ATAKLIK ÜSTÜNE

Francis Bacon

Okul kitaplarında söylene söylene posası çıkmış bir örnektir şu, ama gene de bilge bir kişinin durup üzerinde düşünmesine değer: Demosthenes'e1 sormuşlar: "Bir konuşmacı için en önemli şey nedir?" "Anlatış," demiş. "Sonra?" demişler, "anlatış"; "daha sonra?" gene "anlatış" demiş. Bu işi en iyi bilen adamdı bunu söyleyen, ama bu konuda kendisinin doğuştan bir üstün yeteneği da yoktu. Konuşma sanatı için pek önemli olmayan anlatışın, daha çok bir oyuncunun işine yarayabilecek bu niteliğin, buluş, söz güzelliği gibi soylu ustalıklardan böylesine üstün tutulması, tek başına her şeyden daha önemli sayılması, yadırganacak bir şey. Ama bunun nedeni de ortada: genellikle insan yaradılışında delilik bilgelikten daha ağır bastığından, insan deliliğine ilişkin yetenekler en güçlü yeteneklerdir. Günlük yaşayışta ataklığın yeri de tıpkı buna benzer: En önemli şey nedir? Ataklık. Ya ikinci, üçüncü? Gene ataklık. Ama ataklık bilgisizlik ile bayağılığın çocuğudur, öbür insan niteliklerinin de hepsinden aşağıdır. Gene de, insanların çoğunluğu olan düşüncesi kıt ya da yüreği ürkek kimseleri iyice büyüler, ağızlarını dillerini bağlar. Ataklık dediğimiz nitelik; bilge kişileri bile güçsüz bulundukları anlarda etkisi altına alır, dolayısıyla demokrasilerde olağanüstü işler yaratır; aristokrasilerle monarşileri daha az etkileyebilir. Atak kimselerin ilk ortaya çıktıklarında uyandırdıkları etki, az sonra uyandıracaklarından daha büyüktür, çünkü atak adam pek sözünde duramaz, insan bedeninin hastalıkları için şarlatan hekimler olduğu gibi, devlet işlerinin de şarlatanları vardır; bunlar büyük hastalıkları iyileştirmeyi üzerlerine alır, belki bir rastlantıyla ilk iki üç denemede başarı gösterirler, ama bilinen temel ilkelerine yabancı oldukları için pek ayakta kalamazlar. Atak bir adamın çoğunlukla Muhammed'in mucizesini gösterdiğini görürsünüz. Muhammed çevresindekileri, bir dağı yanına çağırıp o dağın tepesinden, kendi yasalarını benimseyenler için Tanrıya yalvaracağına inandırmıştı, insanlar toplandı, Muhammed dağı ayağına gelmesi için üstüste birkaç kez çağırdı, dağ yerinden bile kımıldamayınca, hiç aldırmadan: "Dağ Muhammed'e gelmezse Muhammed dağa gider," dedi. Bu adamlar da büyük işler söz verir, yüz kızartıcı bir başarısızlığa uğrarlarsa, ataklık yönünden bir eksiklikleri yoksa, işi pişkinliğe vurur, hiçbir şey olmamış gibi bir dönüş yaparlar. Kuşkusuz, kendini bilir insanlar için bu atak kişiler bir eğlence konusudur; sıradan bir kimse bile ataklığı gülünç bir şey olarak görür, çünkü sizi saçma şeyler güldürüyorsa, fazla ataklığın da saçmalıktan arı olmadığı apaçıktır. Hele atak bir kimsenin gözden düşmesini görmek özellikle eğlencelidir, çünkü bu durumda yüzü büzüşür, tahta gibi bir kabuk bağlar, başka türlü olamaz. Utanan kişide yüzün anlamı az çok değişir, ama pişkin atak kişide, olduğu gibi kaskatı kalıverir. Tıpkı satrançta iki yanın da ilerleyememesi gibi; bu durumda kimse mat olmaz ama, oyun da süremez. Ama bu örnek ağırbaşlı bir düşünce yazısından çok bir taşlamaya konu olabilir. Atak kişinin kör olduğu da gözden kaçırılmamalıdır, çünkü ne tehlikeleri ne de engelleri görebilir: Bundan dolayı, atak kişileri yerinde kullanabilmek için onları hiçbir zaman baş yapmamalı, başkalarının buyruğu altında ikinci derecede işlere koşmalı, çünkü karar verirken tehlikeleri görmek, kararı yürütürken de büyük tehlikeler dışında olanları görmemek gerekir.

Notlar:

l- Demosthenes (İ.Ö.283-322), Atinalı yurttaşlarını Makedonya Kralı Philippos'tan gelecek tehlikeye karşı ayaklandırmış ünlü söylevci. İlkçağın yetiştirdiği en büyük söz söyleme ustası olarak tanınır. Bu işe doğuştan bir yeteneği olmamakla birlikte, yoğun bir çabayla kazandığı ustalık, gününün bütün söylevcilerini gölgede bırakmıştır.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP