Ortaçağ ve Doğu Felsefesi

Ortaçağ siyasal düşüncesinin ahlak, din ve siyaset alanlarını birbirinden ayırmadığı ve dolayısı ile Hıristiyanlık dininin evrensel bir Hıristiyan toplumunu amaçlayan ideallerine uygun olarak eski yunanın Polis içinde gerçekleştirebileceğini kabul ettiği iyi yaşamın öğeleri üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Ortaçağ siyasal düşüncesi kendi bağlamı içinde siyaseti dinle temellendirilmiş bir felsefe tarafından belirlenmeye çalışılan iyi yaşam anlayışı üzerine inşa etmeye çabalarken, toplumsal, ekonomik, dinsel yada tinsel ve siyasal sorun alanlarını birbirinden ayırmamış toplumdaki en üstün emretme gücü ve toplumsal yaşamı düzenleyici kurallar koyan nihai güç olarak siyasal iktidarı dünyevi olanla kutsal (ruhani) olan arasındaki ilişkiler bağlamında çözümlemeye yönelmiştir.

Ortaçağda insan doğası dini düşüncelerin etkisi ile doğuştan kötüdür. Buda sınırlı bir hümanizm anlayışını doğurmaktadır. İnsan doğuştan günahkardır. Suçluluğun içinde yaşama sürecinde olgunlaşarak günahlarından arınır. Bütün bu çabaların mükafatı bu dünya da değil, öbür dünyadadır. Amaç öbür dünya da olsa Budizm deki gibi ölçülü bir yaşam hedeflenmektedir. Aradaki fark, ruhsal olgunluk budizm de bu dünya ya aittir. Başka bir dünya söz konusu değildir.

Hümanizmin yolu akılla açılır. Yaşamı insanın hayatını kolaylaştıracak şekilde sorgulamak gerekir. Ancak, bu yaklaşım ortaçağda bir suç teşkil eder. Ortaçağ düşüncesinde klasikleşmiş inanmak için bilmeliyim anlayışı egemendir. Bu dar Hümanizm anlayışı Aquinolu Thomas’ın düşüncesinde de vardır.

Thomas insanların eşit olduğu ilkesine karşı çıkar. Hümanizmanın simgesi olan demeokrasiyi de istemez. Dolayısı ile Monorşik düzeni savunur. Çünkü ona göre doğaları gereği tümü insan üstün kimi insansa zayıftır.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP