Nietzsche – Marks ve Doğu Felsefesi

Farklı düşünceleri, farklı idealleri olan ve bu ideallerinin temeline insanı alan bu iki filozof yaşamı derinlemesine incelemişler ve insan sorunlarına kayıtsız kalmamışlardır. Bu iki filozofun farkı ideallerine giden yollarıydı. Nietzshe’nin umudu üstün insan iken Marks ın umudu işçi sınıfıydı.

Marks, Nietzshe’nin aksine eşitlik için mücadele veren bir düşünürdür. Kimi düşünürlere göre o bir hümanisttir. Yüreğimde insan sevgisi, insan saygısı ve insan sıcaklığı olmadan hiçbir düzenin kurulamayacağına inanırdı. Sahte Marksçılara inat katılaşmamakta direnen bu düşünce akımı tek tek insanların mutluluğundan geçerek bütün insanların mutluluğuna varılacağına inanan bir kuramcı hümanisti. Kapitalist anlayışa karşı çıkan Marksa göre herkesin ekonomik olarak refaha kavuştuğu her çeşit sömürüden kurtulup insanca yaşayabileceği düzeye ulaştığı bir ortamın var olabileceğini hayal eder. Ataol Behramoğlu bu düşüncelerden etkilenerek şu sözleri yazmıştır.

Bütün insanları sevmek gerektiğini düşünün
Düşmanlarımız dışında
Düşmanlarımız çünkü
Sevgiyi yok ettikleri için
Düşmanlarımız oldular

Nietzshe, Marksın bu görüşlerine ve eşitlik anlayışına doğal yasaya uygun olmadığını düşünerek karşı çıkmıştır. Ona göre, güç kimdeyse o iyidir. Yani burada bir birliktelik ve insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir güçten bahsedilmiyor. Her varlık kendi potansiyelini doğadaki diğer yaşayan varlıklar gibi oluşturmalıdır. Çünkü doğada güçlü olan kazanmıştır. Tıpkı ormanda kralın aslan olması gibi.

Günümüzde çeşitli ideolojik görüşler yada başka nedenlerle bir araya gelen insanlar oluşturdukları sürülerle varken, aslında insan kendi olarak bir yerlere gelmeli kısaca kendi olmalıdır. Nietzshe’nin gerçekte söylediği de budur.

İnsanlık daima dünyaya deha sahipleri ortaya koymak görevi ile mükelleftir ve bundan başka görevi yoktur. Nietzshe kötümserdir. İnsan bu kötümserliği ile kahraman olmalıdır. Köşeye çekilmeyi hayali bir amaç, yorgunluğun edilgenliği olarak görür. Her kötümser gibi Nirvananın esinlerine bağlı olarak hayattan elini çekmek yerine tersine Nietzshe bu kötümserlik ile hayat arzusunun gelişip yaygınlaşmasına çalışır. Bu aslında çoğu kişi tarafından düşünülen kötümser bir düşünce değildir.

Nietzshe’nin burada varmak istediği nokta insanın kendi özündeki güce dönmesini sağlamaktır. Bunu da şu sözü ile ifade eder.’ Ben size beni kaybetmeyi, kendinizi bulmayı emrediyorum. Ne vakit beni tamamen inkar ederseniz ben size o vakit geri dönerim’.

Nietzsche’nin görüşlerinde,İyi; insanda güç duygusunu, gücün kendisini yükselten her şeydir. Kötü; zayıflıktan doğan her şeydir. Mutluluk; gücün büyüdüğü duygusu, bir engelin aşıldığı duygusu. Doygunluk değil daha çok güç, barış değil savaş, erdem değil yetenek anlamına gelirken.Zayıflar, nasipsizler yıkılmalı. Bu bizim insan sevgimizin baş ilkesidir. Onlara bu nedenle yardım edilmelidir.

Herhangi bir günahtan daha zararlı olan Hristiyanlıktır. Güzellik güce dayanır. Güç, hayatın biricik ilkesi, tavlayanı olmalıdır. Yaşamak için insanlar yalnızca ona dayanmalıdır. Kısaca insansal kurtuluş için güzellik ve güç üzerine temellenmiş olan hayat aşkı gerekir.

İnsanlık bugün inanıldığı gibi, daha iyiye yada daha güçlüye yada daha yükseğe doğru bir gelişme göstermemektedir.’İlerleme’ modern bir düşüncedir. Bugünün Avrupalısı, değerlilik bakımından Rönesans Avrupalısının fersah fersah altındadır. İleriye doğru gelişme, herhangi bir zorlukla, yükselme, yücelme ve güçlenme değildir.

Yaşamın ağırlık noktası yaşamın içinde değil öteye (hiçliğe) yerleştirilince o zaman yaşamın ağırlık noktası toptan kaldırılmıştır. Kişi aldanmaya kapılmamalıdır. Büyük tinliler kuşkucudur. Zerdüşt bir kuşkucudur.

Budizm, genç insanlar için bir dindir. İyilikli yumuşak hale gelmiş üst düzeyde tinselleşmiş, çok kolay acı duyabilen ırklar için Budizm bu ırkların barışa ve neşeliliğe tinsel olan bir perhiz koymaya bedenin sertliklerini azaltmaya yönelmişliklerdir.

Hıristiyanlık ise yırtıcı hayvanlar üzerinde efendi olmak istiyordu. Bulduğu yol ise onları hasta yapmaktır, zayıflaştırmaktır. Buda uygarlaştırma reçetesi olarak sunulmuştur.

Budizm uygarlığın ve yorgunlaşmanın dinidir. Hıristiyanlığın önünde ise uygarlık yoktur. Budizm, yüz kez daha soğukkanlı, dürüst ve nesneldir. Acısını acı duyabilirliğini kendi kendine günah yorumu ile saygıdeğer kılmak zorunda değildir. Budizm de şeytan sözcüğü bir rahatlamadır. Kişinin son derece güçlü ve korkunç bir düşmanı vardır. Böyle bir düşmandan dolayı kişi çektiği acılardan utanmamalıdır.

Hıristiyanlığın temelinde Doğuya ait bazı incelikler vardır. Bir şeyin doğru olup olmadığı hiç fark etmez. Ama buna doğru diye inanılması son derece önemlidir. Bu konuda bilgili olmak Doğuda bilgeliğin ta kendisidir. Brahmanlar, Platon ve esoterik bilgeliğin her öğrencisi bunu anlamıştır. Örneğin günahtan kurtulduğuna inanmak insana mutluluk veriyorsa, bunun için önemli olan insanin günahkar olması değil,günahkar hissetmesidir. Genel olan insanca akıl ve bilgi araştırma gözden düşürülmemelidir. Sevgi insanın şeyleri en olmadıkları gibi gördüğü durumdur.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP