TANIM VE BÖLME

I — TANIM

Aristo'ya göre tanım özün araştırılmasıdır. Şöyle de tanımlanır: Tanım bir kavramın karakteristik içlemini tayin eden zihin işlemlerine denir.

Genellikle klasik mantıkçılar tanımı ikiye ayırırlar. Batı mantıkçılarının "de'finitiori'' ve "de"scription", İslâm mantıkçılarının "had" ve "resm" diye adlandırdıkları tanımlardan birincisi öze, ikincisi ilintiye aittir. Öze ait olan daha doğru bir tanımdır. Kavramın yerini açıkça belirtip diğerlerinden tamamen ayırır. İlintiye ait olan ise, bir şey hakkında, onun hassaları, nitelikleri ile ilgili olarak bazı bilgiler verir. Birinciye özsel tanım, ikinciye ilintisel tanım diyeceğiz. İslâm mantıkçıları bunları tam ve eksik diye ikişer ikişer ayırarak tanımın dört şeklini ortaya korlar. Bu dört tanım şeklinin açıklanması Beş Tümele göre olur.

Beş Tümele göre tanım çeşitleri:

1 — Tam özsel tanım (Hadd-ı tam): Bir şeyin yakın cinsi ile yakın ayırımından yapılan tanımdır. İnsanı konuşan hayvanla tanım gibi. Hayvan insanın yakın cinsi, konuşma ise yakın ayırımıdır.

2— Eksik özsel tanım (Hadd-ı nakıs): Bir şeyin uzak cinsi ile yakın ayırımından yapılan tanımdır. İnsan konuşan cisimdir dersek, insanın eksik özsel tanımını yapmış oluruz.

3— Tam ilintisel tanım (Resm-i tam): Bir şeyin yakın cinsi ile hassasından yapılan tanımdır. İnsanı, gülücü bir hayvandır diye tanımlamak gibi.

4— Eksik ilintisel tanım (Resm-i nakıs):Bir şeyin ilintileri ile veya uzak cinsi ile ilintisinden yapılan tanımına denilir. İnsan uyuyandır veya insan uyuyan cisimdir diye yapılan tanımlar eksik ilintisel tanımlardır.

Görülüyor ki tanımın bu dört şeklini açıklarken, İslâm mantıkçıları Beş Tümel'i esas almışlardır. Kavramlar cins ve tür ilişkilerine göre sıralandığında, herhangi bir kavramın tanımı, onun yerini belirterek diğerlerinden ayırmakla oluyor. Bir kavramın yerini belirtirken göz önüne alınan Porphyrios Ağacıdır.

Tanımlanana göre tanım çeşitleri:

Aristo İkinci Analitikîer'de "mademki tanım yapmak ya nesnelerin ne olduğunu ya da adının ne ifade ettiğini göstermektir..." diyor... Lalande, Aristo'nun bu işareti üzerine daha sonra gelen klasik mantıkçıların, tanımı, nesnelerin tanımı yahut gerçek (reele-hakiki) tanım ve kelimelerin tanımı yahut adsal (nominale-ismî) tanım diye ikiye bölüp incelediklerini söylüyor. Lalande'ın Aristo'ya dayadığı tanımın bu iki ayırımını mantıkçılar farklı şekillerde ifade etmişlerdir.

İslâm mantıkçılarının ayırımı, adeta farklı varlık sahaları dikkate alınarak yapılmış gibidir, "hakiki tarif" dedikleri, nesnelerin tanımı, dışta varlığı (vücudu) bilinen bir neliğin (mahiyetin) tanımıdır, diye açıklanır. Meselâ: insanın gerek özsel ve gerek ilintisel tanımları böyle bir tanımdır. Adsal tanımsa şu şekilde ifade ediliyor: Bir isimden anlaşılan anlamı, dıştaki varlığı ile ilgilenmeksizin keşif ve izah etmektir. Anka kavramının tanımı, "ulûmu müdevvenede" konu olan terimlerin tanımı bu cinsten tanımlardır.

Gelenbevi dışta varlığı belli olmayanların üç türlü olabileceğini söyleyerek nelerin tanımının adsal tanım olduğunu açıklıyor.

1— Gerçeklik dünyasında varolan birşeyin (ayan dan birşey) varlığı bilinmezden önce yapılan tanımı adsal bir tanımdı.

2— Bizzat kendisi varol mayıp fakat varlığı mümkün olan şeyin tanımı da adsal tanımdır. Meselâ Anka'nın tanımı böyledir.

3— Bizzat kendisi varolmadığı gibi. varolması da mümkün olmayanların tanımı da adsal tanımdır. Meselâ zıdlarm birliği (içtima-i zıddeyn) nin tanımı gibi.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi İslâm mantıkçılarında hakikî tanım denen nesnelerin tanımı ile, adsal tanım arasında asıl fark tanımlananın gerçeklik dünyasında var olup olmamasından ileri geliyor. Eğer tanımlananın gerçeklik dünyasında yeri varsa ve biliniyorsa bu tanım gerçek tanımdır. Tanımlananın gerçeklik dünyâsında varlığı yoksa veya gerçeklik dünyasında varolup da bilinmiyorsa (ki yine yok sayılır) bunun tanımı da adsal tanımdır.

Klasik Batı mantıkçılarının nesnelerin tanımı (la definûion des choses) ve adsal tanım (la definition nominales ou la deinition du nom) anlayışında İslâm mantıkçılarının anlayışından farklı bir durum göze çarpar.

Port-Royal mantığında bu ayırım şöyle yapılıyor: "Zira nesnenin tanımında, meselâ: İnsan akıllı bir hayvandır, zaman hareket ölçüsüdür, gibi tanımlarda, tanımlanan insan veya zaman terimlerine, herkesçe bilinen fikirleri verilmektedir. Bu fikirlerin içerisinde, akıllı hayvan ve hareket ölçüsü gibi diğer fikirlerin de bulunduğu iddia edilmektedir. Oysaki adsal tanımlarda, ancak ses'e dikkat edilir, ondan sonra, bu ses, başka kelimelerle gösterilen bir fikrin.işareti olduğuna göre tayin edilir.."

Goblot'nun ayırımı ise şöyledir: "Adların tanımları, terimlerin anlamlarını, ya kelime icat ederek ya eski bir kelimenin müphem ifadesini belirterek, tesbit etmeğe yönelmiş "convention" lardır. Burada tanımı yapılan ad, tanımla meydana getirilmiştir. Nesnenin (la chose) tanımında ise tanımlanan bir veridir. Bir şeyin neden ibaret olduğunun tanıtılması söz konusudur."

Adsal tanımlar tamamen keyfidir. Onu yapana bağlıdır. Franck'ın felsefe sözlüğünde şöyle bir misal veriliyor: Üç kenarlı ve üç açılı şekle daire diyorum, desem, burada daire kelimesinin herkesçe kabul edilen anlamını değiştirdiğim için ayıplanabilirim. Fakat bu kelimeye yeni bir anlam verdiğim için bana itiraz edilemez. Mesele şudur: Adsal tanımlar bize bağlıdır. Şu kelimeye şu anlamı veriyorum diyebilirim. Bunda doğruluk ve yanlışlık aranmaz. Halbuki gerçek (reelle) tanımlarda durum tamamen tersinedir. Nesnelerin taibatını belirtirken nesneye bağlıyımdır. Bu sebeple doğruluk ve yanlışlık bahis konusudur, tanımla tanımlanan arasında uygunluk aranır. Aynı sözlükte gerçek tanımların öze ait, adsal tanımların da ilintiye ait olduğu belirtiliyor. Bir nesne (la chose) ilintileri ile tanımlanırsa, meselâ yıldırım, ışık ve gürültü ile tanımlanırsa bu tanım görünüşte gerçektir ama temelde adsal bir tanımdır.

Görülüyor ki islâm mantıkçıları ile Batı mantıkçılarının, gerçek ve adsal tanımlara verdikleri anlamlar farklıdır. Birinciler, ayırmada varlık sahalarını; ikinciler, deyim yerinde ise, tanımı yapanın tanımı yapılan karşısındaki görüş açısını esas almışlardır.

islâm mantıkçılarına göre önemli olan tanımı yapılan varlık sahasıdır. Tanımı yapılanın varlığı ya zihin dışındadır; önceden gördüğümüz gibi böyle bir kavramın hem neliği (mâhiyet) hem de gerçekliği vardır veya tanımı yapılanın varlığı yalnız zihindedir, — yani yalnız neliği vardır —. Birincilerin tanımına gerçek tanım, ikincilerin tanımına da adsal tanım denilir.

Klasik Batı mantıkçılarına göre ise, bir nesnenin tabiatını belirtmek için yapılan tanım gerçek tanımdır. Nesnenin tabiatı bize bağlı olmadığı için gerçek tanım keyfi olmaz. Tanınım tanımlanana uyması gerekir. Adsal tanım ise, tanımı yapana bağlıdır. O halde keyfidir (arbitraire), bir adın anlamını açıklamaktan ibarettir. Batı mantıkçılarının adsal dedikleri tanım İslâm mantıkçılarının "lafzi" dedikleri tanıma yakındır.

Tanımın şartları:

1 — Tamın tam olmalıdır. Eski mantıkçılatımız bunu şu formülle ifade ediyorlardı: "Tarif efradını cami ağyarını mâni olmalıdır". Yani tanımı yapılanın bütün fertleri tanımın içine girmeli, o sınıfa dahil olmayanlar dışaıda bırakılmalıdır. Batı mantıkçıları da aynı fikri şu latince cümle ile ifade ediyorlardı: "Conveniat toto definito et soli definito" yani tanım, tanımı yapılanın tümüne ve yalnız ona uygun olmalıdır.

2— Bir şeyi kendisinden daha müphem bir şeyle tanımlamamalıdır. Yani bir tanımın, anlamı açlk kelimelerle yapılması gerekir.

3— Tanımda kısır-döngü (devr-i batıl - cercle vicieux) bulunmamalıdır. Yani bir şeyi, bilinmesi kendisine bağlı başka bir şeyle tanımlamamalıdır. Meselâ, hükmü, iki kavram arasında bir bağ kurmaktır diye tanımladıktan sonra, kavramı hükmün bir bölümüdür diye tanımlarsak kısır-döngü olur.

Tanımlanamazlar:

Herşeyi tanımlamak mümkün değildir. Mantıkçılar tanımı yapılmayanları üç grupta toplamışlardır.

1— Tecrübenin doğrudan doğruya verileri tanımlanamazlar. Duyumlar (renk ses vs.), duygular (aşk, kin vs.) bu türdendir. Bilmek, anlamak için bunları doğrudan doğruya idrak etmek gerekir. Anadan doğ¬ma bir köre, kırmızının ne olduğu hiçbir tanımla anlatılamaz. Aşk, kin ve nefret duygulan da böyledir.

2— Üstün cinsler de tanımlanamazlar. Tanım, tanımı yapılanın cinsi ile yapılır. Üstün cinslerin cinsleri olmadığı için tanımları mümkün olamaz. Bu üstün cinslere kategoriler, en genel kavramlar da denilir, Kategoriler bahsinde bunların tam bir listesinin yapılamadığını sayılarının filozoftan filozofa değiştiğini söylemiştik. Meselâ, zaman, mekân, birlik, çokkık'un tanımları doğrudan doğruya yapılamaz, ancak bazı soyutlamalarla anlaşılabilir. Biz geometrik şekilleri, mesafeye ait ilişkiler vasıtasiyle tanımlıyoruz. Mekân ise, mesafeye ait bütün belirtiler çıkarıldıktan sonra geriye kalandır diyebiliycruz.

3—Tanımın açıklanmasından anlaşıldığı gibi, tanı tanım, ancak türlerin olur. Çünki ancak türün özü ile tanımı yapılabilir. Ohalde fertlerin tam tanımı yapılamazı Aristo ancak genelin bilimi olur diyordu. Aristo'ya zıt olarak Stoacılar ve Stuart Mili ise gerçek olan ferttir, ancak ferdin bilimi olur diyorlardı. Gerçek tanım bir varlığın, kendine has karakterlerini saymaktır. Mili, Aristocu geleneğe aykırı olarak gerçek varlık fert olduğuna göre, ancak fertlerin tanımının yapılabileceğini iddia ediyordu.

II - BÖLME

Bölme tanımla ilgilidir. Tıpkı tanımda olduğu gibi bunda da bir belirtme vardır. Tanımın tamamlayıcısı durumundadır. Tanım, tanımlananın daha çok içlemi ile ilgilidir. Bölme ise bölünenin kaplamı ile ilgilidir. Bölme bir bütünün bölümlerine ayrılmasıdır.

Klasik mantıkçılar iki.türlü bölmenin olduğunu söylerler. Birincisi bir tümün elemanlarına bölünmesi, eski deyimi ile "'küllim eczasına taksimi" ikincisi, tümelin tikellerine bölümü, eski deyimi ile "küllinin cüz'iyatına taksimidir"*''. Batı mantıkçıları da aynı ikilemeyi yapiyoı 1ar. Onlara göre de iki türlü tüm (bütün) vardır. Birincisi farklı parçalardan yapılmış bütündür buna latince "totum" denir; ikincisi müşterek bir terim oları bütündür. Latince "omne" denir. İki türlü tüm olunca iki türlü de bölme olur".

Birinci şekil bölmede bölünenler, bölünenden ayrıdır. Meselâ suyun, oksijenle hidrojene bölünmesi bu tiptendir. Bölümlerin ikisi de yani hidrojen ve oksijen, bütün olan^ sudan farklı şeylerdir.

İkinci şekil bölmede ise, bölünenle bölümleri birbirinden ayrı şeyler değillerdir. Yalnız bölünen bölümlerinden daha geneldir. Meselâ, çizginin doğru çizgi ve eğri çizgi diye ayrılması bu tipdendir. Mantık açısından asıl bölme bu ikincisidir.
İslâm mantıkçıları nasıl tanımı beş tümele göre çeşitlemişlerse Port-Royal mantıkçıları da, beş tümeli esas alarak bölmeyi çeşitlemişlerdir'.

1— Cinsin türlere bölünmesi: Cevher, cisim ve ruh diye, hayvan (animal) insan ve insan olmayan hayvan (bete) diye ikiye bölünür.

2— Cins bir de ayırımlarına bölünür: Hayvan ya akıllıdır veya akılsızdır. Sayı ya tektir veya ciftir. Çizgi ya doğrudur ya eğridir gibi...

3— Bir konu ilintileri ile de bölünebilir: Vücut ya harekettedir veya sükûn halindedir. İnsan ya sıhhatlidir ya hastadır gibi.

4— Bir ilinti farklı konulara bölünebilir. Meselâ, meziyetler ya bedene ya da ruha aittir gibi.

Bölmenin şartları:

1 — Bölme tam olmalıdır. Yani bölünenin kaplamına giren hiçbirşey dışarıda bırakılmamalıdır. Meselâ, sayı ya tek veya çift olur; bu tam bir bölmedir. Bu şart her iki bölme için geçerlidir.

2 —Bölümlerden biri bölünenin aynı veya ona aykırı olmamalıdır. Bu şart yalnız ikinci bölme içindir. Ali Sedad'ın verdiği misal şudur; Çizgi, ya doğru çizgi olur veya eğri çizgi olur bölmesi doğrudur. Fakat eğer çizgi ya doğrudur veya dairedir; çizgi ya çizgidir veya eğri çizgidir dense bu son iki bölme yanlış olur. Çünkü bu bölmelerde bölünene aykırı ve bölünene eşit parçalar vardır.

Yeniçağ felsefesinde başlayan metodoloji çalışmalarında, klasik mantığın tanım ve bölme bahisleri önemlerini devam ettirmişlerdir. Bilhassa matematiğin metodu incelenirken tanımlar ele alınmış, ampirik ve yapıcı (construetif) tanımlardan bahsedilmiştir. Bölüm bahsi de biyolojide sınıflama adı altında üzerinde durulan bir konu olmuştur.

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP