NESNEL METALLERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Melallerde Fiziksel Özellikler :

— Metalik parlaklık gösterirler,
— Isı ve elektriği iyi iletirler,
- Tel ve levha haline getirilebilirler,
— Ergime noktalan genellik yüksektir,
— Oda koşullarında buhar halinde bulunmazlar,
— Yoğunlukları oldukça yüksektir,
— Üzerlerime vurulduklarında müzikal sesler çıkarırlar.

Ametallerde Fiziksel Özelikler :

— Metalik parlaklık göstermezler,
— Isıyı ve elektriği kötü iletirler,
— Tel ve levha haline getirilmezler,
— Düşük ergime noktalarına sahiptirler,
— Genellikle oda koşullarında gaz halindedirler,
— Yoğunlukları düşüktür,
— Kırılgan olduklarından üzerlerine vurulduklarında müzikal sesler çıkarmazlar.

Nesnel Metallerin Kimyasal Özellikleri :

Metallerde Kimyasal Özellikler :

— En az bir oksidi bazik karakterdedir.
-- Seyreltik asitlerle tepkimeleri sonucunda (H2) açığa çıkar.
— Metal hidrürleri önemli değildir.
— Bileşiklerimde pozitif değerliklidirler, kendi aralarında bileşik yapamazlar.

Nesnelerin Yansıması :

Doğru - yanlış kavramları :

Ben, eğer taşı, taş; ağacı ağaç olarak algılarsam ve bu yolda düşünürsem, bu düşünme süreci doğrudur. Eğer, ağaç yerine taşı ve taş da ağaç olarak algılarsam, bu algılama yanlıştır. Eğer düşünce olayında bir yansıma konusuna ya da aslına uygunsa doğrudur, değilse yanlıştır. Örnekte belirtildiği gibi ağacı ağaç, taşı taş olarak algıladığım için, benim düşüncemdeki tasarımla, soyut ağaç kavramı, düşüncemin dışında bulunan gerçek somut olan ağaç birbiriyle uyumlu olduğu için doğrudur. O halde doğru, düşüncemin veya algıladığım simgelerin konusuna ya da aslına uygun olması demektir. Eğer bir algı, bir simge aslına uygun değilse yanlıştır. Bu iki nesne arasındaki ilişkilerin araştırılması üzerinde duracak olursak şunları görebiliriz : Acaba ağaçla taş arasında ortak bir ilişki var mıdır? Varsa bu ilişki ne olabilir? iki nesnenin ortak noktaları ise, her iki nesnenin somut yani maddi olmasıdır.

Farklı yönleri, taşın sadece inorganik yasalara bağlı olması, ağacın ise hem inorganik ve hem de canlı doğanın yani organik yasalara bağlı kalmasıdır. O halde taş nesnesini incelerken inorganik yasa ve süreçlerinden yararlandığını görür, ağaç nesnesini incelerken de bu minelerin ilke ve yasalardan yararlanması gerekmektedir.

Olaylar :

Olay, doğada ve evrende, var olan kendini ortaya koyan her şey birer olaydır. Olay demek, sözcüğün kendi anlamından da anlaşılacağı üzere, var olmak, meydana gelmek, varlığını soyut ve somut olarak göstermek veya belirtmek anlamına gelir. Olaylar, doğada ve evrende yaygın olup bir çok şeyi kapsamlarına alırlar. Örneğin : Güneşin parlaklığı, ağacın yeşilliği, çiçekler, kuşlar, bir yıldızda yer alan patlama, elektronların büyük bir hızla çekirdek çevresinde dönmesi, bedende meydana gelen haz ve elem gibi olgular ya da olaylar varlıklarını belirtirler.

Bilimsel düşünmede olay derken, olaydan anlaşılması gereken şey; olay ya da olgu, gözlem ve deney sonuçlan tarafından sağlanmış verilerdir. Olay gerçektir ve gerçekleşmiştir, imkân dahilinde değildir. Hayali olana karşıdır. O halde, olay evrende var olan, dolaylı ve dolaysız yollardan gözleme ve deneye konu olabilen herhangi bir oluşumdur. Gözleme ve deneye konu olabilen olaylar nesnel niteliktedir. Bilimsel düşünme ancak nesnel nitelikteki olaylarla ilgilenir.

Bilimsel düşünme nesnel gerçeğe yöneliktir. Tamamı doğrudan doğruya veya dolaysıyla gözlenebilir olaylara dayalı olarak çalışır. Doğada ve evrende tüm olayları meydana getiren madde ve hareket ikilisidir. Olayların özü ve kaynağı bu iki kavramdan doğar. Madde ve içeriğinde taşıdığı hareket birbirlerine bağlı olup bir bütün oluştururlar. Hareket ve maddeyi birbirinden ayırmak olanaksızdır. Bu nedenle nerede bir hareket varsa, orada kesimlikle madde vardır. Buna karşılık nerede madde varsa, orada hareket vardır. Bu durumu kimya biliminde atom ve molekül yapılarını incelediğimiz zaman açıkça görebiliriz. Maddeyi oluşturan atom ve molekül yapıları kendi içeriklerinde bir enerjiye sahip olup hareket halindedirler. Duruma fiziksel yönden bakacak olursak son bilimsel araştırmalara göre gerçekte atom, yoğunlaşmış bir enerjiden ibaret olduğu görülmektedir. Diğer yönden enerjinin özü ise madde ve harekete dayanmaktadır.

Olayları Bilmek :

İnsanın çevresi çeşitli ve sayısız olaylarla sarılıdır. Güncel hayat akışı içinde çok çeşitli olaylar, her an, olumlu veya olumsuz yönlerde kişileri etkiler. İnsanın bunların olumsuz etkilerinden kurtulmak için onları bilip anlamak zorundadır.

Olayları bize bilimler tanıtır. Olayların çokluğu ve çeşitlilikleri nedeniyle her bilim kendi alanına ait olayları inceler. Böylece olaylar sınıflarına ayrılarak kendi alanlarında yerlerini almışlardır. Örneğin: Doğa bilimleri, sosyal bilimler, teknik bilimler soyut bilimler gibi. Doğa bilimleri somut yani maddi nesneleri ele alırlar. Bunlar, kimya, fizik, biyoloji, jeoloji ve astronomi gibi. Ayrıca bu bilimlerin her biri kendi alanlında da birtakım dallara ayrılırlar. Tüm bu ayrımlar olaylara! çeşitli olmalarından ileri gelirler. Örneğin: Kaybettiğimiz bir kitap maddi bir nesnedir. Psikoloji yönünden bu olay bizi etkiler. Önce kitabın kayıp olmasından dolayı üzülürüz. Burada üzülme duygusal bir olay olması nedeniyle ruh bilimi yani psikoloji biliminin alanında yer alır. Bu bilim ise, bir doğa bilimidir. Önce kaybettiğimiz kitabı daha sonra bulduğumuzda bu kez de seviniriz. Bu da yani sevinme olayı da psikolojik bir olay olup, psikoloji biliminin alanına girer.

Sosyal bilimler alanında yer alan sosyal olaylar da oldukça karmaşıktır. Bu nedenle, sosyal alanlardaki olayların yarattığı sorun ve problemleri çözmek ve bunları bir sonuca bağlamak oldukça zordur. Tarih, coğrafya, toplumbilim, ekonomi, hukuk, ahlâk, eğitim, siyaset gibi sosyal bilimler de kendi alanlarına ait olan sosyal olayları inceler ve açıklar. Öte yandan sanat olayları da sosyal olayların kapsamına girerler. Örneğin : Resim, heykel, mimarlık, müzik, şiir ve edebiyat gibi sanatsal olaylar, yani estetiğe dayalı olaylar.

Öte yandan, mantık, matematik ve felsefe gibi bilgi alanları da soyut olayları inceler ve açıklarlar. Bir de doğa bilimlerinin iş alanlarına yansımalarından dolayı ortaya çıkan teknik bilimler ve bunların teknolojik yönleri vardır ki bunlar da tekniğe ve teknolojiye yani işe ve güce dayalı olayları inceler ve açıklarlar.

Bütün bunlar bize gösteriyor ki çevremizde yer alan ve bizleri güncel hayat akışı içinde olumlu ve olumsuz yönlerde etkileyen sınırsız olguları ya da olaylar vardır. Tüm hayatımız, bu çeşitli olaylarım başımıza açtığı ya da açacağı sorunları ve problemleri çözmekle geçer. Öte yandan bu olayların bilinip tanınması, onların gelecekteki biçim ve durumları, alacakları yönler, türetecekleri diğer olayları bilip anlamanın tek yeri insan zihnidir. Yani insan aklının düşünme alanıdır. Bunun dışında, olayları bilip anlamanın başka bir yolu yoktur. Bu nedenle insan aklı, bilinmezliklerle dolu olan hayatın karanlığında parlayan bir ışık gibidir. Eğer aklımız olmasaydı, insana layık olan bir yaşamdan söz edilemezdi. Nihayet akıl da, doğruyu yanlışı birbirinden ayıran bir yetenektir. Bu yeteneğin verimli ve olumlu çalışabilmesi için eğitim yoluyla gelişip oluşması gerekir. Herkeste akıl vardır, önemli olan aklın bilimsel yoldan eğitilmesidir. Akıl ya da zihin, bilimsel bilgilerle ve bir takım yöntemlerle eğitilerek ona, bilimsel düşünme gücü kazandırılır. Bu gücü kazanan akıl, çevremizdeki karmaşık olayların ve engellerin üstesinden gelerek kişiye doğru yolları gösterebilir. Bu nedenle ileri kültürlerin, çağdaş uygarlığın öncülüğünü yapan ve bu tür değerleri üreten, onları meydana getiren ve nihayet insanları bilinçlendiren, aklın bilimsel düşünebilme niteliğidir.

Doğal ve Sosyal Olaylar :

Sosyal olaylarda doğa bilimlerinde olduğu gibi, neden sonuç ilişkisi açık seçik değildir. Doğa bilimlerinde gözlem ve deney doğanın yasalarını kavramamızda rol oynar Sosyal bilimlerde ise, «Neden Sonuç ilişkisini biz zihinsel olarak kavrarız. Sosyal olay yinelenemediği için onu bir laboratuar konusu yapamayız. Her zihinsel işlevde, o olay üzerinde düşünen insanda az ya da çok bir iz kalır Bu nedenle sosyal bilimlerde, doğa bilimlerinde olduğu gibi, her zaman ve mekânda geçerli yasalar elde etmek olanak dışıdır. Sosyal olaylarda yasa yok, kuram (teori) vardır. İster Newton yasası deyiniz, ister yerçekimi. Bu doğa yasası Newton'un varlığını gerektirmez. Oysa sosyal olaylar dönüşsüz olduğu için, onları deneyin kontrolünden geçiremeyiz. Sosyal olaylardan elde edilen veriler kontrol edilemez. Bu nedenle kişinin gelişigüzel toplumsal olaylar üzerinde ahkâm kesmesine engel olmak zorlaşır. Bunun en ilkel ve belirgin biçim'i, «kanaat» dediğimiz düşünce tortularıdır. Her olay insanı bir takım saplantılara götürür. Saklantıların ilerisi gerisi .yoktur. Sosyal olaylar için her ne kadar diyalektik, metot, geçerli sonuçlar elde etmek için yararlı ise de, onun olaylara uygulanması hem zor hem tartışmalıdır. Her sosyal olayda,

a — Olan,
b-- Olması gereken,
c — Olması istenen,
d — Olması zorunlu olan, gibi dört ayrı tutum vardır.

Oysa doğa olaylarında sadece «olan» söz konusudur. Doğa yasalarında sebep sonuç arasındaki: zorunluluk bütün kişisel tutumları dışarıda bırakır. Sosyal olaylarda sebep-sonuç ilişkisi kişisel etkenlere bağlı olarak değişebilir, ya da çok karmaşık bir görünüme dönüşebilir. Bu yüzden sosyal olayların araştırılmasında ana metot olan diyalektik, yukarıda sözünü ettiğimiz «olması gereken», «olması istenen» gibi, iki yanlış ve nesnel olmayan tutum nedeni ile bulanır ve duruluğunu yitirir.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP