KİŞİSEL KİMLİK VE ÖLÜM SONRASI HAYAT - 2

Williams'in dediği gibi, bedenin yok sayılması kişi kimliği düşüncesinin tamamen yok sayar. Eğer bir kriter olarak bedenin devamlılığı yok sayılırsa, ayniyet ile tam benzerlik ve doğru hafıza iddialan ile sözde hafıza iddiaları arasında bir ayırım yapma imkanı kalmayabilir. Bununla beraber, "bu benim kendisi ile geçen sene İngiltere'ye gittiğim aynı kişi" demek, "Ahmet benim geçen sene kendisi ile İngiltere'ye gittiğim Mehmet ile benzer kişiliğe sahip" demek açıkça birbirinden farklı şeylerdir. Ayniyet ve benzerlik arasındaki bu ayırım, ancak kişi kimliğinden bedenli devamlılık ile yapılabilir. Nesneler hakkında tam benzerlik ve ayniyet arasında bir ayrım yapmak mümkün iken, karakter ve hafıza durumunda bunu yapmak pek kolay görünmemektedir. Çünkü Ahmet ve Mehmet aynı karaktere ve hafızaya sahip dediğimiz zaman, bu onların karakter ve hafızalarının tıpa tıp aynı oldukları anlamına gelmektedir.

Ayrıca, Ahmet'in Mehmet'in gördüğünü iddia ettiği E olayı ve yaptığını öne sürdüğü A eylemini aynı şekilde gördüğünü ve yaptığını hatırladığı iddiasının doğru olduğuna inanmak için hiç bir neden ve delil yoktur. Bu "ancak Ahmet'in eylemlerinin şahitlerine müracaat ile" bilinebilir. Bu şahitliğin geçerli olabilmesi için, bu şahitlerin Ahmet'in şimdi hatırladığını iddia ettiği eylemleri görmüş olmaları gerekir. Açıkça görülüyor ki, bunu tespit etmenin yolu da yaptığım ve gördüğünü iddia ettiği eylemler süresince Ahmet'in fizik devamlılığının bulunmasıdır. Bu nedenle, "beden devamlılığına dayanmak zorunludur."

Penelhum da benzer bir şekilde şöyle demektedir:

Biz bir kimsenin kendisine olduğunu hatırladığını düşündüğü durumlar ile onların gerçekte olmadığı durumları birbirinden ayırt edebilmemiz gerekir. Bunu biz şahsın hatırlamaları ile yapamayız. Yapan ya da tecrübe eden kişinin Smith olup olmadığını tespit etmenin bazı bağımsız yolları olmak zorundadır. Ve bu, öyle görünüyor kî, söz konusu durumda o şahsın fizik varlığı olmak zorundadır.

Diğer kişilere doğru bir şekilde davranmak için bir kişinin kimliğini tespit etmek önemlidir. Çünkü kişilere olan tavrımız bir çok durumda o kişinin babam, annem, eşim vb. olmasına bağlıdır. Örneğin, eğer ben önümde yatan kişinin şuurunu kaybetmiş hasta babam olduğunu düşünüyorsam, ona gereği gibi bakmaktan bir an olsun çekinmem. O benim babamdır, fakat aynı zamanda o "katı, uzanımlı," diğer insanlar gibi maddi bir varlıktır. Eğer babam bedene sahip olmasaydı, geriye her ne kalacaksa onun babam olduğunu nasıl anlayacaktım? Bu nedenle sanırım bedenli devamlılık, kişi kimliği için zorunlu bir şarttır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, Williams, bana göre, haklı görünmektedir: "bedenin yok sayılması kişi kimliği düşüncesinden bütün içeriği kaldırır." Sonuç olarak, bir tür bedenli devamlılığın kimlik için yeterli olmasa da zorunlu bir şart olduğuna inanıyorum; fakat beden kriterinin çok önemli olduğunu kabul etmesek de, psikolojik özellik ve hafıza gibi diğer seçenekleri düşünmek neredeyse imkansızdır.

Ayrıca, beden kriterinin ölüm sonrası hayat inancının makullüğüne karşı bir durum arzettiğini düşünmüyorum. Bu materyal aleme neden olan, onun bir benzerine de neden olabilir. Eğer bu mümkünse, nasıl ki bu maddi dünyanın varlığı ile Tann'nm varlığı arasında bir çelişki yoksa, diğer bir bedenli hayat ile Tanrı inancı arasında bir çelişki olmaması gerekir. Bir başka ifade ile, Tanrı inancı bu maddi dünyada ne kadar makul ve anlamlı ise, bir tür bedenli bir ölüm sonrası hayatta da benzer şekilde makul ve anlamlıdır.

Kişisel kimlik problemi tartışmamız bizi, ölüm sonrası hayatın mümkün olup olmadığı sorusuna getiriyor. Eğer mümkünse, kişiler bedenlerinin ölümünden sonra hangi şekillerde hayatlarına devam edebilirler? Ölüm sonrası hayatın imkanı için gerekli şartlar nelerdir? Sonuncu soruyu cevaplayarak bu bölüme başlamak istiyorum. Felsefeciler kişinin ölüm sonrası hayat hakkında konuşabilmek için iki temel şartın bulunması gerektiğinden bahsetmektedir. Bunlardan ilki, kişinin ölümünden sonra da bu dünyadaki kişisel kimlik özelliklerine sahip olmasının gerekliliğidir. Diğeri ise, kişinin kendisinin ölümden sonra bu dünyadaki şahısla aynı olduğu kanaatine sahip olması gerekir. Eğer kişi ölümden önceki şahsın öldükten sonraki devamı olduğunu düşünmüyorsa veya bu bilgiye sahip değilse, ölüm sonrası bir hayattan söz etmek zor görünmektedir. Kısaca tekrar edecek olursak, ölüm sonrasının imkanı kişisel kimliğin devamlılığı ve kişinin bu devamlılık hakkında bilgisinin olmasına bağlıdır.

Teist dinlerde (Yahudilik, Hıristiyanlık, ve İslam başta olmak üzere) iki farklı ölüm sonrası hayat inanışı görmekteyiz. Bunlardan birisi bedenli diriliş, diğeri ise ruhun ölümsüzlüğüdür. Birincisine göre, kişi öldükten sonra bir şekilde bir tür fizik yapı ile tekrar hayata dönecektir. Beden olmazsa ölüm sonrası hayat büyük oranda anlamını yitirir.

İkincisine göre, bedenin ölümü ile ruhun bedenden ayrıldığı ve varlığım bir başka boyutta devam ettirdiği inancı savunulur. Bu anlamda kişi ruh adı verilen fiziki olmayan saydam cevher olarak varlığını devam ettirir. Felsefecilerin bir kısmının kişisel kimlik problemi tartışmalarında kullandıkları şuur-hafıza terimi ile kastettikleri şeyin, teist dini düşüncelerde ruh olarak isimlendirilen cevher ile benzerlik gösteriyor.

Eğer kişisel kimlik için, bu dünyadaki beden kriter olarak alınırsa, ölüm sonrası hayatın devam etmesi mantıki bir imkansızlık olarak görülmektedir. Çünkü bir kişinin varlığına ve aynılığına esas kabul edilmiş olan bu bedenin ölüm ile devamlılığı sona ermektedir. Eğer bir devamlılık yok ise, o kişinin ölümden sonra hayatını devam ettirdiğini iddia etmek çelişkili bir düşünce olacaktır. Yok olan bir şeyin varlığından söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte beden kriterini savunan bazı teist teolog ve felsefeciler, beden kriterinin kabul edilmesi durumunda da ölümden sonra hayatın mümkün olduğu görüşünü dile getirmişlerdir.

Onlar her şeyi yapmaya gücü yeten Tanrı inanışını kendilerine postulat yaparak, kişilerin öldükten sonra Tanrı tarafından mucizevi olarak tekrar diriltileceklerini iddia ederler. Bu nedenle, beden kriterini savunan teist düşünürler, ölüm sonrası hayatın sadece ve sadece kişinin bedeninin tekrar diriltilmesi ile mümkün olabileceğini iddia ederler.

Bu konuya geçmişte olduğu gibi bugün de pek çok kişi tarafından itiraz edilmiştir. Bu itirazların en ciddilerinden birisi olarak, ölümün pek çok çeşidinin olmasından hareketle, insan bedenin yanıp kül olması veya vahşi yaratıkların kurbanı olması durumunda, Tann'nın bu bedeni nasıl dirilteceği sorusunu görüyoruz. Ateş, vahşi hayvanlar ya da ilkel insanlar tarafından yok edilmiş veya küle döndürülmüş ya da sıvıda çözünmüş bedenlerin tekrar diriltilmesi nasıl mümkün olabilecektir? Tanrı hem yok edilen kişinin hem de onunla beslenerek varlığını sürdüren varlığın bedenlerini tekrar diriltirken, hangi parçayı hangisine verecektir? Birisinin diriltilmesi diğerinin de dirilülmesine engel değil midir? Ölümden sonra diriltilecek bedenin, bu dünyadaki beden ile aynı olduğuna inanan klasik anlayışa göre, Tanrı bu dağılmış parçalan toplayıp düzenleyerek dağılan bir bedeni yeniden oluşturacaktır. Tanrı bu bilgiye ve güce sahiptir.

Ayrıca, bugün bilim adamları "vücudumuzdaki bütün hücrelerin her yedi ya da sekiz yılda bir tamamen yenilendiğini," yani eskilerin yerine yeni hücrelerin oluştuğunu tespit etmiş bulunmaktadır. Eğer beden kriterine dayanarak bedenli diriliş savunulacak olursa, dinlen beden hangi zaman dilimindeki hücrelerin oluşturduğu bedendir? Bedenli diriliş taraftan teist düşünürlerin çoğunluğu bugün, diriliş için aynı zerrelerin bulunması şartından vazgeçmiş görünüyorlar. Stephen T. Davis'e göre, Tann yeni madde kullanarak da dünyadaki şahsın bir benzerini ölümden sonra da yaratabilir.

Burada önemli olan bir sonuç da, Tann inancı olmayan ve beden kriterini savunan bir materyalist için ölüm sonrası hayatın imkansız olduğudur. Eğer Kartezyen felsefecilerin yaptığı gibi hafıza kriter olarak alınırsa ve hafıza ile bedenden bağımsız olarak var olabilen ruh gibi bir cevherin varlığı kabul edilirse, kişi devamlılığını bu hafıza yolu ile sağlayabilir. Böylece kişi öldükten sonra, daha doğrusu bedeninin ölümünden sonra, var olmaya devam edebilir. John Perry ruhun ölümsüzlüğü fikrini tutarsız bulur.

Ona göre, bunun nedenlerinden biri, materyal olmayan ruhlar kişi kimliğini tesis edemez çünkü var olup olmamalarını, var iseler bir insanda kaç tane olduklarını tespit etme imkanı bulunmamaktadır. Bir kişinin zaman içerisinde aynı ruha sahip olduğunu ortaya koymaya yarayacak her hangi bir kriter yoktur.

Ayrıca Perry ruhun ölümsüzlüğü fikrini savunanların dayandığı hafıza kriterinin kişisel kimliği tesis etmede yeterli olmadığını iddia etmektedir. Çünkü insan geçmişte olanların bir kısmını unutabilir ya da hafıza olayları yanlış hatırlayabilir. Bu durumda gerçek hatıraları görünüşteki hatıralardan ayırt etmek güçleşir. Buradan hareketle, bir kişinin öldükten sonra bir kişinin hatıralarına sahip olduğunu iddia etmesi onun gerçekten ölümünden sonra hayata devam eden o kişi olduğu sonucunu doğurmaz. Her şeyden önce şuur ya da ruhun ölümden sonra varlığını devam ettirdiklerine dair kesin bir bilgimiz yoktur. Fakat yukarıda beden kriterini savunan teist felsefecilerin iddiasının bir benzeri hafıza kriteri için de yapılabilir; o da Tanrı nasıl mucize bir şekilde ölümünden sonra bir bedeni tekrar yaratabiliyorsa, ruhu da yaratabilir ve ölümsüzlüğü temin eder.

Şunu da vurgulamak gerekir ki, ruhun ölümsüzlüğü fikrine sahip olanlar, çoğunlukla bir Tanrı inanışına sahip kişiler olup, dünya hayatının kutsal/ahlaki bir amaca yönelik olduğuna ve bu amacın nihai olarak ölümden sonra gerçekleşeceğine inanan kişiler arasından çıkmaktadır. Bedenli diriliş de ruhun ölümsüzlüğü düşüncesi de temelde Tanrı inancından beslenmekte ve insan hayatını anlamlı görme çabasının bir uzantısı olarak kendini göstermektedir. Her iki kişisel kimlik kriteri de problemli olduğuna, bunlardan hareketle kişi ölümsüzlüğü düşüncesinin açık ve net bir şekilde ortaya konması problemli olduğuna göre, ölüm sonrası hayat düşüncesi, eğer yapılması gerekiyorsa, ancak her şeye gücü yeten mutlak yaratıcı fikrine dayandırılarak savunulabilir.

KAYNAKÇA

Aydın, Mehmet, Din Felsefesi, Üçüncü Baskı, (Ankara: Selçuk Yayınlan, 1992).
Davis, Stephen T., "Survival of Death," Philip L. Quinn ve Charles Taliaferro (ed.), A
Companion to Philosophy of Religion (Oxford: Blackwell Publishers, 1999).
Flew, Antony (ed.), A Dictionary of Philosophy (London: Pan Books Ltd., 1984).
Koç, Turan, Ölümsüzlük Düşüncesi (İstanbul: tz Yayıncılık, 1991).
Locke, John, An Essay Concerning Human Understanding, Peter H. Nidditch (ed.),(London: Oxford University Press, 1975).
Mouton, D. L., "Physicalism and Immortality," Religious Studies, 8 (1972).
Penelhum, Terence, "Personal Identity," The Encyclopedia of Philosophy, c. 6, (NewYork: Macmillan, 1972).
Penelhum, Terence, Survival and Disembodied Existence (New York: Routledge & Kegan Paul, 1980).
Perry, John, A Dialogue on Personal Identity and Immortality (Indianapolis: Hackett
Publishing Company, 1987).
Peterson, Michael ve diğerleri, Reason and Religious Belief (Oxford: Oxford University Press, 1991).
Quinton, Anthony, "The Soul," The Journal of Philosophy, 54:15, (Temmuz 1962).
Shaffer, Jerome, "Mind-Body Problem," The Encyclopaedia of Philosophy, c. 5, (London: Collier Macmillan Publishers, 1972).
Shorter, J. M,, "Personal Identity, Personal Relationships, and Criteria," Proceedings of the Aristotelian Society (London: 1971).
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, Yeni Baskı, c. 2, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basım Evi, 1988).
Williams, Bernard, Problems of the Sei/(CUP, 1973).
1 | 2

facebook

twitter

İzleyiciler

  • Gizlilik Politikası ve Şartlar
  •   © Felsefeye giriş bu bir felsefe blogudur by düşündüren sözler 2007

    Back to TOP