Georg LUKACS (1885 - 1971)


Hukuk felsefesi fakültesinde doktorasını yapmış olan Macar bilimsel maddeci filozof, estetikçi ve edebiyat kuramcısı Georg Lukacs, yaşamının birçok yılını yurt dışında geçirmiş, 1919'da geçici cumhuriyette öğretim sorumlusu olmuş, Macar devriminin yenilgiye uğramasından sonra Viyana'ya geçmiş, 1930-45 yılları arasında Moskova ve Berlin'de bulunmuş, faşizmin Macaristan'da yenilgiye uğramasından sonra yeniden Budapeşte'ye dönerek estetik ve kültür kuramı profesörü olmuş, 1956 yıllarında ise, bulunduğu kültür bakanlığı görevinden çekilmiştir.

Lukacs'in felsefi ve edebiyat eleştirel çalışmaları, 19. ve 20. yüzyılların birçok kuramsal kaynaklarına ve düşünce akımlarına dayanır. Daha, 1908'de, şair ve yazar Bela Balazs'la birlikte «Batı» adlı bir edebiyat dergisi çıkarmış olan Lukacs, Almanya'da ve Heidelberg'de kalışı sırasında Simmel'in felsefesiyle tanışmış, ondan oldukça etkilenerek gazeteciliğe başlamıştır. 18. yüzyıl ile 20. yüzyılın başları arasında dramın etnik ve ahlaksal gelişim olanaklarını ele alan ilk yapıtı, Modern Dramın Tarihsel Gelişmesi (1911), bu çağlarda dram yazarlığının, yazarın kendi ahlaksal sorumluluğuna bağlı olarak bir gelişim gösterdiği sonucuna varır. Bu yapıta koşut, öbür gençlik deneme yazıları ise Ruh ve Biçim ile Estetiksel Kültür (1913) başlıkları altında kitap olarak yayınlanmıştır. Novalis, Beer-Hoffmann ve Balazs'ın odak noktasını oluşturduğu bu deneme yazıları, trajik olan ile trajik yaşama ilişkin ahlaksal değerleri ele almaktaydı. Bu incelemelerde Kant'ın, yer yer de Fichte'nin güçlü etkileri görülür. Lukacs, bu felsefi görüşlerden Kierkegaard'çı düşüncenin çözümlenişine dönmüştür. Kendisi de, Kierkegaard gibi, trajik bir yaşam sürmeyi, insanı sonunda bu duruma götüren başlangıç noktası olarak görmekteydi. Lukacs, bu dönemde, Max Weber ile Ernst Bloch'la tanışarak dostluk kurmuştur.

Lukacs bu yıllarda, ilk kez «Estetik» yazmayı tasarlar. Bu tasarıya ilişkin olarak, ilk kez ölümünden sonra bulunan önerilerinin Kant-Fichte çizgisi izlediği görülür, bu önerilere göre, sanatçılar yapıtlarını ancak kendi içinde kapalı bir ethik doğrul-tusunda yaratacaklardır. Bu çalışmanın başlangıcını oluşturan özel bir bölüm olan Roman Kuramı (1916) ise, estetiksel sorunları Hegel'in felsefi konumu içinde ele alır. Bu yapıtın başlıca savı, 1. Dünya Savaşı'mn yol açmış olduğu «tam günahkârlık» durumundan (Fichte) çıkış yolunun aranmasıdır, Lukacs bu durumu Dostoyevski'nin roman tipleri ile Flaubert'in Gönül Ki Yetişmekte (Education Sentimentale) adlı roman anlayışında bulduğu inancındadır. Lukacs, Roman Kuramı üstüne çalışmaları sırasında Marx'la yoğun bir biçimde ilgilenir. Lukacs daha 1908'de Kapital'î okumuş ve Marx'ı «büyük bir düşünür, büyük bir diyalektikçi» olarak görmüş olmakla birlikte, kendi dünyagörüşü üstünde önemli bir iz bırakmadan kalmıştı. 1. Dünya Savaşı'nın çıkmasından sonra ise Lukacs ve Balazs, Mannheim, A. Hauser, Fogarası, Tolnay, Antal gibi düşünce yaşamının ilerici temsilcileriyle, edebiyat, felsefe ve dinin güncel sorunlarını tartışmaya başlamışlardı.

Lukacs'ın bilimsel maddeciliğe geçişi Macar devrimi sırasına rastlar. Geçici hükümetin kültür sorumlusu görevini yürütmesi yanısıra, siyasal sorumlu olarak karşı devrimci Romen birliklerine karşı cepheye de giden Lukacs, ödünsüz tutumu ve kazandığı entellektüel saygınlıkla kısa zamanda geçici hükümetin başlıca kişileri arasında yer alır. Burjuva-liberal bir düşünürlükten (eski felsefi görüşleri ile kuramsal tutumundan doğal olarak büsbütün kurtulamamış olmakla birlikte) toplumculuğa geçişinin bir anlatımına, devrim sırasında yazdığı Ethik ve Taktik'te (1919) rastlanır. Bu elkitapçığında, Lukacs, daha önce Kant ve Fichte'den etkilenmiş olduğu ethik görüşleri köktenleşmiş bir biçimde devrimci mücadeleye uygulamaya çalışır.

Geçici hükümetin yıkılmasından sonra Viyana'ya geçen Lukacs, burada Sınıf Bilinci ve Tarih (1923) adlı kitabını kaleme alır. Bu kitabında Lukacs daha önceki anlayışlarından ileriye doğru önemli bir adım atmış olmakla birlikte, Hegel'cileştirilmiş bir diyalektik ve maddecilik anlayışına bağlı kalır. Burada başlıca konu, «bilincin şeyleştirilmesi»dir; yani, Lukacs'a göre, insanların, başlıcalıkla da işçi sınıfının evrensel meta bağıntıları içinde bir metaya dönüşerek şeyleşmeleri, ancak tarihsel gelişimin kendi içindeki önemli yöneliminin bilincine varılmasıyla aşılabilir. Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları ile tanışması sonunda, Lukacs, Sınıf Bilinci ve Tarih'e ilişkin özeleştirel bir tavır alarak, bu yapıttaki başlıca yanlışlığın, o zamanlar için, nesneleştirme kategorisi ile şeyleşme kategorisi arasındaki ayrımı bilemediğinden ileri geldiğini söyler.

Bu kavramların aynı kefeye konuşu, nesnel olarak varolan ne varsa tümünün şeyleşme içine alınışı, Lukacs'ın işçi sınıfının gerçek rolünü ve gelişmesini ortaya koymasını önlemişti. Lukacs, bu yazısında, «şeyleşme»nin yanısıra, bütünselliği de bilimsel maddeciliğin başlıca bir kategorisi olarak ele almış, parça ile bütün arasındaki somut ilişkilerin çözümlenişini yapa-rak, daha sonra kendi ortaya koyduğu edebiyat kuramına olumlu olarak girecek bilgileri elde etmiştir.

1928'de ise Lucask, Macaristan'daki siyasal ve iktisadi durum ile bu yolda partîye düşen görevlere ilişkin tezler üstünde çalışmıştır; Landler'in kuramsal ve siyasal anlayışıyla yakından bağıntısı olan bu tezlerde, Lukacs'ın daha önceki sol radikal bakış açısını bıraktığı görülür. Dogmatik güçsüzlüklerine karşın, bu program, halk cephesi siyasetinin taktik ve stratejinde ileri bir adımı oluşturur. Lukacs, 1930'da Moskova'da Sovyet edebiyatının gelişimine ilişkin kuramsal sorunlarla bir yıl uğraşmıştır; Lifschiz'le dostluğu ve işbirliği bu zamanlarda başlar. Berlin'e döndükten sonra, Lukacs, Brecht'le çatışmaya girmiştir. Avangartçılığın dışlanışından, esinlenen temizlik mi," Yantutarlılık mı?» yazısını kaleme almış (1932), burada, tezlilîği, öznel, sanatsal olarak, sürdürülen iyi niyetlilik olarak nitelerken, yan-tutarlılığı, gerçekliğin hareket yasalarıyla bağlantısı olan sanatsal konum alma olarak nitelendirmiştir. Faşist diktatörlüğün kurulmasından sonra ise yeniden Moskova'ya dönerek burada «Eleştiri Edebiyatı» dergisi ile «Sovyet Ansiklopedisi»nde çalışmıştır. Lukacs, bu dönemde, bilimsel maddeciliğin klasiklerinin estetiksel görüşlerini derinden çözümlemiş; bu bağlamda, yoğun bütünselliğe yaklaşım olarak estetiksel yansıtmanın kendine özgülüğünü, (kendi anlayışı içinde) yaygın bütünselliğe bir yaklaşım olan bilimsel yansıtmanın karşısına koymuştur. Edebiyat tartışmaları yanısıra, 1948'de yayınladığı Hegel monografisi üstünde de çalışmalar yaparak, bu doğrultuda, Nietzsche ile öbür burjuva ideologların yapıtlarına ilişkin olarak, faşizmin kuramsal ve ideolojik temellerini çözümlemiştir. Bu dönemde Lukacs, ayrıca, Alman klasiklerine, özellikle de Goethe, Sebiller, Kleist, Holderlein ile çağdaş ilerici burjuva yazarlara ilişkin edebi miras sorunlarını kuramsal olarak derinlemesine ele almıştı.

Lukacs, 1945'te Macaristan'a dönerek, daha önceden başlamış olduğu çalışmalara burada devam etmiştir; Macar edebiyatına ilişkin yeni sorunları incel'eyişi bu yaratım dönemine rastlar. Daha sonra da, Şolohkov, Fadeyev, Makarenko gibi Sovyet edebiyatının önde gelen yazarlarının yapıtlarına ilişkin çözümlemeler yapmıştır. 1954'de ise, faşizm ile akıldışıcılığın öntarihine, tarihsel ve kuramsal kaynaklarına inen «Aklın İmhası» adlı yazısını tamamlamış, 1954'te de Estetîksel-Olanın Kendine Özgülüğü adli çalışmasına başlamış ve karşı-devrimci olaylara karşın bu çalışmasını kesintisiz olarak 1957'ye kadar sürdürmüştür. Daha önce üç cilt olarak tasarlanan bu yapıtın ne yazık ki yalnızca ilk cildi ortaya çıkmıştır. Lukacs, burada, estetiksel olana ilişkin sorunları tartışmakta, günlük yaşamdaki bilme alanlarının çelişikliğinden yola çıkarak, estetiksel-olanı ilkel toplumlardan bu yana çıkarsayarak getirmekte çelişkili-özne-nesne ilişkisinin tanıklığı içinde, estetiksel olanın nasıl dünya gerçekliğinin kendi bilinçli imgesi haline geleceğini göstermektedir (Katharsis kuramı). Lukacs Katharsis'ı, insan varlığının ahlaksal anlatımı olarak görür.

Lukacs'ın yapıtları, bilimsel maddeciliğin belli bir gelişim dönemine karşılık verir. Birçok görüşleriyle düşünceleri üstünde sert tartışmalar yapılmış olmakla birlikte Lukacs, yaşamının sonuna kadar, bilimsel dünyagörüşüne bağlı olarak kalmıştır.

1 Yorum

Adsız
3 Eylül 2008 14:52  

site güzel ve bir ihtiyacı karşıladığına hiç kuşku yok ama bir de yazım hataları giderilirse daha da iyi olur. dil ve felsefe birbirleriyle korelasyon içindedir dolayısıyla felsefi kaygıları olan kişilerin kullandıkları dile de azami dikkat göstermeleri gerekir. örneğin Lukacs ile ilgili bu yazıda bir kaç defa "burda" ifadesi geçiyor. "Burda" bir dergi adıdır hem de felsefe ile hiç ilgisi olmayan bir dergi. bu ifadenin "burada" diye düzeltilmesi gerekir, ilgililere duyurulur.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP