İslam Felsefesi ve Doğu Felsefesi

Budizmde de yer alan insan istenci ve insanın kendi sorumluluğunda kalan seçim iradesi islam dini içinde geçerlidir. Tevekkül inancı olarak ta bilinen bu düşünceye ilişkin Hıristiyanlıkta da olduğu gibi iki dünyanın varlığı söz konusudur. Bu yüzden islam inancında insan, kendi üzerine düşünmeli ve iç güdülerini kontrol etmelidir.

Kutsal kitap Kuran-ı Kerim’deki hükümlere uymalı iyiyi kötüden ayırmalı ve aklın ışığında davranışlara yön verilmelidir.İslam düşünürlerinden İbn-i Sinaya göre, tanrı her şeyi yaratan ve bilendir. İnsan ise, tanrının bir düşüncesinin ürünü olduğuna göre düşünme yetisi olan ruhla birlikte dünyaya gelmiştir. Ölüm ise ruhun bedenden ayrılması anlamına gelir. Ancak beden ölümlü ruh ölümsüzdür. Budizm den farklı olarak, burada ruh bir bedene aittir.

Hümanizmin en büyük simgesi islam düşünürlerinden Mevlana Celaleddin Rumidir. Sınırsız insan sevgisi iç bir ayrım gözetmeden insana yaklaşımı doğu felsefesindeki hoşgörü anlayışını simgelemektedir.

Mevlana insanların farklı bedensel özellikleri olmasına rağmen özünün aynı olduğu görüşündedir. Bunu vurgulamak için şu sözleri söylemiştir.

Ben ben değilim, sende ben değilsin!
Hele sen hiç ben değilsin!
Ben aynı zamanda hem senim, hem de benim!
Sen aynı zamanda hem sensin, hem de bensin!
Ey hatem güzeli senin yüzünden şaşırıp kaldım!
Sen mi bensin yoksa, ben mi senim bilmiyorum.


Yunus Emre’de Mevlana gibi içi Tanrı sevgisi ile dolu, yaşamın anlamını bulmak için insanı sevgiye çağıran bir hümanisttir. Tanrı insanı kendi özünden ruhsal bir varlık olarak yarattı ve bu dünyada bir bedenle kendi özünden ayırdı. Bu nedenle insan, tanrının bir parçasıdır. Her varlık birer tanrısal öz taşır. Yunusun şu sözleri varlık içindeki tanrıyı ifade etmektedir.

Ay oldum aleme doldum
Yağmur oldum yere yağdım
Bulut olup göğe ağdım
Nur oldum Güneşe Geldim

Musa oldum tür’a vardım
Ali oldum kılıç salladım
Koç oldum kurbana geldim
Meydana güreşe geldim

3 Yorumlar

Adsız
8 Temmuz 2008 09:44  

"önce duyularıma başvurdum.Gözlerimle gökte gördüğüm küçücük bir yıldızdı.Onun,üstüne bastığım topraktan da büyük olduğunu anlayabilmek için geometri kanıtları gerekiyordu.Duyularımdan umudumu keserek aklıma döndüm.O zaman duyularım dile geldiler.Aklın bizi nasıl yalanladıysa,onu da yalanlayacak bi akılüstü'nün bulunmadığını nerden biliyorsun, dediler.Duyularımın bu sözleri beni büsbütün kuşkulandırdı.Düşlerimi düşündüm. Uykumda olup bitenler düş gördüğüm sürece gerçekliklerini bütün sağlamlığıyla sürdürüyorlardı. Onların gerçek olmadıklarını uyandıktan sonra,uyanıklık gerçeklerine göre anlayabiliyordum.Ya uyanıklığım da bir başka uykuysa ve bu uykunun da bir başka uyanıklığı varsa?..Bu tasalara düşünce içimdeki düğümü çözmek için ilaç almaya başladım.Kuşkumu ilaçla da gideremedim.Hastalığım gittikçe arttı.Bu süre içinde tam bir saçmalama durumundaydım.Oysa,sözlerimde ve derslerimde bunu açığa vurmuyor,belli etmemeye çalışıyordum.Sonunda Tanrı beni bu hastalıktan kurtardı ve benliğim güvenliğine kavuştu.Bu sonucu,usavurma yoluyla değil,Tanrı'nın içime doldurduğu ışıkla elde ettim.O ışık,pek çok bilgi kapılarının anahtarıdır.Her şeyin doğru'luğunu bilmenin sadece kanıtlara bağlı olduğunu sananlar,Tanrı'nın geniş sevgisinden yoksun kalan kişilerdir."(Gazali,Hilmi Gügör Çevirisi,1960.El-Munkızu-Min-ad-Dalal).
lal

Adsız
16 Aralık 2009 13:36  

çok karmaşığım

Adsız
6 Haziran 2010 19:15  

su bulanmadan durulmazmış :)

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP