Türkçe Felsefe Tarihlerinde “Felsefenin Başlangıcı” Sorunu

Tufan Çötok

Felsefe tarihleri, genel olarak felsefi düşüncenin başlangıcı olarak M.Ö. VI. yüzyılda Thales’in ‘herşeyin kökeninde su vardır’ şeklindeki önermesini kabul ederler. Böyle bir kabulün gerekçesi ve dayanakları nelerdir? Bu kabulden hareketle felsefe yapma, Yunan dünyasından hareketle günümüze kadar ulaşmış bir düşünce etkinliği midir? Yoksa farklı kültürlerin farklı felsefeler yapabilmelerine imkân var mıdır? Tüm bu sorular Türkçede yer alan felsefe tarihlerinde açıkça veya üzeri örtülü bir şekilde cevaplanmışlardır. O halde bu cevaplardan hareketle felsefe
tasavvurumuz ile felsefenin başlangıcı problemine getirilen çözüm arasında bir ilişki kurulabilmesi mümkün görünmektedir.

Giriş

Herhangi bir düşüncenin veya konunun tarihsel gelişim sürecini takip etme amacını taşıyan her çalışma, zorunlu olarak doğrudan veya dolaylı başlangıç sorunu ile hesaplaşmak durumundadır. Bu durum, felsefi düşüncenin tarihi olarak düşünüldüğünde, “Felsefenin başlangıcı nedir?” sorusu ile ortaya konulur. Söz konusu ‘başlangıç’ problemine Türkçe telif ve tercüme ilkçağ felsefe tarihlerinde veya genel felsefe tarihlerinde bir açıklık getirilme çabası açıkça görülebilir.

Felsefe tarihini kronolojik olarak ele alan eserlere bakılacak olursa, bir genel kabul olarak ilk filozof olma özelliğinin Thales’e verildiği görülür. Bu ilginç ittifak neye dayanır? Bu çalışmanın amacı, bir taraftan Türkçedeki ilkçağ felsefelerinin bir dökümünü çıkartmak, diğer taraftan da Türkçedeki telif ve tercüme felsefe tarihlerinde, “Felsefe Antik Yunan’da Thales ile başlar” şeklindeki önermenin dayanak noktalarını incelemek ve hükmün geçerliliğini sorgulamaktır. Bu sorgulama faaliyeti Türkçedeki telif ve tercüme felsefe tarihleri olmak üzere iki gurupta yapılmıştır. Böyle bir yaklaşım, felsefenin başlangıcı sorununa bizim felsefe çevremizden nasıl yaklaşıldığı hususunda, Batılı eserler ile bir karşılaştırma yapabilme perspektifi sağlayacak ve söz konusu problemin düşünce geleneğimiz içerisindeki yansımasını ortaya çıkartmaya yardımcı olacaktır.


1. Felsefe Tarihlerinde Felsefenin Başlangıcı Üzerine Değerlendirmeler

Genel olarak bakıldığında ilkçağ felsefesi ve genel felsefe tarihleri içerikli eserlerde, tercüme eserlerin ağırlıklı olduğunu görmek mümkündür. Hatta Zeller, Russell, Barnes, Guthrie, Brehier gibi klasik sayılabilecek ve otorite kabul edilen felsefe tarihçilerinin felsefe tarihleri dilimizde mevcuttur. Denilebilir ki bu konuda tek eksik yönümüz, Sokrates öncesi filozofların fragmanlarını tamamen ihtiva eden bir felsefe tarihinin olmamasıdır. Bu eksiklik, felsefenin başlangıcı sorununa filozofların fragmanlarından hareketle bir açıklama getirmeyi engellemiştir denilebilir.

Buna karşılık telif eserlerin tatmin edici sayıda olduğunu söylemek güçtür. Bu durumu, felsefe geleneğimiz söz konusu olduğunda felsefi düşüncenin tarihini Batıda olduğu gibi kabul ettiğimiz veya üzerinde çok fazla düşünmediğimiz şeklinde yorumlamak mümkündür. Yani felsefe tarihi yazıcılığımıza Batı felsefesi geleneği egemendir. Söz konusu eserler içerisinde en fazla baskıyı beş ve dokuz baskı olmak üzere O. Hançerlioğlu ve M. Gökberk'in eserleri yaptığını da göz önüne alırsak belirli bir perspektifin sürekli tekrar edilerek kullanıldığını söylemek mümkündür.

1.1. Telif Felsefe Tarihlerinde Felsefenin Başlangıcı

Telif eserlerde felsefenin başlangıcı ile ilgili görüşleri iki gurupta toplamak mümkündür: İlk gurupta felsefenin başlangıcını Yunan dünyasında bulan felsefe tarihçileri vardır. Bunlar da ilk filozofu Thales veya Homeros olarak kabul edenler olarak sınıflanabilirler. K. Birand (2001:13), M. Gökberk (1998:11), A.Timuçin (1982:120), A. Arslan (1985:3), A. Cevizci (1999:9), A. Denkel (1998:12) ilk filozofun Thales olduğunu kabul ederler. O. Hançerlioğlu ise felsefenin Yunan dünyasında başladığı görüşünü kabul etmekle birlikte ilk filozofun Homeros olduğu iddiasındadır (1993:59). A.Timuçin, O. Hançerlioğlu, K. Birand, A. Arslan ve A. Denkel bu kabullerine referans olarak Aristoteles’in Metafizik adlı eserini gösterirler. Buradan da anlaşılacağı üzere, felsefenin Yunan felsefesi ile başlatılması hususunda hemen hemen bir fikir birliği olduğunu görmek mümkündür. Felsefenin başlangıcını Yunan dünyasında bulan telif felsefe tarihlerinin gerekçeleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Yunan düşüncesi, din, gelenek ve mitolojiden kopmak suretiyle rasyonel düşünceye ulaşmıştır. Bu görüş, en fazla kabul gören ve kullanılan argümandır. Felsefi düşüncenin başlangıcını Yunan dünyasında gören hemen hemen bütün felsefe tarihçilerimiz, M. Gökberk, O. Hançerlioğlu, A. Timuçin, A. Arslan, K. Birand ve A. Cevizci bu görüşü benimserler. Bu düşünceye göre felsefe, o güne kadar başka herhangi bir toplumda görülmemiş, orijinal bir düşünme biçimidir. Yunan dünyası mitolojik düşünceyi geride bırakmış ve rasyonel düzeyde varlık açıklamasına girişmiştir. Ancak bu iddiadaki hüküm, tartışmaya açıktır. Bu tartışma, İlkçağ düşüncesinin ne ölçüde mit ve gelenek ile bir kopuş sağladığı, hem de rasyonelliğin İlkçağdaki varlığı üzerinedir. Mit ve gelenekten kopuş, Sokrates öncesi düşünürlerin fragmanları dâhilinde düşünüldüğünde çok da açık değildir. Bir yandan Thales’in arkhe olarak kabul ettiği su, Yunan geleneğinde mevcut iken; diğer yandan Empedokles’in arkhe olarak belirlediği dört unsurun ifadesi mitolojik Tanrılar aracılığıyladır: “Su, Nestis; ateş, Zeus; hava, Hera; toprak, Hades” (Kingsley, 2002:24). Hatta Parmenides, insanlara hakikatin yolunun hangi yol olduğunu anlatmadan önce, kendisine bu yolun adalet tanrıçası Dike tarafından nasıl gösterildiğini ve tanrıçaya olan yolculuğunu uzun bir tasvirle ortaya koyar. Böylece o, söylediklerine meşruiyeti mitolojik tanrılar vasıtasıyla kazandırır. Rasyonellik ise Yunan düşüncesinde bugünkü anlamıyla mevcut değildir. Çünkü “rasyonel açıklama denen şeyin tarihsel kaynağında logos bulunur. Ama logos ile ‘rasyonel açıklama’ arasındaki hermönetik mesafe oldukça uzaktır” (Direk, 2005:13). Dönemin hakim düşüncesi, ‘olan her şeyin bir nedeni vardır’ ve ‘nedenler sonsuza kadar geri götürülemez’ önermelerini ortaya koymuş ve varlığın başlangıcına arkhe düşüncesini yerleştirmiştir. Fakat bundan sonra yapılan açıklamalar söz konusu hakim düşünce ile mit ve gelenek arasında bir kopukluk değil, bir geçiş veya bağlantı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla modern bilim ile oluşturulan rasyonellik düşüncesi, İlkçağ düşüncesinde ‘mevcut’ kabul edilmektedir.

2. Doğu düşüncesi pratik / teknik ihtiyaçlara bir cevap olarak geliştirilmişken Yunan düşüncesi Yunan düşüncesinin genellemelere (theoria) ulaşmıştır. Buna bağlı olarak yine Yunan düşüncesi doğruya ve bilgiye doğrunun bizatihi kendisi için yönelmiştir (M. Gökberk, O. Hançerlioğlu). Bu düşünce, bir anlamda felsefi-felsefi olmayan ayırımına bir meşruiyet kazandırma çabası olarak okunabilir. Felsefe Yunan dünyasında Thales ile başlamışsa, önceki medeniyetlerin düşünce sistemleri felsefe dışı olarak nitelendirilmelidir. Buna göre Doğu düşüncesi, gündelik hayatın getirdiği bir takım problemlere cevap olma özelliği taşıdığından herhangi bir şekilde teorik düzeye erişememiştir. Ancak bu görüş, Yunan düşüncesinden daha eski olan Hintlilerin Rig Vedalarını veya Çinlilerin ying-yang öğretisini göz ardı etmektedir.

Yine İlkçağ Yunan filozoflarının Doğu’ya, özellikle Hindistan ve Mısır’a yaptıkları gezileri ve bu gezilerde öğrendiklerini Yunan dünyasına naklettiklerini felsefe tarihleri vurgularlar (Russell, 1996:128). Bu durumda Yunan düşüncesi, en iyimser ifade ile Doğu geleneğinde mevcut bulunan düşüncelerin başarılı bir sentezini gerçekleştirmiş ve teorik düzeye ulaşmıştır denilebilir.

3.Filozof tipi Yunan dünyasında bulunur (M. Gökberk, A. Arslan). Gökberk, söz konusu filozof tipinin özelliklerini şu şekilde belirler:

“Bir yandan hayatının en yüksek ereğini bilgide bulan, bilmek için yaşayan; öbür yandan, edindiği bilgileri yaşamasına temel yapmak isteyen filozof denilen bu insan tipi ancak Yunanistan’da var. Bir Thales, bir Protagoras, bir Empedokles, böyle bir insan tipi için tipik örneklerdir. (…) Başlangıçlarda bulduğumuz bu filozof tipinden sonra, yavaş yavaş, bir yandan: hayattan çok kendi düşünce dünyasına çevrilmiş olan bir bilgin, bir araştırıcı, bir derleyici tipi – Anaxagoras, Demokritos, en sonda da Aristoteles’de gördüğümüz gibi – öbür yandan da: daha çok hayata yönelmiş bir pratik filozof, bir yaşama sanatçısı, bir eğitici tipi gelişmiştir: Sokrates bu tipin, bütün İlkçağ için en büyük örneği olacaktır” (Gökberk, 1998: 14-15).

Burada Gökberk, başka medeniyetlerde bulunmayan ‘filozof’ tipinin Yunan medeniyetinde kendisini göstermesini orijinal bir nitelik olarak ortaya koymaktadır. Bu belirlemeye göre filozof:

a) Hayatın en yüksek ereğini bilgide bulmaktadır.
b) Bilmek için yaşamaktadır.
c) Edindiği bilgileri yaşamına temel yapmaktadır.

Tüm bunlara karşılık, Yunan filozofları için bu belirlemelerin doğruluğu tartışmalıdır. Çünkü bu filozofların henüz yaşadıkları dönemde, değil yaşamları, görüşleri bile yok olmaya yüz tutmuş veya birkaç fragman dahilinde günümüze kadar gelebilmiştir. Ayrıca onların öğretilerini ortaya koyan eserlerde, Yunan filozofların kendi dünyaları dışında kalan Mısır, Babil gibi medeniyetlere yolculuklar yapmış oldukları ve bu yolculuklarda gördükleri üzerine düşünmüş oldukları açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla filozof tipinin belirli bir coğrafya için söz konusu olduğunu ileri sürmenin herhangi bir rasyonel gerekçesi olamaz.

4. Merak ve toplumsal refah Yunan felsefesinin doğuşunu sağlamıştır (A. Cevizci). Aristoteles tarafından kullanılan bir açıklama biçimidir. Aristoteles’e göre “şimdi olduğu gibi başlangıçta da insanları felsefe yapmaya iten şey, hayret olmuştur. Onlar başlangıçta açık güçlükler karşısında hayrete düşmüşlerdir. Daha sonra yavaş yavaş ilerlemişler ve ay, güneş ve yıldızlara ilişkin olayları, nihayet dünyanın oluşumu gibi daha büyük sorunları ele almışlardır (Metafizik, 982b 10). Merak, sadece Yunan toplumuna değil, insana ait bir niteliktir. Diğer taraftan Yunan
tarihi ile eş zamanlı olarak refah derecesi yükselmiş toplumlar olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla böyle bir gerekçe, felsefenin başlangıcını Yunan düşüncesine atfetmek için yeterli değildir.

Bu gerekçelere ilave olarak A. Arslan Batılı kaynaklardan hareketle, dönemin tarihsel-toplumsal-siyasi-ekonomik yönlerini de dikkate alarak söz konusu probleme geniş bir açıklama getirir. Buna göre felsefenin Yunan dünyasında doğmasının sebepleri şu şekildedir:

a) Yunan coğrafyasının olumlu iklim ve toprak özellikleri (Taine, Werner, Gomperz),
b) Yunan dininin belli dogmaları olan bir teolojiye sahip bulunmaması ve Yunanistan’da teşkilatlanmış bir rahipler sınıfının olmaması (Zeller),
c) Yunan dininde rasyonel düşünceyi etkileyen bazı unsurlar bulunması (Snell),
d) Yunan dünyasının doğu monarşilerinden farklı olarak siyasal yapı ve şehir devleti özelliklerinin demokrasiye yatkın olması (Chatelet),
e) Küçük Asya’nın zengin kentlerinde meydana gelen teknik gelişmeler (Farrington),
f) Ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelen değişmeler (Schuhl) (Arslan, 1985:17-18).

Tüm bu görüşlere karşıt olarak, felsefenin Doğu kökenli bir düşünce biçimi olduğunu, özellikle Mısır ve Mezopotamya’da ortaya çıktığını ve buradan da Yunanistan’a geçtiğini iddia eden H.Erdem’in eseri mevcuttur. Erdem’e göre felsefenin menşei problemi felsefe tarihinin birincil problemidir ve bu probleme üç yaklaşım cevap verir. Birinci yaklaşım Yunan felsefesinin orijinal olduğunu ileri süren Burnet’nin görüşüdür. İkinci yaklaşım Numenius’tan kaynaklanır ve felsefenin Mısır ve Mezopotamya’dan Yunan dünyasına geçtiğini iddia eder.

Üçüncü yaklaşım C.Werner’den hareketle temellendirilir ve ilk iki yaklaşım arasında orta bir yol izler. Buna göre Yunan düşüncesi Doğudan etkilenmiş; fakat bu etkiyi aşarak orijinal bir felsefe meydana getirmiştir (Erdem, 2000:54-56). Erdem ikinci yaklaşıma yakın durur. Çünkü son dönemlerde Helen öncesi medeniyetlerde yapılan çalışmalarla felsefi düşüncenin Yunanlılar tarafından Ortadoğu ve Uzak Doğudan alındığını ortaya çıkartmıştır ki Mezopotamya’da ortaya çıkan ‘Yaratılış Manzumesi’ ile Thales’in her şeyin kökenini suya indirgeyen monist yaklaşımı buna çarpıcı bir örnektir. Buna ilave olarak Yunan felsefesinin adalet, ruh, alınyazısı ve Tanrı gibi temel kavramlarının da onların kültürlerine daha önceden intikal etmiştir. Erdem tüm bu verilerden hareketle söz konusu yaklaşımı savunur ve felsefenin başlangıcı sorununda Türkçede mevcut felsefe tarihlerinden radikal olarak ayrılan bir tutum sergiler:

“Grekler kendilerine göre çok daha gelişmiş eski bir düşüncenin sadece temellendiricisidirler. Buradan da anlaşıldığı gibi, ilk Yunan filozofları gerçekten de bir şey icad etmek zorunda kalmamışlardır; onlar sadece düzensiz, karışık ve zengin bir düşüncenin sistemleştirilmesi üzerinde kafa yormuşlardır” (Erdem, 2000:56).

Erdem, felsefenin başlangıcını Uzakdoğu ve Ortadoğu düşünce geleneklerine dayandırmaktadır. Fakat bu temellendirme, ‘felsefe niçin söz konusu coğrafyada doğmuştur’ sorusundan hareketle değil de, Yunan felsefesinin bazı temel sorularının ve unsurlarının zaten Doğuda bulunduğunu göstermek suretiyle yapılmıştır. Bu da, zımnen Yunan düşüncesi ile Doğu felsefesinin problemlerinin aynı olduğunu, fakat tarihsel olarak Doğu düşüncesinin önce geldiğini içermektedir.

1.2. Tercüme Felsefe Tarihlerinde Felsefenin Başlangıcı

Tercüme felsefe tarihlerinde de ikili bir tasnif mümkündür. Yine bir tarafta felsefenin başlangıcını Yunan dünyasında bulan felsefe tarihleri ve felsefenin Doğu kültürlerinde mevcut olduğunu savunan felsefe tarihleri vardır. Birinci guruptakiler, bugünkü Batı felsefesinin tarihsel kökenini Yunan felsefesinde buldukları ve kendilerini Yunan düşüncesinin doğal mirasçısı olarak gördükleri için genel olarak felsefenin başlangıcı üzerinde çok fazla durmayıp Aristoteles’ten hareketle ilk filozofu Thales olarak belirtir ve ardından Yunan felsefesini açıklamaya girişirler. Başlangıç problemine cevap getirme iddiası taşıyan tercüme eserler ise Yunan felsefesini Mısır, Hint ve Çin felsefeleriyle karşılaştırıp söz konusu medeniyetlerde niçin felsefi düşüncenin gerçekleşmediğini açıklarlar. Buna Weber, Aster ve Zeller iyi birer örnek oluştururlar. Weber ve Aster felsefenin Yunan dünyasında doğuşunu açıklamak için, onların tabiatı kendilerinden önce gelen ilahiyatçıların aksine prensipler ve nedenlerle açıklamak için geleneksel tanrıları ve dolayısıyla geleneksel / dinsel açıklama biçimlerini terk etmelerini gösterirler (Weber, 1993:12; Aster, 1999:8). Zeller ise Grek düşüncesinin özgünlüğüne karşılık eş zamanlı olarak mevcut diğer medeniyetlerde felsefi düşünceye ulaşılamadığını, Çin dilinin felsefe yapmaya uygun olmadığını, Taoizmin felsefeden ziyade mistisizm olduğunu; diğer yandan Hintlilerin ise dinle bağlantılarını hiçbir zaman kopartmadıklarını belirtir (Zeller, 2001:30).

J. Barnes ve Skirberkk & Gilje felsefenin Yunan düşüncesi ile başlamasına gerekçe olarak ‘gelenek’ fikrini ortaya koyarlar. Barnes’ın eserinde bu durum “geleneğe göre Yunan felsefesi İÖ 585’de başlamıştır” (Barnes, 2004: 9) şeklinde ifade edilir. Skirberkk&Gilje ise “standart versiyonun sınırları içerisinde kaldıkları için” (Skirberkk&Gilje, 2004:19) felsefeyi Yunan düşüncesi ile birlikte başlatırlar. Bu eserler, kendilerine kalan felsefe tarihçiliği mirasını
koruyarak devam ettirmektedirler ve böylece ‘felsefi düşüncenin aktüel olmasını sağlayan önemli bir ölçüt, işlenmiş olmasıdır’ tezini meşrulaştırırlar.

Yunan felsefesini felsefi düşüncenin başlangıcı olmasının ötesinde, tüm medeniyetlerin kökeni olarak görme eğiliminde olan zorlama görüşler de yok değildir.A.Baker buna iyi bir örnektir:

“Yunanistan! Bu sözcük zihindeki şeyleri önemseyen her insanın hayal gücü üzerinde zorlayıcı bir güce sahiptir. Bizler, sahip olduğumuz en değerli şeylerin çoğunu Yunanistan’a borçluyuzdur; bu, kültür ve uygarlığın kuruluşu ve özüdür. Dram, heykeltıraşlık, matematik, bilim ve felsefe bu ülkeden bizlere ulaşmıştır. Yunanlılar matematik ve bilimi Mısırlılardan öğrenmelerine karşın, bu bilgilerini öğretmenlerinin ötesine taşımışlardır. Felsefeye olan itici güç ise onların doğasından gelir. Bu konuda onlar öncellerine bir şey borçlu değillerdir ya da çok az şey borçludurlar” (Baker, 2002:9).

Bazı tercüme felsefe tarihleri felsefi düşüncenin başlangıcı olarak Doğu medeniyetini görürler. Bu eserler W. Ruben ve H. J. Storig’e aittirler. Ruben’in eseri 1947 tarihlidir. Eserin bu tarihten sonra herhangi bir baskısı yapılmamış, tarihsel olarak tercüme eserlerin birçoğundan önce olmasına rağmen; belki de içerdiği iddiaların genel eğilime karşıtlığından, belki de çok fazla bilinmediğinden, herhangi bir şekilde felsefe tarihlerinde zikredilmemiştir. Bu eser, doğrudan felsefenin başlangıcı üzerindedir ve bu başlangıcı Hindistan’da bulur. Ruben’e göre felsefe, Hindistan’a Yunanistan’dan en az bir asır önce girmiştir ve bugün, sayısı yüzü aşan Hintli filozoflar tarafından dile getirilmiş düşüncelere ulaşmak mümkündür (Ruben, 1947:5).

abone ol

Abone olun güncellemeler posta kutunuza gelsin:

Google takip

  © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

Back to TOP