselir, derin uykudan uyandırır
Bizi de, ölenlerin canlarından kurulmaz bunlar,
Orcus'tan uçmuş, göçmüşlerin gölge-canlarından
Yayılmış değil bu görüntüler. Bunlar ne diridir,
Ne ölümden sonra, bizde, arta kalan, ne de tinle
Gövdenin ayrılmasından, kendi öğelerine bölünmesinden
Kurulmuşlar. Bunlardır benim, nesnelerin yüzünden
Uçup gelen, varlıkların örnekleri, benzeşiği dediğim.
Bunlardır incecik, özdeş görüntüler, tin dağıldıktan
Sonra kalan. Öğreteceğim sana, sonra, nasıl ilkelerin
Yaratıldığını, tüm nesnelerin kurucu öğelerini,
Bunların değişik biçimlere ayrıldığını, kendi
Özgüçlerine bağlanarak devinime geçtiklerini,
Dönüşlerini, değişik biçimlere girmelerini.
Başlamak istiyorum bunları gösterecek öğretiye,
Güçlüklerden kurtulasın diye. Varlığın yapısı
Diyelim bu yeni öğretiye. Deri, ya da kabukçuk
Diye gösterilmeli bunların en uygunu. Düzen,
Biçim bakımından nesnelerin özdeşi, gömleği
Gibidir bunların, nesneleri yansıtanlar. Ayrılır,
Uçar hepsi nesnelerden, yayılır uzaklara.

Özdeşler Öğretisi

Görünüşten anlaşıldığına göre, çok benzeşikler
Gösterir nesneler, dağılır, yayılır uzayda,
Odundan çıkan duman, ateşten yayılan sıcaklık gibi.
Katılaşır kimi, örgülenir birbiriyle, yaz ayları
Ağustosböceğinin kozasından çıkması, doğumdan
Sonra buzağının eşten ayrılması, dikenli çalılık
İçinde bir yılanın gömleğinden soyunması gibi.
Böyle görürüz çokluk, bir örgü içinde, yılanlardan
Çıkan parıltıları, ışıldayan bir utku tacında.
Kolaydır bunu belirtmek, çok incecik bir özdeş
Böyle çıkar nesnenin yüzeyinden, yayılır. Neden
Bu gömlekçiklerin, incecik kabuklardan çıkması?
Yol açabilir bir yanılgıya burada, yapılacak
Bir açıklama. Ancak dış yüzlerinde bulunur
Nesnelerin, ilk düzende olduğu gibi kalan öğeler,
Bunlar biçimlerini, düzenlerini saklayabilir.
Ne deli hızlı olursa bu olay, öğeler de ufak
Bir engelin çıkışında bile, o hızla doldurur
İlk yerlerini. Görüyoruz açıkça ne sayıda
Öğenin, söylendiği gibi, yalnızca içten, derinden
Değil, renkler gibi, dıştan çıktığını, çözüldüğünü,
Fışkırdığını. Bunlar sürekli çıkar ortaya,
Tiyatroların üzerine gerilen sarı, mavi,
Kızıl yelken bezlerinden yayılan renkler gibi.
Titreşen dalgalar yayar tüm sahneye, boy boy,
Oturma yerlerini kaplar, bayram törenlerinde
Bayanların, beylerin, şeref tribününde çevreyi
Renklerdiren, tüm kişilerin geldiği, ışıklanan
Yerler gibi. Ne denli sıkı olsa da tiyatroyu
Çevreleyen duvarlar, o ölçüdedir sıcak çekiciliği
İçyörenin de, kendi rengiyle parlar nesneler
Orada, yer yer, yayılır günün aydınlığı. Keten
Çadırların üstünden dökülen renkler gibi tüm
Nesnelerin yüzeyinden çıkar özdeyişler inceden,
Bunlardan doğan biçimlerin kesin izdüşümleri.
En ince ipliklerden çıkar bu izdüşümler, yayılır
Çevreye, göremeyiz bunları bir bir, hızla çözülüp
Dağılışları yüzünden. Koku, duman, sıcaklık
Tüm böyle benzeşikler, özdekten çıkarlar,
Derinden doğan özdeşler yayılış yolunun
Sapalığı yüzünden ayrılmış birbirinden.
Ne çıkaklarında bir düzen, ne doğuştan sonra
Bir gedik. Rengin yüzeyinden atılan gömlek
Çok incecik, dağılmaz, derlenir iyice, sağlam.

Ayna Görüntüleri

Aynada, suda beliren tüm özdeş izdüşümlerin,
Parlak nesnenin yüzeyinden gözlerimize gelen,
Yansımalara uyması gerekir gerçek nesnelere.
Nesnelerden çıkanlar, özdeşleri doğuranlar.
Nesneler, çıkan öğelerdir, özdeşleri kuranlar.
Gerçek birer özbiçim var nesnelerin yüzeyinde,
Özdeşlere uygun, görünmeyen, çarpmalara yansıyan,
Parlayan yüzeyde. Başka türü yok uygunluğun.

Özdeşlerin İnceliği

Gösterdim sana, nasıl yaratılır, nasıl olması
Gerekir özdeşin. Düşün kurucu öğelerin gelişini
Duyularımıza, görülmediğini küçüklüğü yüzünden.
Doğrulaman gereken birkaç sözüm daha var, dinle.
Çok küçüktür kurucu öğeler, yapıları.

Küçük Hayvanların Koku Alması

Çok küçük hayvancıklar vardır, görülmeyen,
Nasıl düşünülebilir içyapısı birinin?
Nasıldır onların yuvarlak yüreği? Gözleri,
Eli-ayağı, oynakları? Onların canı, tini, ölçüye
Göre düzenlenme gereğinde bu küçüklükte?
Düşünemez misin onları incelik, küçüklük yönünden?
Keskin koku yayarlar, ilaç da yapılır onlardan,
Acı, kötü kokulu, çok küçük olmalarına karşın.
Dokununca kuzuotu, kantaroniki parmakla, düşer
Bir yaprak, epeyce kalır kokusu. Çok bilgi
Edinirsin bunlardan, çok türde öğeleri vardır
Özdeşlerdin, nesnelerin biçimine göre; uçuşurlar
Çevreye yayılırlar. Sezilmez dokunmakla bunlar.

Bulutlar Üzerine

Başka kaynakları da vardır özdeşlerin, hepsi
Nesnelerden doğarsa da, çevremizde dolaşan,
Uçuşanların. Anla, gökte, şu hava yuvarlağı yerde,
Oluşur varlıklar kendilerince, değişik özdeşler
Doğar, biçimlenir, devinir, sayısız türde. Görürsün
Uzayda yuvarlandığını bulutların, korkunç karanlık
Yaydığını, evrensel aydınlığı ılgarladığını, azgın
Bir gürleyişle havayı döverken. Görürsün o zaman
Devlerin uçuşunu, gölgelerin yayılmasını, yüksek
Tepeler, kopmuş kayalar gibi yuvarlanır önünden
Güneşin bulutlar, kayarak görür sürüklediğini
Savaşa, birbirini değişik bulut yığınlarının.
Dağılır gibidir gidişleri, değişmeleri bakılınca,
Dönüşürler başka biçime, öyle görünür dıştan.

Görüntülerin Oluşumu

Dinle, çok hızlı, çok kolay değişir, gelişir
Özdeşler, ayrılır nesnelerden, akışır, çözülür,
Göremeyiz onları, kuşkulanma öğretimizden.
Nesnelerin yüzeyinde gömlekleri vardır yayılan,
Başka nesnenin yüzeyine gelen, gider oradan,
Örter üstünü yaşamak gibi dumanın, odunun, taşın:
Kopar bir akıntı, çıkmaz gerçek bir özdeş, doğar
Parlak bir örtü, kalın, sıkı, karşıt, aynada
Görünenin görenden başka oluşu gibi,
Ne özdeşler arasından bir örtü gibi çıkar,
Ne ayrılır, düz yüzeyin kaygan oluşundan.
Böyledir birçok görüntüyü, bize, yansıtması
Aynanın. Görürsün bir özdeş, her aynalaşan yüzeyde,
Öğrenirsin incecik dokulardan, sürekli, yüzeylerden
İncecik özdeşlerin doğduğunu, böyle doğar
Sayısız özdeş. Doğrudur bunların hızlı olması da.
Öyledir güneşin, sayısız ışın yayması, birden
Evrenin ışıklarla dolması, gerekir sayısız
Özdeşin türlü nesnelerden, değişik yolla
Ayrılması, belli yöneltiye göre devinmesi, kısa
Süre içinde, karşıt durumlarda koyarsak aynayı
Ayrı yerlere, benzer biçimlerle, renklerle
Yanıltılır nesneler. Öte yandan açık mavilik
Kaplayınca göğü, başlayınca korkunç kasırga
Ortalığı sarmaya, sanırsın, Acheron'dan çıkan
Titreten karanlıktır dünyayı kuşatan, kapanır
Gökyüzü dev bulutlarla. Bir korku yakalar bizi
Kötü, yukardan karanlık bir ürperti, sezilir,
Yağmur bulutlarının ürküten karanlığı yayılınca.
Ufak bir bölümün özdeşleri bunlar, nesnelerden
Çıkan, sözle sayıyla, anlatılamayan görüntüler.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP