BİLİMSEL DÜŞÜNME OLAYI

Bilimsel Düşünme :

Düşünme zihinsel bir olaydır. Varlık ve olaylardaki gerçekler, mantık kurallarına dayalı olarak, doğru düşünmekle görülebilir. Doğru düşünmek ise hayattaki, nesne ve olaylardaki gerçekleri görmek ve onları bilmek demektir.

insan, çevresindeki nesne ve olayların etkisi altına giremez. Kendisini uyaran her şeye karşı ilgi duyarak onları karşılaştırır, onlar üzerinde yorumlar yaparak düşünür. Böylece doğru ile yanlışı birbirinden ayırır. Düşünme gücü ile aşırılıktan kaçınır. Sağlam olanı bulur. Sonunda bir yargıya varır.

Düşünme olayında kişi, kendi kendisiyle bir nevi konuşur, tartışır, böylece ilk muhatabı yine kendisi olur. İnsan düşünceler içinde varlığını duyar, coşar, genişler, kendi kendisini aşar, yeni yeni fikirler üretir, yaratır. Ayrıca o, tüm bu düşünsel aşamalar içinde bir nevi yaşar. Öte yandan, hayatta en iyi ve en mutlu yaşam olumlu düşüncelerdeki yaşamdır. Çünkü düşüncelerin tutarlığı, olumluluğu, hayata karşı başarısı insanı mutlu kılar. Bu nedenle iyi ve yapıcı, yaratıcı düşüncelerin insana verdiği mutluluğu hayatta hiçbir şey veremez.

Toplum içinde kişi, düşünme yoluyla problemlerini çözebildiği gibi, konuşarak diğer kişilerle anlaşabilir, ilerisi içim birtakım hayaller kurar, planlar yapar. Dış ve iç çevreden gelen uyancılar üzerinde zihin çalışır, tasarımlar yapar. Ayrıca zihnin düşünme alanımda bilgiler genişler, derinleşir. Böylece insanın problem çözme, plan yapma, gelecek hakkında tahminlerde bulunma gibi yeteneklerini geliştirmiş olur.

Düşünme olayında, zihindeki tasarımlar, konuşmayı oluşturan sözcükler, algılanmış nesnelerin ve yaşanmış olayların işaretleridir. Bunlar düşünme ortamında yer alan soyut biçimdeki sembollerdir. Bu sembollerin anlamı yapıları, öğrenme süreci sonunda kazanılır. Bu semboller sayesinde kişi, hayat boyu karşılaştığı problemlerin çözüm yollarını, zihinde denemek olanağını bulur. Böylece insan, davranışlarını, dava elverişli bir düzene koyup çevresinde olumlu bir uyum sağlayabilir.

İnsanın çevresiyle, olumlu yönlerde uyum sağlaması hayatın en başarılı ve en kazançlı yollarından biridir. Bu da kişinin kendi düşünce yapısını kurmak ve geliştirmekle olur. Ayrıca, yapıcı ve yaratıcı düşünceler bu dünyada tüm şeylerin yöneticisidir. İnsan, fikirler yoluyla kişisel karakterini kurar, iyi ve güzel şeylere yönelir, dıştan gelen olumsuz etkenler kendi yararına çevirmesini bilir. Böylece insan, hayatta, sağlıklı, başarılı, mutlu olma yollarım bulmuş olur.
Bu nedenle, varlık ve yaşamımızın en önemli noktalarından biri de fikir ya da düşünce eğitimidir. Ayrıca fikir eğitimi diğer tüm eğitimleri etkiler ve onları kapsamına alır. Bu nedenle, fikir eğitiminin dışında kalan tüm çabalar boşunadır Çürükü hayat demek bilimsel yönde düşünebilmek demektir. Bu durum çağımızın ortaya koyduğu esaslı gerçeklerden biridir. Bu neden böyledir? Çünkü insanın tüm davranışları, hareketleri, .eylemleri, yaptığı işler, önce onun düşünce yapısından geçer. Çünkü insanoğlu düşünmeden hareket edemez. Tüm eylemlerimiz düşüncelerimize bağlı olduğu için nasıl düşünüyorsak öyle hareket ederiz. Ayrıca kişinin mutlu yaşamı da onun düşüncelerine bağlıdır. Hayatta iyi ve doğru düşünen iyi yaşar. Kötü ve yanlış düşünen de kötü koşullar içinde yaşar.

Düşünme ve düşünce, bu iki, kavram birbirlerinden farklıdırlar. Düşünme bir fiildir, soyut bir oluş, bir hareket, bir değişim ve alkıştır. Böylece düşünme kavramı soyut bir zihinsel uğraşı olmaktadır. Oysa ki düşünce bir fikrin, soyut bir nesnenin (objenin) adıdır, Öte yandan düşünce, düşünmenin bir üretimi, bir ürünüdür. Bütün fikirler ya da düşünceler zihnin düşünme olayından meydana gelirler. Böylece düşünme bir fiil, bir uğraşı, bir eylem olduğu gibi düşünce de bunun bir fonksiyonu olarak, bir nesne, bir obje olmaktadır. Bunların her ikisi de soyuttur. Bu itibarla tüm fikirler ya da düşüncelerin ana kaynağı düşünme kavramı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Biz düşünceleri, kitaplardan, eğitimden, başkalarının konuşmalarım dinlerken, şuradan ya da buradan elde ederiz. Böyle hazır alınan düşünce ve bilgiler her zaman ve her yerde işimizi görmez. Günlük hayat sorun ve problemlerle doludur. Ayrıca karşımızda, her an değişip ilerleyen bir kültür ve bir uygarlık vardır. Tüm bunlar karşısında, hazır ve kalıplama alınan düşünce ve bilgilerle güncel sorun ve problemler çözülmüyor. Bu, nedenle kişinin kendi düşünme alanında yeni1 fikirler, yeni bilgiler üretip geliştirmesi gerekmektedir. Tüm bunların yolu ise, bilimsel düşünme olayından geçer. Bu düşünme yeteneğime sahip olan bir kimse, yeni buluşlar sergiler, yeni fikirler yemi bilgiler üretir Dışardan edindiği bilgi ve düşüncelerin doğruluk derecelerini denetler. Böylece kolay kolay yanılgılara düşmez, hatalara saplanmaz.

Algısal Düşünme :

Algı, bizi dünya ile, varlık evreni ile temasa getirir, bunlarla çeşitli yönlerde İlişki kurmamızı sağlar. Algı, bize çevremizi tanıtır, ve biz çevremizdeki şeylere algı sayesinde yöneliriz. Bu nedenle algı, hayatımızda önemli rol oynar Algı bize eşyanın uzaydaki tertip, sıra ve düzenini, çevremizdeki şeylerin biçimlerini, renklerini, kokusunu, sertliğini, yumuşaklığını, uzaklık, yatkınlık, küçüklük ve büyüklüklerini tanıtır.

Algı bize, hacim, kütle, alan, sanat yapıtlarının güzelliğini, veya çirkinliğini tanıtır. Doğal güzellikleri de bize veren yine algıdır. Algı bize bir şeyin güzelliğini, çirkinliğini tanıtmakla kalmaz, aynı zamanda insanlar arasında olup biten hareket eylemleri de belirler. Böylece biz kişilerin ve onların hareket ve eylemleri hakkında bilgi sahibi oluruz. Algı sayesinde eşyanın özelliklerini tanırız, yemeğin tadını, sanatın güzelliğini, şiirin ahengini bize o verir.

Güncel hayatta bize çeşitli görünüm alanlarını tanıtan algıdır. Bilimde çeşitli alanları tanımamızı sağlayan hatta geometrik bir şeklin, bir cebir denkleminin ifade ettiği mânayı, içinde taşıdığı problemleri de yine algı sayesinde anlarız Varlığın en küçük bir parçası olan atomdan, hücreden gökteki yıldızlar evrenine kadar algı yoluyla bilgi ediniriz, öte yandan algı denilince, sadece çıplak görme ve işitmeyi değil, aynı zamanda duyu organlarımızın teleskop, mikroskop gibi optik âletlerle, ışık kaydetme, elektrik dalgalarıyla çalışan radar, ses dinleme aletleriyle donatılmasını da (birlikte kastedildiğini anlamak gerekir.

Yine günlük hayata bizi tehdit eden her tehlikeyi algı sayesinde bilir ve ona göre önlemler alırız. Bir insanın bize karşı gösterdiği güven ve güvensizliği, sevgi ve nefreti algı yoluyla öğrenir ve biliriz. Öte yandan, algı, görme işitme, koklama, dokunma, tatma gibi duyu organlarımızın fonksiyonları sayesinde gerçekleşir Fakat algı, tüm bu fonksiyonlarımın yan yana gelmesiyle veya bir birine eklenmesiyle değil, onların birlikte çalışmalarıyla gerçekleşir. Bu fonksiyonlardan her birinin algılamaya az veya çok yardımı olur.

Algı ve Düşünme Boyutları :

Düşünme ile algı arasında gerek sınırları, gerek alanları, gerekse başarılan yönünden esaslı farklar vardır. Algı, öznel ile nesnel varlık arasında bağ kurabilmektedir. Algı sınırlıdır. Bu sınır, duyudan duyuya değişir. Dokunma ve tatma duyulan için, doğrudan doğruya nesne ile temas etmek gerekir. Koku duyusunda bu mesafe, uzaklara kadar gidebilir ve nesne ile doğrudan doğruya bir temasın bulunmasına gerek yoktur. Bu teması araçlı olması yeterlidir. Bilindiği gibi kokuyu ileten araç havadır. Kulak ve göz için, özellikle göz için, bu uzaklık çok geniştir. Görme duyusunun uzandığı mesafe, bulunduğumuz yerin ufkuna kadar devam eder. Göz, optik âletlerle donatıldığı zaman, hem çok uzak olan, hem de çok küçük olan şeyleri görebilir. Oysaki çıplak gözle ne bu kadar uzak mesafeleri, örneğin; yüz binlerce kilometrelik uzaklıkları, ne de çok küçük olan cisimleri görebiliriz Ses dinleme aletleri de çıplak kulak içim işitilmesi mümkün olmayan seslerin işitilmesini sağlar. Fakat gene de bütün bu teknik donatım ve olanaklar algının sınırlı olmasını ortadan kaldıramazlar.

Algı, yalnız maddi varlık alanı içinde kaldığı halde, düşündüm varlık alanlarını, hattâ soyut olan şeyleri, yani var olan şeylerle ilgilisi olmayan, hayal olan şeyleri de içine alabilir. Çünkü insan hem real olan, hem de ideal olan bir şeyi, hattâ hem de saf bir hayalden ibaret olan bir şeyi düşünebilir. Algı, sınırlı, zaman ve mekâna bağlı olduğu halde, düşünme, ne zamana, ne de mekâna bağlı kalır. Böylece düşünme, yalnız tüm varlık alanlarına hattâ irreal (gerçek dışı) alana ait olmakla kalmıyor, aynı zamanda herhangi bir sınırda tanımıyor, algının tersine sınırsız kalıyor
Bu bakımdan düşünme, yalnız olanak, gerçeklik, zorunluluk, gerçek olmayan, mümkün olmayan, ihtimali ve rastlantılı olan alanları değil, bunların dışında yaratma yeteneğine dayalı olarak türlü biçimleri de sergiler. İşte düşünmenin bu özelli ilkler i, ona sonsuz bir özgürlük kazandırmaktadır. Bu özgürlük, düşünme için hem pozitif, hem de negatif bir karakter taşımaktadır. Çünkü bu durum, düşünülen her şeyin bir bilgi karakterine sahip olmayacağını gösterir Düşünme, ancak varlık ve varlığın nesneleri arasında (kaldığı sürece bize bilgi sağlayabilir. Bu nedenle düşünme daima algı ile denetlenme gereğini duyar Düşünme algıyla kontrol edilmediği zaman, onun mantıki yönden kontrol edilmesi gerekir.

Zihnin bir düşünme alanı vardır. Çevreden, olaylar ve nesneler, duyular yoluyla bu alana soyut olarak yansırlar ve düşünmenin konusu olurlar. Burada zihnin ya da aklın anlama yeteneği harekete geçerek, çevreden yansıyan varlıkları anlamaya, kavramaya çalışır. Duyuların zihinde anlam kazanmasına algı denir. Algı ise düşünmenin ilk aşamasını oluştururla. Böylece algısal düşünme ortaya çıkar.

Anlama, düşünmelim alığı alanına ait olan olayların doğrudan doğruya kavranmasıdır. Bir yüz ifadesini, bir karakteri, bir sanat yapıtını, bir dili ve bunlara benzer, hayat alanımda daha birçok şeyleri anlatmak demek, tüm görünümleri, mâna yönünden doğrudan doğruya kavramak demektir. Çünkü insan bir şeyi iyice anlamadan ve iyice kavramadan o şey hakkında yorumda bulunamaz. Bulunursa da yanılgıya düşer. Ancak kişi iyice anlayabildiği ve kavradığı şeyler hakkında yorumlar yaparak bir takım yargılarda bulunabilir.

Anlamaya konu olan olgu ve olaylar hiçbir araca başvurmadan yani direk olarak kavramak, anlamayı ortaya koyar. Fakat hangi alana ait olursa olsum anlamadaki, Silmenin, kavramanın direk olan bir bilme, bir kavrama olması bir koşuldur, Yani bir bilme ve bir kavrama herhangi bir mantıki ilkeden ve nesnel ilişkilerden hareket edilerek değil, o şeyi doğrudan doğruya anlamak ve kavramaktır Bilimleri öğrenme bakımından anlamanın önemi büyüktür. Örneğin, bir bilimsel metni anlamak demek, metnin neyi anlatmak, neyi gerçekleştirmek, neyi görmek ve göstermek istediğini doğrudan doğruya anlatılıyor ve kavranıyor demektir.

Algısal düşünme mantık yönteminden geçerek bir bilimsel düşünmeyi oluşturur. Bu balkımdan algısal düşünme, bilimsel düşünmenin alt yapışımda kalıp, onun kaplamı içine girer. Algısal düşünme, yapısı gereği varlıkları yüzeysel olarak açıklayabilir. Onların derinliklerine, özlerine ve ilkelerine İnemez. Örneğin, karşımızda duran şu ağaca bakalım; önce ağacın gövdesini, dallarını, yapraklarını, çiçeklerini, meyvelerini, bunların renklerim biçimlerini görür algılar ve anlarız. Dolayısıyla ağaç hakkında yüzeysel bilgiler elde etmiş oluruz. Oysaki, ağacı bu duruma getiren bir de onun iç yapısı ve özü vardır. Ağacın iç yapısında birtakım biyolojik, kimyasal fiziksel ve matematiksel işlemler, sayısız olgu ve olaylar ve bunları oluşturan ilkeler, yasalar vardır. Algısal düşünme bunların hiçbirinî açıklayacak güç ve yapıda değildir. Tüm bunları ve bunların nedenlerini tam olarak açıklayan bilimsel düşünmedir. Böylece bilimsel düşünme, algısal düşünmeyi de kapsamına alarak varlığı, olgu ve olayları hem yüzeysel hem de derinlemesine inerek açıklar. Algısal düşünme bilimsel bilgileri ve mantık yönteminden geçerek bilimsel düşünmeyi oluşturur.

Algısal düşünme alanında kalan kimseler çağdaş hayat karşısında geri ve yetersiz kalırlar. Başarısız ve verimsiz olurlar. Bunlar yüksek eğitim ve öğretimden geçseler de bilimsel düşünmeye sahip olmadıkları takdirde güncel hayatla asla uyum sağlayamazlar. Çünkü bilimsel düşünme sistemi ancak bilimsel ve çağdaş bir eğitim süreci içinde oluşur.

Bilimsel Düşünme :

Bilimsel düşünme, bilimsel bilgilere dayalı olarak fikir ve kavramlar arasında mantıksal ilişkiler kurarak doğru sonuçlara varan düşünme biçimidir. Burada mantıksal ilişkiden amaç, aklın düşünme yasalarına uyumlu olarak çalışmasıdır. Mantıksal yönden doğru düşünme konusuna uygun olan düşünmedir. Zihnin düşünme alanında yer alan bilgilerle açıklanan nesnel varlık, aklın oluşturduğu yargılarla uyum sağlıyorsa buna gerçek, doğru, hakikat denir. Bilimsel düşünme deneyin ve bilimsel bilgilerin ilerlediği ölçüde zenginleşip gelişmiştir.

İnsan, çevresinde kendini etkileyen olumlu ve olumsuz etkilere karşı bir tepki göstermek zorundadır. Bu tepki olumlu ve olumsuz yönlerde olur. Kişi bu tepkileri önce anlamaya, bilmeye çalışır. Çünkü anlamadan bilmeden tepki göstermek, o kişiyi olumsuz olaylar içine sürükler.O halde nasıl düşünmeliyiz ki düşüncelerimiz doğru olsun? Böylece mantıklı düşünmenin önemi ortaya çıkmış olur.

Zihinde bir düşünme alanı vardır. Bu alanda düşünmeyi oluşturacak öğeler yer alır. Bunlar, çevreden zihnin düşünme alanına soyut olarak yansıyan olay ve nesnelerdir. İkincisi ise, bellekte daha önce öğrenme yoluyla birikmiş ya da depo edilmiş bilgilerdir. Akıl, düşünme yasalarım kullanarak, bellekten aktardığı bilgilerle, düşünme alanında birer simge halinde yer alan nesne ve olaylar arasında İlişkiler kurarak akıl yürütme işlemiyle bilimsel düşünmeyi gerçekleştirir.
Demek ki, düşünmenin konusu olan nesne ve olaylar, zihnin düşünme alanına soyut birer simge olarak yansırlar Diğer yönden bu simgeler üzerinde düşünme olayının gerçekleşmesi için birtakım bilgilere gereksinim duyulur. Gereksinim duyulan bu bilgiler ise, beynin bellek kısmında daha önceden öğrenilerek depo edilmiştir. Akıl yürütme anında, zihin ne gibi bilgilere gerek duyarsa, anımsama ya da çağrışım yoluyla, bellekten düşünme alanına o bilgiler aktarılır. Zihin, bu bilgilere dayalı olarak, düşünme yasalarını kullanarak, akıl yürütme yolu ile çalışmaya koyulur, olgu ve olaylar üzerinde araştırmalar yapar, bulgular elde ederek amaç edindiği sonuçlara varır.

Akıl yürütmede, bilinenler yardımıyla bilinmeyenler ortaya çıkar. Burada bilinmeyenler nesne ve olayların birbirleriyle olan ilişkileri, etkileşimleri, etki ve tepkileri, değişimleri, dönüşümleri süreçleridir.

1 Yorum

Adsız
28 Nisan 2009 21:19  

belki cok bilisiz yada sacma bir soru olacak ama
ornegin biri ben kahve icecegim dedigi zaman beynimizdeki yansisi o kisinin kahve icecegi imgesimidir yoksa yani o kisinin elinde bir fincan kahve icerken olusan imgesimidir yoksa ne dedigini sadece imgelemeden soyut kavramlami analriz oyleyse kavram nedir imge degilmidir?

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP