Hümanist Sosyalizm

Erich Fromm

Kapitalizmin, komünizmin ve hümanist sosyalizmin genel bir analizine dayanan sosyalist bir hareket programı, üç aşama üzerine inşa edilmelidir: Bir sosyalist parti fikrinin temelinde yatan ilkeler nelerdir? Bu sosyalistlerin gerçekleştirmeye çalıştıkları hümanist sosyalizm fikrinin uzun dönemdeki hedefleri ne olabilir? Henüz uzun vadedeki hedeflere varılamadığına göre, söz konusu sosyalistlerin çaba göstermek zorunda oldukları acil ve kısa dönemdeki hedefler neler olmalıdır?
Hümanist sosyalizm fikrinin temelini oluşturan ilkeler nelerdir? Her sosyal ve ekonomik sistem, eşya ve kurumlar arasındaki ilişkiler ağının oluşturduğu belli bir sistem olmanın yanı sıra, insanlann kendi aralarındaki ilişkilerle oluşturdukları bir bütündür. Bu nedenle sosyalizmin bütün kavram ve pratikleri, insanlar arasında nasıl bir ilişkiler ağı yaratacağı açısından incelenmelidir.

Her türlü sosyal ve ekonomik düzenlemelerin en üst kıstası, insan olmalıdır. Bu açıdan, bir toplumun hedefi, insanların sahip oldukları yetenek, akıl, sevgi ve yaratıcılıklarını tam olarak geliştirebilme imkânlarını yaratmak olmalıdır. Bütün sosyal düzenlemeler, insanların yabancılaşmışlığını ve kötürümlüğünü aşacak her türlü tedbiri almalı ve insanları gerçek özgürlük ve bireyselliğe ulaştırabilmelidir. Sosyalizmin ana hedefi, bütün insanların gelişimini destekleyecek temel şart olarak, her bireyin mutlak gelişimini sağlayan bir sistem yaratmaktır.

Sosyalizmin en yüce ilkesi; insanın eşyadan, hayatın mülkten ve emeğin sermayeden önce gelmesidir. Gücün, mülkiyetten değil yaratıcılıktan kaynaklanmasıdır. İnsanın, gelişmelerin denetiminde değil, gelişmelerin insanların denetimi altında olmasıdır.

İnsanlar arasındaki ilişkide, her birey kendi başına bir amaç olmalı, hiç kimse başka birisinin amaçlarına araç olmamalıdır. Bu ilkeden hareketle, belirli bir sermayeye sahip olunsa bile, kimsenin kişisel olarak başka birine kölemsi biçimde bağımlı olmasına izin verilemez.

Hümanist sosyalizm, insanoğlunun birliği temeline ve bütün insanların dayanışması inancına dayanmaktadır. Devlet, ulus veya sınıfsal tapınmaya karşı mücadele eder. İnsanların sadık olacakları en üstün şey, insan türü ve hümanizmin ahlâkî ilkeleri olmalıdır. En önemli amaç, Batı medeniyetinin aslen dayandığı fikir ve değerlerin yeniden canlandırılmasıdır.

Hümanist sosyalizm, her ne şekilde olursa olsun, savaş ve şiddete tümüyle karşıdır. Siyasal ve toplumsal sorunları şiddet ve güç kullanarak çözme girişimlerini hem boş bir çaba, hem de ahlâksızlık ve insanlık düşmanlığı olarak değerlendirir. Bu nedenle güvenliğin silâhlarla sağlanacağını savunan bütün politikalara uzlaşmasız biçimde karşıdır. Barışı, yalnızca savaşın olmaması durumu olarak değil, bütün insanların ortak bir erdem yönünde özgürce işbirliği yapabildikleri ve insanlar arasındaki ilişkinin olumluluk ve uyum gösterdiği bir durum olarak görmektedir.

Bu sosyalist ilkeler, toplumun her üyesinin ülkedeki öteki insanlar için de sorumluluk duygusuna sahip olmalarının ötesinde, dünyadaki bütün insanlar için aym sorumluluğu paylaşmalarını öngörmektedir. İnsanların üçte ikisinin acıklı bir yoksulluk içinde yaşamasına izin veren adaletsizliğe bir son vermek için, zengin ülkeler tarafından, şimdiye kadar gösterilenden çok daha bü¬yük bir çaba gösterilmeli ve az gelişmiş ülkelerin insanî değerlere uygun bir ekonomik düzeye ulaşmaları sağlanmalıdır.

Hümanist sosyalizm, özgürlükten yanadır. Korkudan, endişeden, tahakkümden ve şiddetten uzak kalmayı savunmaktadır. Özgürlük, yalnızca bir şey yapmama özgürlüğü değildir. Özgürlük, aynı zamanda bir şeyi yapabilme özgürlüğüdür. (Kişinin, kendini ilgilendiren bütün kararlara sorumlu olarak faal bir biçimde katılmasının sağlanması ve her bireye insanî potansiyellerini mümkün olan en ileri düzeyde geliştirebilme imkânının tanınması gibi.)

Üretim ve tüketim, insanlığın gelişmesine yönelik olmalıdır. Bunun tersi kabul edilemez. Her türlü üretim, bazı kişiler veya işletmeler için sağlayacağı maddî kazanca göre değil, belirli bir sosyal yararlılık ilkesine göre yönlendirilmelidir. Eğer daha fazla üretim ile daha çok özgürlük ve daha çok insanî gelişme arasında bir seçime gidilecekse, insanî değerler yeğlenmelidir.

Sosyalist sanayî düşüncesinde hedef, en yüksek ekonomik üretkenliğe ulaşmak değil, en yüksek insanî üretkenliği sağlamaktır. Bunun anlamı, insanların çalışma ve boş zaman şeklinde harcadıkları enerjilerinin büyük bir kısmının, kendileri için anlamlı ve ilginç olmasıdır. İnsanlar, enerjilerini, bütün insanî yeteneklerini (zihinsel olduğu kadar, duygusal veya sanatsal olanlarını da) canlandıracak ve geliştirecek biçimde harcamalıdırlar.

İnsanlığa yaraşır bir biçimde yaşayabilmek için, bazı temel maddî ihtiyaçlar tatmin edilmelidir. Ama tüketimin, kendi başına bir amaç haline gelmesine izin verilmemelidir. Maddî ihtiyaçları kâr etmek amacıyla yapay olarak uyandırmaya çalışan bütün çabalar önlenmelidir. Sadece tüketmiş olmak için yapılan tüketim, hem maddî kaynakların boşa gitmesine yol açmakta, hem de insanın olgunlaşması açısından yıkıcı sonuçlara neden olmaktadır.

Hümanist (yani, insanı asıl ve temel hedef olarak kabul eden) sosyalizm, sermayenin insana değil, insanın sermayeye hükmettiği bir sistemdir. Bu sistemde, insanlar mümkün olduğu ölçüde dışsal şartlara hükmedecekler ve böylece dışsal şartların insanları kendi tahakkümleri altına almaları önlenecektir. Yine bu sistemde, toplumun üyeleri, neleri üreteceklerini birlikte plânlayacaklardır. Üretimin, herhangi bir kişiliğe sahip olmayan ve sadece en yüksek kâr peşinde koşan piyasa ve sermaye kanunlarına göre düzenlenmesine izin verilmeyecektir.

Hümanist sosyalizm, demokratik sürecin siyasetin ötesine taşınarak ekonomik alanda da uygulanmasıdır. Hümanist sosyalizm, siyasî olduğu kadar endüstriyel bir demokrasidir. Böyle gelişen bir süreç, siyasî demokrasi kavramının asıl anlamına kavuşması demektir ve bilgili vatandaşların, kendileriyle ilgili bütün kararlara gerçek biçimde katılmaları ile oluşur.

Demokrasinin ekonomik alana doğru genişletilmesi, bu alandaki katılımcıların (işçilerin, mühendislerin, yöneticilerin, vs.) bütün ekonomik faaliyetleri demokratik bir biçimde kontrol etmeleri anlamına gelir. Hümanist sosyalizm, yâlnızca işletmelerin hukukî sahipleriyle değil, büyük ve güçlü işletmelerin toplumsal kontrolüyle de ilgilenmektedir. Sermayenin karcı çıkarlarını temsil eden bürokratik yöneticiler tarafından yapılan sorumsuz kontroller yerine, üretenler ve tüketenlerin denetiminde bulunan ve bunlar adına faaliyet gösteren bir yönetim daha iyi olacaktır.

Hümanist sosyalizmin bu hedeflerine ulaşmak için, merkezîyetçilikten mümkün olduğu kadar vazgeçilmesi gerekir. Ancak bu durum, endüstriyel toplumun uyumlu olarak çalışabilmesi için gereken asgarî bir merkezîlikle paralel gitmelidir. Merkezî devletin işlevi asgarîye indirilmeli, toplumsal hayatın temel mekanizmasını birbirleriyle serbestçe işbirliği yapan vatandaşların gönüllü faaliyetleri oluşturmalıdır.

Hümanist sosyalizmin temel ve genel hedefleri, dünyadaki bütün devletler için aynı olsa bile, her ülke kendine özgü hedefleri, geleneklerini ve mevcut durumunu göz önünde bulundurarak tanımlamalı ve bu hedeflere ulaşmak üzere kendine ait yöntemleri geliştirmelidir. Sosyalist devletlerin karşılıklı dayanışması, bir ülkenin başka bir ülkeye kendi yöntemlerini empoze etmeyeceği bir şekilde düzenlenmelidir. Aynı noktadan hareketle, sosyalist fikir babalarının eserleri, kutsal kitaplar haline getirilmemeli ve başkaları üzerinde tahakkümde bulunmak için bir araç olarak kullanılmamalıdır. Ancak bu eserlerde ortak biçimde bulunan sosyalizm ruhu, sosyalistlerin gönüllerinde yer edip, kendi düşüncelerine rehberlik etmelidir.

Hümanist sosyalizm, akılla uyumlu şartlar altında, insan doğasının kendiliğinden ve mantıkî biçimde varacağı bir sonuçtur. Kökleri insanlığın hümanist geleneklerinde yatan ve endüstri toplumunda uygulanmaya çalışılan demokrasinin gerçekleştirilmesidir. Fiziksel şiddete veya insanları uyuşturan (ve idrak edilmeden faaliyete zorlayan) telkinlere benzer hiçbir güce dayanmadan çalışan bir toplum düzenidir. Bu sistemi gerçekleştirebilmek için, insanların akıllarına ve daha insanî, daha anlamlı ve daha gönençli bir hayat yaşayabilme arzularına hitap etmekten başka bir çare yoktur. Bu sistem, insanlığın gerçekten insanî olan bir dünya yaratma becerisine sahip olduğuna duyulan inanca dayanmaktadır. Böyle bir dünyada oluşturulan toplumlarda, hayatın zenginliği ve bireylerin gelişimi en önemli konudur. Ekonomi ise, insanlara daha dolu bir yaşam sağlamak üzere esas rolüne ve görevine indirgenmiş bulunmaktadır.

Hümanist sosyalizmin hedefleri tartışılırken, merkezî devlet faaliyeti en aza indirildikten sonra, üyelerinin serbestçe işbirliğine dayanan bu toplumun nihaî sosyalist hedefi ile bu nihaî hedefe ulaşmadan önce varılması gereken orta ve uzun vadeli hedefler arasında bir ayrıma gitmekte yarar vardır. Mevcut merkezciliği kaldırmış devletin tümüyle merkezî bir toplum şekline dönüştürülmesi, ancak bir geçiş döneminden sonra mümkündür. Bu geçiş döneminde, bir ölçüye kadar merkezî bir plânlama ve devlet müdahalesinin muhtemel olumsuzluklarını (büyüyen bir bürokrasi, bireyselliğin zayıflaması, kişisel inisiyatifin azalması gibi) önlemek için şunların yapılması gerekmektedir:

a) Devlet, vatandaş tarafından etkin biçimde kontrol edilmeli;
b) Büyük işletmelerin toplumsal ve siyasal gücü kırılmalı;
c) Üretimde, ticarette, yerel sosyal ve kültürel faaliyetlerde her türlü merkezciliği kaldırmaya yönelik olarak çalışan gönüllü birlikler destekenmelidir.

Nihaî sosyalist hedeflerle ilgili somut ve ayrıntılı plânlar hazırlamak şu anda mümkün olmasa bile, sosyalist bir toplum için tutulacak orta ve uzun vadeli hedefler hakkında, bazı genel görüşler aktarmak mümkündür. Bu hedefler orta ve uzun vadeli ol¬sa bile, daha kesin ve ayrıntılı açıklamalar yapabilmek için, yıllar süren araştırmalara ve deneylere ihtiyaç olacaktır. Bu deneyler için ayrıca, bir ülkenin en iyi beyinleri ve gönülleri seçilmelidir.

Sosyalizmin temel ilkesinin hukukî mülkiyet değil, toplumsal denetim olduğunu göz önünde bulundurursak, hümanist sosyalizmin ilk hedefi, bütün büyük işletmeleri kökten değiştirmek, yöneticileri çalışanların (işçiler, memurlar, mühendisler) seçmesini sağlamak ve sendikalarla tüketici temsilcilerini de bu yeni oluşuma dahil etmektir diyebiliriz. Bu gruplar, her büyük işletmenin en üst otoritesini temsil edecekler, üretim, fıyatlandırma ve kârın kullanımı gibi genel konularda karar vereceklerdir. Hissedarlar, sundukları sermayeleri için uygun bir karşılık almaya devam edecekler, ancak kontrol ve idare yetkisine sahip olmayacaklardır.

Bir işletmenin özerkliği, merkezî bir plânlamayla sınırlandırılacak, böylece üretimin sosyal amaçlar doğrultusunda gerçekleşmesi sağlanacaktır.Küçük işletmelerin, işbirliği temeline göre çalışmaları uygun olacaktır. Böyle bir işbirliği, uygun vergilendirme yardımı ve diğer yöntemlerle desteklenmelidir. İşletmeler, işbirliği yapmadıkları takdirde bile işletmenin çalışanları, kârı şirket sahibiyle paylaşacak ve ortak karar alacaklardır.

Petrol, bankacılık, televizyon, radyo, ilâç sanayii ve taşımacılık gibi belirli bazı sanayî kolları, bütün toplum için büyük bir önem taşıdığından kamulaştırılmalıdır. Ancak kamulaştırılan bu sanayi kollarının yönetimi; çalışanlar, sendikalar ve tüketiciler tarafından yukandaki ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmelidir.

Toplum tarafından ihtiyacı duyulan, ancak mevcut üretimle bu ihtiyacın karşılanamaması durumunda, bu açığa kapatacak olan yeni işletmeler, kamu tarafından kurulmalı ve finanse edilmelidir. Öte yandan bireyler, korkudan ve diğer insanların boyunduruğuna girmekten korunmalıdır. Bu hedefi gerçekleştirebilmek için toplum, herkes için gıda, konut ve giysi gibi temel maddî ihtiyaçları ücretsiz olarak sağlamalıdır. Daha çok maddî konfor isteyen herkes, bunun için, çalışmak zorundadır. Fakat hayatın temel maddî gerekleri garanti edildiği için, hiç kimse başka bir kimse üzerinde maddî temele dayanan doğrudan veya dolaylı bir güç uygulayamaz hale gelmelidir.

Sosyalizm, tüketim malları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmaz. Aynı şekilde, bütün gelirlerin aynı düzeyde olmasını sağlama amacını da gütmez. Hümanist sosyalizme göre gelir, gösterilen çaba ve sahip olunan yeteneğe göre olmalıdır. Ancak gelirler arasındaki farklılık, insanların hayat tarzlarının birbirlerinden yabancılaşmasına yol açacak uçurumlar yaratmamalıdır.

Siyasî demokrasiyle ilgili ilkeler, yirminci yüzyıl gerçeğine uyacak bir biçimde uygulanmalıdır. İletişimin ve bilgisayar tekniğinin çok gelişmiş olduğu göz Önünde bulundurulursa, çağdaş kitle toplumlarında eski şehir toplantılarını yeniden canlandırmak bile mümkün olabilir. Böyle bir organizasyonda yüzbinlerce küçük "çalışma grupları" (face-to-face groups; kleine Gruppen), iş yeri veya ikâmet yeri ilkesine göre düzenlenerek kurulabilir. Böyle bir organizasyon, yeni bir tür Avam Kamarası oluşturur ve merkezî biçimde seçilmiş bir parlamentoyla birlikte karar alma sürecini paylaşır. Merkezcilikten yerelciliğe geçişi sağlayabilmek için, en önemli kararları küçük yerel bölgelerdeki kişilerin alması gerekir. Bu küçük yerel bölgeler, toplumdaki hayatın düzenlenmesiyle ilgili temel ilkelere bağlı kalmalıdırlar. Böyle bir organizasyon içinde hangi gerçekçi biçim geliştirilirse geliştirilsin, buradaki en önemli ilke, söz konusu demokratik süreci, bilgilendirilmiş ve sorumluluk taşıyan vatandaşların (hipnotize edici kitlesel telkin yöntemleriyle kontrol altında tutulan otomatlaştırılmış kitle insanının değil) kendi iradelerini dışa vurdukları bir sürece dönüştürmektir.

Bürokrasinin egemenliği, yalnızca siyasî karar alma sürecinde değil, aynı zamanda bütün kararlar ve uygulamalar alanında da ortadan kaldırılmalıdır. Özgürlük, ancak bu şekilde sağlanır. Yukarıdan aşağıya doğru inen bazı kararlar dışında, hayatın bütün aşamalarındaki faaliyetlerin zeminden gelmesi desteklenmeli, böylece birçok kararın temelden tepeye doğru ilerlemesi sağlanmalıdır. Sendika çatısı altında örgütlenmiş işçiler, tüketici gruplarında örgütlenmiş tüketiciler ve yukarıda sözünü ettiğimiz siyasî çalışma gruplarında örgütlenmiş vatandaşlar, merkezî otoritelerle sürekli bir iletişim içinde bulunmalıdırlar. Bu iletişim; yeni kararlar, kanunlar ve kararnameler önerebilecek bir şekilde olmalıdır. Seçilmiş halk temsilcileri sürekli bir halk gözetimi altında bulunmalı, gerekli görüldüğü takdirde ve istendiği anda değiştirilmelidir.

En temel ilkesinden hareketle, sosyalizmin başka bir hedefi de, ulusal egemenliğin ve her türlü askeri gücün kaldırılmasıdır. Bunun yerine bir Uluslar Topluluğu (Commonwealth of Nations) kurulmalıdır.

Eğitim alanındaki en önemli hedef, bireylerin eleştirel güç ve yeteneklerini geliştiren ve benliklerinin yaratıcı yönlerini ortaya koyan bir eğitim sağlayabilmektir. Başka bir deyişle hedef, manipulasyona karşı bağışıklı olan ve başkalannın zevkine ve kazancına hizmet edecek telkinlere boyun eğmeyen özgür insanları yetiştirmektir. Bilgi, yalnızca bir yığın bilgi kırıntısı halinde olmamalı, maddî ve insanî süreçlerin temellerinde yatan güçleri belirlemek ve anlamak için kullanılan akılcı bir araç olmalıdır. Ancak eğitim yalnızca aklı değil, aynı zamanda sanatsal yetenekleri de geliştirmelidir. Yabancılaşma olgusuna yol açmış olan kapitalizm, insanların bilimsel kavrayışlarıyla estetik algılarını hem birbirinden ayırmış, hem de yanlış temeller üzerine oturtmuştur. Sosyalist eğitimin asıl amacı, insanın her iki alanda da tam ve özgürce faaliyet gösterebilmesini sağlamaktır. İnsanın, hem maddî ürünlerin üretiminde, hem de hayattan zevk alma konusunda zekî bir gözlemci olmaktan çok, iyi donatılmış bir katılımcı olmasına çalışılmalıdır. Yabancılaşmış bir entellektüelliğin tehlikelerini ortadan kaldırabilmek için, kuramsal eğitimin yanında, el işi ve yaratıcı sanatlar gibi faaliyetlere de önem verilmelidir. Bunun için, ilk ve orta öğrenimde her ikisini birleştiren bir el işleri (yani, sanatsal ve yararlı nesnelerin üretimi) dersi konulmalıdır. Her genç, kendi ellerini ve yeteneklerini kullanarak, yararlı ve değerli bir eşyayı üretme tecrübesini yaşamış olmalıdır.

Güç ve sömürü temeline dayanan (akla aykırı) bir otorite ilkesinin yerini "bırakınız yapsınlar" yaklaşımı değil, bilgi ve yetenekte yetkinlik ilkesine dayanan bir otorite almalıdır (gözdağı, güç veya telkin ilkesi belirleyici olmamalıdır). Sosyalist bir eğitim, akla uygun otoritenin yeni bir tanımına varmalıdır. Böyle bir tanımlama, akla aykırı otoriterlikten ve ilkesiz bir "bırakınız yapsınlar" yaklaşımından çok farklı olmalıdır.

7 Yorumlar

Adsız
16 Şubat 2010 23:33  

MÜKEMMEL Bİ BİR YAZI..TEŞEKKÜRLER..

isimsiz
16 Mayıs 2010 20:28  

cahil ve yobaz kalmış gençlerin okumasını tavsiye ediyom

yorgun savaşçı
17 Kasım 2010 11:02  

gerçekten okunması gereken bir yazı bilinçsiz gençlerin okumasını dilerimm ....asimile halklarımızın da kendisine gelmesini temelli ederim

Adsız
6 Kasım 2012 16:12  

eminim şu yorum yapanlar hepsini okumadı :D okunur mu lan bu :D

Adsız
6 Kasım 2012 16:13  

a beautiful GREEK writer <333

Adsız
8 Kasım 2013 21:56  

Sahane

Adsız
22 Ağustos 2016 14:22  

Mükemmel olmuş

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP