Toplumsal sözleşme, düzen ve ahlak

Aydın Ördek

Modern toplumsal düzenin neredeyse her konuda kesinlik peşinde olması, her türlü toplumsal ilişkinin temeline sözleşmeyi koyması nedeniyledir. Sağlam bir sözleşme, sözleşmenin düzenlediği ilişkinin taraflarıyla ilgili (elbette ilişkiyi angaje ettikleri ölçüde) öngörülemez hiçbir husus bırakmayanıdır. Her şey kesin olmak zorundadır. Açık ya da zımni, bir ilişki biçimi olarak sözleşmenin dayatıldığı her durumda, öngörülebilirlik anlamında kesinlik talep edilmektedir. Sözleşmenin egemen ilişki biçimi olduğu modern toplumlarda belirsizlik, öngörülemezlik insan varoluşundan elden geldiğince kovulmuştur. İnsan ilişkileri, davranışları, kesinliği temin eden modellerle, şemalarla belirlenir, kavranır olmuştur. Söz konusu modeller, şemalar insan için seçim sorununu ortadan kaldıran şartların birer dökümüdürler; bu şartlarla karşı karşıya kalan her iradenin kaçınılmaz olarak tercih edeceği patikalar böylece belirlenir. Bencillik, açgözlülük, yalancılık, vb. “işin doğası gereği”, kaçınılmaz olarak üstlenilen, meşru meziyetler olur. Sözleşme toplumunun kesinlik talebinin en önemli sonucu, bütün insan ilişkilerinin içine gömülü olduğu ahlakın belirsizlik, öngörülemezlik kaynağı denerek kötülenmesi, gözden düşürülmesi, tecrit edilmesidir. Oysa insanın hayatta kalmak için bir koyunu parçalamak zorunda olan bir kurttan farkı dünya tesis edici gücüdür. Kurdun dünyası koyunu parçalamak; kurt dünya tesis edemez. Sözleşme ile insanın başına getirilen de dünya tesis etme gücünün elinden alınmasıdır; kurda dönüştürülmesidir. Sonra ne olur? Sözleşme ile kurda dönüştürülüp dünya tesis etme gücü elinden alınan insan, kurt kabul edilip sözleşmeye mahkûm gösterilir. Modern toplumun ilk büyük yalanı böylece doğar! Bu büyük, kurucu yalanın üstesinden gelmek, üzerini açmak, esasen insanı insan kılan, onu hayatta kalma refleksiyle güneşe dönmek zorunda olan günebakan çiçeğinden farklı kılan, dünya tesis etme gücü olan ahlakı insan varoluşunun temelinde görmekle başlar.

Ahlak hakikaten de bunaltıcı, “Olmasa daha iyi olurdu” dedirtecek cinsten bir öngörülemezlik, muğlâklık barındırıyor. Diğer yandan her yerde hazır ve nazır. Üzerine bu kadar fazla nefret çekiyor olması, hep orada olduğunun açık bir göstergesi. Ahlaktan nefret ediyoruz ama ondan kaçamıyoruz da. Ahlak, yani dünya tesis etme gücü, tesis edilen dünyaya uygun olana iyi, olmayana kötü denmesine yol açar. Nefret ederiz çünkü tesis ettiğimiz dünyayı onaylamayan (bizim iyimize iyi demeyecek) iradelerin varlığı kaçınılmazdır. Bu, dünya tesis etmeye, yani ahlaka içkindir. Kaçamayız çünkü daima bir dünya içindeyizdir, dünya tesis ederken de: Varlığımız ahlaka gömülü. Nihayetinde, temelde ahlaki olan varoluşumuzun başlıca sorusu da neden şu değil de bu dünyayı tesis etmeyi tercih ettiğimiz olur. Her toplumsal düzen bu en temel soruya, gerilime verilmiş bir yanıttır. Pür sözleşmeyi referans aldıkları ölçüde modern toplumsal düzenler ahlakı, yani insanın dünya tesis etme gücünü, yani iradeyi askıya alırlar; insan gâh bir kurda gâh günebakan çiçeğine dönüşür. Ne yapıyorsa yapmaya mecbur olduğundan yapar olur: Babası olsa da fark etmez, mesele neyin iyi ya da kötü olduğu meselesi değildir artık. Ayakta kalmak için kimsenin gözünün yaşına bakılmaması gerekir. Hâlbuki hayatta kalmak arzusunun, irade dışı süreçlere dönüştürerek güya ahlak dışı kıldığı her şey, son kertede yaşamdan vazgeçme arzusu tarafından iradi alana çekilebileceği için iyi ve kötü tarafından çerçevelenmiştir. Yani bizim kesinlik, öngörülebilirlik için gayriahlâkî kabul ettiğimiz, iradelerimizin eseri olup iradelerimizi esir alan sözleşmeler ahlaki kabullere dayanırlar.

İnsan varoluşu iyi ve kötü tarafından böyle kuşatılmışken, ahlaktan bu beyhude kaçış neden? Kapitalizm nasıl olur da ahlaksızlık olabilir? Şüphesiz, kapitalizmin sözleşmelerle tesis edilen ahlaksızlığı (ahlak dışılığı), şizofreniktir; gerçek muamelesi gören bir vehim, kurucu bir yalandır. Kapitalizmde kölelik sözleşmeyle sağlanır. Temelinde meta mübadelesi vardır. Reel ya da hayali, ihtiyaçların çoğu, bütün toplumun dâhliyle alım-satıma konu edilmek üzere üretilirler. Alım-satım, yani meta mübadelesi, sürekli olarak yapılacaksa sözleşmeye dayanmak zorundadır. Taraflar değiş-tokuş edilenlerin değerleri konusunda birbirlerini kandırmadıkları sözünü veriyorlardır mübadele sırasında. Toplumsal yeniden üretimi sağlayan meta (değer) mübadelesinin öngörülebilir kılındığı sözleşme ise paradır. Para denen sözleşmeyle toplumsal yeniden üretim kendiliğinden, anonim, zorunlu süreçlerin eseri olarak görünür, paranın düzenlediği bütün toplumsal ilişkiler iyi ve kötünün ötesine taşınır. Para aynı zamanda temellük edilebilen bir sözleşme olduğundan sahibinin sözleşme yapma gücünü arttırır. Bu ölçüde de para sahibi kendi ahlakını, dünya tesis etme gücünü norm (yani hikmetinden sual edilmez iyi) olarak dayatma imkânına kavuşur. Para sahiplerinin milyonlarca insanın açlığına yol açması doğa yasasına dönüşüverir. Kitlelerin zehirli hava soluması, zehirli su ve gıda tüketmeleri sözleşmenin gereğidir, konut fazlasıyla evsizlik de öyle, gıda fazlasıyla açlık da. Bir hekim hastalarını, bir sözleşme toplumunda sözleşme gücünü soğurmak suretiyle köleleştiriyorsa yahut bir mühendis teknoloji devlerinin tekeline tevdi ettiği icadıyla diğerlerinin sözleşme gücünü soğuruyorsa, öyle olsun istediği için değil, sözleşme bunu gerektirdiğinden. Kimse kötülük peşinde değil, herkes sözleşmenin gereğini yerine getiriyordur.

İddia edildiğinin aksine modern toplumda sözleşmeyle tesis edilen devlet değildir. Devlet eski toplumdan kalmadır. Sözde, ahalinin güvenliği için, emeğine çöken bir çetedir. Modern toplumda esasen sorun edilen çetenin kim tarafından idare edileceğidir. Bugünlerde foyaları iyice ortaya çıktığından itibarları yerlerde sürünen siyasal partiler çetenin yönetici namzetleridir. Sözleşme toplumunun sözleşmelere taraf asıl unsurları ise şirketlerdir. Şirketler asıl faillerdir. Modern toplumun dayandığı temel sözleşme olan meta mübadelesi şirketler tarafından gerçekleştirilir. Şirketler, modern toplumun asli sözleşmesi olduğu kadar sözleşme yapma gücünü de temsil eden paranın başlıca sahipleridir. Kitlelerin soludukları havadan içtikleri suya kadar, sağlıklarından güvenliklerine kadar bütün hayatlarını belirleyen bu asıl failler, her işi kitlelerin dünya tesis etme gücünü, yani ahlakı gasp eden sözleşmelerle yürütürler. Dünya tesis etme gücünden, ahlaktan, yani iyi ve kötüyü belirleme gücünden feragat etmek, insanın siyasal kapasitesinden feragat etmesi anlamına gelir. Zira siyasal olan, çıkarın iyi ve kötü kıstasına dönüştürülmesi ediminde açığa çıkar. Modern toplumlarda şirketler, kitlelerin siyasal kapasitelerini sözleşmelerle gasp etmektedirler. Şirket çıkarı, sözleşmeler eliyle kendiliğinden süreçlerin eseriymişçesine toplum çıkarı olarak sunulur. İnsanların dünya tesis etme güçlerini (ahlakı) ellerinden alıp onları köleleştiren asıl olarak şirketlerdir. Durum bu merkezde olduğu için mevcut şirketlerin en olgunu olarak görülebilecek Apple’ın 250 milyar doları aşan nakit rezervi (sözleşme yapma ya da köleleştirme gücü) bulunmaktadır. Apple bu 250 milyar dolar ve kendisine tevdi edilen 1 trilyon dolara yaklaşan tasarruf sayesinde çıkarını iyi ve kötü kıstasına dönüştürüp kitleleri siyasal kapasitelerinden yoksun bırakabiliyor, kölelik yolunun göz kamaştırıcı taşlarını da böylece döşemiş oluyor. Yani kapitalist kölelikten özgürleşme, sözleşme toplumuna, onun asıl faili şirkete alternatif yaratmayı, şirketi asıl siyasal muarız kabul etmeyi gerektiriyor.


NOT: Yazının başlıgını ben degiştirdim, aslı: Modern zamanın asli siyasal aktörleri: Şirketler

Kaynak: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/09/26/modern-zamanin-asli-siyasal-aktorleri-sirketler/

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP