BİLİMSEL DÜŞÜNME VE ARAŞTIRMA

Bilimsel düşünce nesnel gerçeğe yöneliktir. Nesnel gerçekten anlaşılması gereken şey İse; Nesnel gerçek düşüncede ya da kavramlarda değil, somut olarak varlığını belirtir. Bir durum, bir şey, bir nesne, bir nitelik olarak vardır. O halde nesnel gerçek, kavramın idealin olanağın, hayalin karşıtıdır Nesnel gerçek kişiye özgü bir duygu değildir. Kişinin dışında, kişinin iradesinden ve arzularından bağımsız olarak vardır, somut olarak vardır Nesnel gerçek, gözleme, aklın incelemesine ve eleştirisine daima açıktır. Sübjektif değil objektiftir.

Nesnel gerçek ile, «hakiki»yi, «hakikat»ı, yani «doğruyu» da birbirine karıştırmamak gerekir. Hakikat, hakiki, yani doğru, özne ile nesne arasındaki bir ilişkidir, Bilginin nesnel gerçeğe uygunluğudur. Nesnel gerçek ile onu ifade eden bilgiler arasında bir uygunluk var ise, hakikat, doğru, saptanmış olur. Hakikat, yani doğru; algılar, kavramlar, varsayımlar ve teoriler ise, düşüncenin karşısında olan, yani düşüncenin yöneldiği şeydir. Nesnel gerçek varlığın bir özelliğidir, varoluş biçimidir. Açıkça görüldüğü gibi, maddi ve nesnel varlık anlamına gelen gerçek yani nesnel gerçek ile, hakikat ya da doğru ayrı ayrı kategoriler ve niteliklerdir.

Bilgi objektif realiteyi insan bilincine doğru olarak ısıtan bir süreçtir. Bilimde gerçeğin bilinmesinin yöntemidir. Şu halde bilgi objektif bir gerçeği insan bilincine doğru olarak yansıttığı gibi, yanlış alarak ta yansıtabilir.

Nesnel gerçekler çeşitli çevrelerimizde yer alırlar. Örneğin : Doğa çevresinde bir varlık, bir olay olarak görülür. Kimyasal, fiziksel, biyolojik olaylar gibi, sosyal çevremizde ise, nesnel gerçekler çok çeşitli olup tarihi, toplumsal, ahlâki, hukuki, siyasi, eğitsel, yönetsel vb. olaylar. Psikolojik çevremizde ise, nesnel gerçekler, bir kavram, bir fikir, bir duygu, bir istek şeklinde sübjenin karşısına çıkarlar.

Zihin önce, karşısına çıkan bu nesnel gerçekleri gözleme tâbi tutar, onları çeşitli yönlerde algılamaya çalışır. Zihin algılama işleminden önce, ele aldığı nesne veya olayı gözlemler. Buna zorunludur. Çünkü gözlem esnasında nesne veya olayın birçok görünüm biçimleri ortaya çıkar. Öte yandan gözlem demek, çevremizdeki varlık ve olayların özel yönlerini görmek ve bulmak demektir. Onlara iyi bakmak, görülenler üzerimde düşünmek, onların ne olduklarını, neye yaradıklarını, neleri etkilediklerini, neye dönüştüklerini, oluşumlara nasıl geç tiklerini bulup ortaya koymaktır. Bu araştırmalarda, ayrımlara ve birleştirmelere dikkat edilerek olayların akışlarını gözlemek, onlar arasındaki karşılaştırmaları yerinde ve zamanında yapmak ve özel biçimlerini bulup ortaya çıkarmaktır.

Gözlem işleminden sonra elde edilen ön bilgilere dayalı olarak, nesnel gerçeği simgeleyen olaylar bir bütün olarak kavranılmaya çalışılır. Bu aşamada, çelişkileri yakalama, olaylar arasında ilişkiler kurma, bunları açıklama durumu önem kazanır. Burada önemli olan akıl yürütme yolu ile mantıksal çıkarımlar yapmaktır. Varsayımlar, teoriler kurarak olayları ve olaylar arasındaki İlişkileri anlamaya ve kavramaya çalışmaktır. Akıl yürütme yolu ile mantıksal çıkarımlar yapma faaliyeti sırasında tümdengelim yani genel ilkelerden özel durumlara varma gibi, düşünme biçimini de kullanılır. Bu arada gerek görüldüğü takdirde, genel ilkelere ulaşmada tümevarıma, olaylara dönmede tümdengelimci bir yol izlenir. îleri sürülmüş varsayımların ve teorilerin ışığı altında. olayların gözleminden genel ilkelere giden, genel ilkelerden tekrar olgulara dönen bu dinamik sürece akıl yürütme denilmektedir. Burada akıl yürütme yolu ile mantıksal çıkarımlar yapmanın tek amacı vardır, o da, olayları, olaysal ilişkileri açıklayıcı varsayımlar ve teoriler kurmaktır. Çünkü bu varsayım ve teoriler olaylar arasında ilişkiler kurar, olaylardaki temel çelişkileri belirlemeye çalışır.

Olaylardaki değişmeyi, değişmeye temel olan dinamikleri kavramak önemlidir. Değişmeleri belirleyen temel etkenleri, değişmelerin doğrultularını kavramak yine çok önemlidir. Tüm bunları varsayım ve teorilerle açıklayabiliriz. Varsayım ve teorilerin açıklama gücüne sahip olabilmeleri, olayların ve şeylerin sağlam bir şekilde gözlemi ve ölçülmesiyle mümkündür. Olaylar, tümevarımcı düşünce ile, ne kadar sağlıklı bir şekilde gözlenmiş, ölçülmüş ve sağlanmışsa onlara dayanılarak geliştirilen varsayım ve teorilerin açıklanma gücüde o kadar geçerlidir.

Bilimsel düşünme, var olan, fakat bilinmeyen bir düzeni ve ilişkileri bulup ortaya koymaya çalışır. Böylece bilimsel düşünme gerçeği bulmaya yönelik bir araştırma niteliğine sahiptir. Bilimsel düşünme, doğal olay ve olayları, davranışları ve bunlar arasındaki ilişkileri olduğu gibi göstermeğe çalışır. Bunları, yorumlayıp genellemeler ve sistemler içinde organize etmeye, nedenlerini belirtmeye ve gelecekte olacakları kestirmeyi ve çevreyi denetim altına almayı amaç edinir. Genelde, bilimsel düşünce, yaratıcı, sistemli ve problem çözmeğe yönelik düşünce olarak nitelendirir. Bilimsel düşünce akılcıdır; çünkü, gözlemler, olaylar ve ilişkiler akıl yoluyla analize, senteze, tanımlamaya, açıklamaya ve değerlendirmeye tabii tutmaktadır. Böylece, gözlem ve ölçmeler bilimsel düşünmenin ana koşullarıdır. Bilimsel düşünme, akıl yürütme, yani, tümevarım ve tümdengelim gibi yöntemlerle gerçeğe yaklaşır ve onu saptar. Kısaca diyebiliriz ki, araştırma kavramı bilimsel düşünmenin en önde gelen bir özelliğidir. Bu nedenle bilimsel düşünme her yönüyle ve sürekli olarak araştırmaya bağlıdır.

Aydınlanma :

Aydınlanmadan amaç, kişimin bilimsel düşünme eğitiminden geçerek, bilimsel düşünebilme gücüne sahip olmasıdır. Çağımızda bu tür kişilere aydın denir. Aydın kişi aynı zamanda bilinçli olan kimsedir. Yani bilimsel bilgileri sağlıklı bir şekilde öğrenen, onları özümleyen , kişiliğine sindiren, nesne ve olguları değerlendiren, gerçekleri görebilen ve bu yolda başkalarına yardımcı olan bir kimse çağdaş aydındır. Aydın kişi çevresini etkileyen, diğer İnsanların da kendisi gibi olmalarını isteyen, insanları seven, onların problemlerine, sorunlarına yardımcı olan kişidir.
Aydın olmak gerçekten bir erdemliktir. Çünkü erdem olmanın, erdemliğin özünü ,aynı zamanda aydın kişiler kavrayabilir. Bu nedenle aydınların bir toplumda ayrı bir yeri ve ayrı bir değeri vardır. Aydının konuşması içten gelir. Tutarlı ve samimidir, ileri görüşlüdür, gerçek sevgisine bilimsel görüşe bağlı, , hareket ve eylemlerinde daima yeniliğe yönelik olup, bulucu yeteneğe sahiptir. Aydın kişi yapıcı yaratıcı ve üretkendir.

Aydın kişi hoşgörülü olup, kendisine karşı yapılan eleştirileri serin kanlılıkla karşılayan ve bunları objektif olarak değerlendiren, başkalarının duygu ve düşüncelerine saygılı olan, acele hüküm ve kararlardan sakınan, somut düşüncelere, bağlı kişidir. Akıl ve bilincin aydınlığı içinde azim ve sebat, iradede sağlamlılık, hayatın iyi ve kötü yönlerini bilen bunları açıklayan fikir ve kurallara bağlı, davranışlarında daima ölçülü, kişiliğini her türlü yıkıcı etkenlerden koruyan, çevresine maddi ve manevi yönden yardımcı olmayı bilerek yerine getiren kimse aydın kişidir.

Bir toplumun temel gücü aydınlandır. Toplumları yabancı saldırılardan kurtaracak, tehlikelerden, türlü afetlerden koruyacak, her yönden yol gösterecek, ışık tutacak aydınlar kesimidir. Tarihte bu, hep böyle olmuştur, bundan sonra da hep böyle olacaktır. Bir toplumun varlık ve yaşamının garantisi aydınlardır. Bu nedenle aydınlar her zaman için saygı görmeğe, değerlendirmeğe hak kazanırlar. Böylece aydın kişi, toplumun duygusu, düşüncesi, bilinci, erdemi ve öncüsüdür. Eğer bir toplum çağdaş bilimsel eğitimden yoksun ise, çağdaş aydından da yoksun demektir. Çağdaş kültürden, çağdaş aydından yoksun olan uluslar, her türlü güvenceden yoksun olduğu gibi geleceği de karanlıktır. Tüm bunların, bilimsel düşünceye bağlı olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP