İNANANLARIN ATEİZMİ

Robert O. JOHANN
Prof. Dr. Murtaza KORLAELÇİ

GİRİŞ

İnsanlar, günümüz dünyasındaki ateizmin yayıhm ve sahasının farkına vardıkları zaman, er veya geç onların dikkati, kendi öz ortamlarındaki kesin inançsızlığın paradoksal varoluşuna kaçınılmaz bir şekilde çekilecektir. William Luijpen'in ona dikkati çektiği gibi, ateistleri zımni inanlar olarak kabul etmeyi bırakmanın gerektiği (onları ciddiye almanın reddedilişi, ancak onları rencide edebilir), ve ekseriya iman olarak takdim eden şeyin arkasındaki gerçek ateizmin maskesini çıkarmaya başlamanın gerektiği an geldi.

Bununla beraber o, hatayı ortaya çıkarmada daima naziktir. Operasyonun yararlı olması için, tabiî olarak bir tutarsızlığı ortaya koymak yetmiyor. Onu anlamak için bir çaba sarfetmek gerekiyor. İşte güçlüğün bulunduğu yer burasıdır. Zira ilkin, "inanan ateist" ifadesi, terimlerle çelişki arz ediyor. İnanmıyormuş gibi, veya gerçekten imandan yoksuninuş gibi davranan, böyle olmakla birlikte hem de inanıyormuş gibi davranan kimse, gerçek bir inanan olarak takdim edilirse, onun hayatında, teori ile pratik arasında varsayılan çelişki, tutarlı bir açıklamanın imkanına varıncaya kadar her şeyi dışarıda bırakır gibi görünen oldukça radikal bir türdür. Onun düşüncesi ve davranışı mantıki olarak, o kadar ayrı ki bu durum tutarsızlığın ve akılsızlığın sınırsız kapasitesine mal edilemez gibi görünecektir.

"İnsanî zayıflığı", kavramın kapsayabildiği şeyin ötesine koymak (étendre) budur. Zira sebepli davranış (comportement en cause) bütünüyle ihtiva edilerek gerçek bir şekilde açıklanmaz, elde edilen şeyin böyle sergilenmesi gerçekten onu insan dışı kılar. İnsanın kaba bir tutarsızlığa yetenekli olmasını ve onun ekseriya yapmaya mecbur olduğuna inandığı şeyden başka türlü davranmasını hiç kimse inkar etmeyecektir.

Yine eşit olarak insan davranışının gerçek motiflerinin, kendine öyle oluyormuş gibi gelen şeylerden farklı olduğu da açıktır." Fakat insan inandığı, veya inancının kendi fiilleri üzerinde hiçbir etkiye sahip olmadığı için, onun fiillerinin değişmeden olduğu gibi kalması, insan olarak imkansızdır. Sözkonusu olan fiiller ya kasıtlı olmayacaktırlar (yani mutlak olarak ne kendine ait ne de insani olacaktır) veya o, sözde kabul edilen "inançlara" inanmıyordur. Zira bir insan fiili, bir taraftan, tanımla, bir inanç formunu kabul eden bir fiildir, ve diğer taraftan bir şahsın hayat ve davranışını değiştirdiği ölçüde gerçek olarak sadece imanın konusu olan bir 'inanç"tır.

Bir birey tarafından kabul edilen farklı inançlar mantıki bir bütünlük oluşturamazlar. Onları temsil eden bu inançlar ve fiiller, gerçeği söylemek gerekirse, birileri diğerlerine göre tutarlılıktan yoksun kalabiliyorlar. Fakat bir şahsın somut fiilleri ve gerçek imanı, karşılıklı olarak birbirini çürüterek sadece dağlanış oluyorlar.

Bundan şu sonuç çıkıyor: eğer "inanan ateist" bir çeşit seyyar (ambulant) çelişki olarak kabul edilirse, yanılgıya düşülür. Tüm diğerleri gibi, böyle bir insanın yaptığı şey, düşüncesinde biçimlenir ve onun düşüncesi yaptığı şeyde görünür. Biri diğerine göre tutarsız olmaktan uzak, onun inancı ve uygulaması tam bir güvenirlik (constant) oluşturur. O halde incelememizin konusu açık bir takım çelişkilere rağmen, onların birinin diğeri ile nasıl uyuştuğunu göstermek için, diğerinin aydınlığındaki bu bileşenlerin (composantes) her birini anlamış olmaya mecburdur, ve madem ki onlar imanın ve gerçek pratiğin sadece bir karikatürüdürler, kendiliğinden asla bozulmamış olan şahsın şuuru olmaksızın ortaya çıkan, gelişebilen ve gerçek olan şeye, bozulmanın (distorsion) nasıl bağlandığına işaret etmek gerekir.

Önce "inanan ateist"in ciddi bir tanımını kimlik tespitinin sonunda verelim. Girardi tarafından sağlanan bilgileri, (indication) bizi yönlendirmesi için, nedenleri tedricen görünecek olan hafif değişmelerle kabul edeceğiz.

İNANAN ATEİSTİN GENEL BİR TASVİRİ

"'İnanın" ateizmi üç forma bürünebiliyor: Teorik, pralik veya spekülative-pratik (varlık teorisine muhalefetle, pratiğin teorisi olan bu sonuncu form). Gerçeğin (kendi dünya görüşünün) genel yorumunda, etkili bir Tanrının doğrulaması olmadığı zaman inanan, bir teorik ateisttir. Bu şekilde "inanan" insan bundan sonra (encore) nasıl nitelenebilir, onu daha sonra göreceğiz. Burada, böyle bir doğrulamanın yokluğunu söylemenin yetmesi, düşünceyle ilgili biçimin yakalanıp analiz edilebilmesi ve edilememesi olabilir. Ayrıca hatta o. Tanrı'ya inancın noksanlığının doğrudan şuurunda olsa bile. kendileri için böyle bir noksanlığın, inananın tutumu ile uyuşmayan son çare olmayan delilleri formüle etmiş olabilir veya olamaz. Önemli olan nokta bunun bağlanmış olarak yakalanamadığıdır, öyle ki bizim "inananın" şuuru açıktır.

Dünya görüşünde Tanrı'nın doğrulanmasına rağmen (mutlak olarak veya geniş bir kısım olarak) hayatını yönetmek için aldığı kararlarda, genellikle Tanrı'yi hesaba katmadığı zaman "inananın" ateizmi pratiktir. Yine burada böyle bir insanın, yaptığı şeyden farklı bir biçimde hareket etme görevine sahip olduğu fikrine sahip olmayışı kesin bir noktadır. Teorik plandaki benzeri gibi onun da vicdanı rahattır. Fakat bir fark var: Teorik ateist olan inanan. Tanrı'ya olmayan inancını (non-croyance) ifade ediyor veya etmiyorken, saf olarak pratik ateist Tanrı ile kendinin kararları veya ödevi arasındaki bağın yokluğunu ne ifade ediyor, ne de analiz ediyor. Zira Tanrı ile olmayan bu ilişkiyi (non-relation) doğrulamak, derhal sujeyi bir spekülativo-pratik (speculativo-pratica) ateist yapacaktır.

Öyle ise spekülativo-pratik (speculativo-pratituque) ateist dünya görüşü Tanrı'yı doğrulamayı dışta bırakanın, fakat aynı zamanda ve iyi niyetle, görevin belirlenmesine bağlanmış olmayı (burada yine, ya mutlak olarak veya en büyük pay için) reddedenin görüşüdür. 0, "inanan ateisti" anlamak için, onun inancını ve pratiğini birini diğerinin aydınlığında, lam bir tutarhk içinde incelemenin zorunlu olduğunu ileri sürmüş oldu. Başka bir ifade ile onun davranışı inandığı şeye bağlıdır, ve inandığı şey onun davranışında belli olur. Yukarda önceden ele aldığımız şeyler üzerinde ısrar etme nedenlerimiz, üç ateist inanç tipinde doğru olarak geçen şeyin, ayırt edilmesinde (discernement) ilerlediğimiz ölçüde detaylı olarak gelişeceklerdir. Tartışmamızın
kolaylığı için ve yararsız geriye dönüşlerden kaçınmak amacı ile, ateizmi salt pratik olan "inananı" incelemeyle işe başlayacağız. Zira böylece, genel olarak, inanan ateistin, (imkanı, hakiki imanın bizzat tabiatında kök salan) gerçek mü'minin bir bayağılaşmasını temsil ettiğini göstereceğiz, aynı şekilde teorik ateist olan inanan, daha bayağı (commun) olan pratik ateistin, daha sonraki bir gelişmesini veya aşırı bir özenini (veya yine bir bozulmasını) temsil eder. Bu sonuncuyu anlamak birinciyi anlamak, için faydalı bir temel sağlayacaktır.

ATEİSTİN UÇ TİPİ

1 . Pratik Ateist

Pratik ateistin, kabul ettiği Tanrı doğrulamasının, davranışının belirlenmesinde, hiç bir şekilde etkisi olmayan bir insan olduğunu söyledik. Bunu başka türlü ifade etmek için onun. günlük pratik davranışında, kendi sağ duyusunu (bonne conscience) açık olarak ispatlamak için, bağlanmış olarak hiçbir şekilde Tanrı'yı doğruia madiğim söyleyebileceğiz. Zira eğer pratik ateist Tanrı'yı doğrulamasında kendi pratik kararlan üzerinde bir güç (portée) kabul etseydi (reconnaître) gerçekten o zaman bu gücü. aynı zamanda kötü hareket etmek şuuru olmaksızın, bilebilecekli. Başka bir ifade ile o, gerektiği gibi davranmamanın şuurunda olacaktı. Böylece Prof. Ryle tarafından verilmiş olan tek davranıştan başlayarak imanın yorumunu eleştiren G.C.Colombo, şu gözlemleri yapıyor:

"Bazı önermelere samimi olarak inanmasına rağmen, bazı şartlarda inanmayan herhangi biri gibi -sadece dış aksiyonunda değil, fakat eşit bir şekilde psikolojik reaksiyonlarında da tek farkla ki o soğuk kanlı veya buna yakın tutarsızlığının şuurunu korur- davranan bir insan kolayca hayal edilebilir. Teolojik dilde bu çeşit insanlar günahkar diye isimlendirilir... "

Altını çizen biziz. Fakat kötü bir şuur, özel bir eyleme bağlanmış olarak Tanrının kabulünden (reconnaitre) ve nihayet O yokmuş gibi davranmaktan doğuyorsa, pratik kararlarında yabancı bir Tanrı'yı bıraktığı (Laisser) zaman hiçbir düzensizliğin bilincinde olmayan pratik ateistin, aynı zamanda onlarla ilgili olarak bunu doğrulayâmadığı açıktır.

Bununla beraber pratik ateistteki Tanrı doğrulamasının bu negatif tasviri, davranışların tümünden zorunlu olarak çıkıyor gibi görünmesine rağmen üretilen şeyin tam bir imajını temin edemiyor. Onu sadece pozitif bir biçimde belirlemenin zorunlu olduğu değil, fakat negatif, uygun bir şekilde anlaşılmak için, pozitifin ışığında görülmek mecburiyetindedir. Bu noktayı açıklayalım.

Daha yukarda, inancın (croyance), bir insanın hayat ve davranışını değiştirdiği ölçüde ancak gerçek olarak bir iman (foi) olduğu söylenildi. Başka bir ifade ile gerçek olarak aynı durumda tutulmuş (entretenue), sahip olan şahsın hayatını, en azından herhangi bir şekilde değiştirmeyen iman yoktur. Hiçbir etki yapmayan bir "iman" hiç de bir iman değildir. Zira bir şeye inanmak, bulunduğumuz genel durumun belli bir yorumuna ve hayatımızın, buna göre şahsi cevabımızı oluşturduğuna bağlı kalmaktır (tenir), işte bu doğrudur veya hakikattir. O halde bu, bu durumun, mümkün her cevabın eşit derecede uygun olmayacağı gibi çok kesin bir karakteri sunduğunu kabul etmektir (tenir).

Yine başka bir ifadeyle bir şeye inanmak uygun şartlarda akli olarak uygunlaştırılmış (appropriée) ve başkası böyle değil, beklenen kesin bir cevabı kabul etmektir (tenir). O zaman bu, uygun fırsat (yani imanı ilgilendiren fırsat) aniden ortaya çıktığı vakit (survenir), imanı tarafından kesin olarak belli bir şekilde- , davranmaya çağrılan herhangi biri gibi öznel olarak varolmaktır. Eğer hal böyle değilse, eğer inanmak, akıllı bir varlığın davranışlarnı yöneltmede hiçbir etkiyi uygulamayı gerektirmiyorsa. o zaman, sadece bir yorumu hakikat olarak kabul etmekle (tenir), onu hakikat olarak kabul etmemek arasındaki farkın devre dışı bırakılacağı değil, fakat var sayılan yorumun bizzal kendisi de anlamsızlıkla eriyecektir.

Bununla beraber eğer genel olarak bu durum gerçekse, pratik ateist de gerçektir. Başka bir ifadeyle sadece, pratik ateistteki Tanrı doğrulamasının, kendi hayatı üzerinde hiç bir etkiye sahip olamadığı veya bu doğrulamanın herhangi bir şekilde onun davranışında hesaba katılan bir şey olarak ele alınmadığı söylenebilir.

Her inanan için kendi anlayışına göre, evrenin teist bir yorumuna gerçek olarak bağlı kalmak (tenir), bazı uygun şartlarda, belli bir biçimde davranmaya çağrılan herhangi biri gibi var olmaktır. Yine {non moins que) başka kim olursa olsun, kendi inancı, cevaplarının yöneliminde, bir değişikliği zorunlu olarak içerir. Bununla beraber, daha önce belirttiğimiz gibi onun karşılaştığı ve cevabını hatırlatan günlük durumlardaki hareket etme biçimi değişmeden kalıyor, ayrıca değişikliği araştırmak gerekiyor. Bu, pratik ateist nezdinde Tanrının doğrulanmasını tasvir etmek, pratik kararlarla ilişkisiz olarak anlaşılmış (saisie) bir doğrulama gibi, tatmin etmediğine işaret ediyor. Eğer doğrulamanın gerçek problemi ortaya çıkarsa, ona veya bu ilişki onun ele alındığı özel biçimlere de işaret etmek gerekiyor. Eğer pratik ateist günlük hayatın işlerinde, Tanrı'nın hiçbir doğrulamasını ortaya koymayanınkinden ne kadar az farklı olursa olsun, farklı davranmıyorsa, ve yine eğer o, hayatındaki tutarsızlığın şuurunda değilse, hangi kesin noktada onun hayatı imanı tarafından etkilenmiştir?

Bu sorunun belki de akla uygun çeşitli cevaplan vardır. Eksiksiz olmayı iddia etmeksizin, onlar arasında kısaca ikisini belirtelim ve ondan çıkartılabilen sonucu verelim.

Daha önce söylediğimiz şey, pratik ateist için, onun Tanrı doğrulamasının hayatındaki etkisinin aynı zamanda gerçek ve çok sınırlı olması gerektiği yeniden ortaya çıkıyor (ressortir). Onun davranışlarındaki yönelme.imanı ile sadece kısmen değişmek mecburiyetindedir. Bununla beraber bu iki şarta yeterince kolay bir şekilde saygı gösterilmiş bulunur (respecte) ve o halde pratik ateistlerin çok bulunduklarına şaşırtmamalıdır. Mesela, farz edelim ki tabii olarak ben "açıklayıcı bir Tanrı "ya" veya bir "hiçliklerin (vides) Tanrısına" inanıyorum, bu durum bazı kere de şöyle isimlendirilir: Bu Tanrı, düzenin isteklerini, veya aklın anlaşılabilirliğini tatmin etmek için tabii olarak doğrulanmıştır. Bu bir fonksiyonel Tanrı'dır ki onun görevi, hakikatleri bir bütünlük içinde devam ettirmek ve onları uygun bir şekilde göstermek, başka türlü anlayamadığım şeyden beni sorumlu tutmaktır. Eğer durum böyleyse, O, her gün benim aksiyonumu haklı gösteren kararlarım üzerinde hiçbir etkiye sahip değildir. Trajedi hayatımda göründüğü zaman şüphesiz O'nu ben yardıma çağırıyorum, veya "sırlı" bir şey ortaya çıktığı zaman, bu hususta kaynağın O olduğunu ben düşünüyorum. Fakat her şey iyi gittikçe O'na ihtiyaç duymuyorum. Egzistansiyalistin rahatsız edici korkusunda değil, fakat her soruya bir cevap yetiştiren biri olarak dünya karşısında bulunuyorum. Ve hissedilen bu doyum, doğrudan benim imanımın bir sonucudur: "Tanrı kendi semasındadır; ve dünyada her şey iyi gitmektedir."

"Tanrı'ya imanın" bu cinsinin, dini emir ve hükümleri yaşamayan Katolikler diye isimlendirilenler arasında nadir olmadığını söylemek yararsızdır. Fakat, hatta düzenli bir uygulamayla, tabloyu adamakıllı değiştirmek zorunlu değildir. Zira, dini emir ve hükümleri yaşayan Katolik, Tanrısı, bazı dini gözlemlerin gerçekleşmesine mecbur olan bir Tanrı olmayan, bir insan olabilir. O, asla kaybedilmek istenilmezse, kendisi ile iyi geçinmek görev sayılan ölümden sonraki hayatın bir Tanrısı olabilir. Bu şartlarda, bazı kanunlar ve dini ilkelerle yetinmek, bu gelecek hayat için bir çeşit pasaport oluyor -ve artık hiç bir şey de sorulmuyor. Bu, hayatı iman doğrulaması ile kesin olarak değişmiş olan inananın ikinci tipini temsil ediyor, fakat Tanrı'yi dikkate alan kimse için hayat kesin olarak sınırlanmıştır. Din önemlidir, fakat o cereyan eden pratik kararlarla kesilmiş, farklı ve ayrılmış olan hayatın bir boyutunu oluşturuyor. Birinin ve diğerinin Girardi tarafından verilmiş tasvire uygun olan bir Tanrıya inandıkları şimdi açıktır; yani onlar, noetik (yalnızca akılla ilgili) ve ontolojik, (yani hissedilir tecrübenin ötesinde ve tabiatı dünyamnkinden farklı olan ve ona üstün gelen) dünyaya etki eden planda aşkın bir varlığa inanıyorlar. Fakat onların bu hususta daha az pratik ateist olmadıkları, onların ateizminin sadece inançlarıyla uyuşuyor olmadığı değil, fakat realitede onun mantıki bir gerekçesi olduğu da açıktır. Başka bir ifade ile pratik ateist-Katolik olsun veya olmasın- Tanrı'nın var olduğuna inanan ve bununla beraber, Tanrı yokmuş gibi davranan biri gibi tasvir edilirse tam olarak şaşırıhr. Aksine, pratik ateist hayatı üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olan bir Tanrı 'ya inanır ve netice olarak iyi niyetle davranır- yani kesin olarak bu inançla orantılı bir şekilde.

2. Spekülativo-Pratik Ateist

Bu görüş açısından spekülativo-pratik ateistin durumunu anlamak kolaydır. Böyle bir insan tabii olarak, doğruladığı Tanrfnın cinsini (genre) iyice düşünerek bilen ve her zaman görülen dünya ile onun ilişkilerinin yokluğunu analiz eden pratik bir ateisttir. O, evrensel olarak etkili olan bir Tanrı'nın insanın pratik hayatı üzerinde bir etki uygulayabileceğini inkar etmiyor. Tabiî olarak o, kısmi bir etkililik Tanrısının, etkinin kendi özel sferini aşabileceğini inkar ediyor. Nesneler düzeninde Tanrı'ya verilmiş (accordé) yer hangisi olursa olsun, bunun davranış çizgimizle hiç bir ilişkisi yoktur ve bu durumu değiştirmek için her teşebbüs, sadece yararsız değil, fakat belki de gerçek olarak yıkıcıdır, çünkü o eşyaların tabiatına uygun düşmüyor.

3. Spekülatif Ateist

Şimdi de, ateizmi teorik (veya spekülatif) olan insana gelelim: Tanrının varoluşu hakkında inanç yokluğunun, aynı zamanda kendini inanan olarak düşünme imkanını kesin olarak devreden çıkarmadığının nasıl olabildiğini anlamak amacımızdır. Önceki hallerde olduğu gibi burada da, sözkonusu olan insanın kendi inanan statüsü konusunda hiçbir sıkıntıda kalmadığını not etmek gerekir. O, inanan olmayı düşünür, ve bununla beraber Tanrıya inanmaz -yani, gerçeğin genel yorumunda, etkili Tanrının kesin bir doğrulaması yoktur. Bunun bazı anlayışlara göre nasıl mümkün olduğunu daha önce açıkladık.

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © 2007

    Back to TOP