Zenci Sorunu

Albert EİNSTEİN

Amerika'da, on yılı aşkın bir süredir aranızda yaşayan bir kimse olarak yazıyorum. Şakası olmayan bir sorun üstüne dikkatinizi çekmek niyetindeyim. Bir çok okuyucular: «Yalnız bizleri ilgilendiren ve memleketimize yeni gelmiş bir adamın dokunmaması gereken konular üstünde söz söylemeye ne hakkı var?» diye sorabilirler kendi kendilerine.

Böyle bir görüşün haklı olabileceğini sanmıyorum. Belli bir ülkede büyüyen bir kimse bir çok şeye olağan göğüyle bakar. Oysa, hu ülkeye olgun yaşta gelmiş bir kimse özel ve karakteristik olan şeylere keskin bir gözle bakabilir. Bence, bu kimse görüp duyduklarını serbestçe dile getirmelidir. Çünkü, böyle davranmakla yararlı olabilir belki.

Yeni gelen birisinin bu memlekete çar-çabuk, bağlanması halkta rastlanan demokrasi havasındandır. Ben burada, bu memleketin -büyük ölçüde hayranlığımızı hakketmesine rağmen demokrasinin politik yapısından çok, kişiler arasındaki ilişkileri ve bunların birbirlerine karşı tutumlarını düşünüyorum.

Birleşik Amerika'da, herkes kendi kişisel değerine inanmaktadır. Hiç kimse bir başka kişinin ya da sınıfın karşısında küçülmez. Büyük zenginlik farkları, hattâ küçük bir azınlığın üstün gücü bile kişilerin kendilerine olan bu gürbüz güvenini ve benzerlerinin ouruna karşı duyduğu tabii saygıyı sarsamaz.

Bununla beraber, Amerikalıların toplumsal görüşünde karanlık bir nokta var. Eşitlik duyguları ve insan onuruna olan saygıları, özel olarak beyaz renkli insanlarla sınırlanmıştır. Bu sonuncuların bazılarına karşı bir takım ön yargıları bile var. Bir yahudi olarak bunların tamamiyle farkındayım. Ama, bunlar «beyaz» ların kara renkli kendi yurttaşlarına, özellikle Zencilere karşı olan tutumları yanında önemsiz kalmaktadır. Kendimi bir Amerikalı saydığım ölçüde bu durum üzüntümü arttırıyor. Düşüncemi apaçık söyleyerek suç ortaklığı duygusundan kurtulabilirim ancak. Bir çok temiz yürekli kimseler bana şöyle cevap veriyorlar: «Bizim Zencilere karşı olan tutumumuz, bu insanlarla aynı memlekette yan yana yaşıyarak edindiğimiz bir takım kötü deneylerin sonucudur.»

Şuna kesin olarak inanıyorum ki, böyle düşünen herhangi bir kimse uğursuz ve yanlış bir düşünüşün kurbanı olmaktadır. Atalarınız bu siyah insanları yerlerinden zorla sürükleyip getirmişler buraya; beyaz insan zenginlik ve rahat bir hayat peşinde koşarken, onları gözlerinin yaşma bakmadan ezmiş, sömürmüş, köle durumuna düşürmüştür. Zencilere karşı bugünün ön yargısı, bu yakışıksız durumu sürdürme isteğinin bir sonucudur.

Eski Yunanlıların da köleleri vardı. Bunlar Zenci değil, savaşta esir edilen beyaz insanlardı. O zamanlar, ırk ayrımı diye bir şey söz konusu olamazdı. Bununla beraber, Yunan filozoflarının en büyüklerinden biri olan Aristoteles, kölelerin aşağı yaratıklar olduğunu, haklı olarak boyunduruk altına alınıp özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını soyluyor. Onun da geleneksel ön yargılar ağına düştüğü, olağanüstü zekâsına rağmen, bu ağdan kurtulamadığı açıkça meydandadır.

Olup bitenlere karşı tutumumuz, büyük ölçüde, daha çocukken çevremizden, bilinçsiz olarak, kaptığımız düşünceler ve duygularla koşullanmıştır. Başka deyimle, soydan geçen yetiler ve özellikler yanında bizi biz yapan gelenektir.Bilinçli düşüncemizin, davranışımız ve inançlarımız üzerindeki etkisinin, geleneğin güçlü etkisi yanında, ne denli güçsüz olduğunu binde bir fark ederiz.

Geleneği hor görmek saçma olur elbet, ama insanlar arasındaki ilişkilerin daha iyi olması isteniyorsa, insan aklının ve bilincinin gelişmesiyle birlikte, geleneği kontrol etmeğe başlamamız gerekir. Gelenekte hayatımıza ve onurumuza zarar veren şeyleri düzeltmeye ve yaşayışımızı ona göre biçimlendirmeye çalışmalıyız.

Öyle sanıyorum ki, konuyu dürüstçe derinleştiren herhangi bir kimse, Zencilere karşı beslenen o geleneksel ön yargının ne denli yakışıksız ve alçaltıcı olduğunu çarçabuk kabul eder.Ama iyi niyet sahibi insan bu kökleşmiş ön yargıyla savaşmak için ne yapabilir? Sözüyle ye davranışıyla örnek olmak cesaretini göstermeli ve çocuklarının bu ırk ayrımının etkisi altında kalmamalarına dikkat etmelidir.

Bu kökleşmiş hastalığı çarçabuk önlemenin bir yolu olabileceğini sanmıyorum. Ama bu amaca ulaşıncaya kadar, dürüst ve iyi niyetli bir insan için, bütün çabasını iyi bir dâvanın hizmetine koymasından daha büyük bir mutluluk düşünülemez.

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP